27.06.1993 - Adap Kuralları, Mescit Adabı, Abdest, Namaz, Uyku Sonrası Şükür

27.06.1993 - Adap Kuralları, Mescit Adabı, Abdest, Namaz, Uyku Sonrası Şükür
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ kâme'r-raculü min meclisihî sümme racea ileyhi fe-hüve ehakku bihî.
"Bir adam bir toplantıda oturduğu yerden kalkar, bir yere giderse..."
Hani abdest alacak oluyor, lavaboya gitmesi gerekiyor, elini yıkaması gerekiyor... Kalktı salondan, gitti, geldi...
Sümme racea ileyhi. "Sonra yerine geri dönerse." Fe-hüve ehakku bihî. "O yere oturmaya o herkesten daha fazla layıktır."
Çünkü onun yeriydi. Gitti, işi vardı, geldi. İşini tamamladı, geldi demek oluyor.
Suud'da, Hicaz'a gittiğimiz zaman görüyoruz; takkesini çıkartıyor, oraya bırakıyor veya misvakını bırakıyor, gidiyor. Su içecek, zemzem içecek veya bir şey yapacak, gelecek... Herkes de biliyor ki; "Tamam, orası onun yeridir." Doğru. Efendimiz böyle buyurmuş. Adaletli, yani kendi yerini kaybetmiyor, yeri kalıyor.
İza kâme'r-raculü ile's-salâti fe-lâ yüğammis ayneyhi. "Adam, kişi namaza kalkarsa namazda gözlerini yummasın."
Efendimiz hadis-i şerifte böyle buyuruyor. Allah-u Ekber dedi, namaza durdu; gözleri yumulu olmasın. Gözleri kapalı olmasın. Efendimiz yasaklamış.
Ben hatırlıyorum: Bizim fakülteden profesör bazı kimseler vardı, namazda gözünü kapatırdı. Olmaz.
Neden olmaz?
Gözünü kapattın mı hayallere dalarsın. Gözünün önüne bazı hayaller gelir. Halbuki sen namazda Allah'ın huzurundasın. Mekândan münezzeh ve;
Leyse ke-mislihî şey'ün. "Hiç kendisi gibi bir şey olmayan, emsali olmayan, hiçbir şeyin kendisine benzemediği" Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzurundasın.
Eğer ille bir şey düşünmek istiyorsan, Kâbe-i Müşerrefe'yi karşında görüyor gibi düşünürsün. "Şimdi ben tam Kâbe'nin karşısındayım. Altın oluğu görüyorum. Allah-u Ekber..." Tamam, olur. Kâbe'yi karşında düşünebilirsin.
Ama göz kapamak olmaz. Allah'ın huzurunda olduğunu bileceksin, gözün açık olacak. Şuurlu olacaksın. Kendini salıvermeyeceksin. Ciddi olacaksın. Namazda göz kapatmak mekruhtur. Doğru değildir.
İzâ kâme leke raculün min meclisihî fe-lâ teclis fîhi ve lâ temsah yedeke bi-sevbi men lâ temlikü.
Bu da Ebî Bekre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Beyhakî ve Tahavî'de var.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Bir adam oturduğu yerden senin için kalkarsa..." Fe-lâ teclis fîhi. "Onu verdiği yere oturma."
Yani kabul etme.
"Efendim buyurun, siz oturun." derse, yerinden kalkar, yerini sana vermeye kalkarsa Efendimiz diyor ki:
"Kabul etme, onun yerine oturma."
Evet, o nezaket gösteriyor, ikram ediyor; ama sen de onu yerinden etme. Sen oraya oturacaksın, bu iyi bir şey değil. Kimse kimseyi kaldırmaya alışmasın. Boş bulduğu yere oturuversin.
Bir toplantı yerine gittiği zaman kişi ne yapacak?
Hemen serbest bulduğu, boş bulduğu yere oturacak. Öyle birisini kaldırıp onun yerine oturmak olmadığı gibi, o kendi isteği ile kalksa da "Teşekkür ederim, otur yerine." diyecek, kabul etmeyecek. Meclisin [düzeni] bozulmayacak. Edep böyle.
Bu da hatırımızda kalsın.
Hadis-i şerifte ikinci bir emir var:
Ve lâ temsah yedeke bi-sevbi men lâ temlikü. "Sahip olmadığın, malik olmadığın kişinin peşkirine, havlusuna elini silme."
Sevb, "elbise" mânasına da gelir, "havlu, peşkir" mânasına da gelir.
"Ona elini silme."
Bak ne kadar İslâm [temizliğe önem veriyor.] Tahmin ediyor muydunuz?
Ben bunları tahmin etmiyordum. Lisede okurken, ortaokulda okurken, İslâm'ın bu kadar eskimez yenilikte olduğunu, bu kadar ileri olduğunu, bu kadar beni hayrete düşürecek kadar, hayretimi mucip olacak kadar enteresan hükümlere sahip olduğunu okumadığım için bilmiyordum. Öğrendikçe hayret ediyorum.
Herkesin bir havlusu olması... Sizin evde var mı?
Daha bizim evde yok. Sizin evde de yoktur, biliyorum. Kimsenin evinde yok.
Ama bak, Peygamber Efendimiz ne diyor?
"Senin olmayan havluya elini silme." diyor.
Ama Hocamızın evinde vardı. Biliyorum, Hocamızın ayrı havlusu vardı, biz ona silmezdik.
Efendimiz' in bu tavsiyesi, herkesin havlusunun ayrı olması çok güzel.
Şimdi Avrupalı bunu uyguluyor. Hatta bazı evlere gidince görüyorum, havlular küçük küçük, üst üste dizilmiş oluyor; elini yıkadıktan sonra bir tanesini alıyor, yıkansın tarafına atıyor. Sonra bazı modern yerlerde, otellerde lavaboya gittiğim zaman görüyorum; yanında havlu var, dairevî bir şey, çekiyorsun, 'cırt cırt cırt' havlu bu tarafa doğru geliyor. Oraya elini [siliyorsun,] yeni gelen de çekiyor, yeni kısma [siliyor.] Böylece ne kadar uzunsa o, bir tarafa sarılıyor, bir taraftan çekiliyor; herkes temiz yere siliyor. Bittiği zaman demek ki o çıkartılıyor, kızgın buharda güzelce yıkanıyor, mikrop filan kalmıyor.
Çünkü adam gözünde hastalık vardır, abdest alır, havluya kurular; ne oldu şimdi?
Arpacık mikrobu, trahom mikrobu, çapak mikrobu vesaire havluya geçti.
Sen de gidiyorsun, sen de abdest alıyorsun; sen de ağzını, yüzünü, gözünü siliyorsun. Ne oldu şimdi?
Mikrobu buraya aşıladın. Yarın akşam gör bak; başladı gözün kızarmaya, ovuşturmaya, başladı ağrımaya, sızlamaya... "Hadi doktora gidelim. Gözüm kanlandı, çapaklandı, arpacık çıkıyor. Üff zonkluyor!" Mikrop geçiyor.
İşte güzel bir [tavsiye...] Efendimiz bunu ne kadar asır önce söylemiş... Havlu lavabonun başında duruyor; sen siliyorsun, ben siliyorum, o siliyor, ötekisi siliyor, berikisi siliyor... Bazıları hiç olmazsa misafir havlusu, erkeklerin havlusu, kadınların havlusu diye ayırmış.
Biraz daha dertleşelim: -Gizli, mahrem- Bazı evlere gidiyorsun, yüznumarada bir tane alt kurulayacak bez var. Ne olacak?
Gelen silecek, giden silecek, gelen silecek... Olmaz. Şuraya on tane küçük bezi [koymaktan] âciz misin? Eskimiş çarşafı kessen, kenarlarını kıvırsan, on tane temiz bez olsa, gelen ayrı beze kurulansa... "Temizlik taharet bezi" diyoruz ya... Daha iyi değil mi?
Bunlara alışmamız lazım.
Affedersiniz, ben bir eve gittim, ondan sonra başladı hastalık, kaşınma, yanma... Tabii doktor, ilaç, vesaire... Geçer. Yani bir şeyi birkaç kişi kullanırsa geçer.
O halde dinimizin inceliklerini öğrenelim, uygulayalım, tertemiz olsun.
Evlerimize, birbirilerimizin yüznumaralarına gidiyoruz. Yüznumara çok önemli bir ölçü. İçeri girilmez, dışarı çıkılmaz, kapısı kapanmaz, duvarları kirli, paslı... Olmaz!
Nasıl olacak?
Pırıl pırıl olacak. Tertemiz olacak. Herkesin havlusu ayrı ayrı olacak. Ne yapalım, üç günde bir yıkayıverin. Makineye atın, yıkayıverin. Veya ben birçok şeyi elimle yıkıyorum, muslukta yıkayıveriyorum, asıyorum, oluyor. Yani kullandıktan sonra yıkansın, asılsın, kurur. Temizliğe alışacağız. Efendimiz' in emrettiği şeyleri yapmaya alışacağız, muhterem kardeşlerim!
Dişimiz temiz olacak, yüznumaramız temiz olacak, girişimiz temiz olacak, çıkışımız temiz olacak. Güzel yazı yazıyorlar; "Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak!" diyorlar. Ben şahsen çok dikkat ederim. Bir yeri kullandım mı... Rezervuarı çekiyorsun, 'tankırt tunkurt' bir ses çıkıyor; su yok.
Niye yapılmış bu?
"Valla bilmem, işte yapılmış."
Çalışmıyor. Birçok yerde bakıyorum, var ama [çalışmıyor.] Arkasında depo var. Düğmesine basıyorsun, şaldır su boşalacak, götürecek; yok. Basıyorsun, 'tankırt tunkurt' boş bir ses. Pislik orada duruyor. Olmaz.
Dikkat etmemiz lazım. Yüznumara medeniyetimizin, İslâmî temizliğimizin ölçüsüdür. Pırıl pırıl, tertemiz olacak. Çünkü mikrobun en çok bulaştığı yer. Çok temiz olması lazım.
Sonra, yüznumara taşlarımız yanlış. Alaturka yüznumara taşları doğru değil. Oturduğun zaman küçük abdest her tarafa sıçrıyor. Şaldur şuldur, çapur çupur, çapur çupur, her tarafa idrar darmadağın duman oldu, dağıldı. Öyle olmayacak. Hiçbir yere çarpmadan gidecek, sana sıçramayacak. Öyle bir sistem olacak.
Biz Sivas'ın Zara'sına gitmiştik. Ulu Camisi’ne gittik. Abdest alma yerleri, baktım çok hoşuma gitti. Ecdat öyle güzel yapmış ki; deliği, yarığı, her şeyi güzel, hiçbir pislik kalmıyor. Hiçbir pislik yok, tertemiz. Ecdat güzel yapmış.
Şimdi Avrupa'dan taş gelmiş, millet çömeliyor, oturuyor; ayakları, elbisesi vesairesi... Onunla namaz kılınmaz ki! Üstüne o kadar idrar sıçramış olan elbise ile namaz kılınmaz. O bacaklarla namaz kılınmaz. Belden aşağısını yıkamak lazım, bebeği yıkar gibi...
Bunları size niye anlatıyorum?
Özel hayatımızda dertleşme... Yüznumaralarınıza dikkat edin, abdest almak, abdest bozmak mühim bir şeydir. Namaz onunla kabul olur. Abdestsiz insanın, elbisesi temiz olmayan insanın namazı kabul olmaz. Bunları çok güzel yapmalıyız. Dişlerimiz pırıl pırıl tertemiz olmalı. Üstümüz başımız, her şeyimiz İslâm'ın temizliğini aksettirmeli.
Böylece, bunu da söyledikten sonra bundan sonraki hadis-i şerife geçiyorum:
İzâ kâme ehadüküm ile's-salâti fe-inne'r-rahmete tüvâcihuhû fe-lâ yemsehi'l-hasâe.
Ahmed b. Hanbel, Ebu Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, Neseî, yani meşhur hadis kitaplarında var. Ebu Zerr-i Gıfârî hazretlerinden. İbn Hüzeyme vesairelerde de mevcut bir hadis.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki...
Ne güzel çeşitli hadisler geliyor, neler öğreniyoruz... Benim çok hoşuma gidiyor. Bilmiyorum, sizin hoşunuza gidiyor mu?
İzâ kâme ehadüküm ile's-salâti. "Sizden biriniz namaza kalktığı zaman..."
Bunlar neden hoşuma gidiyor?
İnsan ömür boyu Müslüman olarak yaşıyor da abdestin nasıl alınacağını, nasıl bozulacağını bilmemiş oluyor. Böyle gelmiş, böyle gidiyor. Birtakım alışkanlık var, öyle gidiyor. Köylerde filan veya evlerde... Onları da söyleme imkânını buluyoruz, konular değişiyor, o bakımdan iyi oluyor.
İzâ kâme ehadüküm ile's-salâti. "Sizden biriniz namaza kalktığı zaman..." Fe-inne'r-rahmete tüvâcihuhû. "Allah'ın rahmeti ona yönelir."
Manevi projektörler döndü; Allah'ın rahmeti namaz kılan insana yönelir, gelecek, geliyor, aydınlatmaya, ışımaya, yağmaya başladı.
"İnsan namaza kalktı mı rahmet-i ilâhî ona teveccüh eder."
Tamam, ne güzel, pekâlâ...
Fe-lâ yemsehi'l-hasâe. "O halde çakıllarla oynamasın."
"Yüzüne, gözüne kum bulaştı diye onlarla meşgul olmasın."
İnsan namaza duruyor... Gözünüze getirin. Bir cami... Tabii eskiden halı, kilim yoktu. Kumların üstünde, Allah-u Ekber, namazı kılıyorlardı. Secde ettiği zaman alnına, ellerine kumlar yapışabilir. Veyahut ellerine yapışmaz da adam oturdu, eli oraya gider, buraya gider, çakıllarla filan oynuyor demek ki...
Hasa, "çakıl" demek, yani "ufacık taşlar" demek.
"Onları meshedip onlarla oynamasın."
"Rahmet-i ilâhiyye sana teveccüh etmiş; sen başka şeyle oyalanma, meşgul olma." demek.
Ya "Öyle taşlarla uğraşma, çakıllarla uğraşma." mânasına geliyor, ya da "Üstüne, alnına, eline yapışmış [taşları] izale edeceğim diye uğraşma. Dur bakalım, huzur-u ilâhîdesin. Artık rahmet sana teveccüh etmiş. Bırak, duran dursun. Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah dedikten sonra temizlersin. Namaza Allah'ın huzurunda olduğunu, rahmetin sana teveccüh ettiğini bilerek, edebini takınarak, fuzulî işlerle meşgul olmayarak dur." demek. Bu hadis-i şeriften anladığımız mâna bu.
İzâ kâme ehadüküm fî salâtihî fe'l-yüskin etrâfehû ve lâ yetemeyyel kemâ tetemeyyelü'l-yehûdü fe-inne sükûne'l-etrâfi fi's-sâlati min tamâmi's-salâti.
Ebu Bekir radıyallahu anh'ten.
"Sizden biriniz namaza kalktığı zaman her tarafı, her yanı sakin olsun."
"Sağınıza, solunuza, etrafınıza sallanmayın, kıpırdamayın. Çünkü namazın içinde insanın her tarafının sakin olması namazın kemâlindendir, tamamındandır."
Namaz böyle olmazsa tamam olmaz. Ancak sükûnetli olursa, kıpırdanmadan olursa tamam olur.
Suud'da ben bizim hacı efendilerin namaz kılışına bakıyorum... Allah-u Ekber, namaza duruyor. Bizim asker millet, alışmış; kıpırdama yok, heykel gibi... Tunçtan bir heykel gibi duruyor. Semia'llâhu li-men hamideh, rabbenâ ve leke'l-hamd... Disiplin hoşuma gidiyor. Sallanmama ve kendine hâkim olma...
Ötekiler?
Bizim öteki kardeşlerimiz; Suudlu, Afrikalı vesaire... Gözlüğünü çıkartıyor, buradan gözlük sileceğini arıyor, "hoh" diyor, siliyor, "hoh" diyor, siliyor, katlıyor, takıyor... Bir taraftan namaz kılıyor... Hayrola?
Olmaz. Bu hadis-i şeriften ona da bir işaret çıkıyor.
"Her tarafınız sakin olsun." diyor Efendimiz. Neden?
Ciddiyet var. Allah'ın huzurundasın. Başka şeyle meşgul olmak olmaz. Çakıllarla meşgul olmak veya tozlarla meşgul olmak olmadığı gibi, başka şeyle meşgul olmak olmaz.
Bu Suudlular'a galiba alimleri "Amel-i kesir namazı bozmaz." diye öğretmişler herhalde. Bizim Hanefî mezhebinde, insan çok başka iş yaptı mı namazdan çıkmış olur, namazı bozulur. Öyle gözlüğünü çıkart, 'hoh'la, sil... Kur'ân-ı Kerîm'i alıyor, sayfasını açıyor, imamın okuduğu yeri buluyor, ondan sonra o bitince katlıyor, oraya koyuyor. Semia'llâhu li-men hamideh, rabbenâ ve leke'l-hamd; tekrar alıyor, tekrar koyuyor. Amel-i kesir namazı bozar, iptal eder. Herhalde onlarda alimleri "Amel-i kesir bozmaz." diye bir laf söylemiş, namazda her şeyle meşgul oluyorlar. Allah-u Ekber, namaza duruyoruz. Bana bakıyor, öne çekiyor, arkaya çekiyor, yakamı tutuyor. Kendisi alışmış... Namazın içinde çocuğunun arkasından itiyor, "Biraz öne gel. Biraz sağa gel." Yani karışıyor. Namaz bozulur.
Bu hadis-i şeriften bizim mezhebimizin içtihadının güzel olduğu anlaşılıyor. Sağın solun kıpırdamayacak, adam gibi duracaksın. Yahudiler gibi de titreşimli ibadet etmeyeceksin.
Neden?
Çünkü her tarafının sükûnette olması namazın tamamındandır. Namaz aksi takdirde tamam olmaz.
Tamam olmayınca nasıl olur?
"Eksik olur, nakıs olur." demek.
İzâ kâme'l-abdu yüsallî akbela'llâhu azze ve celle aleyhi bi-vechihî fe-lem yasrif anhu hattâ yensarife'l-abdu ev yuhdise hadese sûin.
Hadis-i şerif Huzeyfe radıyallahu anh'ten.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki;
"Kul namaz kılmaya kalktı mı..."
Akbela'llâhu azze ve celle aleyhi bi-vechihî. "Allah-u Teâlâ hazretleri vech-i pâki ile o kula teveccüh eder."
Aman yâ Rabbi! Mânası ne muhteşem bir şey!
Kul namaza durduğu zaman Allah ona yöneliyor, vech-i pâki ile o kuluna dönüyor, teveccüh ediyor.
Fe-lem yasrif anhu. "Ve Allah celle celâlühû nazarını, teveccühünü kesmez, o kuldan döndürmez, yüzünü çevirmez." Hattâ yensarife'l-abdu. "Kul kendisi gitmedikçe."
"Namazdan çıkıp gitmedikçe Allah ondan teveccühünü, yönelişini, dönüşünü çevirmez."
Ev yuhdise hadese sûin. "Yahut kötü bir iş yapmadıkça döndürmez."
Kötü iş, kötü düşünce olabilir, namazda olmadık bir iş olabilir veyahut abdestini kaçıracak bir şey olabilir. Böyle bir şey olmadıkça Mevlâ teveccühünü değiştirmez, teveccühü o namaz kıldığı müddetçe devam eder.
Bu çok önemli bir şey! Allah-u Teâlâ hazretlerinin vech-i pâki karşında, O sana bakıyor, sen O'nun huzurundasın, O sana yönelmiş; [namazın] ne güzel bir yakınlık, kurbiyet, ne kadar muhteşem bir ibadet olduğu anlaşılıyor.
İzâ kâme ehadüküm min menâmihî fe'l-yekul: el-Hamdü lillâhi'llezî redde fînâ ervâhanâ ba'de iz künnâ emvâten.
Ebu Cuhayfa radıyallahu anh'ten sonuncu hadis-i şerifi okuduk.
Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifinde dua öğretiyor.
"Sizden biriniz uykusundan kalkınca şöyle dua etsin:"
El-Hamdü lillâhi'llezî redde fînâ ervâhanâ ba'de iz künnâ emvâtâ. "Ölü gibi olduktan sonra tekrar ruhumuzu bize geriye iade eden, veren Allah'a hamd olsun!"
Ölüm, insanın ruhunun bedenden çıkıp gitmesi. Geri gelmezse insan ölüyor. "Şişt" diyorsun, "kalk" diyorsun; cevap yok, kıpırtı yok; "Ruhu gitmiş, ölmüş." diyoruz. Uyku ölüme benzeyen bir şey. İnsanın ruhu uykuda gidiyor ama yine geri geliyor. Onun için, uykudan uyandığı zaman diyecek ki;
El-Hamdü lillâh. "O Allah'a hamd olsun ki..." Ellezî redde fînâ ervâhanâ. "Uyanırken içimize ruhları tekrar geriye iade eden Allah'a hamd olsun."
"Ölüler gibiyken tekrar aklımız başımıza geldi, ruhumuz geriye geldi, uykudan uyandık, her şey pırıl pırıl. Hamd olsun!"
Demek ki uykudan kalkmakta böyle bir hamd duası olacak. Yazmak isteyenler için bir kere daha okuyalım, bitirelim:
El-Hamdü lillâhi'llezî redde fînâ ervâhanâ ba'de iz künnâ emvâtâ.
Allah-u Teâlâ hazretleri her işimizi, uykumuzu uyanıklığımızı, gecemizi gündüzümüzü rızasına uygun yapmayı cümlemize nasip eylesin. İslâm'ın şu güzel ahkâmını öğrenip has, hakiki, tam Müslüman olarak yaşamayı nasip eylesin. Hem dünyada hem âhirette sevdiği kul olmayı, cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı ihsan eylesin.
17.12.1995 -
Allahın Mağfiret Etmesi,
17.09.1995 -
Adaletli Olmak, Şeytana
