03.05.1981 - Peygamber Efendimiz ve Ashabının Üstünlüğü

03.05.1981 - Peygamber Efendimiz ve Ashabının Üstünlüğü
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Seeltenî an şey'in mâ seelenî anhü ehadün min ümmetî, müddete ümmetî mine'r-rahâi mietü senetin. Kîle: Fe-hel li-zâlike min âyeh? Kâle: Neam el-hasefü ve'r-ricfü ve irsâlü'ş-şeyâtîni'l-muhabbileti ale'n-nâs.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâle.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' e ashâbından radıyallahu anh bir zât-ı muhterem gelmiş, bir hususu sormuş.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Seeltenî an şey'in mâ seelenî anhü ehadün. "Bana öyle bir şey sordun ki daha önce başka bir kimse hiç sormadı. Bana kimsenin sormadığı bir meseleyi sordun." Müddete ümmetî mine'r-rahâi mietü senetin. "Benim ümmetimin rahatlık zamanı; elemsiz, kedersiz, hayırlı, hoş hal olduğu zaman yüz senedir."
Bu söz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' den rivayet edilmiş olan bir başka hadis-i şerifteki şu ifade ile açıklık kazanıyor.
O zaman Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Hayrü'l-kurûni karnî. "Zamanların, çağların en hayırlısı benim zamanımdır. Sümme'llezîne yelûnehüm. "Benim zamanımda yaşayan insanlardan sonra, hemen onların arkasından gelenlerin zamanıdır." Sümme'llezîne yelûnehüm. "Sonra onların arkasından gelenlerin zamanıdır."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in zamanına "Asr-ı Saadet" denir; "saadet zamanı, saadet asrı."
Neden?
Seyyidü'l-evvelîn ve'l-âhirîn olan, gelmişlerin geleceklerin, geçmişlerin geleceklerin efendisi olan, insanların en üstünü olan, mahlukatın Allah indinde en makbulü, en sevgilisi olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in hayatta olduğu ve insanları irşat ettiği, lütf-u keremiyle, sohbetiyle feyizyâb ettiği zaman. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in sağ olduğu zaman.
Öyle bir şey ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' i bir kere gören derdi ki;
Lem erâ kablehû ve lâ ba'dehû mislehû. "Onun gibisini onu görmeden önce de onu gördükten sonra da bir daha göremedim. Ona benzer bir kimseye rastlayamadım. Dünyada eşi yok, emsali yok."
İnsan Resûlullah'ı ilk kez görünce ne olurdu?
Heybetine tutulurdu. Bazıları Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' i görünce titremeye başlardı. Ama kendisi o kadar mütevaziydi ki bazen ashabına hizmet ederdi. Ashabının topluluğunda ashabına hizmet ederdi. O kadar mütevazı bir kimse.
O heyecana kapılan, titreyen, heybetinin tesiri altında ezilen kimseye;
"Korkma, ben hükümdar, melik değilim. Telaş edilecek, korkulacak bir şey yok!" derdi.
İlk gören kimsede uyandırdığı tesir, heybet hissi.
Ama insan birazcık onunla beraber bulundu mu ve men hâletehû, "Onunla bir müddet sohbet edebilmiş, o şerefe ermiş bir kimse; ehabbehû, "Muhakkak onu severdi."
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz insanların en güzeliydi. Kaşıyla kirpiğiyle, pembe beyaz teniyle, yüzünün insicamıyla, azasının tenasübüyle, hakikaten her şeyiyle fevkalâde güzeldi.
Mısır'ın kadınları Yusuf aleyhisselam'ı görünce ne yaptılar?
Yanlışlıkla ellerini kestiler. Elmanın kabuğunu soyacak yerde ellerini kestiler.
Aziz'in karısını dedikodu edip çekiştiriyorlardı.
İmraetü'l-azîzi türâvidu fetâhâ an nefsihî. "Aziz'in karısı kölesini kendisine cezbediyor." diye, dedikodu yapılınca, şehrin bütün kadınlarını çağırdı. Ondan sonra hepsine elma ikram etti, birer bıçak verdi.
Ne yapacaklar? Bıçakla elmanın kabuğunu soyacaklar, yiyecekler.
Ve kâlet'ihruc aleyhin. "Yusuf aleyhisselam'a da dedi ki; "Şunların yanına çıkıver bakalım."
Yusuf aleyhisselam kapıdan onların o bulunduğu salonun içine giriverince, sanki içeriye güneş girdi, ay doğdu! Kadınlar şöyle bir baktılar, elma yerine hepsi yanlışlıkla ellerini kestiler.
Ve kulne hâşâ lillâhi mâ hâzâ beşeren. "Hâşâ, sümme hâşâ! Bu insan değil!"
İn hâzâ illâ melekun kerîm. "Bu ancak asil bir melek!" dediler.
Yusuf aleyhisselam'ı insanlıktan üstün gördüler.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz daha güzeldi.
Onun için en güzel asır, onun asrı. Onun sağ olduğu asır. Hiçbir veli kul onun ashabından bir kimse seviyesine çıkamıyor.
Kitapların hepsinin ittifak ettiği husus; ne kadar yüksek veli olursa olsun, Resûlullah'ın bir nazarıyla ulaşmış olduğu o dereceye, ötekilerden bir tanesinin çıkması mümkün değil.
"Benim ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine uysan hak yolu bulursun."
Allah indinde tepsi de makbul.
"Ben Ebu Hüreyre'ye uydum."
Pekâlâ, mübarek olsun.
"Ben Ebu Mûse'l-Eş'ârî'ye uydum, radıyallahu anh." Pekâlâ.
"Ben İbni Abbâs'a uydum."
Kime uyarsan uy, ashâb-ı Resûlullah'tan hangisine uyarsan Allah indinde makbul, garantisi var.
En hayırlı asır, Asr-ı Saadet. Ondan sonra onun ashabı o kadar şerefli kimseler idi ki rıdvanullahi aleyhim ecmaîn, onları görmek bir şeref oldu; onlara tabiîn denildi. Bir zaman geldi, öyle kimseler aranır oldu.
"Sen Resûlullah'ın ashabını görebildin mi?"
"Elhamdülillah, ben ashabından bazı kimselerle görüşmek şerefine erdim." diye insanlar onun ashabını görmekle övünür oldular. Bu, tabiin devri.
Ondan sonra;
"Ben öyle bir kimseyim ki Resûlullah'ın ashabını görmüş kimseyi görmüşüm." diye insanlar övünür oldu; bu, tebe-i tabiin devri.
Peygamber Efendimiz' in zaman-ı saadeti, ondan sonraki nesil, ondan sonraki nesil. Üç nesil en hayırlısı.
Bu hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "Yüz sene rahat olacak." buyuruyor. Ondan sonra?
Sonra ve irsâlü'ş-şeyâtîni'l-muhabbeleh; "Sapık, bozuk şeytanların Ümmet-i Muhammed'e gönderilmesi, onlara musallat kılınması."
Peygamber aleyhissalâtu ve'sselâm Efendimiz bu olayları niye sıralamış? Soran kimse kendisine diyor ki:
"Bunun bir alameti var mı?"
Bu yüz sene geçtikten sonra başa gelecek şeylerin bir alameti var mı?
Onun üzerine işte "bu yere batma, zelzeleler, şeytanların insanla musallat kılınması, gönderilmesi hadisesi" diyor. Tarih bunu böyle ispat etmiş.
Bize düşen nedir; bu hadis-i şeriften bize çıkacak ders nedir?
Peygamber Efendimiz' in zamanının en hayırlı asır olduğu, o zamanın insanlarına tâbî olmanın en büyük şeref olduğu.
Onun için biz ehl-i sünnet ve'l-cemaat mensupları Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in sünnet-i seniyyesi yolundan gitmeyi kendimize şiar edinmişiz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in sünneti yolunda gitmek en hayırlı, en şerefli, en doğru yolda gitmektir.
Onun için dersimizin başındaki Arapça sözlerin mânası da bu. Biz o dersleri hocalarımızdan naklen aldık, size naklen söylüyoruz.
İ'lemû yâ eyyühe'l-ihvân. "Ey kardeşler biliniz ki." Enne efdale'l-kitâbi kitâbu'llâh. "Kitapların en şereflisi, Allah-u Teâlâ hazretlerinin kitabı olan Kur'ân-ı Kerîm'dir." Ve efdalü'l-hedyi. "Yolların en güzeli de." Hedyü seyyidinâ Muhammed sallallahu aleyhi ve selem. "Peygamberimiz Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in yoludur." diyoruz.
"Ashâb-ı kiramın yoludur." diyoruz.
Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ. "Dinde aslı esası olmayan, sonradan çıkarılmış şeyler işlerin en kötüleridir."
Ve mâ âtâkümü'r-resûlü fe-huzûhü ve mâ nehâküm anhü fe'ntehû.
Bu ayet-i kerimenin emrinin gereğince Peygamber Efendimiz neyi emretmişse yaparız, neden bizi men eylemiş ise de ondan kendimizi çekeriz.
Ashabını severiz. Ashabı arasındaki içtihat farklarından dolayı bir tarafı tutup öbür tarafa sövüp saymak akıllıca bir iş değildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' i darıltır insan, Allah korusun!
O iki kimse birbirleriyle münakaşa etmiştir ama birisi bir sebepten o işi hayırlı görmüştür onun için. Ötekisi de öteki sebepten, başka bir şeye dayanarak öteki şeyi hayırlı görmüştür. Aralarındaki fikir ihtilafı, içtihat farkından dolayıdır. İkisinin de niyeti iyidir, hâlistir. İçtihat farkından dolayı aralarında ihtilaf olmuştur. İçtihat farkından dolayı olunca müctehid -isabet ederse iki misli ecir alır, hata ederse bir misli ecir alır- ecirsiz kalmaz.
Çünkü iyi niyetle, Allah'ın rızasını bulmak için bir şey yapıyor. Onlar birbirleriyle münazara halinde oldukları halde bile ecir alırlar da sen onlardan birisinin tarafını tutup da ötekisine yan baktığın zaman felakete uğrarsın.
Onun için ashâb-ı kiramın zamanında yaşamamışsın, o fitnelere karışmamışsın, aralarındaki savaşlara girmemişsin. Allah seni zaman bakımından bin üç yüz-bin dört yüz sene sonra yaşatmış. O ihtilaflardan uzak bir zamanda doğmuşsun. Ne mutlu sana ki o ihtilafların içinde bir taraf olarak girip de tehlikeye düşmemişsin. Allah senin elini bulaştırmaktan seni korumuş. Şimdi ne diye dilini bulaştırırsın?
Filanca adam kötüdür, aleyhine söyle; falanca adam kötüdür, aleyhine söyle. O senin aleyhinde konuştuğun kimse Resûlullah'ın sahabesi, ashabından bir kimse! Onun için biz karışmayız. Aralarındaki meseleler içtihat farklarıdır. Hepsine hürmet ederiz, hepsini sayarız. Bize düşen bu.
Tarih de bu hadis-i şerifin doğruluğunu göstermiştir. Hakikaten Ümmet-i Muhammed bir müddet rahat, huzur görmüştür. Ondan sonra tarih kitaplarının yazdığı gibi nice felaketler geçirmiştir. Bu felaketleri de böyle dile dolayıp uzun boylu yazıyorlar. Yazmaya lüzum yok. Hatta kimisi Peygamber Efendimiz' in ashabından askerlik arkadaşıymış gibi bahsediyor:
"Ebu Ubeyde şöyle yaptı, bilmem kim böyle yaptı..." diye.
Askerde beraber miydin, senden yaşça küçük müydü? Radıyallahu anh diyeceksin.
Radıyallahu anhüm ve radû anh.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin methettiği kimseler. Radıyallahu anh diyeceksin; hürmetini, sevgini, saygını göstereceksin
İkinci hadis-i şerif:
Seeleti'l-yehûdü an Mûsâ fe-ekserû fîhi ve zâdû ve nakasû hattâ keferû. Ve seeleti'n-nasârâ an Îsâ fe-ekserû fîhi ve zâdû ve nakasû hattâ keferû ve innehû seyefşû annî ehâdîsü femâ etâküm min hadîsî fe'kraû kitâba'llâhi va'tebirûhü femâ vâfeka kitâba'llâhi fe-ene kultühû ve mâ lem yuvâfik kitâba'llâhi felem ekulhü.
İbn Ömer radıyallahu anhumâ'dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bakın ne buyuruyor:
Ve innehû seyefşû annî ehâdîsü. "Benden birçok hadîs-i şerîfler yayılacak." Diyecekler ki:
"Resûlullah şöyle söyledi, şöyle söyledi."
Halkın arasında bazı bozguncu kimseler söz yayacaklar. Bunların bir kısmı hakikaten Resûlullah Efendimiz 'in söylediği sözlerdir, bir kısmı da bozguncuların uydurmalarıdır. Kalpleri bozuk kimselerin uydurma sözleri olabilir.
Terazi nedir, ölçü nedir? Bu durumda ne yapacağız?
Peygamber Efendimiz bize ölçü veriyor:
Fe-mâ etâküm min hadîsî. "Benim sözlerimden diye, size bir şey geldi mi." Fakraû kitâballâh. "Allah-u Teâlâ hazretlerinin Kur'ân-ı Kerîm'ini okuyun." Va'tebirûhü. "Onun üzerinde ibretli ibretli düşünün, mânasını derin derin düşünün." Femâ vâfeka kitâba'llâhi fe-ene kultuhû. "Eğer o size nakledilen söz, Allah-u Teâlâ hazretlerinin Kur'ân-ı Kerîm'ine uygun ise demek ki onu ben söylemişim. Demek ki o benim hadis-i şerifimmiş." Vemâ lem yuvâfik kitâba'llâhi fe-lem ekûlhü. "Eğer Allah-u Teâlâ hazretlerinin kitabına, Kur'ân-ı Kerîm'e muhalif ise, muvafakat etmiyor ise, uygun düşmüyor ise." Fe-lâ tekbalûhü. "Onu kabul etmeyin. Onu ben söylemedim."
O halde Kur'ân-ı Kerîm nedir?
Kur'ân-ı Kerîm bizim terazimizdir, ölçümüzdür, her şeyimizdir. Kur'ân-ı Kerîm'in bir tek harfi, bir tek kelimesi tebdil ve tağyir olmamıştır.
İnnâ nahnü nezzelne'z-zikre ve innâ lehû le-hâfizûn va'd-i ilâhîsiyle mahfuz tutulmuştur.
Tebdilden, tağyirden mahfuz olarak, değiştirilmeden, dünyanın her yerindeki Müslümanların elindeki Kur'ân-ı Kerîm aynıdır. Bize kadar gelmiştir. "Hadis" denilen sözleri Kur'ân-ı Kerîm ile ölçeceğiz; uygun olanları Resûlullah'ın söylediği hadis-i şerifler olarak kabul edeceğiz. Uygun olmayanlar demek ki başkaları tarafından söylenmiş.
Burada buna dair bir rivayet de var. Hâris b. A'ver isimli zât, rahmetullahi aleyh, bir kere mescide uğramış. Bakmış ki insanlar orada oturmuşlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in hadisleri üzerinde ileri-geri konuşuyorlar. Doğru-yanlış, bilir-bilmez tarzda konuşuyorlar. Ciddi konuşmuyorlar.
Bunun üzerine gitmiş, Hz. Ali Efendimiz' in huzuruna girmiş ve bu durumu anlatmış:
"Mescitte birtakım insanlar gördüm, cahil cahil Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in hadisleri üzerinde ileri-geri, yalan-yanlış konuşuyorlar." deyince Hz. Ali Efendimiz diyor ki:
"Hakikaten böyle mi yapıyorlar?"
"Evet, böyle yapıyorlar." Onun üzerine diyor ki:
"Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' den işittim ki;
Elâ innehâ setekûnü fitnetün. 'İleride fitneler olacak. Fitne çıkacak, Müslümanlar arasında karışıklıklar olacak.' Fe-kultü fe-men muhricun (veyahut mahracu) minhâ yâ Resûlallâh? 'Bundan kurtuluş nasıldır, bundan nasıl kurtuluruz?' diye Resûlullah'a sordum. Dedi ki; Kitâba'llâhi. Ey temessuk ve'l-i'tisâm bi-kitâbihî teâlâ. Sebebün kaviyyün ve halâsun dâimün ve necâtün azîmün. 'Allah-u Teâlâ hazretlerinin kitabına sımsıkı sarılmak, daimî bir kurtuluş ipine tutunmaktır, halastır, necattır.'"
O halde Kur'ân-ı Kerîm'in kadr-u kıymetini bilelim. Kur'ân-ı Kerîm'e sımsıkı temessük edelim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in sünnet-i seniyyesini de bu titizlik ile ashâb-ı kiram, tabiin, ulema-i din-i mübîn gayet güzel Kur'ân-ı Kerîm'e tatbik ederek, ölçüp biçip bize kadar –elhamdülillah- hıfzedip getirmişlerdir. Sahih hadis kitapları meydana getirmişlerdir.
Her hadis-i şerif öyle titiz olarak bize kadar gelmiştir ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz böyle buyurdu ya, "Ona ait olmayan söz söylenmemiş olsun." diye her sözün kimden işitildiğini kaydetmişlerdir. Böylece o şahısların hepsini incelemişlerdir.
"Şu adam iyidir. Şu adam elli yaşına kadar iyidir, elli yaşından sonra hafızasında bir bozukluk olmuştur. Şu adamın hafızası sağlamdır. Şu adam meçhul bir kimsedir. Şu hadis-i şerifin içinde bir adı bilinmeyen kimse var, rivayetinde bir eksiklik var." diye her hadisi, hadis alimleri -Allah cümlesinden razı olsun- gayet güzel incelemişlerdir. Koca koca ciltler yazmışlardır. Elhamdülillah bize sadece o ciltleri okuyup ona göre hareket etmek kalıyor.
Bu devirde bir de bazıları var. Şimdi bunu duydular ya, "Resûlullah Efendimiz böyle buyurmuş." diye sen bir hadis-i şerif söylüyorsun; "Ya mevzuysa ya uydurma hadis-i şerifse?" diye bu sefer hiçbir hadis-i şerifi kabul etmez bir eda takınıyorlar. Bu da çok tehlikeli bir şey.
Allah-u Teâlâ hazretleri ifrattan, tefritten, yanılmadan, şaşırmadan insanları hıfz eylesin. İnsan edebi kaybederse Allah da ondan tevfîkini çeker Edepsize tevfîkini refik etmez. O zaman o, ona buna çatarak, onu bunu kırarak burnunun doğrultusuna gider gider; sonunda perişan olur. Halbuki edeple giden kullara Allah-u Teâlâ hazretleri hak yolu o kadar güzel gösteriyor ki…
Ümmî bir alim var, şeyh kendisi; talebesi okumuş, bilgili kimse. Diyor ki:
"Üstadım, şöyle bir söz naklediliyor. Bu hadis-i şerif midir?" Dinliyor;
"Hayır, bu hadis-i şerif değil. Bu kibar-ı kelamdır." diyor.
"Hakikaten kitapları karıştırıyorum, araştırıyorum, dediği gibi çıkıyor. Ondan sonra bir başka söz naklediyorum kendisine; bu hadis-i şerif midir?"
"Evet, bu hadis-i şeriftir." diye cevap veriyor.
"Hakikaten kitapları karıştırıyorum. Gerçekten hadis-i şerif olarak, sahih hadis diye kitaplar yazıyor."
"Peki, nasıl anlıyorsun üstadım?" diye soruyormuş. Cevap şöyle:
"Sen Resûlullah sallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in hadis-i şerifini okurken ağzından öyle bir nur çıkıyor ki ben o nurdan onun hadis-i şerif olduğunu gayet kolay anlıyorum. Ötekini okuduğun zaman o nur çıkmıyor."
Edebe riayet eden kula Allah öyle de gösteriyor, böyle de gösteriyor. Edepsiz oldu mu her şeyden mahrum olur.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
05.04.1981 -
Namaz Kılmadan Önce
03.05.1981 -
İlmiyle Amel Eden
