İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.02.1981 - Allahın Nuru, Hz. Ömer

15.02.1981 - Allahın Nuru, Hz. Ömer
Hadisler Deryası

15.02.1981 - Allahın Nuru, Hz. Ömer

02.01.2026
19 dk 31 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Reeytü nûran.

Ebu Zer-i Ğıfârî radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz' e o zât-ı muhterem soruyor:

Hel reeyte rabbeke? "Sen Rabbini gördün mü yâ Resûlallah?" diye sormuş.

Ebu Zer-i Ğıfârî, Peygamber Efendimiz' in iltifatına mazhar olmuş müstesna bir sahabedir.

Tabii Peygamber Efendimiz' e mahsustur.

Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti,

Ahirette öyle görür ümmeti, dediği gibi Süleyman Çelebi'nin, Peygamber Efendimiz Allah-u Teâlâ hazretlerini müteaddit defalar gördü.

Burada diyor ki;

Reeytü nûran. "Nur hâlinde, nur olarak gördüm."

Resûlullah Efendimiz Allah-u Teâlâ hazretlerini böyle gördüğünü ifade ediyor.

Şerhte diyor ki:

"Bu nurdan maksat; ya bizim gözle nuru gördüğümüz tarzda görmektir veyahut kalpte tecellidir. Yani manevi bir hâlettir. İkisi bir arada olması da muhtemeldir."

Allah-u Teâlâ hazretlerinin Esma-i Hüsna’sından birisi de Nur’dur.

Estaîzu billâh. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Allâhu nûru's-semâvâti ve'l-ardi. "Allah-u Teâlâ hazretleri semaların ve yerin nurudur." ayet-i kerimesinde de belirtildiği üzere...

Reeytü şeyâtîne'l-insi ve'l-cinni ferrû min Umere.

Hz. Âişe validemizden rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"İnsanların ve cinlerin şeytanlarını gördüm, Hz. Ömer'den kaçıyorlardı."

Hz. Ömer, malum, Ebu Bekr i Sıddık’tan sonra ikinci halife olan ve cennetle hayatındayken müjdelenmiş Aşere-i Mübeşşere'de bulunan, Peygamber Efendimiz' in hanımlarından Hafsa validemizin babası olan büyük sahabe. Adaletiyle cihana nam salmış olan sahabe. Mescitte namaz kılarken hançerlediler, yaralandı, oradan şehîden gitti. Peygamber Efendimiz' in kabri yanında metfundur.

Hz. Ömer nerede yatar? Resûlullah'ın yanında yatar.

Hz. Ebu Bekir nerede yatar? Resûlullah'ın yanında yatar.

O devlete ermiş. Resûlullah'ın kabri içinde ikisi birden beraber yatarlar.

Ne kadar ibretli; o zât-ı muhterem vefatına yakın mührüne yazdırmış ki; -o devirde vesikalara mühür basıyorlar, mühür kazıtırlarmış-

Kefâ bi'l-mevti vâizen yâ Umer. "Ölüm sana vaiz olarak yeter ey Ömer!"

Mührü basıyor, vesikanın altına bu yazı çıkıyor. O da onu görüyor. Ölümü hatırlamak için mührüne böyle kazıtmış.

Maaşlı adam tutmuş; her zaman kendisine gelsin de ölümü, ahireti hatırlatsın diye... Her zaman o zât gelirmiş; "Yâ Ömer! Ölüm var, bu hayat ebedî değil. Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna çıkacaksın." diye, maaşlı memur ikaz edermiş. Bir zaman demiş ki:

"Sen artık gelme."

"Ne oldu, kusur mu işledim?"

"Hayır, sakalımda ak belirdi." demiş.

Bizim sakalımız bembeyaz oldu, bizim hâlimiz ne olacak? Biz acaba aynı şekilde müteyakkız oluyor muyuz?

Vefatına yakın hâlet-i nezi'te yaralı yatıyor. Demişler ki:

"Yâ Ömer, ne mutlu sana! Senden öncekiler senden razıydı."

"Senden önceki" dediği kimler?

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ile Ebu Bekr-i Sıddık.

"Onlar ahirete senden razı gittiler. Onlar senden razıydı. Senden geriye kalmış olan bizler de senden razıyız. Ne mutlu sana yâ Ömer!" demişler.

"Hem evvelkiler razı hem bizler razıyız!" Böyle bir söz size söylenirse ne cevap verirsiniz, bilmem.

Hz. Ömer radıyallahu anh gibi, Allah şefaatine nail etsin, Aşere-i Mübeşşere'den, cennetle müjdelenmiş olan o zât bakın ne cevap vermiş. Acı acı gülmüş, demiş ki:

"Sizin bu sözünüze gafiller aldanır! Allah'a yemin ederim ki; eğer doğu ile batı arasındaki cümle mülk, varlıklar benim olsa, kıyamet gününün korkusundan hepsini tasadduk eder, sevap kazanmaya çalışırım."

Korkuya bak!

Nasıl bir korku bu? Korkak mıydı Hz. Ömer?

Bahadırdı; kendisinden şeytanlar kaçıyorlardı. Öyle bahadır bir insandı ki önünde kimse duramazdı. Hatta kimse onunla yüz yüze konuşmaya cesaret edemezlermiş de kızını aracı yaparlarmış. Yani giderlermiş, meseleyi kızına açarlarmış, o babasına söylermiş.

Şeytanlar... Nasıl şeytanlar?

Şeyâtînü'l-insi ve'l-cinni. Hem insanların şeytanları hem cinlerin şeytanları Hz. Ömer'i gördü mü yolunu değiştirir, kaçarmış.

Öyle bir heybetli zât-ı muhterem. Bak, ölümü anında hâlâ ne diyor?

Allah korkusu içine öyle yer etmiş. O Allah korkusu onu adaletiyle cihana tanıttırmış.

Eğer Allah'tan korkmasaydı ne olurdu?

Birçok hükümdar var, zulüm ile tanınmış... Mesela bir Roma hükümdarını anlatıyorlar, Neron diye; adam esirleri arslanların önüne atarmış. Stadyum gibi bir yerde, etrafa seyirciler toplanmış. Esir, sanki onun canı yok! Atarmış arslanın önüne... O zavallı esir o arslanın önünden kaçıyor, arslan ona saldırıyor. Aç bırakılmış arslan; yakalıyor, parçalıyor, yiyor. Onlar orada futbol maçı seyreder gibi seyrederlermiş. Zulme bak! O da idareci, bu da idareci!

Bu dermiş ki:

"Ah Ömer, keşke anan seni doğurmasaydı!" İdarecilik mesuliyetinin ağırlığından...

"Keşke ot, çalı çırpı olsaydın!" dermiş.

Bunlar nedir?

Bunlar bize ibrettir. Büyük insanlar, cenneti kazanan insanlar hangi duygulara sahiplermiş, hayatlarını nasıl tanzim etmişler; büyük şöhret, cihanın alkışladığı insan nasıl hareket etmek suretiyle olunuyor, bize onları gösterir.

Demek ki Allah'tan korkunca insan, o zaman adaletli oluyor, o zaman Hz. Ömer gibi cihana nam salıyor.

"Dicle'nin kenarında bir kuzuyu bir kurt parçalasa Ömer mesul." diye üzülürmüş. O kadar kendisini mesul hissedermiş. Geceleri herkes uyurmuş, koca halife-i rûy-i zemin, o kadar geniş arazinin maliki, idarecisi, herkesin hürmet ettiği kimse olan Hz. Ömer gece uyuyamazmış da dolaşırmış.

Bir keresinde bakmış, bir kervan gelmiş, bir yere konmuş. Hiç bekçi bırakmamışlar, mallar meydanda... Adamlar da bu tarafta uyumuşlar. Düşünmüş; şimdi buraya geceleyin sessizce bir hırsız sokulsa, bir çuval mal alsa çalsa bunların haberi yok. Kim bilir Şam'dan mı geldiler, Yemen'den mi geldiler?.. Toz, toprak, yorgunluk... Zavallılar yığılmış kalmışlar. Han yok tabii, oraların o zamandaki hâli... Ashâb-ı kiramdan bir zatı daha çağırmış yanına; "Gel, seninle bu gece beraber arkadaşlık edelim." O malların başında sabaha kadar beklemişler.

Kim bekliyor? Mahalle bekçisi mi?

Halife-i rûy-i zemin; Müslümanların "öl!" dediği yerde ölmeye hazır oldukları, emrine o kadar uydukları koca halife Ömer, sabaha kadar beklemiş.

Ondan sonra, sabah olunca bağırmış: es-salâh, es-salâh... "Hadi kalkın, namaz vakti geldi." Kamçısıyla 'çat çat' vurdura vurdura uyandırmış. Artık çalma ihtimali kalmadı diye yürümüş gitmiş.

Bir gece dolaşıyormuş. Bakmış bir evden bir ihtiyar kadın kızına sesleniyor:

"Kızım, sütün içine biraz su koyuver!" Gece karanlıkta evin içinde konuşuyorlar. Hz. Ömer de duyuyor. Kız cevap veriyor:

"Anne! Halife Hz. Ömer 'Sütlere su katmayın.' diye emir yayınlamamış mıydı?"

"Canım şimdi Ömer burada mı, Ömer duyar mı, bilir mi? Sen katıver." Diyor ki:

"Peki Ömer bilmiyor ama anne, Allah-u Teâlâ hazretleri görmüyor mu bizim bu yaptığımızı? Halifeye âsi olduğumuzu o görmüyor mu?"

Şuura bak! Öyle hükümdara öyle tebaa! Bu şuurda bir tebaayı, bu şuurda bir halkı hangi devlet görmüş? Hangi devlet idarecisi istemez tebasının böyle kanunlara saygılı olmasını?

İman insanları nasıl ne hâle getiriyor; görmediği yerde bile nasıl itaat ettiriyor... Bir insan imanlı oldu mu polise, bekçiye, zabıtaya lüzum kalmıyor.

Hz. Ömer hiçbir şey dememiş. Dışarıdan bu konuşmaları duymuş. Ama evi işaretlemiş. Gündüz gözüyle o işaretlediği eve gidiyor, kapıyı çalıyor. Hiç bilmediği halde kızı kendi çocuklarına istiyor. Aklının, şuurunun iyi olduğunu, zihninin müstakim olduğunu, dininin bütün olduğunu anladığı için çocukları ile evlendiriyor. Sonra o sülaleden ne mübarek kimseler yetişmiş... Öyle kızdan, öyle anadan, öyle babanın çocuklarından öyle mübarek insanlar yetişmiş.

Celadetli bir kimse olduğu için, Hz. Ömer'i [gördükleri zaman] şeytanlar yolunu değiştirirmiş. "Şeytanların insi ve cini" diyor. Demek ki cinlerden de şeytan var, yani görünmez [varlık] olarak... Bir de insanların şeytanları var.

Bu ne demek?

Demek ki bazı insanlar o kötülük mesleği içine yuvarlanıyorlar ki adeta kötülük bunların mesleği, işleri oluyor ve şeytanlaşıyorlar. Dış görünüşü itibariyle insan kılığında ama insanların şeytanları durumuna geliyor.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi şeytana uydurmasın, bir. Ondan sonra, insan şeytanlarının, cin şeytanlarının şerlerinden de bizi hıfz eylesin.

Demek ki insan takva ehli olursa, Allah'tan korkan, Allah'a sımsıkı bağlı bir kimse olursa şeytan kaçıyor. Bizim şeytana uymamız bizim kusurumuzdan. Demek ki biz Allah'a hakkıyla tevekkül etsek, Allah'a hakkıyla iman eden bir kimse olsak, şeytan bizi görünce kaçacak. Biz ilk önce imanımızdaki, tevekkülümüzdeki kusurdan kaybediyoruz da şeytan bir kere yanımıza sokuluyor. Ondan sonra bizi çeşitli oyunlarla, hilelerle aldatıp kötülüklere sevk edebiliyor.

Rü'ye'l-mü'mini cüz'ün min sittetin ve erbaîne cüz'en mine'n-nübüvveti.

"Müslümanın yani iman ehli kimsenin rüyası, peygamberliğin 46 bölüğünden, parçasından bir parçadır, bir bölüktür."

Bu ne demek?

Bir peygamberin Allah-u Teâlâ hazretlerinden vahiy alması, vahiy telakki etmesi, haberleri alıp da elçilik vazifesini yapmasının 46 çeşit yolu var. Allah-u Teâlâ ya melek gönderir, emrini öyle bildirir. Ya meleksiz, bilâ-vasıta gönderir, yani hiç melek olmadan kendisi doğrudan doğruya [gönderir.] Veyahut ilham yoluyla gönderir. Veyahut çan sesi duyulur gibi bir şıngırtı duyularak vahiy gelir. Veyahut daha başka şekillerle [olur.] Bunların hepsi kaç çeşitmiş?

46 usul, çeşit var. Bir çeşidi de rüya.

Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Peygamberlik gelmezden önce bile ben gece hangi rüyayı görsem ertesi gün, gün aydınlığı gibi o rüya aynen zuhur ederdi. Olmadan hâdiseyi görürdüm."

Demek ki insan mü'min olunca, gönül âyinesi saf, düzgün olunca, o zaman manevi haberleri olmadan evvel Allah-u Teâlâ hazretleri ona ilham ediyor. O aynada tezahür ediyor.

Ben gönlü aynaya benzetmeyi çok seviyorum. Çünkü hakikaten dikkat edin; ayna kirli olursa göstermez. Demek ki bizim gönül aynalarımızın üstünde toz toprak var, arkasındaki o kâğıdın içindeki parlaklığı veren maddesi küflenmiş, paslanmış; bizim aynamız göstermiyor. Ama temizlesek, cilalasak, muntazam olsa gösterecek, bir.

Ondan sonra, aynalara dikkat edin; sathı düzgün olmazsa çarpık yani eğri büğrü gösterir. Hatta bunun için bazı eğlence yerlerinde çeşitli aynalar koyuyorlar. Bir ayna koyuyor, onun karşısına geçti mi insan, aynı insan uzun boylu görünüyor. Öteki aynanın karşısına geçerse şişman görünüyor, boynu uzun oluyor; böyle çeşitli şekillerde görünüyor.

Neden? Ayna düz olmazsa görüntü, görünen şey şeklen bozulur, şekli bozuk görünür.

Onun için, gönül bir kere saf, temiz, pak olacak. Gönül aynası pak olacak, bir. İkincisi, eğri büğrü olmayacak ki doğru haber çıksın, haberler eğri aksetmesin.

Demek ki Müslümanın rüyasında hakikat payı var. Müslümanın rüyası hakikatin bir parçası oluyor.

Tabii bu rüya mevzuunda pek çok esrarengiz bilgiler, söylenecek sözler vardır. Rüyaların bir kısmı şeytanidir, bir kısmı nefsanidir, bir kısmı melekîdir, bir kısmı rahmânîdir. Çeşitli şekillerle görünür. Bir kısım rüyada haber, bilgi aynen görünür. Bazen de remiz, temsil ile bir başka yolla görünür.

Mesela Yusuf aleyhisselâm'ın zindandaki arkadaşları dediler ki:

"Rüyada ben..."

Bir tanesi rüyasını Yusuf aleyhisselâm'a anlatıyor. Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri Yusuf aleyhisselâm'a rüya tevil etmesini, tabir etmesini, o ilmi ihsan eylemiş. Diyor ki:

"Ben rüyamda efendime içki sıkıyorum, hazırlıyorum." Ötekisi de diyor ki:

"Ben de rüyamda başımın üstünde bir tepsi taşıyordum, tepsiden kuşlar bir şeyler yiyorlardı." diyor.

Bu iki şahıs niye zindana düşmüşler?

Hükümdara suikast olmuş. "Acaba o mu yaptı, bu mu yaptı?" henüz belli değil. İkisini de yakalamışlar, zindana atmışlar.

İkisi zindandayken Yusuf aleyhisselam da malum meşhur bir hâdisedir, o da haksız yere zindana düşüyor, onlar rüyalarını anlatıyorlar. Rivayet edilir ki; "Bunlar rüya değil de uydurma, yani kendileri rüya görmedikleri halde böyle deyiverdiler." diyorlar. Belki de hakikaten görmüşlerdir.

O birincisine diyor ki:

"Sen tekrar eski vazifene döneceksin."

O, hükümdarın şerbetçisiymiş. Hükümdarın meşrubatını hazırlarmış. Ötekisine de diyor ki:

"Sen asılacaksın, başının etlerini kuşlar gagalayıp yiyecek."

Kudiye'l-emru'llezî fîhi testeftiyân. "Hakkında fetva, malumat istediğiniz iş hükmolundu artık, takarrür etti." diyor.

Hakikaten ötekisi asılıyor, berikisi de tekrar şerbetçisi oluyor.

Rüya bazen böyle remiz, bir rumuz ile görünür. Bazen de ayan beyan insan ertesi gün olacak şeyi görür. Hepimiz görmüşüzdür. Mesela "Ertesi gün imtihanda şu soru sorulacak." diye talebe görür, hakikaten de kendisine o soru sorulur.

Nasıl oluyor bu?

Bu, Allah-u Teâlâ hazretlerinin esrarından bir esrardır. Rüyanın manevi bir tarafı vardır. Rüya peygamberliğin haber kaynaklarından birisi olarak mü'mine bazı hakikatleri aksettiren bir hâdisedir. Ruhun manevi âlemden bazı haberleri aldığı bir hâdisedir.

Bu hadis-i şeriften sonra rüya ile ilgili birkaç hadis-i şerif daha var. Bu hadis-i şerifte "Peygamberliğin kırk altıda biri" dedi, öbür tarafta "kırkta biridir" diyor, bir yerde "yetmişte biridir" diyor. Bunun izahını şöyle yapıyor:

"Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz 13 sene peygamberlik yaptı. 40 yaşında peygamber oldu, 63 yaşına kadar vazifesini yaptı, ondan sonra ahirete irtihal eyledi, manevi âleme geçti. Tabii ilk baştaki peygamberliğinin [halleri] ile daha sonraki terakkîleri arasında bir kademeyi gösterir bu. İlk önce o kadardı, sonra imkânlar çeşitlendi; fırsatlar, yolların adedi arttı."

Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in yolunda, Kur'ân-ı Kerîm'in gösterdiği istikamette, sırat-ı müstakimde yürüyen, rızasına uygun ömür geçiren ve mü'min-i kâmil olarak kendisine vasıl olan kullarından eylesin. Hayırlı ilimlerle cümlemizi mücehhez eylesin. Öğrendiğimiz şeyleri hayatına tatbik eden, ilmiyle amil kimselerden eylesin.

Çünkü çok sözün, kuru sözün, sadece sözün bir faydası yok. Sözden, ilimden, bizim size bunları okumamızdan, kendimizin okumamızdan maksadımız; bir şeyler öğrenip onu tatbik etmektir.

İnşaallah hayatımızı ona göre tanzim, tertip ederiz de cehenneminden azat olan, cennetine ilk girenlerle beraber dâhil olan, Resûlullah'ın Livâü'l-hamd'i altında cem' olan, Havz-ı Kevser'i başında sefa süren, o büyük köşklere, o sefalı yerlere, nimetlere sahip olan bahtiyarlar arasına biz âcizler de dâhil oluruz.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA