05.07.1981 - Hadis Rivayet Etmek, Mümin Olarak Sabahlayıp Akşama Kâfir Olacaklar

05.07.1981 - Hadis Rivayet Etmek, Mümin Olarak Sabahlayıp Akşama Kâfir Olacaklar
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Se-tekûnü fitnetün. "Bir fitne olacak." Kîle yâ resûlallah fe-mâ te'murunâ. "'Peki o fitne çıkarsa biz ne yapalım ya Resûlallah?' diye sordular." Kâle aleyküm bi'ş-şami. "'Size Şam'ı tavsiye ederim.' dedi."
"'Bir karışıklık, ihtilaf çıktığı zaman, diyar-ı Şam'a gitmenizi tavsiye ederim." dedi.
Müslümanların gözünde Şam'ın çok izzet-ü ikramı vardır. "Şam" deyince, biz bir şehir anlarız. "Dımeşk, Damaskus" denilen şehri anlarız ama Arapların Şam dedikleri, Arap yarımadasının Şimal' indeki, Kuzey'indeki münbit topraklardır. Suriye ve Irak'a ait o yeşil ovalar, topraklar; onlar hep "Şam" diye adlandırılır. Şam'ın merkezlerinden birisi Dımeşk'tır.
Bizim bugün "Şam" dediğimiz Suriye'nin başşehridir. "Şam" diyoruz. Suriye'nin başşehri Dımeşk'tır veyahut Damaskus'tur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Şam'ı tavsiye etmiş. Kıyamet hep bu çevrede kopacakmış.
O kıyamet dehşetlerinde Şam mıntıkası Müslümanların barınağı ve sığınağı olacak. Deccal' in fitnesinde Müslümanların sığınağı Kudüs olacakmış. İleride bir hadis-i şerifte kaydediyor. Yecüc ve Mecüc fitnesinde de Tur dağı olacakmış. "Müslümanlar Tur dağına kadar çekilecek." diye, Yecüc ve Mecüc bütün yeryüzünü istila edecek.
"Evine gelse, seni öldürmeye kalksa, sen onu öldürme." diye tavsiye ediyor. Bu kâfirler için böyle değil. Burada açıklıyor, diyor ki;
Se-tekûnü aleyye ruvâtün. "İleride benden hadis rivayet eden insanlar çıkacak."
Peygamber Efendimiz' in sözlerine "hadis-i şerif" diyoruz. Bunlar Peygamber Efendimiz' den duyan şahıslar tarafından daha sonraki şahıslara nakledilmiş. Onun zamanında yaşayanlar, kendi gördükleri şahıslara nakletmişler. Onlar daha sonraya… Hepsinin böyle isimleri vardır. Bir hadisi ilk önce kim duymuş, o kime nakletmiş, o kime nakletmiş; ona "rivayet zinciri" derler.
"Ben Ali'den işittim. Ali, Veli'den işitmiş. Veli, Hasan'dan işitmiş. Hasan, Ahmet'ten duymuş. Ahmet, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini nakletti." diye her hadisin başında vardır. Bizim bu son devirde yazılan hadis kitaplarında, kaynağı gösterilmek suretiyle o uzun isimler atlanmıştır. Sadece ilk dinleyen şahıs ismi konulmuştur, ötekiler atlanmıştır ama asıl hadis kitaplarında hepsi vardır. Ulemamız çok sağlam tutmuştur.
"Benden bazı kimseler hadis rivayet edecek." buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Onlar benden hadis rivayet ettikleri zaman siz ne yapacaksınız?
Fe-a'ridûhu ale'l-Kur'ân. "Nakledilen sözü, Kur'ân-ı Kerîm'in ölçüsüne, terazisine koyun; o teraziyle bir tartın bakalım. Kur'ân-ı Kerîm'in ölçülerine, verdiği emirlere, yasaklara, uygun istikamette ise o zaman kabul edin. Aksi istikamette ise onu bırakın."
Demek ki esas ölçümüz nedir? Kur'ân-ı Kerîm.
İnnâ nahnü nezzelne'z-zikre ve innâ lehû le-hâfizûn.
Emr-i İlâhiyesi, vaad-i İlâhiyesi mucibince, Kur'ân-ı Kerîm bir harfi değişmeden bize kadar elhamdülillah sapasağlam gelmiştir.
Neden? Allah-u Teâlâ hazretleri böyle buyuruyor.
İnnâ. "Muhakkak ki biz."
Nezzelne'z-zikre ve innâ lehû le-hâfizûn. "Kur'ân-ı Kerîm'i biz indirdik. Biz onu muhakkak muhafaza edeceğiz, koruyacağız!"
Hatta Resûlullah'a hitaben Hâkka suresinin sonunda buyruluyor ki;
Ve lev tekavvele aleynâ ba'da'l-ekavîl. Le-ehaznâ minhü bi'l-yemîn. Sümme le-kata'nâ minhü'l-vetîn. "Eğer bu peygamber, Resûllullah bize, bizim vahyettiğimiz bir sözü isnat ederek, söyleyivermiş olsa eğer Allah'ın kendisine vahyettiğinden gayrı kendisi katacak olsa…"
Hâşâ sümme hâşâ! Öyle bir şey bahis konusu değil ama "Allah böyle buyurdu." deyiverip de yalandan bir şeyler söylemiş olsa Allah-u Teâlâ hazretleri müsaade etmezdi. Bu ayet-i kerimede onu ifade ediyor:
"O'nu tutardık, sonra O'nun şah damarını koparırdık." buyuruyor.
Ona müsaade yok! Kur'ân-ı Kerîm'i tağyire kimsenin gücü yetmemiştir, yetmeyecek de. Hatta nazire yazmaya bile gücü yetmedi. Kur'ân-ı Kerîm hepsine meydan okudu. Ayet-i kerimede öyle buyruldu:
"'Şair sözü' diyorsunuz, 'mecnun sözü' diyorsunuz, bu Kur'an ayetlerini Hz. Peygamber'in kendisinin söylediğini iddia ediyorsunuz; o halde hadi bakalım, bunların bir tanesini siz yapın!" diye meydan okundu. Müşriklerin hiç birisi Kur'ân-ı Kerîm'e benzer bir söz ortaya koyamadılar. Çünkü Allah kelâmı.
Lâ ye'tûne bi-mislihî ve lev kâne ba'duhüm li-ba'din zahîran. "Hepsi sırt sırta verseler, omuz omuza dayansalar, uğraşsalar, didinseler, onun benzerini ortaya koymaları mümkün değil."
O, Allah'ın mahfuz kitabı. O zaman hadis-i şerifleri de o Allah'ın kitabına, o teraziye koyarız; onunla tartarız. Ona uygun olan hadis-i şerifler tamamdır. Olmayanlar demek ki Resûlullah'tan değildir, uydurulmuştur. Bir yalancı; "Ben bunu Resûllullah'tan duydum." demiştir. Bu ikaz üzerine hadis alimleri çok dikkatli davranmışlardır. Bir kimse, bize söyleyince; "Sen kimden duydun, neyin nesisin, bu adam kim, güvenilir bir insan mı, güvenilir bir insansa hafızası sağlam mı, sözleri karıştırıyor mu karıştırmıyor mu, titiz mi, takva ehli mi?" diye araştırırız.
Birisi, bir zatın hadis-i şerif naklettiğini duymuş; "Gideyim, o şahıstan hadis yazayım." diye, uzun seyahatlere çıkmış, o zatın memleketine gelmiş. Şimdi kitaplarda kolayca bulduğumuz bu hadisler, öyle toplandı. Diyar diyar, diyar diyar dolaştılar.
Farz edelim Ankara'da bir şahıs var. Birisi; "Peygamber Efendimiz' den duyduğu hadisleri söylüyor." diye duyunca, buradan kalkıp Ankara'ya gidiyordu, orada yazıyordu, imzasını alıyordu, ondan müsaade alıyordu; ondan sonra o hadis-i şerifi kendisi de rivayet ediyordu. Öyle sağlam bir usulle naklediliyordu.
O adama gitmiş. Sormuş; "tarlada" demişler. Tarlaya gidiyor, bakıyor ki o hadis rivayet edecek şahsın hayvanı kaçmış. Torbayı hayvana doğru tutuyor, "gel, gel" diye hayvana doğru sallayarak saman veya arpa varmış gibi yapıyor. Hayvan da "yemek yiyeceğim" diye, torbanın sallandığını görünce kaçtığı yerden yavaş yavaş torbanın yanına geliyor. Gelince de dizgininden yakalıyor, torbayı kenara koyuyor. Hemen dönmüş, geri gitmiş. "Bu hayvanı böyle aldatan adam hadis rivayet etmeye uygun bir insan değildir." demiş. Çünkü hayvanı aldatıyor; verseydi, yedirseydi o zaman makbul olacaktı. İşte bu ikazlar üzerine bu okuduğumuz hadis-i şerifleri böyle titizce araştırmışlar. Onun için dersten önce ruhlarına Fatiha’lar hediye ediyoruz, medyûn-i şükranız. Onların o titiz çalışmaları olmasaydı, biz Resûlullah'ın bu hadis-i şeriflerinin kaç tanesine sahip olabilirdik? Allah cümlesinden razı olsun, cümlemizi şefaatlerine nail etsin.
Se-tekûnü fitnetün yusbihu'r-racülü fîhâ mü'minen ve yümsî kâfiren illâ men ahyâhu'llâhu bi'l-ilm.
Peygamber Efendimiz; "İleride fitne olacak." buyurmuş.
Fitnetün. "Fitneler."
"Bu fitneler, bu karışıklıklar, bu kargaşalıklar içinde kişi mü'min olarak sabahlayacak, akşama kâfir olacak."
Neûzübillah!
İllâ men ahyâhu'llâhu bi'l-ilm.
Müstesnası var; herkes böyle olmayacak. Bazı kimseler mü'min olarak kalabilecek.
Kimler? Men. "O kimseler ki." Ahyâhu'llâhu. "Allah onu diri, canlı kılmıştır." Bi'l-ilmi. "İlim ile."
Demek ki ilim sahipleri, irfan sahipleri fitnenin aslını bilecek, faslını bilecek, böyle hadis-i şerifleri okuyor. İlim bu. Bak şu hadis-i şerifleri okumasaydık, kıyameti bilmeyecektik, kıyamet alametlerini bilmeyecektik, Mehdî'yi bilmeyecektik. Yecüc Mecüc'ü bilmeyecektik; o olan, olmuş olacak hâdiseleri bilmeyecektik. İnsan ilimle biliyor.
"Allah, insanı ilimle diri kıldı mı…" Bak bu ifade de çok güzel!
İllâ men ahyâhu'llâhu bi'l-ilmi. "İlimle diri kıldığı kimseler müstesna." diyor. Demek ki cahiller ölü gibi. Cahiller ölü gibi, alimler diri.
Demek ki ilim, insanı diriltiyor, canlandırıyor. Cehalet ölülük! İlim sahibi zararı kârı bilir, Allah'ın rızasının yolunu anlar da ona göre hareket eder.
O halde bütün bunlardan bize çıkan ders nedir?
İlim öğreneceğiz. Tatbik etmek niyetiyle besmeleyi çekip ilim öğreneceğiz.
"Benim mesleğim kasaplık." Ne olursan ol. "Ben hamallık yapıyorum."
Ne yaparsan yap.
Akşamları evinde elektrik var mı? Var.
Gözün görüyor mu? Görüyor.
Okuma yazma biliyor musun? Bilmiyorum.
Oğlun biliyor mu? Biliyor.
O zaman o okusun, sen dinle! Muhakkak bir kitap al.
"Kitap alacak param yok." Ödünç al; kütüphaneler, ariyet kitap veriyor, evlere ödünç kitap veriyor. Roman okumak için alırsın ya!
Roman okumak için kütüphanelerden alıyor, okuyor, iade ediyor. Sen de hayırlı ilim kitabı al, oku.
İnsan on sayfa okur, iki satır hatırlarsa yine bir kârdır. Bir şeyi öğrense onu tatbik etse kârdır. Onun için ilim öğreneceğiz. Hepimiz öğreneceğiz, hiç istisnası yok; "Üniversite hocası öğrenecek de esnaf öğrenmeyecek." diye bir şey yok. Hepimiz öğreneceğiz. Öğrendiğimizi çoluk çocuğumuza da öğreteceğiz. Kurtuluş; bilerek, şuurlu yapılan amellerle olacak.
"Sizinle Rumlar arasında, dört musâlaha, dört sulh devresi olacak."
"Rum" sözü, Araplar indinde, umumî Hristiyanlar, Avrupalılar filan… Yani o taraf. Sadece Yunanistan'da oturan insanlar mânasında değil. Hatta bazen benü'l-asfâr derler, "sarı ırk" mânasına. Onlarla, Hristiyanlarla, gayrimüslimler ile aranızda dört anlaşma olacak, musâlaha olacak.
Yevme'r-râbiati alâ-yedi racülin min âli-Hârûn. "Dördüncü gün, dört anlaşmadan sonraki durum: Onların idaresi, Harun aleyhisselam'ın soyundan bir adamın eline geçecek."
Harun aleyhisselam kimdi? Musa aleyhisselam'ın kardeşiydi.
Demek ki o sülaleden bir kimsenin eline geçecek.
Yedûmü seb'a sinîn. "Onların idaresi yedi sene sürecek." Kîle: Yâ Resûlallah! Men imâme'n-nâsi yevmeizin. "O gün biz Müslümanların, Müslüman halkın önderi, onların başındaki kim olacak?" Kâle: Min veledî. "İşte o zaman Müslümanların başında benim evladımdan." İbni erba'îne seneten. "Kırk yaşlarında bir kimse olacak." Ke-enne vechehû kevkebün dürriyyün. "Sanki yüzü parlak yıldız gibi, pırıl pırıl, nurlu yanacak, parıldayacak." Fî haddihi'l-eymeni hâlün esvedü. "Sol yanağında siyah bir ben olacak. Bir siyah nokta olacak." Aleyhi abâetâni kutvâniyyetâni. "Üzerinde iki tane aba olacak."
Kutvâniyye abası...
Ke-ennehû min ricâli benî isrâîle. "Sanki o, Benî İsrail adamlarındanmış gibi olacak." Yemlikü ışrîne senetin. "Yirmi sene hükmedecek." Yestahricü'l-künûze. "Kâbe'de saklı olan hazineleri çıkaracak." Ve yeftehu medâyine'ş-şirk. "Ve şirk şehirlerini, müşriklerin elinde bulunan şehirleri fethedecek."
Peygamber aleyhi's-salâtü ve's-selam Efendimiz; ahir zamanda çıkacak olan Mehdi'nin durumunu bu hadis-i şerifte anlatıyor.
Se-tekûnü ahdâsün ve fitnetün ve fırkatün ve ihtilâfun. "Birtakım olaylar olacak. Fitne, ayrılık, ihtilaf olacak." Fe-ini'steta'te en-tekûne'l-maktûle lâ el-kâtil fe'f'al. "O fitneler, tefrikalar, ayrılıklar olduğu zaman gücün yeterse Müslümanlar arasında öldürülen ol da öldüren, katil olma!" diye burada da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz elini kana bulamamayı tavsiye ediyor
Bir insan bu tavsiyeleri bilirse bu tavsiyelere uygun hareket eder. Allah-u Teâlâ hazretleri bizi, dünya ve ahiretin fitnelerinden mahfuz eylesin. O şerli, kötü zamanlara, fitneli zamanlara bırakmasın. Sulh ve sükûn içinde, asude, rahat, tatlı, rızasına uygun bir ömür geçirip de asude bir şekilde, kendisine kavuşmayı nasip etsin.
Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azabe'n-nâr, diye dua etmek Kur'ân-ı Kerîm'de bize emrolunmuş.
Dünyada da ahirette de iyilik versin ama böyle şeyler olursa kazara rastlarsak böyle davranalım.
Şunu da söyleyeyim ki zaman, pek tatlı bir zaman değil. Dünya cadı kazanı gibi, fokur fokur kaynayıp duruyor. Milletler bir kibrit çakması, benzin patlaması gibi, birbirlerine hasım. Herkes birbirine karşı hazır vaziyette, bir işaret bekliyor. Bir kıvılcım olsa patlayacak gibi tehlikeli bir zamandayız.
Buna göre ne yapmak lazım? Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Bâdirûu bi'l-a'mâli's-sâlihâti. "Salih amellere gayret edin!"
Ya oluverirse!
Rabia-i Adeviyye'ye bak, sabahleyin dermiş ki; "Bugün öleceksin, akşama çıkmayacaksın."
Kendisini öyle kandırırmış, akşama kadar iyi kulluk edermiş. Akşama çıkınca da "Hadi paçayı kurtardın, sabaha kadar öleceksin." dermiş, sabaha kadar ibadet edermiş.
Hâtem-i Esâm hazretleri namaza durduğu zaman kendi kendine dermiş ki:
"Şu kıldığın namaz, en son namaz. Artık bir daha namaz kılmaya gücün yetmeyecek. Arkanda Azrail aleyhisselam bekliyor, selam verince canını alacak."
Her namazı o duyguyla kılarmış. "Sonuncu namazım artık." diye, hani insan nasıl can havliyle sarılır da içten dua eder. Öleceğini bilen bir insan, nasıl candan tazarru ve niyaz eder?
Allah o fitnelere, fesatlara yetiştirmesin ama böyle olmuş olacakmış gibi bilerek, biz de hiç olmazsa, biraz salih amellere gayret edelim. Malımızı Allah yolunda harcayalım, zamanımızı Allah yolunda harcayalım, gayretimizi Allah yolunda harcayalım.
Bak bir kardeşimiz geldi; "Şu kadar hafız yetiştirdik. Şu kadarını hafızlığa ayırdık, şu kadarını da İmam Hatip okuluna gönderdik, pırıl pırıl bir müessesemiz var. Yüz tane de yeni talebe alacağız. Çocuklarımız da ateş gibi, gayet güzel yetişiyorlar ama çatımız akıyor, daha çatımızı kapayamadık." diyor.
Kur'an kursunun üst tarafında, daha çatısını daha kapatacak; yüz altmış, yüz seksen lira paraya ihtiyaç varmış. Aslında bir babayiğit çıkar, tek başına bu hayrı yapar, orayı da kapatır. Kendisi ölse girse bile altında Kur'an okundukça onun defter-i a'mâline sevap yazılmaya devam eder. Ama işte biraz insanın gözünden perdenin kalkması lazım. Şu dünyanın fâniliğini anlayıp da biraz gayret etmesi lazım.
Hocamızın Ramazan'daki faaliyetlerini hatırlıyorum da oda ağzına kadar dolardı taşardı, dolardı taşardı. İkindiden akşama kadar tesbihat, zikirler, dualar… Artık giden bir insanın telaşı ve hazırlığı içinde, nasıl gayret sarf ediyordu.
Onun için biraz mala kıyalım, biraz rahata kıyalım. Allah yolunda çalışalım, Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevdiği, razı olduğu kulların zümresine dâhil olalım inşaallah.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
06.14.1981 -
Zikrullah, Allahı Anmak,
05.07.1981 -
Emir ve İmamlar
