28.06.1981 - Mehdi, Dünya Sevgisi, İstikbalde Olacaklar, Emr-i Maruf

28.06.1981 - Mehdi, Dünya Sevgisi, İstikbalde Olacaklar, Emr-i Maruf
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Setatluu aleyküm râyâtün sûdün min kıbeli Hurasâne fe'tûhâ velev habven ale's-selci fe-innehû halîfetullâhi'l-mehdiyyü.
Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz Mehdi ile ilgili bir bilgi veriyor:
"Size Horasan tarafından siyah bayraklar çıkıp gelecek. Eğer onları görürseniz onlara katılın; buzun üstünde de olsanız, emekleyerek gidiyor da olsanız yine onlara katılın. Çünkü o Allah'ın halifesi olan Mehdi'dir."
Malum, kıyamet alâmetlerinden birisi de Mehdi'nin çıkmasıdır. İşte bu Mehdi Horasan tarafından çıkacak, siyah bayrakları olacak ve ona insanların, Müslümanların tâbi olması gerekecek.
Horasan İran'ın şimal-i şarkîsi yani kuzey doğu tarafındaki bir mıntıka. Mehdi oradan çıkacak, Resûlullah'ın soyundan, sülalesinden olacak, onun adını taşıyacak, babası onun babasının adını taşıyacak.
Setüftehu aleykümü'd-dünyâ hattâ tüneccidû büyûteküm kemâ tüneccedü'l-Ka'betü fe-entümü'l-yevme hayrun min yevmi izin.
"Size dünya açılacak, fetholunacak."
Resûlullah Efendimiz bunu ne zaman söylüyor?
Ashâb-ı kiramın yoksulluk çektikleri, üzerlerini örtecek elbiseleri olmadığı zaman. Hatta bir tanesi vefat etmiş, şehit olmuş da mezara koyuyorlar. Örtüyü yukarı doğru çekerlerse ayakları açılıyor, aşağı doğru çekerlerse başı açılıyor. Bir yoksulluk, kıtlık, sıkıntı yılı oluyor; hurmaları beraber yığıyorlar, tekrar taksim ediyorlar. Bir sefere gittikleri zaman bir hurmayı birisi ağzından çıkartıyor, biraz o emiyor, biraz ötekisi emiyor. Açlık çok zor şey! Böyle sıkıntılı zamanlarda Peygamber Efendimiz -o zamandan- diyor ki:
"Size dünya fetholunacak, açılacak." Yani, "Dünyevî, maddî imkanlarınız artacak."
O zaman ne yapacaksınız? "Evlerinizi Kâbe'yi süsler gibi süsleyeceksiniz."
Duvar kâğıtları, mobilyalar, eşyalar, tablolar, biblolar derken her tarafı süslenecek, ziynetlenecek.
Ama makbul değil.
Fe-entümü'l-yevme hayrun min yevmi izin. "Şu günkü fakr-u zaruret içindeki hâliniz o zamanki hâlinizden çok daha hayırlı." diyor, Resûlullah Efendimiz.
Dünya insanı aldatır. Dünyanın süsü, ziyneti insanı aldatır da Allah'ın yolundan alıkoyarsa hiç kıymeti yok; başına çalınsın! Dünya, dünyalık, maddî imkân, para pul Allah yolunda bir kıymeti ifade eder.
Ni'me'l-mâlu's-sâlihu li'r-raculi's-sâlihi. "Hayırlı, salih bir insana helal, salih bir mal ne kadar güzel yakışır."
Neden?
O mal ile hayır işler. O mal ile hayr-u hasenat yapar. Çeşme yapar, han yapar, hamam yapar. Fakirlere yardım eder. O parayı Müslümanların hayrına, cihada sarf eder.
Ama para şerli, ham, ehli dünya ve gafil bir kimsenin eline geçti mi, o da evinin süsüne, ziynetine [harcar.]
Kitaplar; "Eve yatırılan parada, evi süslemeye yatırılan parada hiçbir sevap, hasene yok." diye yazıyor. Yani kat kat binaların yapılması, paranın pulun taşa toprağa yatırılması bizim dinimizde hoş görülmemiş.
Hatta bir keresinde ashâb-ı kiramdan bir zât Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in yanına geliyor; es-Selâmu aleyke yâ Resûlullah gibi bir şekilde selam veriyor da Efendimiz selâmını almıyor. Halbuki bizim dinimizin ahkâmına göre bir kimse selam verirse selam almak gerekir, vecibe oluyor. Selam vermek sünnet, almak farz! Yani çok önemli oluyor, muhakkak yapmak lazım! Peygamber Efendimiz selâmı almamış. O sahabe anlamış ki "Resûlullah bana kızgın, kırgın."
"Resûlullah benim selamımı almadı. Acaba mübareğin gönlünü kıracak ne yaptım ki?" diye etraftaki kimseleri soruşturuyor. Bir tanesi diyor ki:
"Bilemem ama bir keresinde mescitte duruyorduk. Şöyle bir doğruldu baktı, bir evin ikinci katı çıkmış..."
"Şu ikinci kat yapılan, bir kat daha çıkılan ev kimin evi?" demiş. Demişler ki:
"Filanca sahabenin evi." O selam veren şahıs...
"Belki ondan selâmını almamıştır." diyor.
O zât-ı muhterem de gitmiş, hemen o yaptığı katı aşağı indirmiş. Ondan sonra gelmiş, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e selam vermiş, o da aleyküm selam buyurmuş. Yani selâmını [almış.]
Bizim dinimizde taşa, toprağa, inşaata para yatırmak makbul değildir. Onun için, şimdi ihtiyaç bile varsa yapılmış bir tanesini alıver, kendin uğraşıp da başını derde sokma. Hocamız öyle tavsiye ederdi. İnsana da tabii başını sokacak bir ev lazım. "Yapılmış bir ev al da bu işin sıkıntısı ile uğraşma." derdi.
Bunun altında yatan mânaya parmak basarak ortaya çıkarmak gerekirse; biz buraya bu dünyayı mamur kılmaya değil, ahireti kazanmaya geldik. Bu dünyada bize yetecek bir sade ev yeter, paramızın pulumuzun gerisini Allah'ın rızasını kazanmakta sarf etmemiz lazım.
Ama anlatamazsın. Bu devirde ne kadınlara anlatırsın ne de cemaate anlatmak mümkün. Kadınlar biraz evi süssüz, ziynetsiz gördüler mi, mobilyası yok, süsü yok; başlarlar ağlamaya... Mecbur olursun. "İşte perde şöyle olacak, topuzları böyle olacak, fiyonkları böyle olacak, püskülleri böyle olacak, sırması şöyle olacak, duvara şöyle bağlanacak..." Çeşit çeşit... Artık ne kadar para versen gider, yani bitmez.
Allah paramızı pulumuzu Allah'ın rızasına uygun bir şekilde kullanmak nasip etsin.
Tabii bizim bazı sözlerimiz hoşa gitmeyebilir, batabilir. Ama benim sözüm değil ki! Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in sözlerini biz cemaate söyleriz. Nasibi olan bundan hissesini alır. Biz de "Söyledik yâ Resûlallah! Söyledik yâ Rabbi!" deriz. "Bizden vebal gitti." deriz. Artık vebal geride dinleyenlere kalır.
Diğer bir hadis-i şerif:
Setüftehu aleykümü'd-dünyâ. "Size dünya fetholunacak."
Yani, "Dünyevî, maddî imkânlara sahip olacaksınız."
Fe-izâ huyyirtümü'l-menâzile fîhâ fe-aleyküm bi-medînetin yukâlu lehâ Dimaşk. "Siz bu dünya fetholunduğu zaman, çeşitli ülkeler elinize geçtiği zaman, istediğiniz yerde oturma imkânına sahip bulunursanız, Dımaşk denilen şehri seçin."
Dımaşk denilen şehir, bizim "Şam" dediğimiz şehirdir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz orayı çok methetmiş.
"Serbest oturma imkânınız olduğu zaman orayı seçin, Dımaşk'a gidin, yerleşin."
Fe-innehâ ma'kalu'l-müslimîne mine'l-melâhim. "Çünkü bu belde Müslümanların kavgalardan uzak yani emniyetli, uygun yeridir. Burası düğüm noktasıdır." Fustâtuhâ minhâ bi-ardin yukâlü lehâ el-Ğûta. "Ve bunun hudutları, surları el-Ğûta denilen yere kadardır."
Ğûta da onun bağlık, bahçelik, köşkler filan olan yakın sayfiye yerleriymiş.
Setüftehu'l-İskenderiyyetü ve Kazvînü alâ ümmetî.
"İskenderiye şehri ve Kazvin şehri benim ümmetime fetholunacak, açılacak."
"Oraları benim ümmetim alacak."
İskenderiye, Kahire'nin kuzeyinde, Akdeniz'in kenarında bir liman şehri...
"İskenderiye alınacak."
O zaman daha Mısır başkalarının elinde.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mısır'a mektup gönderdi. Mısır'da Mukavkis lakaplı bir kimse duruyordu. Ona mektup gönderdi, dedi ki;
Es-Selâmu alâ meni't-tebea'l-Hüdâ. "Allah'ın selâmı, hidayete tâbi olanların üzerine olsun! Allah'ın Resulü Muhammed'den Mısır'ın hükümdarı, büyüğü, ulusu Mukavkis'e..."
Mektup böyle başlıyor. Diyor ki:
"Seni İslâm'a davet ederim. Müslüman ol, selamet bul. Allah sana ecri kat kat versin."
Mektubun sureti, fotokopisi müzelerde mahfuz...
Peygamber Efendimiz peygamberlik vazifesini hakkıyla yaptı. O kadar yaptı ki o günün imkânlarıyla söyleyebildiği binlerce, yüz binlerce insana söyledi. Veda hutbesine kadar her yerde, her fırsatta gelen kabilelere, heyetlere, hepsine İslâmiyet'i tebliğ etti. Ondan sonra da kendisi Bizans imparatoruna, Habeş imparatoruna, İran imparatoruna, Bahreyn'e, Mısır'a, çeşitli yerlere haberciler gönderdi, mektuplar yazdı. Bu mektupların bir kısmı -Resûlullah'ın imzasıyla- bugün bizim elimizdedir. "Ben Allah'ın hak elçisiyim, İslâm'a gelin." diye hepsini davet etti. Bu uzun, tatlı bir bahistir...
Mesela Bizans hükümdarı o zaman Heraklius isminde bir kimseydi. Ona o mektup geldiği zaman neler oldu, uzun bir hikâyedir... Bizim Güneydoğu Anadolu'da Süryaniler vardır. Yani Hristiyan bazı kavimler vardır. Hatta bunlar ticarette filan da büyük ilerlemeler kaydetmişlerdir. Şimdi İstanbul şeker piyasasında bayağı ileridedirler. Ankara'da Süryanilerin "Aziz" isminde bir [büyüğü] gelmişti. O diyor ki:
"Biz Süryanilere de sizin Peygamberiniz mektup göndermişti. Bizim arşivlerimizde mahfuzdur."
O bir kitap yazmış, kitabın arkasında da ondan bahsetmiş.
Demek ki oraya da bugünkü Güneydoğu Anadolu mıntıkası olan Urfa, Mardin taraflarına da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mektup göndermiş de bunların arşivlerinde, hazinelerinde hâlâ saklı duruyormuş.
"İskenderiye fetholunacaktır." diyor Peygamber Efendimiz. O zaman demek ki İskenderiye, Mısır başkalarının elindeydi.
"Kazvin fetholunacak."
Kazvin de İran'da bir mıntıkanın adı. Kazvin'den pek çok alim yetişmiş. İran'daki o mıntıka da fetholunacaktır.
Ve innehümâ bâbâni min ebvâbi'l-cenneti. "Bu ikisi cennetin iki kapısıdır." Men râbata fîhimâ. "Kim buralarda murabıtlık yaparsa yani hudut karakollarında Allah rızası için bekçilik yapar da bu savaşlarda yardımcı olursa, oralarda gaza ederse, karakol vazifesi yaparsa..." Ev fî ihdâhümâ. "Ya ikisinde birden veyahut sadece bir tanesinde de yapsa olur." Leyleten vâhideten. "Bir gece bile yapsa olur. Allah rızası için bir gece orada bekçilik yapsa..." Harece min zünûbihî. "Günahlarından çıkar." Ke-yevme veledethü ümmühû. "Anasının onu doğurduğu gündeki pak, tertemiz, günahsız olduğu gibi günahlarından sıyrılır."
Peygamber Efendimiz o zaman ashâb-ı kiramı, ashabdan sonra gelecek kimseleri oralarda cihat yapmaya, çarpışmaya, karakollarda bekçilik yapmaya, vazife görmeye böyle teşvik eylemiş. Oraların da fetholunacağını önceden bildirmiş. Ve hakikaten de İskenderiye de Kazvin de fetholunmuştur.
Bu hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz yine buyuruyor ki;
Seteftehûne ba'dî medâyine ızâmen. "Benden sonra siz büyük şehirler fethedeceksiniz."
Hakikaten fütuhat Hz. Ömer zamanında başladı, Orta Asya'ya, Afrika'ya yayıldı; Bizans'a ve Anadolu'nun bugünkü Doğu Anadolu mıntıkasına kadar geldi, Kafkasya'ya dayandı.
"Büyük şehirler alacaksınız."
Ve tettehizûne fî asvâkıhâ mecâlise. "O büyük şehirler sizin Mekke, Medine gibi küçücük şehirlere benzemez."
Tabii o zaman oralar küçük, bunlar büyük şehirler.
"Siz onların çarşı pazarında oturacaksınız, kalabalık meclisler kuracaksınız, yolun kenarlarına oturacaksınız."
Fe-izâ kâne zâlike. "Böyle bir durum olduğu zaman..."
Yolda, çarşıda, pazarda oturmanın adabı vardır. Oturuyorsanız, yapılacak işler neler, burada Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Fe-ruddü's-selâm. "Size birisi es-selâmu aleyküm dediği zaman selâmını iade ediniz, selâma karşılık veriniz." Ve ğuddû min ebsâriküm. "Gözlerinize sahip olun, gözlerinizi kapatın."
Ne demek "gözlerinize sahip olun"?
Çarşı pazar olduğu için kadın geçer, genç delikanlı geçer, çoluk çocuk geçer; gözlerinizi gelip geçene dikip bakmayın. Bakıp da günaha girmeyin, gözlerinize sahip olun, gözlerinizi kapayın.
Ve ehdü'l-a'mâ. "Kör kimse olursa yardım edin."
"Gel buradan, yol bu taraf." diye elinden tutun, yardım edin.
Ve eînü'l-mazlûme. "Ve mazluma yardım eyleyin."
Orada, çarşı pazarda baktınız birisi dövülüyor, sövülüyor, aldatılıyor, kandırılıyor, dolandırılıyor, zulme uğruyor; o zaman yardım edin.
Bu çarşı pazarda oturmanın adabındandır. Bir insan sandalyeyi çıkartıp dükkânın önünde oturdu mu, gelen geçenin selâmına karşılık verecek. Gelen geçen kadına, çoluk çocuğa bakmayacak, gözüne sahip olacak. Âmâ, ihtiyaç sahibi kimseler geçerse onlara yardım edecek. Ve mazlum olursa mazlumu koruyacak, kurtaracak.
Setekûnu umerâu fe-ta'rifûne ve tünkirûne. "İleride başbuğlar, hükümdarlar, emirler olacak, başınıza geçecek."
Peygamber Efendimiz yine ileriye ait şeylerden bahsediyor.
"Bu emirler, bu başbuğlar..."
Fe-ta'rifûne ve tünkirûne. "Bazen sizin hoşunuza giden şeyler yapacaklar, -yani iyi şeyler, salih ameller işleyecekler- bazen de kötü işler yapacaklar."
"Bazen hoş iyi şeyler, bazen nahoş şeyler yapacaklar."
Fe-men arefe berie ve men enkere selime. "Kim maruf, iyi iş yaparsa o berî olur, yani azaba müstahak olmaz, cezadan, nifaktan kurtulur."
O hükümdarlar, başa geçen insanlar yalan yanlış işler yaptığı zaman siz emr-i maruf nehy-i münker yaparsanız, onların yanlış yaptığı şeyi söylerseniz, hatalarını güzelce açıklarsanız, o zaman nifaktan, yaltakçılıktan, dalkavukluktan berî ve salim olursunuz. Eğer bunu yapamazsanız, gücünüz yetmediği takdirde içinizden inkâr ederseniz, o zaman bu da selâmette olmanıza yeterli olur, yani cezadan kurtulmuş olursunuz.
Ama;
Velâkin men radıye. "Kim onların o yaptığı iyi-kötü, hoş-nahoş şeylere gönül hoşluğu gösterirse, memnun ve razı olursa..." Ve tâbea. "Onlara, onların sözlerine uyarsa o zaman berî olmaz."
Yani kurtulmaz, selâmette olmaz, Allah-u Teâlâ hazretlerinin cezasına müstahak olur.
Kâlû: E-felâ nukâtilühüm. "Ashâb-ı kiram dediler ki:
'Onlarla çarpışmayalım mı, savaşmayalım mı?'"
Kâle: Lâ. "Hayır, çarpışmayın." Mâ sallû. "Namaz kıldıkları müddetçe..."
"O hükümdarlar namaz kıldıkları müddetçe çarpışmayın." diye Peygamber Efendimiz buyurdu.
Demek ki Müslümanın adabındandır ki; kötü bir şey gördüğü zaman emr-i maruf nehy-i münker yapacak. Yani hakkı söyleyecek, çekinmeden; "Bu doğru değildir, böyle yapmayın!" diye söyleyecek. Onu yapamazsa içinden; "Yâ Rabbi! Ben bu işe razı değilim ama ses çıkartamıyorum. Ne yapayım, adam zorba, zalim! Başıma bir zarar gelir." diyecek. İçten razı olmazsa ne âlâ! Fakat dalkavukluk yaparsa, onlara tâbi olursa o zaman felaket...
Demek ki Müslümanın adabı, Müslümanlığın gereği; kötü bir şey gördüğü zaman emr-i maruf nehy-i münker yapmak, nasihat çekmek. Onu yapamazsa içinden buğz etmek, istememek. Ama dalkavukluk, mülâhene yok! Baş eğmek, alkışlamak yok! Öyle yaparsa felaket...
Setekûnu umerâu teşğalühüm eşyâu yuahhirûne's-salâte an vaktihâ fecalû salâteküm meahüm tetavvuan.
Ümera diyor, yani "Emirler, herhangi bir yerin reisleri, başkanları..."
"Onları pek çok şeyler meşgul edecek de namazları tehir edecekler."
Halbuki namazı vaktinde kılmak en hayırlı amellerden olarak bildirilmiştir.
"Siz onlarla namaz kıldığınız zaman onu nafile namaz gibi kılın."
Yani ihtiyata riayet edin. O namaz ya olmuştur ya olmamıştır.
"Onu nafile gibi yapın da bir kere daha kılın." diye, Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Sayfanın tamamlanması için iki hadis-i şerif daha kaldı. Onları da [okuyalım.] İstikbale ait hadis-i şerifler devam ediyor.
Setekûnu li-veledi'l-Abbâse râyetün... "Abbas -Peygamber Efendimiz' in amcası- onun çocukları için bir bayrak olacak."
Men tebiahâ reşede. "Onlar bir bayrak açacaklar, onların bir işi olacak. Kim bunlara tâbi olursa doğru yolu bulmuştur." Ve men halefehâ heleke. "Onlara muhalefet eden helâk olmuştur." Ve len tahruce min eydîhim mâ ekâmü'l-hak. "Bu bayrak onların elinden düşmeyecek; hakkı tutup kaldırdıkları, hakka riayet ettikleri müddetçe..."
Bu hadis-i şerif de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in kaç sene sonra Abbasîlerin geleceğine dair [haberi] söylediğini gösteriyor.
Sonuncu hadis-i şerif:
Setekûnu fitnetün yufâriku'r-racülü fîhâ ehâhu. "Fitne çıkacak. Adam o fitne esnasında kardeşini..." Ve ebâhu. "Babasını terk edecek."
Öyle fitneler, karışıklıklar olacak ki baba evlattan, kardeş kardeşten ayrılacak.
Tatîru'l-fitnetü fî kulûbi ricâlin minhüm ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "O fitne kıyamete kadar o adamların kalplerinde uçuşacak." Hattâ yuayyere'r-raculü fîhâ bi-belâihî kemâ tuayyeru'z-zâniyetü bi-zinâhâ. "Ve kişi zina işleyenin zinasından ayıplanması gibi bu fitneler dolayısıyla ayıplanacak."
"Bu belanın çokluğundan ve ona karşı sabır ve tahammülün azlığından dolayı ayıp ve itaba maruz kalacak."
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi bu fitnelerden, fesatlardan, kıyamet alâmetleri olan kötü hallerden hıfz eylesin. Şeytanın fitnesinden, kadınların fitnesinden, Deccal' in fitnesinden, ahir zamanın fitnelerinden halâs eylesin, hıfz-u himâye eylesin.
Bir insanın kıyameti öldüğü zaman kopmuş demektir. Ama bu büyük alâmetleri de kıyamet alâmetlerini de bilmek lazım. Belki insan onlara erer. Ona göre nasıl hareket etmesi lazım geldiğini ancak hadis-i şerifleri dinleyenler, dinî bilgisi olanlar bilir de öteki insanlar bilmezler. Bugün kıyametin alâmetlerinin pek çoğu zahir olmuştur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in kıyamet ahvâline dair söylediği sözlerin çoğu zahir olmuştur. Çok korkulu olmak lazım. Tevbe etmek lazım! İnsanın hemen bugün yarın kıyamet kopacakmış gibi tevbe üzere hazırlıklı olarak fitnelerden, imanını koruyacak, kendisini emniyete alacak şekilde yaşaması lazım. İnsanın dünyaya, dünyanın lezzetlerine, günahlarına dalmaması lazım.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemize uyanıklık nasip eylesin.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
29.03.1981 -
İstanbulun Fethi, Ehli
28.06.1981 -
Kıyamet Alametleri, İçki,
