İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

17.05.1981 - Subhanallah, Dua Etmek

17.05.1981 - Subhanallah, Dua Etmek
Hadisler Deryası

17.05.1981 - Subhanallah, Dua Etmek

26.03.2026
15 dk 20 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Sübhânallâhi tenzîhu'llâhi min külli sûin.

Sadaka Resûlullâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Talhâ radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyorlar ki;

Sübhânallâhi tenzîhu'llâhi min külli sûin.

Subhânallah sözü; "Allah-u Teâlâ hazretlerini her çeşit, her cins kötülükten pak ve münezzeh kılmak" demektir.

"Yâ Rabbi! Senin hiç eksiğin, kusurun, noksanlığın, kötü vasfın yok." demek.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Subhânallah'ın mânasını izah ediyor. Rükuda sübhâne rabbiye'l-azîm; secdede subhâne rabbiye'l-alâ diyoruz.

Müezzin efendi namazlarda çeşitli vesilelerle Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallah diyor. İşte bu sübhanallâh kelimesinin mânasını izah ediyor.

Subhânallah sözü Arapça bir tabirdir. Normal bir gramere uygun, hemen kolay anlaşılır bir cümle değil, bir tabir olarak kullanılıyor. Sübhân kelimesi üstünlü olarak okunuyor, subhâneh diye. Ondan sonra Allah kelimesine vaslediliyor. Subhânallâhi diyoruz, Allah kelimesinin sonu esreli okunuyor. Demek ki okunması bir izafet ile icra ediliyor, izafet var. Sübhân kelimesi fu'lân vezninde mastar.

Mastar nasıl kullanılmış?

Gizli bir fiil var, o gizli fiilin mef'ul-u mutlak'ı olarak kullanılmış. Üsebbihu subhânallah demek. Veyahut kullanan şahsın sîgasına göre değişir. Sebbehahû, sebbeha, subhânallah demek olur.

"Yâ Rabbi! Ben seni her türlü noksanlıktan, eksiklikten, kusurdan uzak bir Zât-ı Celil olduğunu bilerek öyle anıyorum." demek.

Allah-u Teâlâ hazretleri bu kâinatın halikıdır.

"Mülk O'nundur." demek, "Mal, mülk O'nundur." mânasında değil.

Hâkimiyet O'nundur. Hâkimiyet, şu kâinattaki işler, cümle işler Halik’ındır. Hepsi Allah-u Teâlâ hazretlerinindir. Hâkimiyet O'nda. "Ol!" derse istediği şey hemen anında olur. "Olma!" dediği şey, "Yok ol!" dediği şey anında yok olur. Sonsuz, eksiksiz, noksansız; insanın aklına sığmayacak derecede kudret sahibi. İnsan idrakinin kaplayamayacağı, kavrayamayacağı derecede sanat sahibi.

Mühendisler mühendisliği öğrensinler Allah'ın mahlûkatına baksınlar da... İnsan vücudundaki, ağaçlardaki, dağlardaki, taşlardaki nizama baksınlar da matematikçiler matematik öğrensin, mühendisler mühendislik öğrensin, sanatkârlar sanat öğrensin.

Bir nebatın yaprağı, vazifesi bir tane; nebata lazım olacak olan malzemeyi hazırlamak. Laboratuvar; aşağıdan suyu alacak, yukarıdan güneş ışığını alacak, ikisini birleştirecek; ağaca, o bitkiye ne lazımsa bütün malzemeyi oradan yapacak. Dışarıdan başka bir şey gelmiyor. Kökten su ile karışık madenler, malzeme geliyor, ondan sonra yukarıda güneş ışığı var; bu ikisinden oluyor. Toprağın içinden geçmiş, süzülmüş su, artık içine neler girmiş, erimişse su ve güneş ışığı...

Hadi bakalım Amerika’sı, Rusya’sı, İngiltere’si, Fransa’sı, Almanya’sı bir araya gelsinler; işte sana su, işte toprak, işte güneş... Hepsini Allah hazırlamış, karşında hazır duruyor. Hadi göreyim seni de sen bu toprağın içinden geçen suyla, bu güneş ışığıyla şu bitkinin küçücük yapracığının bir toplu iğne başı kadar klorofil hücresinin yaptığı şeyi yap bakalım.

Mümkün değil yapması! O yaprağın içinde o neler yapıyor? Aşağıdan suyu alıyor, yukarıdan güneşi alıyor, şeker yapıyor.

Elmanın, üzümün tadı nereden geliyor?

Her çeşit şeyi yapıyor.

Ondan sonra bu bitki oluyor. Ben toprağın içine küçücük bir çekirdek ektim, büyüdü kocaman bir ağaç oldu. Nereden oldu?

Çekirdek kök saldı, kök topraktan suyu emdi; ondan sonra toprağın üstüne çıktı, güneş ışığına kavuştu. Oradan güneş ışığıyla laboratuvar çalışmaya başladı; bütün bu ağacın odunu, dalı, budağı, yaprağı hep kendi bu laboratuvarında yapıldı. Dışarıdan biz yapıştırmıyoruz, eklemiyoruz. Kendisi o laboratuvarında yapıyor.

Sanata bak! Var mı böyle bir sanat sahibi?

Şu insan vücuduna bak... İnsan vücudunda derece derece ne tabakalar var. Bir kere kemik tabakası var. İnsanın bütün etini soy, geriye ne kaldı? Kemikler kaldı. Eğri büğrü kemikler. O eğri büğrülüğün her eğriliğinde, her çıkıntısında bir hikmet var. Her çıkıntısı bir işe yarıyor, her girintisi bir başka işe yarıyor. Bütün yapmamış da parça parça yapmış. O parça parça yapmalarındaki hikmetleri cihanın doktorları bir araya geliyor da güzelliğini izah edemiyorlar.

O parça parça eklendiği için sen güzel güzel hareketleri yapıyorsun; yürüyorsun, oturuyorsun, kalkıyorsun, eğiliyorsun, her şeyi yapıyorsun. Allah o kemikleri o şekilde yaratmış ki üstüne gelecek adalelerin eklenme yerlerini, girme yerlerini, çıkma yerlerini hazırlamış; hazır. Onun üstüne adaleleri eklemiş. Adalelerin her birisi iplik yumakları, iplik demetleri gibi ucu sivri, ortası geniş; bir yerden bir yere uzanıyor, öbür taraftan öbür tarafa uzanıyor. Çapraz uzanıyor, yan uzanıyor, yuvarlak uzanıyor. Onların her birisi kasılıp genişlemek suretiyle senin hareketlerini yapıyorlar ki o hareketlerin her birisi bir şaheser!

Senin şu beğenmediğin, kıymetini anlamadığın elinin yaptığı şeyi yapmak için bugün mühendisler bir araya geliyorlar da, milyarlarca lira harcayıp o işi yapacak edevatı yapabiliyorlar. Çünkü orada kaç çeşit iş var. Onu böyle tespit etmek kolay değil.

Bir göz kapağının işi, bir göz bebeğinin işi; ışık çok gelir, daralır; ışık az gelir, açılır. Gözün içinde merceği vardır; ışığın, baktığın yerin yakınlığına, uzaklığına göre şişer, incelir. Işığı tam arka tarafta, görme noktasının üstüne düşürmek için hareket eder. Mühendisler hayran, matematikçiler hayran, doktorlar hayran, kimyagerler hayran...

İnsan nereye baksa serapa hayret, serapa hayranlık içinde aklını kaybeder. Bunların hepsini Allah-u Teâlâ hazretleri yaratmış. Yaratmış, bırakmış mı? Her an yürütüyor.

Külle yevmin hüve fî şe'n. "Her anda bir işte."

Her anda tecellisi devam etmese bir şey durur mu? Desteğini çekersen bir şey havada durur mu? Her an tecellide, her an kudretini izhar etmekte. İnsana bir akıl nimeti vermiş, bir gönül nimeti vermiş. O akıl nimeti, o hafıza nimeti...

Küçüklükte yaptığını hatırlıyorsun, unutmuyorsun. Hafızan istediğin şeyi bir sürü bilginin arasından çekip çıkarıyor.

"Dur bakalım, ben beş yaşındayken ne yapmıştım?" diyorsun.

Hafızanın içinde ne dolaşıyor da nereden buluyor, o bilgiyi hangi raftan çıkartıyor? Hayran olmamak mümkün değil...

Yahu bunca bilgi karşısında insan hayranlıktan aklını kaybeder, oturduğu yere yığılı kalır. Allah-u Teâlâ hazretleri böyle kudretli! İşte sübhânallah bu demek.

"Yâ Rabbi! Senin hiçbir şeyde noksanın yok, her şeyin tam."

"Ama bazı işler görüyoruz ki şöyle oluyor, böyle oluyor."

Allah sana basiret versin, gönül gözünü açsın da onların arkasındaki hikmetleri gör. Hepsi nice hikmetlerle oluyor. Onlara da hayran kalırsın, onlarla da yığılır kalırsın.

İşte bir sübhânallah sözünün arkasında bu mânalar yatıyor ki ben âciz bir kulum, o sübhânallah'ın mânasını ben nasıl anlatayım? Mümkün değil, anlatamam.

Ama "Her kötülükten münezzeh, her türlü kemâl sıfatıyla muttasıf Allah-u Teâlâ hazretleri." demek. O kadar kıymetli bir söz ki tarifi mümkün değil.

Sübhânallah inneke lâ tütîkuhû ve lâ testetîuhû hel lâ kulte 'Allâhümme âtinâ fî'd-dünyâ haseneten ve fî'l-âhirati haseneten ve kınâ âzâbe'n-nâr.'

Sübhânallah. Buradaki sübhânallah, "Allah'ı tesbih ederim, Allah her türlü noksandan münezzehtir." demek ama şaşırmış da ondan söylemiş Peygamber Efendimiz.

Hayret etmiş. Hani biz de fe sübhânallah, Allah Allah deriz, öyle söylemiş. Sübhânallah demiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir kimsenin karşısında.

Ondan sonra da demiş ki;

İnneke lâ tu'tîkuhû. "Sen buna tahammül edemezsin." Ve lâ testetî'uhû. "İstitâat getiremezsin, gücün yetmez bunu yüklenmeye, omuzların dayanmaz bu yüke." Hel lâ kulte. "Şöyle deseydin ya, şöyle demen mümkün olmaz mıydı?" Allâhümme âtinâ fî'd-dünyâ haseneten. "Ey Allah’ım, ey Rabbim! Bize dünyada iyilik ver." Ve fî'l-âhireti haseneten. "Ahirette de iyilik ver." Ve kınâ âzâbe'n-nâr. "'Bizi cehennemin azabından hıfz eyle, koru, sakla yâ Rabbi.' deseydin ya." demiş.

Ne zaman demiş bunu?

Peygamber Efendimiz' in hizmetinde bulunan sahabe Enes b. Mâlik radıyallahu anh diyor ki; enne'n-nebiyye sallallahu aleyhi ve sellem âde racülen. "Peygamber Efendimiz bir hasta ziyaretine gitti." İâdetu'l-merîd. "Hasta ziyaret etmek." Âde racülen. "Bir adamı ziyarete gitti." Kad cuhide. "Erimiş, takati tükenmiş, bitmiş bir adam." Hattâ sâra misle ferhin. "Kuş yavrusu gibi, civciv gibi kalmış."

O kadar küçük değil ama hastalıktan, sıkıntıdan erimiş; ufalmış ufalmış, neredeyse insanlıktan çıkmış. O kadar küçülmüş. Bir deri bir kemik kalmış; böyle bir hasta. O zaman şaşırmış.

Fe kâle lehû. Peygamber aleyhissalâtu ve'sselâm ona demiş ki;

E mâ künte ted'û, e mâ künte tus'elü rabbeke'l-âfiyete. E mâ künte ted'û. "Allah-u Teâlâ hazretlerine dua etmez miydin sen? Bu ne hal?" E mâ künte tes'elü rabbeke'l-âfiye. "Rabbinden âfiyet istemez miydin? Bu ne hal? Nasıl düştün bu hâle?" diye sormuş.

Kâle. "O hasta demiş ki." Küntü ekûlu. "Ben diyordum ki yâ Resûlallah!" Allâhümme. "Ey Rabbim, ey Allah’ım!" Mâ künte muâkibî fî'l-âhireti fe accil lî fî'd-dünyâ. "Yâ Rabbi! Sen beni ahirette ne sebepten cezalandıracaksan, cehenneme atacaksan bana o cezayı dünyada ver de bu dünyada çekeyim, ahirette kurtulayım. Ahirette dayanamam, bu dünya hayatı nasıl olsa geçici, sen bana ceza olarak ahirette ne vereceksen." Fe-accil lî fî'd-dünyâ, "Acele et, bana o belayı, o sıkıntıyı bu dünyada ver de ahiretim rahat olsun." demiş.

Bunun düşüncesi doğru mu? Yanlış. Yanlış olduğunu Peygamber Efendimiz söylüyor.

Böyle dua olur mu?

Allah-u Teâlâ hazretlerinin hazinelerinden lütfundan, kereminden, şefkatinden ümit kesilir mi mübarek? Ne biçim şey böyle?

Allah-u Teâlâ hazretlerinin hazinesinden eksilir mi? Ahirette de hayır iste, dünyada da iste. Sana dünyada hayır verdiği zaman Allah-u Teâlâ hazretleri; "Ahirete kalmadı mı?" diyecek? Hazinesi sonsuz.

"Yâ Rabbi! Evet, ben yüzü kara bir kulum, müflis bir kulum. Şimdiye kadar sana hiç iyi kulluk edemedim yâ Rabbi! Cezayı hak ettim. Cehennemim ta dibini boylayacak kadar bir kusurlu kulum ama senin rahmetin çok. Bana dünyada da ahirette de iyilik ver yâ Rabbi! Beni sevdiğin huylarla huylandır, sevdiğin amellere muvaffak et. Sevdiğin yollarda yürüt. Sevdiğin kullarla arkadaş et. Bundan sonra bari beni koru. Sen korursan, elimden tutarsan ben doğru yolu bulurum, hak yolda giderim. Aman yâ Rabbi! Ben hatamı bildim. Hakkım, haddim değil senden iyi bir şey, lütuf istemek ama ne yapayım ki senin hazinen sonsuz, keremin, lütfun sonsuz!" dese insan; dünyada da ahirette de iyilik istese daha iyi.

Doğrusu bu. Peygamber Efendimiz öyle diyor.

Sübhânallah demiş o zaman. "Allah Allah! Ne acayip iş yapmışsın." diye şaşırmış. "Sen buna takat getiremezsin."

Ahiretin cezasını dünyada çekmeye insan takat getiremez. Bundan bir ders daha çıkıyor. Vah başımıza gelecekler, Allah korusun! Ahiretin cezasına bak ki bir adamcağız böyle demiş diye kuş yavrusuna dönmüş, insanlıktan çıkmış da küçülmüş, erimiş.

Estağfirullâh el-azîm ve etûbu ileyh.

Aman yâ Rabbi! Sen bizi affeyle, sevdiğin huylarla huylandır, sevdiğin amellere muvaffak eyle. Sevdiğin yollarda yürüt, ahirette de dünyada da iyilikler, hoşluklar ver. Bizi iki cihanda mesut, bahtiyar eyle. Hazinelerin sonsuz yâ Rabbi!

Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA