İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

04.04.1982 - Sabır, Takva Ehli Olmak, Nafile İbadetler

04.04.1982 - Sabır, Takva Ehli Olmak, Nafile İbadetler
Hadisler Deryası

04.04.1982 - Sabır, Takva Ehli Olmak, Nafile İbadetler

17.05.2026
22 dk 35 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İze'b-teleytü abdiye'l-mü'mine fe lem yeşkunî ilâ uvvâdihî atlaktuhû min usârâ sümme ebdeltühû lahmen hayran min lahmihî ve demen hayran min demihî sümme yeste'nifü'l-amel.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilen bu hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yine Allah-u Teâlâ hazretlerinden naklen hadis-i kutsî olarak şöyle buyuruyor:

Kâlallâhu teâlâ ize'b-teleytü abdiye'l-mü'mine. "Allah-u Teâlâ hazretleri buyurdu ki; ben bir kulumu müptela ettiğim zaman…"

Müptela etmek, "vücuduna bir hastalık verip de o hastalığa uğratmak" demek.

Midesinde ağrısı var, kalbinde, ayağında, sırtında, başında, elinde ağrısı var…

Fe lem yeşkunî ilâ uvvâdihî. "Kendisini ziyarete gelenlere beni şikâyet etmezse…"

Hastalandı, yatağa düştü. Geçmiş olsun, filan diye yakınları geliyorlar:

"İşte o zaman beni, kendisini gelenlere şikâyet etmezse…"

Hasta, gelenlere Allah'ı şikâyet mi eder? "Allah başıma bu şeyi verdi, böyle şey mi olur!.." filan mı der?..

Hayır, ekseriyetle böyle denmez. Hasta demez.

Peki, ne der?

"İşte çok başım ağrıyor da tahammül edemiyorum da…" der, hastalığını tasvir eder. Hastalığının sıkıntılarını, gelene laf olsun diye anlatır. İşte o uykusuzluklar, o ağrılar, onlardan şikâyetler neticede onları vereni şikâyet gibi oluyor. Yoksa aklı başında hiçbir kimse kalkıp da Allah-u Teâlâ hazretlerini kullarına şikâyet etmez, "Bu hastalığı Allah bana verdi, bu da olur mu?!.." demez. Denilmiş, görülmüş, duyulmuş bir şey değildir! Bunu söyleyen ancak deli olur!

Demek ki fazla şikâyet etmeyecek, biraz ketum olacak: "Eh iyi olur inşaallah, ne yapalım hastalıktır, Allah sabır versin…" filan diyecek ya da dilini tutacak.

Öyle yaparsa ne olur?

Şikâyet etmezse sabırla, sağlam durursa, ayağını sağlam basarsa şikâyet yoluna gitmezse;

Atlaktuhû min usârâ. "Ben onu o hastalığından kurtarırım."

Tabii her şey imtihan, dünya hayatında ne bâkî kalıyor?

Her şey gelip geçiyor!

İran şiirinde güzel bir kıssa vardır: Kışın çok şiddetli ayaz olmuş da fakirin birisi titriyor. Ne yapsın; titreye titreye gezmiş dolaşmış, bakmış orada hamam var. Hamamın ateş yakılan kısmına, odunların atılıp yakıldığı ocak kısmına külhan derler ya; gitmiş, küllerin arasına uzanmış yatmış. Orası sıcak, duman var, ateş var, o şiddetli soğuk yok. Dışarının soğuğundan paçayı kurtarmış, orada geceyi geçirmiş. Sabah olmuş, dışarı çıkmış bir de bakmış ki karşıda güzel bir saray var. Sarayın da balkonunda Salur kürklere sarılmış birisi sefalı sefalı duruyor, etrafa bakıyor.

O zaman demiş ki;

Şeb-i tennûr güzeşt-ü şeb-i sammûr güzeşt.

"Samurlu gece de geçti tandırlı gece de geçti, küllerin arasında da geçti kürklerin arasında da geçti; sabah oldu, bitti!"

Bu dünya hayatı işte öyle olacak; zengin de fakir de aynı toprağa girecek, herkes bir miktar yaşayacak, geçecek. Geçici bir hayat, imtihan!

Hastalık da geçer ama şikâyet etmeden geçerse ne oluyor?

Ben onu o hastalıktan kurtarırım.

Sümme ebdeltühû lahmen hayran min lahmihî. "Ona, evvelki etinden daha güzel bir et veririm."

Hastalıktan etleri süzüldü ya, bir deri bir kemik kaldı ya; "Eski etinden daha güzel bir et veririm." diyor.

Ve demen hayran min demihî. "Eski kanından daha hayırlı bir kan veririm." Sümme yeste'nifü'l-amel. "Sonra da amel defterini yeniden başlatırım, işe yeniden başlar."

Amel defterine yeniden başlamak iyi mi kötü mü?

İyi! Allah-u Teâlâ hazretleri günahların hepsini siliyor, tertemiz, defterin temiz olacak. "Bari buraya güzel şeyleri yazdır, kötü şeyleri yazdırma! Al, pırıl pırıl, tertemiz bir defter…" diye amele yeniden başlattırıyor. Bu da gösteriyor ki Allah bir kula hastalık verir de o kul da sabırla sabrettiği zaman Allah-u Teâlâ hazretleri onun günahlarını siliyor!

Demek ki günahları silmenin yollarından birisi de kulu hasta edip o hastalığa sabrından sonra günahlarını affetmesi. Hastalığı kendisi veriyor, ondan sonra da iyi olunca hepsini affediyor, günahları af oluyor.

Allah-u Teâlâ hazretleri kullarının hep iyiliğini istiyor da kullarını çeşitli bahanelerle affediyor. Biz o kadar âciz, cahil insanlarız ki bahanelerden bile istifade edemiyoruz. Bir bahaneye birazcık adım atsak birazcık yönelsek bahane edilecek, affolunacağız. O kadar zalimiz ki bahaneye bile yanaşmıyoruz. Ağır iş yapmak şöyle dursun bahaneyi bile yapmıyoruz da ondan sonra cehennemi boyluyoruz!

Hz. Âişe validemizden nakledilmiş, pek çok hadis kitapları da kaynak olarak gösterilmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

Kâlellahu azze ve celle men eza li veliyyen istahalle muharebeti. "Aziz ve celil olan Allah-u Teâlâ hazretleri buyurur ki "Kim ki evliyamdan, evliyâullahtan benim bir veli kulumu kim ezalandırırsa benimle harp etmeyi meşrulaştırmış olur."

"Gidiyor, benim veli kuluma sataşıyor ya; bana harp ilan ediyor!"

Neden?

"Biliyor ki o benim velimdir, dostumdur ona sataşmak bana sataşmaktır." Şimdi bu veli kimdir?

Ayet-i kerimede buyuruluyor ki;

Elâ inne evliyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hüm yahzenûn ellezîne âmenû ve kânû yettekûn.

"Allah'ın veli kulları, Allah'a iman edip de takva üzeri yürüyen kullardır!"

Takva ehli:

"İmanı bildik, inandık. Yâ Rabbi! Varsın birsin, meleklerin var, kitaplarına iman ettik, kitaplar göndermişsin. Peygamberlerine iman ettik, bize hak yolu öğretsinler diye peygamberler göndermişsin. Ahiret gününe iman ettik, bu dünya hayatı her işin başı, sonu değil! Bu dünya hayatından sonra öbür hayat var, o ebedî hayatta başında biz muhakeme olacağız. İyiler mükâfat, kötüler ceza görecek, ahirete de iman ettik. Hayır ve şerrin de senden olduğuna iman ederiz, ikrar ederiz!" diye iman sahibi olduk.

Elhamdülillah, Allah'ın veliliğinin bir adımı tamam! İkinci adımı;

Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn.

"Takva ehli olmak!"

Takva kelimesi üzerinde çok durun! Takva nedir, siz bu işin peşine düşün! Her gördüğünüz alime sorun, her hocaya sorun. Bir de o anlatsın. On kişiye sorarsanız sonunda bu işi yavaş yavaş bilmeye başlarsınız.

Takva; insanın günahlardan kaçınması, sakınmasıdır. Allah-u Teâlâ hazretlerinin azabına, cezasına ikabına, hoşnutsuzluğuna maruz kalmamak için sakına çekine yürümesidir. Takva bu! Korkmak ama günahlardan korkmak!

Nasıl korkmak?

"Allah'ın cezasına uğrarım, hoşnutluğunu elden kaçırırım, hoşlanmadığı sevmediği gazap ettiği bir kul olurum; aman böyle olmayayım…" diye uğraşmak, takva budur. Eğer hareketlerini böyle tanzim edebiliyorsan tamam, müjdeler olsun ki sen Allah'ın veli kullarından bir kulsun!

Neden?

İman ettin, bir de Allah'ın hoşnutluğunu kaybetmemek için titiz titiz, sakına sakına yürüyorsun! Bastığın yere dikkat ediyorsun, bastığın adıma dikkat ediyorsun! Kim Allah için alırsa Allah için verirse, Allah için severse Allah için kızarsa; her yaptığı işi Allah için yaparsa imanını tamamlamış olur. Yaptığımız şeyi Allah için yapacağız.

"Ben filanca adamı çok severim."

“Neden seviyorsun?” Sevdiğini Allah için sevecek.

"Falancaya kızıyorum."

"Neden?"

"Bana hiçbir zararı yok hatta iyiliği de var ama sevemiyorum, onun için kızıyorum. Düzelse, iman etse, Allah'a kul olsa, boyun eğse ayağının tozu olurum, türabı olurum, elini bırakıp ayağını öperim…"

Bak güzel! Allah için seviyor Allah için kızıyorsun, ne güzel!

Allah ahirette kişiyi sevdiğine erdirecek. Kimi seversen onunla beraber olacaksın. Cehennemlik bir kimseyi seversen korkarım onun yanına gidersin, cennetlik kimseleri sevmeye çalış ki onların yanına gidesin!

Allah için alıp Allah için vermek:

Hz. Ömer'e -radıyallahu anh- "Takva nedir?" diye sormuşlar. O da takvayı; dikenli bir tarlada ayaklarına, eteklerini diken yırtmasın diye dikkatli yürümeye benzetmiş. Takva öyledir.

Bu dünya dikenli bir tarladır. Bu dünya da insan çıplak ayaklı bir yolcu gibidir. Eğer bu dünyada bastığın yerlere dikkat etmezsen çoban çökerten dikenlerin üstüne bir basar. Feryâd-u figan eder. O dikenler ayağının topuğunun içine kadar part diye girer. Veyahut koca koca devedikenleri vardır, eteklerine bir takıldı mı sağını solunu cart curt yırtar.

Dünyayı dikenli, bakımsız tarlaya benzeteceksiniz: Siz de bu tarlada yürümek zorundasınız, üstelik ayakkabınız da yok!

İşte böyle hareket ederseniz takva ehlisiniz. Dikenden ayağınız kanamasın, eteğiniz yırtılmasın diye bu dünyada yürüyebiliyorsanız işte o zaman takva ehlisiniz. İşte böyle kimse takva ehli bir kul. Böyle bir kimse Allah-u Teâlâ hazretlerinin velisi oluyor.

İnsan böyle bir kimseyi incitirse böyle hareket eden, Allah yolunda yürümeye çalışan kimseyi incitirse ona eza verirse; başka rivayetlerde 'âdâ diye geçiyor, "Onunla düşmanlık yaparsa, adavet düşmanlık yaparsa…" veyahut ehâveh, "Hor, aşağı görürse; 'O da kimmiş, o da adam mı?' falan diye tepeden bakar, onu hor görür, onu aşağı görürse…" Başka bir rivayette de ahdada, "kızdırırsa…" [ne olur?]

Öyle bir şey yaptın kızdırdı!..

Bunların hepsine dikkat etmek lazım, düşmanlık etmek, hor hakir, aşağı görmek, kızmasına sebep olmak veyahut ezalandırmak… Bunlar başka rivayetlerde geçmiş. Kim Allah'ın bir velisini ezalandırırsa ne olur?

O zaman Allah-u Teâlâ hazretlerine harp açmayı meşrulaştırmış olur, harp ilan etmiş olur. Korkunç bir söz, onun için insanın Allah dostlarını incitmemeye dikkat etmesi lazım. Etrafındaki insanlara baksın ve Allah'ın dostlarını incitmemeye çalışsın.

Sonra -Allah dostlarının nasıl olduğunu belirtmek için olsa gerek- Peygamber Efendimiz hadis-i şerifi şöyle devam eylemiş:

Ve mâ tekarrebe ileyye abdî bi-mislî edai'l-ferâiz. "Kulum bana farz olan ibadetleri eda etmek gibi bir işle yaklaşamadı, bundan daha güzel bir usulle yaklaşamadı."

Bir kul Allah'ın farz kıldığı namazları, zekâtları, oruçları yaparsa Allah'a yaklaşır, demek. Bunlar kadar yaklaştırıcı kolay çare bulunmaz. Oh! Elhamdülillah, bunları yapıyoruz; namaz kılıyoruz Ramazan geldi mi oruç tutuyoruz, zekâtımızı veriyoruz, hac vazifemizi de yapıyoruz çok şükür; güzel, iyi, bu istitaatimizin altında!

Ve mâ yezâlü'l-abdü yetakarrabu ileyye bi'n-nevâfili. "Kulum bana ilave ibadetlerle, nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder durur."

Allah-u Teâlâ hazretlerine farzlara devam ederek yakın olur ama yakınlaşma da nafile ibadetlerle devam eder durur. Kul farz ibadetleri yapınca yakınlık oluyor; nafile ibadetlerle bu yakınlık daha da yaklaşıyor, daha da fazlalaşıyor ve devam ediyor.

Nafileler nedir?

Nafilelerin bir kısmı, namazların nafileleridir; işrâk namazı, duhâ namazı, kuşluk namazı, evvabîn namazı, gece namazı gibi namazlardır. Nafile oruçlarıdır; pazartesi-perşembe oruçlarıdır, eyyâm-i biyz orucu, Muharrem orucu, Zilhicce oruçları gibi… Zikirlerdir, tespihlerdir, tesbihâttır, lâ ilâhe illallah ve Allah zikirleridir veyahut daha fazla çeşitler vardır.

Bunları yapa yapa kul bana yaklaşır, buyuruyor.

Hattâ uhibbehû. "Nihayet ben onu sevinceye kadar bu yaklaşma devam eder. O nafile ibadetleri yapa yapa nihayet ben o kulumu severim."

Allah-u Teâlâ hazretleri; "Nihayet severim." diyor. Demek ki sevgi birden, kolay kolay olmuyor çünkü berbat insanlarız! Katranlara batmış çıkmış insanlarız, temizleneceğiz, paklanacağız, elimizi yüzümüzü yıkayacağız, kirli elbiselerimizi çıkartacağız, temizleri giyeceğiz. Gönlümüz pak olacak vs. ondan sonra nihayet sevecek! Onun için farzları eda edelim, nafilelere riayet edelim, Allah'a ibadete şevk ile devam edelim. Nihayet bir noktada Allah seviyor.

Sevince ne olur?

Fe izâ ahbebtuhû küntü aynehulletî yebsiru bihâ. "Kulumu sevdiğim zaman kulumun görmüş olduğu, görmek de olduğu göz ben olurum." Ve uzine hulletî yesmeu bihâ. "İşittiği kulağı ben olurum." Ve yedehülletî yebtışü bihâ. "Tuttuğu eli ben olurum." Ve riclehülletî yemşi bihâ. "Yürüdüğü ayağı ben olurum." Ve fuâdehülletî ya'kılu bihî. "İdrak ettiği şuur ettiği gönlü ben olurum." Ve lisânüllezî yetekellemü bihî. "Konuştuğu dili, lisanı ben olurum." İn deânî ecebtehû. "Bana dua ederse duasına icabet ederim, istediğini yaparım." Ve in seelenî ataytühû. "Benden bir şey isterse veririm." Ve mâ tereddettü an şey'in ene fâiluhû. "Yaptığım işlerde hiç tereddüt etmem" Tereddüdî an vefâtıhi. "Bu sevgili kulumun ölümü kadar hiçbir şey de tereddüt etmem!"

Allah-u Teâlâ her şeyleri yapıyor tereddüt etmiyor da o kulunun canını almaya çok tereddüt ediyor.

Neden?

Fe zâke li ennehû yekrahu'l-mevte. "Şu sebeptendir ki o kulum ölümden korkar."

Ölüm kolay bir şey değil, acı ve soğuk bir şey. Hadis-i şerif;

Ve ene ekrau mesâetehû. "Ben de o kuluma hoş gelmeyen şeyi, hoşlanmadığı şeyi yapmaktan çekinirim. Onun için o kulumun canını almak bana çok zor gelir!" diye bitiyor.

Düşünün ki bir kul yerine Allah görürse onun görmediği şey kalır mı?

"Ya hu geçen gün filanca hoca efendinin yanına gittim, şöyle yaptığım işi ima edici konuşmalar yaptı!.."

Neden?

Allah gören gözü olunca elbette o senin gizli yaptığın şeyi bilir de sana karşılık verir, söyler.

Sonra Allah onun kulağı olursa onun duymadığı şey mi kalır? Ondan sonra Allah bir insanın tuttuğu eli olursa o insanın gücünün yetmediği, elinin uzanmadığı iş mi kalır? Yürüdüğü ayağı olursa mesafe mi kalır?..

"Hocam, filanca adam vakit namazlarını Mekke-i Mükerreme'de kılıp geliyormuş. Olur mu olmaz mı?"

Ben hiçbir şey bilmiyorum, işte hadis-i şerif: Allah-u Teâlâ hazretleri yürüyen ayağı olursa Mekke neymiş, bir gecede yedi kat semayı geçirir, kulunu huzur-u alisine alır!

"Hocam, o zaman kerametleri, keramet denilen şeyleri anladım! Hepsini Allah yapıyor. Çünkü gören gözü oluyor, işiten kulağı oluyor, tutan eli, söyleyen dili oluyor…"

"Hocam çok tatlı söylüyor. Öyle güzel söylüyor ki lafları gönlümün ta derinine iniyor."

Neden? Allah, konuşan dili oluyor da ondan!

Bu hadis-i şerifte öyle görülüyor.

İn deânî ecebtehû. "Dua ederse icabet ederim."

Başka bir hadis-i kutsi bana tesir eder, beni çok duygulandırır, sırtımı ürpertir:

"Sevdiğim kulum bir şeye yemin ederse o yeminceğizi doğru çıksın diye o işi öyle yaparım!"

Farz edelim; "Vallahi yarın kar yağacak!"

"Ya nisan da kar yağmaz, bu memleket de görülmüş bir şey değil!.."

Farz edelim Allah'ın veli kulu böyle deyiverdi. O veli kulumun dediği yanlış çıkmasın, diye o gün kar yağdırır. Hadis-i şerif öyle geçiyor: "İsterse istediğini veririm!"

"Yâ Rabbi! Şöyle yap, böyle yap…"

Neden veli kullara "Himmet buyur…" filan diyorlar?

O kardeşi için dua edecek; "Yâ Rabbi! Filancanın hastası varmış, falancanın müşkülü varmış…" falan. Allah indinde hatırı var, naz etti niyaz etti, olur.

Allah-u Teâlâ hazretleri gözümüzden gaflet perdesini kaldırsın. Bu hayat bizim tanıdığımız hayattan çok daha derindir. Bu hayat, "İşte gördük canım…" dediğimiz hayat değildir, çok daha derin incelikleri vardır. Perdenin çok arkası var, çok ötesi var, işin çok daha derin noktaları var!

"Bu derinliklerin anlaşılması neyle olur?"

Allah ile dost olursan, Allah yolunda yürürsen hepsini anlarsın. Allah-u Teâlâ hazretleri gözümüzden perdeyi kaldırsın.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA