18.08.1996 - Namaz, Lakap Takmamak

18.08.1996 - Namaz, Lakap Takmamak
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'l-abde izâ kâme fi's-salâti fütühat lehû ebvâbu'l-cinâni ve küşifet lehü'l-hücübu beynehû ve beyne rabbihî ve-s-takbele'l-hûre'l-iyne mâ lem yemtehıt ev yetenahha'.
Ebu Ümame hazretlerinden bir hadis-i şerif.
İnne'l-abde. "Allah'ın bir kulu, kul." İzâ kâme fi's-salâh. "Namaza kalktığı zaman." Allah-u Ekber dedi, namaza durdu. "Allah'ın bir kulu namaza kalktığı zaman, fütühat lehu ebvâbu'l-cinâni. "Cennetlerin kapıları ona açılır." Kaç tane cennet var? Sekiz cennet var. Sekiz cennetin kapıları bu namaz kılan kula açılır. Ne güzel şey. Ne güzel müjde. Sonra ve küşifet lehü'l-hücübu beynehû ve beyne rabbihî. "Rabbi ile kendisi arasındaki perdeler kaldırılır."
Kul ile rabbi arasında yetmiş bin nurdan, yetmiş bin zulmetten perde varmış, kul ondan rabbini göremiyor. 70 bin nurdan, 70 bin zulmetten perde. Yetmiş [kere] yetmiş, 140 bin. Kat kat, aralıklı aralıklı perde var da gözler, gönüller perdeli olduğundan rabbini müşahede edemiyor. Yoksa Allah-u Teâlâ hazretlerinin sıfatlarını bir düşünüverin:
Ve hüve karîb. "Yakın." Ve hüve mübîn. "Aşikâr." Allah Allah Allah Allah, Allah aşikâr.
Ve hüve zâhir. Zahir de "aşikâr" demek. Sübhanallah!... Yakın, aşikâr, görünen. Niye görmüyor?
140 bin tane perde var da ondan görmüyor.
Nedir bu perdeler?
Çeşit çeşit fikirler, günahlar, kusurlar, gafletler, duygular; gaflet perdesi, şehvet perdesi, bilmem ne perdesi, bilmem ne perdesi. Artık biz 70 bini sayamayız. Çatlasak sayamayız. Yedi tane ancak sayarız biter.
Demek ki çok çeşitli, çok çeşitli mâniler var. Kulun yakın olan, aşikâr olan rabbini görmesine mâni birçok mâniler var da görünmesi gerektiği halde insanlar o kusurlarından dolayı göremiyor.
Ama, kul namaza durdu mu cennetin kapıları açılır, Allah'la kul arasındaki perdeler de kaldırılır. Allah-u Ekber! Namaz ne güzel şeymiş.
Kulla rabbi arasındaki perdeler kaldırılır. Ve-stakbele'l-hûre'l-iyne. "Huriler onu istikbal ederler."
Huri kızları hazır, "Hoş geldin efendim huzûr-u Rabbi'l-izzet'e." Efendimiz. Bilmem ne diye dizi dizi, sıra sıra o iri gözlü, akı ak karası kara, kirpikleri uzun, yüzü aydan aydın, sözleri şekerden tatlı huri kızları istikbal ediyor, karşılıyor.
Allah-u Ekber! Namaz neymiş?
Aydan aydındır yüzleri
Şekerden tatlı sözleri.
Huri kızları.
Nasılmış huri kızları hocam?
Eğer huri kızlarından bir tanesi serçe parmağını şu dünya ehline gösterse, bütün her taraf ışıl ışıl aydınlanırmış, öyle nurlu. 70 kat giyiminin altından iliği görünürmüş. Artık güzelliklerini tarife imkân yok.
Bir tanesini evliyâullahtan, mübareklerden bir tanesi rüyasında görmüş.
"Biz sana hasretiz bekliyoruz, niye gelmiyorsun?" demiş, ondan sonra artık gözü dünyada bir şeyi görmez olmuş. Dünyadan bir tat almaz olmuş. İnsan görse, dünya gözüne karanlık gelir artık.
Öyle güzel huri kızları da karşılıyorlar. Namazda cennetin kapıları açılıyor. 70 bin nurdan 70 bin zulmetten perdeler kalkıyor. Burada rakamlar yok ama onu başka hadislerden biliyoruz.
Ama ne şartla?
Mâ lem yemtehıt ev yetenahha'. "Sümkürmediği, tükürmediği müddetçe."
Hay Allah hocam! Öyle adamlar da mı varmış?" Varmış ya!
Elhamdülillah biz yapmıyoruz. Elhamdülillah. Bizi o kusurdan uzak yetiştiren Allah'a hamd olsun.
Demek ki namazda sümküren, tüküren de varmış. Ne?
Bedevi adam, çölden gelmiş. Cami de böyle halılı kilimli değil. Cami de üstü gölgelik, altı kum. Adam toprağı görünce oraya, tüh bilmem ne filan. Yapmaması lazım ama görgüsü az.
Ne yapmış bedevinin bir tanesi?
Daha fenasını yapmış.
Bilmiyor musunuz? Duymuşsunuzdur.
Mescidin köşesine gitmiş, çökmüş, küçük abdestini yapmaya kalkmış. Sahabe-i kiram çok sinirlenmişler. "Mescide, ibadethaneye böyle yapılır mı?" diye dövmek üzere yanına varmışlar.
Peygamber Efendimiz ne buyurmuş?
"Yok dövmeyin, anlatın. Cahil bilmiyor. Orasını da temizleyin, su döküverin." vesaire diye tavsiye etmiş.
Peygamber Efendimiz' in merhametine, müsamahasına ve terbiyedeki sabrına bakın. Bir taraftan da o devrin insanının huşunetine, bedeviliğine, medeniyetsizliğine bakın, yani öyleymiş.
Namazda tükürmedikçe, sümkürmedikçe, edebini muhafaza ettikçe namaz çok güzel bir ibadet olarak şahane bir şey. Cennetin kapıları açılıyor. Perdeler kaldırılıyor, rabbini aşikâre görecek hale geliyor. Huri kızları dizilmişler, hoş geldin diye istikbal ediyorlar ama sümkürmedikçe, tükürmedikçe. Tabii başka şartları da var.
Namazda aklını gönlünü sağa sola, başka işe fikre kaydırmayacak. Namazda kalbini Allah'a yöneltecek.
İnnî veccehtü vechiye. "Yönümü, döndürdüm."
Li-l-lezî fatara's-semâvâti ve'l-arda. "Yeri göğü yaratana döndürdüm." diyecek, yaratanı karşısında olduğunu bilecek, aklına başka şeyler getirmeden kendisini namaza verecek. Tatlı, edepli, dikkatli, derli toplu namaz kılacak.
Eğer bir kul, aklına başka şeyler getirirse namazda ne olur?
Peygamber Efendimiz bunun misali şuna benzer diyor:
Bir kul sultanın divanına girmiş, kapıdan girmiş salona padişahın sarayına, salonuna, padişah tahtında oturuyor. Padişah da kapıdan girene, böyle bakıyor, o padişaha doğru geliyor. Bakarken, padişah onu karşılama durumundayken, adam sağda soldaki eşyayı görüyor; antika, altın, gümüş, ziynetli bilmem, ona bakıyor, bu kumaşı ne kumaşı ya, Allah Allah, ipek mi ne... Allah Allah, bu altın mı acaba, bunun onun taşı zümrüt mü bilmem ne mi?.. O zaman padişah o gelenin cahil olduğunu, edepten yoksun olduğunu, protokolü, merasimi bilmediğini anlar. Ondan yüz çevirir. Nöbetçiler de "Hadi bakalım sen bu işin adabını bilmeyen bir cahil adamsın" diye, onu alırlar, yallah dışarıya. Peygamber Efendimiz, Davud aleyhisselâm'dan naklen, buna benzer diye bir hadis-i şerifte anlatıyor.
Demek ki namaza girdin mi padişahın dergahına girmiş gibi dikkat edeceksin. Kimi ziyaret ettiğini, kimin huzuruna çıktığını, âlemlerin Rabbine ibadet ettiğini düşüneceksin. Aklına başka şey getirmeyeceksin. Sağa sola sapmayacaksın, meyletmeyeceksin. Namazı öyle kılacaksın.
Hz. Ali Efendimiz, namazdayken ayağına batmış olan zırhı çıkarmışlar da duymamış. Nereye gittiyse aklı fikri, duyguları... Şiş, zonk zonk zonk zonklayan yarasına namazın dışındayken değdiremiyorlarmış ellerini, "Uf! Aman çok acıyor!" filan diye. Batmış olan zırh parçasını namazda çıkartmışlar da duymamış.
Ne namaz kılıyor, nasıl kendinden geçiyor, nerelere gidiyor mübarekler...
Es-Salâtu mi'râcü'l-mü'mini. "Namaz mü'minin mirâcıdır." Kim beş vakit namazı usulüyle güzelce kılarsa miraç yapmış gibi olur. Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna girmiş olur. İşte namazı öyle kılmak lazım.
Bu hadis-i şerifi unutmayın. Çok güzel bilgiler var. Huri kızlarını unutmayın. Karşılamaya, böyle el pençe divan durduklarını, cennetin kapılarının açıldığını unutmayın. Perdelerin kaldırıldığını unutmayın aziz ve sevgili kardeşlerim!
18.08.1996 -
Vitir Namazı, Kurban
17.07.1996 -
Şeytan
