İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

21.01.1990 - Zemzemin Taşınması, Peygamber Efendimiz. Bayram Namazı

21.01.1990 - Zemzemin Taşınması, Peygamber Efendimiz. Bayram Namazı
Hadisler Deryası

21.01.1990 - Zemzemin Taşınması, Peygamber Efendimiz. Bayram Namazı

29.03.2025
23 dk 23 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Kâne yahlifu: lâ ve mukallibi'l-kulûbi.

Peygamber Efendimiz şu ibareyle yemin ederdi: Lâ ve mukallibi'l-kulûb.

Burada mukallibu diye ötre harekelemiş. Vav yemin vavı olduğundan mukallibi kulûb olacak. Metni takip eden kardeşlerimizin dikkatini çekerim. Orası yanlış harekelenmiş.

Buharî ve Ahmed b. Hanbel rahmetullâhi aleyhimâ'nın kitaplarında var. Tirmizî ve Neseî'de de varmış. İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan.

Peygamber Efendimiz yemin ettiği zaman... Çeşitli yemin şekilleri var da... Bir tanesini hatırlarsınız, nasıl yemin ediyordu?

Vellezî nefsî bi-yedihî. "Canım kudreti elinde olan, o Rabbü'l-âlemîn Allah'a ant olsun." diye, bir yemin şekli bu.

Vellezî nefsî bi-yedihî. "Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun." diye tercüme ediyorlar.

Ama "yed-i kudret" deyince millet 6'dan sonraki 7 rakamı sanıyor, yedi kudret sanıyor. Allah'ın kudretinin sonu mu var?

Yanlış bilgi [veriyorlar.]

"Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a ant olsun."

Ne demek? "Kudreti elinde" demek.

Yed, "el" demek. Oradaki 7 rakamı değil. 6, 7, 8, 9 dediğimiz 7 rakamı değil.

O karışıklık olmasın diye vellezî nefsî bi-yedihî sözünün tercümesini nasıl demek lazım?

"Canım kudreti elinde olan Allah'a yemin olsun."

"Dilerse yaşatır, dilerse öldürür, dilerse yükseltir, dilerse alçaltır, dilerse zengin eder, dilerse fakir eder... Her şey O'nun kudretindedir. Canımın akıbeti onun buyruğuna bağlı, ne dilerse öyle yapar." demek oluyor. Tabii imandan doğan güzel bir yemin şekli...

Burada da bir başka yeminini görmüş oluyoruz. Birisi bir şey söyledi;

"Şöyle mi bu iş, yâ Resûlallah?"

Lâ. "Hayır." Ve mukallibi'l-kulûb. "Gönülleri, kalpleri kılıktan kılığa, halden hâle çeviren Allah'a ant olsun ki öyle değil." diye böyle yemin ederdi.

Mukallibi'l-kulûb ne demek?

"Kalpleri, gönülleri istediği tarafa döndüren Allah" demek. Dilerse sevdirir, dilerse nefret ettirir.

"Falanca Hoca efendiyi çok seviyorum."

"Mübarek, neden seviyorsun?"

"Vallahi bilmem, Allah bir sevgi vermiş içime, seviyorum."

İşte kalbi o tarafa döndüren Allah...

Allah bir kulu sevdi mi yakın meleklerine emreder ki; "Ben filanca kulumu seviyorum, siz de sevin." Onlar da semavât ehline seslenirler ki; "Allah filanca kulu seviyor, siz de sevin." Onlar da yerdeki varlıklara bildirirler ki; "Allah filanca kulu seviyor, siz de sevin." Böylece Allah'ın sevdiği bir insanı melekler sever, gök ehli sever, yer ehli sever, herkes sever.

Allah dilediğini de sevdirtmez. Nefret uyandırtır.

Allah dilerse insanın gönlünü hoş eder, dilerse boş eder, dilerse mutlu eder, dilerse mutsuz eder, dilerse mü'min eder, dilerse kâfir eder. Edepsizlik, terbiyesizlik yapar; rahmetini çeker, hidayetini alır, adam tepesi üstüne gider. Neden?

Edepsizlik etti. O Erhamü'r-râhimîn olan Allah-u Teâlâ hazretlerine, kulluğunun edebine riayet etmedi de ondan tepetaklak gitti. Bu edepsizliğinin cezasıdır.

Edep bir tâc imiş, nur-u Huda’dan

Giy ol tacı, emin ol her beladan

Edep, Allah'ın nurundan bir nurdur, insanın başında manevi bir taçtır. İnsan edepli oldu mu Allah'ın lütfuna erer. Edepsiz oldu mu kahrına, gazabına uğrar.

Kalpleri çeviren Allah'tır. Hâkim olan Allah'tır. Halden hâle döndüren Allah'tır.

"O kalpleri, gönülleri oradan oraya çeviren, ters-yüz eden, aksi istikamete, farklı farklı hallere çevirmeye muktedir olan Allah'a yeminler olsun ki, mesele senin dediğin gibi değil, öyle değil, şöyle." diye, Peygamber Efendimiz' in yemininde bunu kullandığı olurdu.

Bundan sonraki rivayet:

Kâne yahmilu mâe zemzeme.

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz zemzem suyunu taşırdı."

Ne demek "taşırdı"?

Yani hacdan, Mekke'den Medine-i Münevvere' ye gelirken taşırdı, isteyenlere ikram ederdi. Onun için hacılar böyle yapıyorlar, bidonlara dolduruyorlar, gittikleri yerlerde [ikram ediyorlar.] İyi ki bu bidonlar çıktı. Eskiden ağzı lehimli galvaniz zemzem tenekeleri vardı. Daha eskiden kim bilir nasıl getiriyorlardı?

Eskiden herhalde zemzem suyu getirmek daha zordu. Zaten develerle sallana sallana üç ayda gidecek, üç ayda gelecek. İstanbul'dan hac yolculuğu üç ay gitmek, üç ay da gelmek, altı ay, üç ay da vaktini oralarda geçirse, Ramazan'ı orada yapar, iki bayram arasında oturur, haccı yapar, gelir; bir sene. Bir senelik nafakasını ailesine bırakacak da hacca öyle gidecekti eskiden...

Şimdi elhamdülillah hacıları, umrecileri Yeşilköy havaalanına gidiyoruz, uçağa bindiriyoruz, "Hadi selâmetle!" uğurluyoruz. O Mekke-i Mükerreme'ye varıyor, biz burada trafikten daha karşı tarafa, Üsküdar'a gidemiyoruz. O varıyor. Allah'ın büyük lütfu...

Eskiden zemzem suyunu görmek çok zormuş, şimdi damacanalarla [alıyoruz]. Bir arkadaşımız; "Elhamdülillah! Hocam, 27 bidon getirdim, iç içebildiğin kadar." diyor. Maşaallah, kalabalık aile hâlinde gitmişler, her birisi şu kadar getirmiş.

Peygamber Efendimiz zemzem suyunu taşırdı.

Zemzem suyu öyle sıradan bir su değildir. Zemzem suyu yeryüzünün en şerefli sudur. Hangi niyetle içilirse ona fayda verir, deva verir. Açlık gitsin diye içilirse insanı doyurur.

Ebu Zerr-i Gıfârî hazretleri müşriklerle bir inatlaşmaya girdi; lâ ilâhe illallah dedi, hücum ettiler, vurdular. Kâbe'nin örtüsüne saklandı. Ertesi gün yine lâ ilâhe illallah dedi, yine kavga gürültü... Yine Kâbe'nin örtüsüne saklandı. Onu dışarıya da çıkartmadılar. Örtüye saklandı mı vuramıyorlar, Kâbe'ye hürmetlerinden vurmaya korkuyorlar. Örtünün altına saklanınca bir şey yapamıyorlar. Kapıyı da kilitliyorlar, dışarı çıkmak yok. Kâbe'nin etrafında, tavaf yerinin çevresinde... Bir ay orada kaldı! Yemek yok, ekmek yok... Bir şey var; zemzem suyu var.

Peygamber Efendimiz sordu:

"Yâ Ebâ Zerr, ne yedin, ne içtin?"

"Zemzem suyu içtim yâ Resûlallah."

Şişmanlamış, kilo almış.

Zemzem suyunun içinde her türlü mineral var. Şimdi tabii çok çekildiğinden bilinmiyor. Eskiden zemzemin üstünde bir de kaymağı olurmuş. Sabaha kadar çekilmeyip durdu da sabahleyin bir kovayı daldırdın mı zemzemin üstünde zemzem suyu kaymağı olurmuş. Eskiden kaymak tabakası da birikirmiş. Tabii şimdi boru suyun içine girdiğinden, motorla çalışıp çektiğinden o kaymağı yemek herkese nasip olmuyor. Ama eskiden öyle olurmuş.

Zemzem kuyusunun kendisi bir kuyudur fakat belli bir mesafesinden sonra yan tarafa doğru Hacer-i Esved'in olduğu köşeye doğru, Kâbe'ye doğru bir kolu gider. Ona "zemzemin kursağı" derler. Zemzem kuyusu aşağı doğru bir kuyu gider ama -içine dalgıç daldığı zaman- bir de Kâbe tarafına doğru bir kol gider, oradan şırıl şırıl su gelir. Suudlular içerisine dalgıç indirmişler, temizlemişler, birçok malzeme çıkartmışlar. Kim bilir neler çıkarttılar... Söylemiyorlar ama onun içinde neler vardır, ne tarihî malzeme vardır... Zemzem kursağını orada okumuştum; zemzemin içinde bir yol var, aşağıya dalgıçla dalsa, Kâbe'ye doğru bir yol gidiyor, onun altına doğru geliyor.

Allah o mübarek sudan yerinde kana kana içmeyi, maddî manevi her türlü hastalıktan salim olmayı, ilm-i nâfi faydalı ilme sahip olmayı, geniş rızka sahip olmayı, her türlü hastalıktan şifa bulmayı nasip etsin.

Babamın kulağının üstünde el ayası kadar bir hastalık oldu. Deri kabarıyor, patır patır çatlıyor, kabuk gibi... Fakat acımıyor, sulanıyor, tatlı tatlı kaşınıyor. Doktorlar, ilaçlar; çare yok... Senelerce devam etti.

Mantar gibi bir hastalık. Geçmiyor da... Tabii ben Ankara'da oturuyorum, arada geliyorum, yine gidiyorum. Bir ara bir geldim, baktım, babamda o rahatsızlık yok.

"Ne oldu baba?" dedim.

"Onu Hicaz'da bıraktık." dedi.

"Nasıl bıraktın?"

"Geçsin diye zemzem suyu sürdüm, geçti." dedi.

Doktorların iyi edemediği, ilaçların çare etmediği rahatsızlık böyle gitti.

Bu zemzem suyu, Allah'ın mübareklik vermiş olduğu bir su, ayrı, şerefi hiçbir suya benzemez.

Kâne yahrucu ile'l-îdi mâşiyen ve yerciu mâşiyen.

İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan "hasen hadis" diye İbn Mâce rahmetullâhi aleyh rivayet eylemiş.

"Peygamber Efendimiz bayrama yürüyerek çıkardı, bayram namazı kıldıktan sonra yürüyerek evine dönerdi."

Bayram zamanı kalabalık çok oluyor. Bayram namazını dışarıda kılmak, "namazgâh" denilen açık yerde kılmak daha iyidir. Bazı mezhepler bu kanaate varmışlar. Peygamber Efendimiz' in zamanında da Medine-i Münevvere'nin etrafında -şark tarafında, yani Baki kabristanı tarafında- bir kalesi, suru vardı, orada kılarlarmış. Bayram namazını şark kapısından çıktıkları zamanki meydanlık yerde kılarlarmış. Efendimiz yürüyerek gidermiş, yürüyerek gelirmiş.

Neden? Sevabı çok.

Neden?

Dağlar, taşlar, ağaçlar, yerler, hepsi; "Evet yâ Rabbi! Bu benim üzerimden geçti, camiye gitti, namazı kıldı." diye şahit olur.

Onun için camiye gelen kimsenin bir yoldan gelip öbür yoldan gitmesi daha iyidir. Caminin çeşitli yerlerinde namaz kılması daha iyidir. Sünneti şurada kılar, farzı öbür tarafta kılar, ondan sonra geriye gelir... Allah'a çok şahit topluyor.

Tabii [Peygamber Efendimiz] oradaki insanlarla bayramlaşmak, görüşmek, onlara iltifat etmek, güzel cemâlini göstermek bakımından böyle yapardı. Binekle gitmezdi. Binekle gidilebilir. Haccı binekle yaptığı var, kalabalık izdiham olduğundan... Ama yürüyerek giderdi. O da her attığı adımda sevap olduğundandır.

Ankara'da çok sevgili bir kardeşimiz var, Cuma vaktinde ziyaretine gittim. Cuma'ya 1 saat kadar var. Ben arabamla gittim, bir kenara park ettim, dükkânına girdim. Selâmun aleyküm. Hemen çıkarttı, kocaman, içi çubuklu bir hacı misi, üzerime sürdü; her tarafım elhamdülillah güzel koku... İyi, kuvvetli bir şekilde -cuma günü güzel koku sürünmek sünnet- sürünmüş olduk. Hemen ondan sonra kapıyı kapattı, dükkânın kapısına kilidi asmaya başladı. "Benim araba şurada." dedim. "Yok, yürüyerek gidelim hocam, sevabı çok." dedi. Biz hocayız ama o da sevap tüccarı maşaallah...

Efendimiz de bayram namazına nasıl gidermiş?

Yürüyerek gidermiş. Başka bir yoldan yürüyerek gelirmiş. İsteseydi, bir devesi vardı, binebilirdi. O yürümenin fazileti var.

Hani camilere, cemaatlere yetişeceğiz diye yürümeleriniz var ya, onlardan ne sevaplar kazanıyorsunuz, bir bilseniz! Her adımına bir hasene veriyor, bir seyyiesini siliyor, bir derecesini yükseltiyor, insan nice nice hayırlara nail oluyor.

Diğer hadis-i şeriflerden iki tanesi de aynı konuyla ilgili, onları da okuyalım.

Kâne yahrucu ile'l-îdeyni mâşiyen ve yusallî bi-ğayri ezânin ve lâ ikâmetin sümme yerciu mâşiyen fî tarîkin âhare.

Ebu Râfi'den hasen olarak rivayet edilmiş. İbn Mâce rahmetullâhi aleyh rivayet etmiş.

"Peygamber Efendimiz her iki bayrama da -Müslümanların iki bayramı var; Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı- yürüyerek giderdi ve namazı ezan okunmadan, ikamet getirmeden kılardı."

Öteki namazlarda ezan ve ikamet getiriliyor ya, Cuma'da oluyor, öyle değil. Bayram namazlarında ezan ve ikamet olmadan bayram namazını kıldırırdı. Dönüşte de ayrı bir yol kullanırdı.

Üçüncü hadis-i şerif:

Kâne yahrucu fi'l-îdeyni râfian savtehû bi't-tehlîli ve't-tekbîri.

İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan.

"Peygamber Efendimiz her iki bayramda namaza çıkarken, yolda yürürken sesini lâ ilâhe illallah, Allah-u Ekber diyerek, lâ ilâhe illallah ve tekbir sözlerini hızlı hızlı söyleyerek giderdi, gelirdi."

Biz de bu namazlara giderken ne yapacağız?

Tekbir getireceğiz. Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Allah-u Ekber ve li'llâhi'l-hamd diyoruz ya, işte onu söyleye söyleye gideceğiz, geleceğiz. Efendimiz öyle yaparlardı.

Kâne yahtubu kâimen ve yeclisu beyne'l-hutbeteyni ve yakrau âyâtin ve yüzekkirü'n-nâse.

Çok kaynaklardan, Câbir b. Semûre radıyallahu anh'ten rivayet olunmuş.

"Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hutbe okurken ayakta okurdu. Oturarak konuşmazdı, ayakta konuşur öyle hutbe îrad ederdi. Konuşmasını iki hutbe hâlinde yapardı. Birinci hutbeyi bitirdikten sonra otururdu. İkinci hutbeden önce, iki hutbe arasında bir oturma yapardı. Hutbelerinde Kur'an'ın ayetlerinden okurdu ve insanlara nasihat ederdi."

Tabii hatipler hem Cuma hutbelerinde hem bayram hutbelerinde Efendimiz' in hareketine uygun tarzda hareket ederek hutbeyi öyle îrad ediyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hem Cuma’da hem bayram günlerinde hem de önemli olaylar olduğu zaman minbere çıkıp öyle hutbe îrad ederdi. Başka vesilelerle de hutbe îrad ederdi, hutbe okurdu.

Kâne yahtubu bi-kâf küllü cumuatin.

"Her Cuma'da Kâf. Ve'l-kur'âni'l-mecîd suresinin içindeki ayetlerden okuyarak cemaatine onlardan vaaz ederdi, nasihat ederdi." diye, bu rivayet hutbenin muhtevası hakkında da bilgi veriyor.

Bundan sonraki rivayet: -Konu değişiyor.-

Kâne yahtubu'n-nisâe ve yekûlu: leki kezâ ve kezâ ve cefnetu Sa'din tedûru maî ileyki küllemâ durtü.

Peygamber Efendimiz malum evlendi, çeşitli hanımları oldu. O hanımlarla nikâh için konuşma esnasında; "Sana nikâhın karşılığında mehir olarak şunları vaat ediyorum." diye söylerdi.

Ve cefnetu Sa'din. "Sa'd'ın sinisi..." Tedûru maî ileyki küllemâ durtü. "Ben nereye gidersem benden sana o gelir."

Yani, "Sana böyle ziyafetler de vereceğim." mânasına mehir meselesini söylerdi.

Malum nikâhta kadının bir hakkı var. Evleniyor; erkek bir taraf, kadın bir taraf, ikisi arasında bir anlaşma oluyor. Buna "nikâh" diyoruz. Nikâh akdi... Bu sosyal ve resmî mahiyeti olan bir akittir. Kadının hakkı var. O hakkı nedir?

Mehir. Kadına bu hakkının verilmesi lazım. Bu hak kadının babasının değildir, başlık parası değildir. Babası kızı satar gibi damada veriyor, parayı cebine indiriyor. Hayır. Bu hak kadının kendisinin hakkıdır ve istemesi lazım, alabilir. Kocanın da vermesi lazım. Ya muaccel olarak verir ya tehirli olarak, "Münasip bir zamanda, ileriki zamanda vereceğim." diye vaat eder, öyle verir.

"Nikâh yaparken bir mehir miktarı konuşulmadı hocam."

O zaman mehr-i misil dediğimiz şey lazım olur. O asalette bir hanımefendi o ülkede, o beldede ne kadar mehir takdir edilip alıyor ise o kadar kendisine mehir vermek gerekir. Konuşulmamış olsa bile, mehr-i misil deniyor, emsalinin aldığı kadar ortalama mehir almak hakkıdır. Bu mehrin hikmetleri çoktur. Kadın o mehir sayesinde mali bakımdan güçlü olacak.

Suudi Arabistan'da hoşuma giden bazı güzel şeyler var. Mehir son derece gerçekçi miktarda. İstersen kadını boşa, mehrini ver; ama o mehirle kadın rahat yaşayacak kadar bol bir para...

Bizde mehir ne kadar? Sembolik, nikâh kıymak için.

Ben tarefeynin isimlerini yazıyorum, dinî nikâh kıyılacak.

"Mehir konuştunuz mu?"

"Bilmem."

"Ne kadar olsun?"

"Bilmem, siz bilirsiniz."

"Ben akit yapmıyorum ki, ben sadece yazıyorum. Siz söyleyin bakalım..."

"Üç olsun, beş olsun..."

Bizde sembolik; onlarda gerçekçi, kadının işine yarayan bir miktarda yapılıyor. O güzel bir şey. Çünkü kadının ihtiyacı olabilir.

Kâne yehîtu sevbehû ve yahsifu na'lehû ve mâ ya'melu'r-ricâlu fî buyûtihim.

Sonun hadis-i şerifi okudum, bitiriyorum.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem nasıl bir peygamberdi?

Çok mübarek, çok mütevazı. Allah'ın en yüksek mertebeli kulu fakat son derece mütevazı bir kul idi. Kendi elbisesini diker, yamardı. Söküğü filan olduğu zaman dikerdi. Pabucunu yamardı. Bir yeri sökülürse -pençe yapılıyor, dikiş dikiliyor- pabucunun tamirini yapardı. Adamlar evlerinde ne gibi işler yaparsa Peygamber Efendimiz onları yapardı. Bir aile reisi ya... Bir adam evinde neler yaparsa onların hepsini yapardı. Tevazuundan, hanımlara şefkatinden, hanımların hukukuna riayetten, bize örnek olsun diye...

Bizim de evlilik konusunda iyi bir eğitim görmemiz lazım. Hatta bazen hatırama geliyor ki;

"Evlilik Kursları" diye kurs açalım.

"Allah Allah, o da nereden çıktı?.."

Millet bilmiyor hem kadınlar hem erkekler evliliğin ne kadar kutsal, sevaplı bir iş olduğunu bilmiyor. Kadın vazifelerini bilmiyor, koca vazifelerini bilmiyor. Birbirine karşı saygı ve sevgi bağlarından haberleri yok. Töresel olarak bir evleniyorlar; "Anam istedi, babam istedi..." ondan sonra bir ihtilaf; karşımıza geliyorlar, ayrılmaya kalkıyorlar.

Peygamber Efendimiz buyurdu ki;

Ebğadu'l-halâli ila'llâh et-talak. "Allah'ın en sevmediği helal boşanmadır."

Boşanma Allah'ın en sevmediği [helaldir.] Evet, helaldir, tamam, olabilir, zamanı gelir, bazı insanlar için lazım olabilir, tamamen o yolu kapatmamak lazım, gerekebilir. Ama en sevmediği helal boşanmaktır. Boşuyorsun; karşıdaki adamın, kadının morali sıfıra iniyor. Zavallı ondan sonra evlenir mi, evlenmez mi, çeşitli [sorunlar] çıkıyor. Allah'ın sevmediği bir şey. Oyuncak değil, ciddi bir şey. Millet bunu bilmiyor.

Koca, bakıyorsun boşamaya karar vermiş.

"Niye boşuyorsun? Gel konuşalım." Utanıyor, benim yanıma gelmiyor.

Allah her işimizi güzel yapmayı nasip etsin.

Aile çok önemlidir. Aile cemiyetin temel taşıdır, çocuklarımızın yetişme yeridir. O bakımdan, ailelerimize sahip olalım. Ailemizin sorumluluğu bizlerin üzerinedir. Ailenin Allah'ın rızasına uygun yönetilmesiyle mükellefiz. Onları günahlara düşürmemekle, korumakla, onlara Allah'ın emirlerini öğretmekle vazifeliyiz. O bakımdan, aman aile içinde çok dikkatli olalım. Allah'ın rızasını kazanmaya gayret edelim. İki cihanımız hoş olsun, bahtiyar olsun.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA