İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

12.04.1981 - Selam ve Ziyaret, Allah İçin Sevmek, Ölüm Anı

12.04.1981 - Selam ve Ziyaret, Allah İçin Sevmek, Ölüm Anı
Hadisler Deryası

12.04.1981 - Selam ve Ziyaret, Allah İçin Sevmek, Ölüm Anı

21.03.2026
17 dk 16 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Hz. Âişe validemizin bize nakleylediğine göre buyurmuş ki;

Zûrû ihvâneküm. "Müslüman kardeşlerinizi ziyaret ediniz." Ve sellimû aleyhim. "Onların yanına girdiğiniz zaman es-selâmu aleyküm deyiniz, -onlara dünyada ahirette selametlik, Allah'ın hayırlarını, belalardan, gamlardan, hastalıklardan uzak olmayı temenni mânası taşıyan- selam veriniz."

İslâm'da selamın mânası çok derin. Bazı kimseler selâmün aleyküm dedin diye, bize kızıyorlar. Ama selamın çok geniş bir mânası var.

Es-Selâmu aleyküm deyince; "Allah'ın selameti üzerine olsun" demek, "Hem hastalıklardan uzak ol hem her türlü gamlardan, kederlerden uzak ol, hem de ahiret saadetine, selametine nail olasın." diye bu dünyadan tâ ebediyete kadar birçok hayır temennilerini ihtiva eden kısa bir cümle.

Bizim örfümüzde, bizim dinimizde nasıl namaza dururken "Allah-u Ekber" diyorsak; karnımız doyduğu zaman "Çok şükür, elhamdülillah." diyorsak; onun gibi bir tabir bu.

Bu tabiri hoş gör, mânasının güzelliğini düşün, sev.

"Günaydın, tünaydın" deyince küçük bir tavsiyede, hayır temennisinde bulunmuş oluyorsun. Ötekisi çok daha büyük, çok daha faydalı bir temennidir. Bir hayır dua. Çok derin mânası var.

"Kardeşlerinizi ziyaret edin ve onlara selam verin."

Ve sılû. "Onlarla bağlarınızı, münasebetlerinizi devam ettirin."

Onlarla alakayı kesmeyin; dargınlaşmayın, küsüşmeyin, aranızı soğutmayın, ziyaretleri kaldırmayın. Altı ay, bir sene, iki sene olmuş; gitmiyorsun, uğramıyorsun, birbirinizi unutmuşsunuz. Öyle yapmayın.

"Ziyaretleşin, birbirinize selam verin, selametinizi temenni edin." buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Fe- inne leküm fîhim ibreten. "Çünkü sizin için onlarda ibret vardır."

Onları ziyaret etmekte pek çok faydalar vardır.

Bu hadis-i şerifin şerhini baştan sona okudum. Sonda "ibret" dediği için, insanın hatırına geliyor ki acaba ahirete irtihal etmiş olan kardeşlerimizi mi ziyaret edelim? Buradaki tavsiye de yine kabir ziyareti mi?

"Onları ziyaret edin, onlara selam verin, onlarla bağlantınızı devam ettirin çünkü onlarda ibret vardır." gibi bir mâna.

Şerhte onu söylemiyor. Demek ki canlı insanları, yani hayatta olan kardeşlerimizi ziyaret için öyle buyurulmuş.

Daha önceki hadis-i şerifte de geçmişti; vefat etmiş kimseleri de ziyarette fayda var. Onlara da selam verilir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Uhud şehitlerinin, Bedir şehitlerinin yanından geçerken hep onları selamlardı. Ondan sonra "Baki" denilen bir kabristan var, oradan geçerken selam verirdi.

"Ey Müslüman insanların yurdu, diyarı! Allah'ın selamı sizin üzerinize olsun. Siz bizden önce ahirete irtihal ettiniz. Biz de inşaallah mü'min kimseler, Allah'ın nimetine mazhar, onunla müjdelenmiş kimseler olarak size erişeceğiz, ulaşacağız. Allah-u Teâlâ hazretlerinden sizin için de bizim için de âfiyet talep ederim." diye söyleyerek, onlara dua ederek öyle geçerdi Peygamber Efendimiz.

Onun için kabirleri dua etmeden geçmemeli, onlara dua etmeliyiz. İnsanın cesedi çürüyor ama ruhu devamlıdır. O kabirleri bomboş sanmayın. Ahirete inanmıyor muyuz?

Birisini anlattılar. Bana anlatan temyiz hâkimlerinden. Öyle lalettayin, tahsilsiz bir kimse de değil. Temyiz hâkimi. Kastamonu'ya beraber gidiyorduk, bir arabada söyledi. Dedi ki:

"Bir keşf-i keramet sahibi kimse varmış. Birisiyle gidiyormuş. Yanındaki o kimse mezar gördükçe kendisi hep selam verip dua ediyormuş. Mezardaki kimselerin hiç selam vermeden geçen kimseye lanet ettiğini hissediyormuş." Onu da ona nakletmiş.

Tabi bunu herkes kabul eder etmez, ayrı da gören için bu mühim bir delildir.

Demek ki onlar da selamı bekliyorlar. Hani insanın yolda, kenarda bir arkadaşı otursa da insan ona selam vermeden geçse nasıl olmazsa onlar da bir dua, bir hayır talebi, bir selam beklerler.

Fakat bu hadis-i şerifte illa "vefat etmişler" diye bir kayıt yok, hayatta olanlar için de bu tavsiye cari.

Mevzu ile ilgili olduğu için onu da nakledelim:

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'in rivayetine göre;

Zâra racülün ehan lehû fî karyetin. "Adamın birisi…"

Ama salih bir insan, hikâyenin sonundan öyle anlaşılıyor.

"Allah'ın salih kullarından bir kimse, bir köydeki bir arkadaşını ziyarete gitmiş. Allah-u Teâlâ hazretleri 'Onu tarassut etsin, onu gözlesin.' diye bir melek göndermiş."

Fe-ersade'llâhu lehû meleken alâ medrecetihî. "Yolu üzerine bir melek çıkarmış. İnsan suretinde melek onun karşısına dikilmiş."

O melek; yolda arkadaşını ziyarete giden o kimseye,

Fe-kâle: Eyne türîdü? "Nereye gidiyorsun?" diye sormuş. Kâle: Ehan lî fî hâzihî'l-karyeh. "Şu köyde benim bir Müslüman kardeşim var, onu ziyarete gidiyorum." Fe-kâle: Hel lehû aleyke min ni'metin terubbühâ? "Onun sana yapmış olduğu bir iyilik var da onun mukabelesinde mi gidiyorsun? İyiliğe bir karşılık olsun, onun mukabelesini yapayım diye mi onu ziyarete gidiyorsun?" Kâle: Lâ. "Hayır, böyle bir maksatla gitmiyorum." Ennî ahbebtehû fî'llâh. "Şu kadar var ki bu işin bir tek sebebi var; ben onu Allah için seviyorum. Allah için sevdiğim bir kardeşim, başka hiçbir maksat, maddî menfaat, bahis konusu değil."

"Allah için seviyorum, maddi menfaat için değil." Cevabı dinleyin şimdi:

Melek diyor ki;

Kâle: Fe-innî Resûlullâhi ileyke. "Ben sana Allah'ın gönderdiği elçisiyim. Allah-u Teâlâ hazretleri beni vazifelendirdi." Bi-enne'llâhe kad ehabbeke kemâ ahbebtehû fîhi. "Sen o kardeşini nasıl seviyorsan Allah da seni sevdi. 'Sen onu seviyorsun.' diye, onu sevdiğin gibi Allah da seni sevdi. Ben sana bunu tebliğ etmekle vazifeli, gönderilmiş meleğim."

Ey rahimeke ve radî anke.

Allah'ın sevmesi ne demek? Allah severse razı olur, razı olunca rahmetini ihsan eder.

Ve erâde leke'l-hayra. "Hayırları ihsan eder."

Buradan çıkan şudur:

Allah rızası için sevgi, çok faziletli bir şeydir. Birbirimizi Allah yolunda, Allah uğrunda, fillâh ve lillâh, Allah rızası için sevmeye alışmalıyız.

Eskiden bu muhabbet sözü memleketimizde çok yaygındı, insanlar arasında cari idi. O onun ahiret kardeşiydi, o onun ahiret kardeşiydi; birbirleriyle sarmaş dolaş, hediyeler verirler, birbirlerinin yardımlarına koşarlar, fedakârca, muhabbetli kardeşlik vardı.

"Ben yemeyeyim, o yesin; ben giyemeyeyim, o giysin; ben rahat etmeyeyim, o rahat etsin; ben hizmet edeyim, o rahat otursun." diye bir muhabbet vardı.

Kadri bilinen ve şükrü eda edilen nimet çoğalır.

Le-in şekertüm le-ezîdenneküm. "Eğer siz şükrederseniz ben mutlaka ve mutlaka artırırım." buyuruyor Allah-u Teâlâ hazretleri.

'Le' Tekîd-i lam ile söylüyor, ondan sonra arkasından da nun-u tekîd-i sakine ile le- ezîdenneküm diye şiddetli bir sîga ile söylüyor.

"Mutlaka ve mutlaka artırırım!"

Ve le-in kefertüm inne azâbî le-şedîd. "Eğer küfran-ı nimette bulunursanız benim azabım çok şiddetli olur!" diyor.

Onun için Allah-u Teâlâ hazretleri hakkı hak olarak görüp tâbi olmayı bize nasip etsin; bâtılı bâtıl olarak görüp de ondan uzak durmayı nasip etsin. Bizi keçi inadından kurtarsın.

Hepsi kardeşimiz, hepimiz bir nesil, iki nesil geriye gidersek bu beldenin ahalisinin hepsi Müslümandı. Bu beldenin Ermeni’si, Yahudi’si bile başka yerin Ermeni’sine, Yahudi’sine benzemezdi, terbiye olmuştu.

Bizim burada, Mısır'da kütüphane müdürlüğü yapmış dostumuz bir hoca var, meşhur bir zât-ı muhterem; o anlatıyor:

"Mısır'da, Ermeni'nin birisi benim yanıma geldi. Araya araya beni tavsiye etmişler de benim yanıma öyle gelmiş.

'Çocuklarıma Türkçeyi öğretecek, Türk ahlâkını, terbiyesini öğretecek insan arıyorum.' dedi.

Baktım, gayet muntazam giyimli, başı fesli.

'Herhalde Mısır'a yerleşmiş bir Türk de çocuklarına Türkçeyi öğretip de kendi duygusundan, milli duygularından kopmasın.' diye düşünüyor dedim, kabul ettim, gittim, meğer Ermeni’ymiş." diyor.

İlk önce konuşmasının intizamından Ermeni olduğunu bilememiş.

"Tam bir çelebi, nazik, zarif bir efendi." diyor.

"Gittim, baktım ki hakikaten çocuklarına güzel bir terbiye vermek istiyor. Osmanlı terbiyesine, o zarafete hayran olmuş."

"Şimdiki terbiye, terbiye mi? İnsan sevgisi yok, insana hürmet, nezaket, zarafet uçtu; kabalık, sabalık kaldı." diyormuş.

Kendisi o terbiyeyi vermeye çalışıyor.

"Uzun zaman evine gittim geldim, hakikaten birbirimizi sevdik." diyor.

O Ermeni demiş ki:

"Hocam, seni o kadar sevdim ki içimden hep dua ediyorum sana. 'Bu çok iyi bir insan. İnşaallah Hristiyan olur, Hristiyanlık nasip olur.' diye dua ediyorum."

Hocamız da çok zarif bir insan;

"Çok teşekkür ederim. Hakikaten kalp kalbe karşıymış. Ben de seni çok sevdim" demiş. "Hakikaten çok kibarsın, çok zarifsin. Ben de sana gıyabında hep dua ediyorum ki bu adama bu güzel ahlâk ile Müslümanlık yakışır; 'Yâ Rabbi sen bunu Müslüman et, Müslümanlığı nasip et.' diye ben de sana öyle dua ediyorum." demiş.

Böyle ayrılmışlar. Kötü niyetli bir insan değil. O eski terbiyeyi arıyor.

Allah içinde bulunduğumuz nimetlerin kadrini bilmek nasip etsin. Her şey akılla ölçülecek. Tabi akıl olmazsa hislerle olmaz.

Bir şey daha anlatıvereyim:

Tabi hadisin biraz dışına çıkıyoruz ama bu gibi şeyler bizim hayatımızda lazım. Bazı insanları seviyoruz, bazı insanları sevmiyoruz. Bir sözün altında sevdiğimiz bir imza olursa alkış tutuyoruz:

"Ne güzel söylemiş. Aynı hikmet, mahza hikmet, çok güzel söz söylemiş!" diyoruz.

Göz ucuyla imzaya bakıyoruz, sevmediğimiz bir insanın imzası varsa; ağzıyla kuş tutsa, ne kadar güzel söz söylese, o sözü beğenmiyoruz.

Birileri bir dairede çeşitli münakaşalar yapıyorlarmış. Bunu bana anlatan çok zeki bir insan. Arkadaşlarına; "Size bazı cümleler okuyacağım." demiş, okumuş.

Altında onların sevdiği kimsenin ismini söylemiş ama aslında sevmediği kimsenin sözünü okumuş. Okuduğu söz onların sevmediği bir kimsenin sözü. Fakat okuduğu isim mahsustan ters, onların sevdiği isim.

"Oo! Ne kadar güzel, hikmetli bir söz, çok doğru, gerçekten yerli yerinde." demişler.

Halbuki o adamı sevmiyorlar aslında ama altında imza öyle diye o şekilde söylüyorlar. Ondan sonra onun hakiki sözünü de bu tarafta söylemiş. Altına da o sevdiği ismi yazmış. "Bu söylemiş." diye, sevmediği ismi, ters; bu sefer de kızmışlar, bağırmışlar, çağırmışlar.

"Siz bağırın, bağırıp çağırmaya, köpürmeye devam edin." demiş.

Epeyce bir konuşmuşlar, sakinleştikten sonra;

"Bak, şu yazı sevdiğiniz adamın yazısı, bu yazı da sevmediğiniz adamın yazısı. Gördünüz mü? Sizin teraziniz ne kadar bozuk ne kadar ölçüsüz düşünüyorsunuz, konuşuyorsunuz!" demiş.

Onun için Hz. Ali Efendimiz' in prensibi çok güzel;

Lâ yu'rafü'l-hakka bi'r-ricâli. "Hakikat, insanların ağzına, imzalarına bakarak bilinmez. İnsan hakikati bilir; kimin hak ehli olduğunu oradan bilir."

Onu bilmezse terazisi doğru tartmaz. Sevgilerle, antipatilerle hakikat bulunmaz. Objektif olacak. İlmî hakikati bulmak için insanın bîtaraf olup her şeyi insaf terazisi ile tartması lazım.

O da Allah'ın bir lütfu tabi. Bazen bir Amerikalıya o güzel lütuf nasip oluyor da adam Amerikan üniversitesinde, bakıyorsun Müslüman oluyor.

Zevvidû mevtâküm lâ ilâhe illallah.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlar ki;

Zevvidû. "Azık olarak, malzeme olarak veriniz."

Kime? Mevtâküm. "Ölme durumunda olan şahıslara."

"Ölülerinize, ölmek üzere olan kişilerinize veriniz."

Lâ ilâhe illallah. "Lâ ilâhe illallah sözünü veriniz."

Ne demek?

"Halet-i nez'a gelmiş, ruhunu teslim etmek üzere olan, artık ömrünün son dakikalarını yaşadığı belli olan kimseye kelime-i tevhidi telkin ediniz." demek.

Çünkü insan nasıl yola çıkarken azık alırsa ahiret yolculuğu için de azık alır.

Arapça' da yol azığına zâd derler. Zâ'du't-tarîk, "yolun azığı" demek.

İnsan yolda yiyeceği malzemeyi bir çıkın yapar, eline alır; yol azığı.

"Bu torbayı eline niye aldın?"

"İçinde yolda yiyeceğim şeyler var." Azık.

Azıksız yola çıkılır mı? Çıkılmaz.

Bakkal yok, bir şey yok. Çölde gidecek insan, bir yerde acıkacak; su lazım, yiyecek içecek lazım. Nasıl yola azıksız çıkılmazsa, azık lazımsa, ahiret yolculuğu için de azık lazım.

Ve tezevvedû fe-inne hayra'z-zâdi't-takvâ.

Ayet-i kerime bize;

"Azıklanın, azık tedarik edinin!" buyuruyor.

Hayra'z-zâd et-takvâ. "Azıkların en hayırlısı da o ahiret yolculuğunda takvadır."

İnsana hiçbir şey kâr etmez; takvası, Allah'tan korkması, sakınarak, çekinerek, dikkatlice kulluk yapmış olması kâr eder.

Ayet-i kerime bize;

"En hayırlı azık, takvadır." diyor

Burada da "Ölülerinize azık olarak Lâ ilâhe illallah'ı telkin ediniz. Çünkü o yolculukta ona en çok o lazım. Yolcuya nasıl yiyecek lazımsa, o kimseye de o lazım."

O halde ölmek üzere olan kimseye, onun kızmayacağı bir kimse bunu telkin etmeli. Çünkü kızacağı bir insanı, gördüğü zaman asabının bozulacağı, canının sıkılacağı bir kimseyi karşısına getirirsen, en son anda ona en büyük kötülüğü yapmış olursun. Şuuru zaten tam değil; o kızgınlıkla kötü söz söyleyebilir. Sevdiği, kızmadığı bir kimse, "Şöyle de!" diye de söylemeden yavaşça Lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah diye kelime-i tevhidi telkin edecek.

Neden?

Bir kimsenin âhir kelâmı Lâ ilâhe illallah olursa, ehl-i cennet olmuş oluyor. En son anda onu demek büyük nimet. Bir arada baktınız dudaklarını kıpırdattı, Lâ ilâhe illallah dedi; ondan sonra da laf karıştırmayın ki en son sözü o olsun.

Bu, ölülerimize karşı en son anda yapılacak vazifelerimizden birisidir. Çünkü Lâ ilâhe illallâh cennetin anahtarıdır.

Bizim mahalleye bir hoca gelmişti. Sokaktan çocukları çağırıyor;

"Gelin bakalım buraya!" Hepsi toplaştılar, yanına geldiler. Diyor ki:

"Ben size şimdi bir demet anahtar vereceğim; bunu gidin, istediğiniz kimselere dağıtın."

Çocuklar tabi "Hoca ne verecek?" diye bekliyorlar.

"Lâ ilâhe illallah deyin, bakalım." Diyorlar.

"Lâ ilâhe illallah cennetin anahtarıdır." diyor.

"Cennetin kapısı Lâ ilâhe illallah ile açılır, insan cennete öyle girer. Alın bu anahtarları, koyun cebinize, önünüze gelene Lâ ilâhe illallah deyin."

Hakikaten duyduk ki mahallenin çocukları, evine koşan, çocukluk duygusuyla tabi, sevine sevine; "Al anne, sana cennetin anahtarı, al abi sana cennetin anahtarı!" diye, hepsine Lâ ilâhe illallah dağıtmışlar.

Şakanın ötesinde işin doğrusu da o tabi.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi iman ile, İslâm ile, Kur'an ile yaşatsın; cehennemden azat eylesin, cennetine dâhil eylesin. Cennet içre Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in Livâü'l-hamd'i altında haşr-u cem olan bahtiyarlar arasında bizleri de ilhak eylesin. Rü'yet-i cemâliyle cümlemize ikram eylesin.

Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA