28.03.1993 - Sabah Namazı, Cemaat, Oruç Tutmak, Diş Temizliği, Şevval Ayı

28.03.1993 - Sabah Namazı, Cemaat, Oruç Tutmak, Diş Temizliği, Şevval Ayı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ salleytümü's-subha fe'fze'û ile'd-du'â'i ve bâkirû fî talebi'l-havâici. Allâhümme bârik li-ummetî fî bukûrihâ.
Sadaka resûlüllâh ve nataka habîbullâh fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Hz. Ali Efendimiz’ in rivayet ettiği bir hadis-i şerif. Bu birinci hadis-i şerif, sabah namazını kıldıktan sonra Müslümanın ne yapması gerektiğine dair. Peygamber Efendimiz' in bir tavsiyesini ve duasını ihtiva ediyor.
Peygamber efendimiz buyurmuş ki:
İzâ salleytümü's-subha. "Sabah namazını kıldığınız zaman" Fe'fze'û ile'd-du'â'i. "Dua etmeye kalkışın, koşuşun; duaya gayret edin. Ve bâkirû fî talebi'l-havâici. "Ve ihtiyacınız olan gıda, yiyecek, içecek ve kazancın peşine düşüp onu elde etmek için erkenden davranın." Ondan sonra da şöyle buyurmuş: Allâhümme bârik li-ümmetî. "Yâ Rabbi! Benim ümmetim için bereketli eyle, mübarek eyle." Fî bükûrihâ. "Sabahın erken vaktini, o saatleri. O vakitte kalkıp iş, güç ve kazanç için çalışanlara bereket ihsan eyle."
Biliyorsunuz sabah namazı, fecirden sonra kılınır. İslâmî bakımdan gündüz, güneşin doğmasıyla başlamıyor. Fecir yeri, tan yeri kızarmaya başladığı zaman, gecenin sonunda, ortalık daha alaca karanlıkken başlıyor. O zaman işte ezanlar okunuyor, sabah namazını kılıyoruz. Ondan sonra güneş doğuyor. Müslümanın sabah namazını, güneş doğmadan evvel, fecir, tanyeri ağardıktan sonra o arada kılması lazım. Tan yeri ağarmadan evvel gece oluyor. Sahura kalkılsa yemek yenilebilir. Tan yeri ağardıktan sonra sabahın vakti giriyor, sabah namazının vakti giriyor. Güneş doğduktan sonra, sabah namazının vakti çıkıyor. Güneş doğduktan sonra o namazı kılanlar kaza kılmış oluyorlar, vaktinde kılamamış oluyorlar. Büyük kayıpları olmuş oluyor.
Sabah namazının vakti girdi; camiye geldin, namazı kıldın. Namazı camide kılmak çok sevap. Kılmamak çok büyük bir kayıp. Çünkü "Sabah namazına, yatsı namazına ümmetin has elemanları gidebilirmiş de münafıklar gidemezlermiş." diye hadis-i şerif var. Allah korusun, insan münafık durumuna, münafıklarla aynı safta olma durumuna düşüverir. Sabah namazını camide kılmaya çok gayret etmemiz lazım. Sevabı çok. Sabah namazını, yatsı namazını camide kılan bir insanın bütün günü ibadetle geçmiş gibi sevap yazılıyor. Böyle bir faydası da var. Sabah namazını camide kılınız.
Kadınlar evde kıldı, erkekler camide kıldı. Sonra ne yapacak?
Fe'fzeû ile'd-duâ'i. "Duaya koşuşun. Duaya kalkışın. Duaya gayret edin. Sarılın." buyurmuş.
Biz de sabah namazından sonra az veya çok dua ediyoruz; salavat getiriyoruz, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allah-u Ekber diyoruz. Mihrâbiye okunuyor; Haşr suresinin sonundaki üç ayet. Sonra millet kalkıp gidiyor. Bu olabilir. Hatta insan farzı kıldıktan sonra da gidebilir. Treni, uçağı kaçıracak, işi var; kalkıp gidebilir. Memuriyete yetişecek, servis arabası kaçacak; gidebilir, mahsur yok. Farzı kıldı mı, tamam.
Peygamber Efendimiz sabah namazını kıldıktan sonra camide otururdu, güneşin doğmasını beklerdi. Güneşin doğmasından sonra kerahet vaktinin çıkmasını beklerdi. Yarım saat falan geçinceye kadarki o arayı da ibadetle, Kur'an'la, duayla geçirirdi. Kalkıp iki rekât namaz kılardı. İşrak namazı; güneşin doğmasından sonraki namaz. Araplar güneşin doğmasına şuruk veya işrak derler. Sabah namazından sonra oturup dualar ettikten sonra, bu namazı kılmak, çok kazançlı. Peygamber Efendimiz; "O gün tam, eksiksiz, kusursuz bir umre, bir hac yapmış gibi sevap kazanır." buyuruyor. "Tam bir hac ve umre, tam bir hac ve umre, tam bir hac ve umre." diye üç defa söylemiş. Önemli.
"Tam bir hac ve umre sevabı kazanmış oluyor." Öyle gidiyor.
Başka ne faydası var?
O gün rızkı çok bol olur. O namaza gitmeyip de koştursaydı, gözün alabildiği yerleri dolaşıp gayret gösterseydi, afakı dolaşıp rızık arasaydı bu kadar rızık kazanamazdı. Sabaha böyle başlayan kimse bundan daha fazla rızık kazanır. Biz bunun bereketini görüyoruz, biliyoruz. Bunu yapanlar biliyor. Ve o gün ölürse sabaha böyle başladığı için imanla göçmesine vesile olur. Onun için fe'fzeû ile'd-du'âi. İşte bu bizim halimizi anlatıyor. "Namazı kıldınız, ondan sonra duaya kalkışınız, devam ediniz." Devam edecek; Kur'an okuyacak, Evrâd-ı Şerife okuyacak.
Evrad ne demek? "Her gün okunulması âdet edilmiş olan dualar." demek. İtiyadı, âdeti, alışkanlığı.
Ve bâkirû fî talebi'l-havâici. "Ondan sonra da dünyevî, ailevî ihtiyaçlarınız için iktisadî faaliyetleriniz için erkenden kalkışın. Çarşıya gidecekseniz erken gidin. Pazar yerine gidecekseniz erkence gidin. Alışveriş yapacaksanız, erkenden yapın. Yani "Uyumayın." demiş. Burada yok da başka bir hadis-i şerifte; "Sabah namazından sonra uyumayın." buyurmuş. Uyumak sünnet-i seniyeye aykırı. Erken kalkmışsın, işine git, erkenden gör, bitir. Ondan sonra da dua etmiş: "Yâ Rabbi! Benim ümmetimden erken davranan, işine erken gidenlere bereket ver, onların bu hareketini mübarek eyle, sabahın bu erken vaktini bereketli eyle."
Adam yatıyor, saat on bir oluyor, çapaklı gözlerle kalkıyor, elini yüzünü yıkıyor, çarşıya gidiyor, öğle oluyor. Alan almış, satan satmış; çöpler, kötü mallar kalmış. İş işten geçmiş oluyor. Böyle olmayacak. Erken gidilecek. Eskiden dedelerimiz böyle yaparlardı. Biz de böyle yaparsak iyi olur, bereketli olur, Efendimiz' in tavsiyesi bu.
İzâ salleytümâ fî rihâlikümâ sümme eteytümâ mescide cemâatin fe-salliyâ meahüm fe innehümâ lekümâ nâfiletün.
Bu da Câbir b. Yezid radıyallahu anhümâ'nın babasından rivayet ettiği bir hadis-i şerif. Çok kaynakları var. Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvud, Neseî, Tirmizî.
İza salleytümâ fî rihâlikümâ. "Siz yolunuzda, yolculuğunuzda namazı kıldığınız zaman." Sümme eteytümâ mescide cemâatin. "Sonra cemaatle namaz kılınan bir mescide geldiğiniz zaman baktınız sizin kıldığınız namazı yeni kılıyorlar." Fe-salliyâ meahüm. "O namazı onlarla beraber yine kılın." "Ben kılmıştım." demeyin, yine kılın. Yolcuydunuz, yoldan geliyordunuz, "vakit girdi" diye kıldınız ama cemaatle namaz kılınan bir mescide geldiniz, kılıyorlar. Yine kılın, onlara katılın. Fe-innehümâ lekümâ nâfiletün. "Çünkü bu sonradan kıldığınız namaz, sizin için sevap olur. Nafile ibadet sevabı kazanmış olursunuz." "Ben kılmıştım." diye kenarda durmayın; katılın, onu da kılın.
Rihal, seyahat demek. Mesela lâ tüşettür rihâli "Seyahat yapılmaz." İllâ ilâ selâseti mesacide. "Ancak üç mescide seyahat yapılabilir; Mekke'deki, Medine'deki, Kudüs'teki mescitlere. Başkası için özellikle gitmeye lüzum yoktur ama onlar için özel gidilir."
Demek ki bir insan herhangi bir sebeple, bir namazı daha evvelden, cemaatten evvel kılmış da sonra camiye yetişmiş, gelmişse, orada "O namazı ben kılmıştım." demeyecek, kılacak. Bu yolcunun hali. Yoldan gelirken kılmıştı ama burada şehre geldi, camide yine kılacak. Biz topluca, cemaat olarak bir eve davet edilmiş oluyoruz. Yetmiş, seksen, yüz kişi neyse. Kalabalığız. Namaz kılacağız. Bakıyoruz başka arkadaşlar da gelmiş. Onlar daha evvel kılmışlar. Biz biraz yemek yemişiz, toplantı yapmışız, gecikmişiz. Yatsı namazını kılacağız. Kenarda duruyorlar. Yok oturmayın; gelin, kılın. Evet daha önceden farzı camide kılmıştınız ama burada şimdi kocaman bir kalabalık var, bu namaz da cemaatle kılınıyor, o sizin için nafile olur. Kabahat değil, namaz bu. Sevaplı. Efendimiz; "Onu kılarsınız nafile ibadet olur." diye bildiriyor.
İzâ sumte mine'ş-şehri selâsin fe-sum selâsete aşerete ve erbaa aşerete ve hamse aşerete.
Bu da Ebu Zer radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Ahmed b. Hanbel, Neseî, Tirmizî ve diğer kaynaklarda var.
Peygamber Efendimiz' in tavsiyesi vardı. "Ramazan gitti." Gittiyse yine gelir. Ramazan'a kadar başka namazlar da başka oruçlar da var elhamdülillah. Ortalık tamamen bomboş da değil. Mesela bu içinde bulunduğumuz günlerde Şevval ayındayız, altı gün oruç var. İnsan Ramazan'la beraber bunu da tutarsa, bütün sene oruç tutmuş gibi sevap kazanıyor. Halbuki bütün sene oruç tutmuyor; yiyor, içiyor. Orucu daha ziyade Ramazan'da tutuyor ama o sevabı kazanıyor. Bir de Peygamber Efendimiz' in şöyle bir tavsiyesi var: "Her aydan üç gün oruç tutarsanız o ayın tamamını oruçlu geçirmiş gibi sevap kazanırsınız. O da bire on sevap olduğundan, üç gün, otuz ediyor; otuz gibi oluyor. O zaman da bir sene oruç tutmak gibi oluyor.
Hadis-i şerifi bu bilgilerin ışığında açıklayalım. Muhatabı olan zata, Ebu Zer radıyallahu anh'e diyor ki; İzâ sumte mine'ş-şehri selâsin. "Bir aydan üç gün oruç tuttuğun zaman." Fe-sum selâsete aşerete ve erbaa aşerete ve hamse aşerete. "On üçünü, on dördünü, on beşini tut."
On üç, on dört ve on beşi. Hangi aylar? Ocak, Şubat, Mart, Nisan mı?
Hayır. Bunlar sonradan gelme aylar, bizim dinî aylar değil. Bizim dinî aylarımız; "Muharrem, Safer, Rebîülevvel, Rebîülâhir, Cumâdelûlâ, Cumâdelâhir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce." Bunlardır; bunları da ezberleyeceksiniz, öğreneceksiniz. Çünkü bizim birçok ibadetimiz bu aylarla ilgilidir. Zilhicce'nin içinde hac ayı vardır. Ramazan'da ramazan orucu vardır. Receb'de, Şaban'da, Regaib, Miraç ve Berat Kandili vardır. Bu ayları bilmemiz gerekiyor. Ne zaman başladı ne zaman bitti bilmek zorundayız. O bakımdan bu ayları öğreneceksiniz ve takip edeceksiniz. Bu ayların on üç, on dört, on beşi demek; mehtabın -dolunay- olduğu geceler demek. On üçü, on dördü, on beşi.
Hani birisi çok güzelse, pırıl pırılsa eskiler ne derlerdi? "Yüzü ayın on dördü gibi." Nurlu, pırıl pırıl. Demek ki on üç, on dört, on beş "mehtaplı gecelerin gündüzleri" olmuş oluyor. Mehtaplı, aydınlık olmasından dolayı bu gecelere, bugünlere eyyâm-ı bîz derler. Bîz, ebyaz, beyaz kelimesinden geliyor. Eyyam-ı bîz, beyaz günler yani geceleri mehtaplı olan günler demek.
"Efendimiz eyyâm-ı bîz oruçlarını hiç bırakmamış, hep tutmuş." diye okudum ve hayret ettim. Çok kıymetli. Geceleyin manzara da güzel, şairane. Demek o günlerde oruç tutmak da çok sevap.
İzâ sumtüm fe'stâkû bi'l-gadâti velâ testâkû bi'l-aşiyyi fe-innehû leyse min sâimin teybesü şefetâhü bi'l-aşiyyi illâ kânetâ nûran beyne ayneyhi yevme'l kıyâmeti.
Bu rivayet de yine Hz. Ali Efendimiz' den. Oruçlu iken misvak kullanıp dişleri temizlemek konusunda bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz diyor ki:
"Oruçlu olduğunuz zaman sabahleyin dişlerinizi misvaklayabilirsiniz."
Misvak nedir?
Güzel kokulu, özel tatlı, bir daldır; tel teldir, ucu tellenir. Daha doğrusu daldır da sen onu kullandıkça tellenir. Telleri ayrışır, fırça gibi olur; onlarla dişler temizlenir. Ayrıca içindeki maddeler dolayısıyla mikropları öldürücü, antiseptiktir. Asitleri söndürücü özelliği olduğundan diş çürümelerini engeller. Bazı hastalıkları da geçirir, mideye de iyi gelir. Maddesi, eczası biraz baharlı bir şey. Hatta Arabistan'dan tazesini alabilseniz, taze iken, ıslak dal halindeyken, karabiber tadı gibi güzel bir tadı da vardır. Dişlerini fırçalarken baharlı baharlı insanın hoşuna gider.
"Oruçlu iken sabahleyin dişlerinizi misvaklayın." "Fırçalayın." demiyorum. "Misvaklayın. Öğleden sonra misvaklamayın." Böyle buyurmuş Peygamber Efendimiz.
Onun için bizim fıkıh kitaplarımızda; "Oruçlu iken öğleden sonra misvak kullanmak mekruhtur." "Misvak bulamıyoruz da diş macunu kullansak." Diş macunu tehlikelidir. Diş macununu yutarsın, yutkunursun; tadı var, şekeri var, lezzeti var, maddesi var; orucun gider. Onun için oruçluyken katiyen diş macunu yok.
Bizim bir biyoloji hocamız vardı. Talebeyi seven, çok insaflı, çok bilgili bir hocaydı. O derdi ki;:"Çocuklar! Karbonat var ya karbonat; dişi en iyi temizleyen malzeme budur." Karbonatı ağzına alsan, şöyle biraz koysan, hem dişlerin taşlarını yumuşatır, çıkmasına sebep olur hem çok güzel temizler hem de karbonatla gargara yaptığın zaman nezlede, soğuk algınlıklarında, boğazı da temizler. Karbonat kıymetli ve çok ucuz bir malzeme.
Onun için şöyle aynanızın yanında, bir karbonat torbası olsun. En kolayı o ama Ramazan için söylemiyorum, diş fırçalamak için. Diş macununa hacet kalmadan bu karbonatla temizleyebilirsiniz. "Karbonat yok." Tuz da çok güzel bir malzeme. Avucunuza biraz tuz silkeleyin. Fırçayı alın, fırçanın üstüne tuzu atın. Fırçalayın, ağzınızı çalkalayın. Çok güzel bir temizlik olur. Diş macunlarının reklamlarda görüyorsunuz; fırçanın üstüne solucan gibi sıktırıyor, kocaman bir şey. O kadar kullanmak zaten zararlı. Diş etlerini tahrip eder. İçinde antiseptik madde var. Onun da oranı yüksek. Fazla kullandığın zaman diş etlerin yara olur. Neden? Çünkü dozaj fazla. Azıcık sıkacaksınız, yarım leblebi tanesi kadar. "Tüp çabuk bitsin." diye reklamda öyle kıvrım kıvrım gösteriyor. O kadara lüzum yok. O olmasa da karbonatla, tuzla bu iş mükemmel olur. Karbonatın, tuzun da üstünde bu misvak denilen dalın faydası var, antiseptikliği var. Onun eczasının mideye de faydası var, hastalıkları da geçiriyor. Dişi çok güzel, sıhhatli yapıyor.
Sonra hadis-i şerifin devamında buyurmuş ki; "Öğleden evvel misvaklanabilirsiniz, Öğleden sonra misvaklanmayın." Çünkü oruçlu kimsenin öğleden sonra dudaklarının kuruması -tabi biraz suyla misvaklansa ağzı ıslanacak ve rahatlayacak- kıyamet gününde önünde nur olacak.
Kıyamet gününde nur olmadığı zaman insanlar karanlıkta kalacaklar. Önlerini, arkalarını göremeyecekler. Sıratı geçerken nur lazım olacak. Sadakası, zikri, zekâtı, nur olarak namazı onun önünü ardını aydınlatacak; o rahat hareket edebilecek. Nursuz olanlar, nuru olmayanlar, karanlıkta kalacaklar. Tabi karanlıkta olanın ayağı takılır, düşer, uçuruma yuvarlanır, felaketlere uğrar. Onun için Peygamber Efendimiz; "Bu dudakların kuruması, kıyamet gününde nur olacak." buyuruyor. Bu hadis-i şerifin ve emsali hadis-i şeriflerin sonucu öğleden evvel macunsuz olarak, misvakla dişlerimizi misvaklayabiliriz. Macun hiçbir zaman olmaz. Oruçlu iken macunla diş fırçalamak olmaz. Öğleden sonra kullanmak doğru değil.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
29.04.1984 -
Alimlerle Oturmak, Hz.Ali,
27.02.1994 -
700 Misli Sevap
