10.06.1984 - Allaha Kavuşmayı İstemek, Abdest Almak, Allahı Zikretmek

10.06.1984 - Allaha Kavuşmayı İstemek, Abdest Almak, Allahı Zikretmek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men ehabbe likâallâhi ehabbe'llâhü likâehû ve men kerihe likâa'llâhi kerihe'llâhu likâeh.
Sadaka resûlullâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuşlar ki:
Men ehabbe likâallâhi. "Kim Allah'ın likâsını severse." Ehabbe'llâhu likâehû. "Allah da onun likâsını sever." Ve men kerihe likâa'llâhi. "Kim Allah'ın likâsından istikrah ederse, istemezse, onu sevmezse." Kerihe'llâhu likâehû. "Allah da onun likâsından istikrah eder, onu istemez."
Likâ, "mülâkat" mânasına, müfâ'ale bâbından; "iki kişinin, iki şeyhin birbiriyle karşılaşması; karşılaşmak, yüz yüze gelmek" demektir. Mesela büyük adamlar gidip birisi ile bir konuşma yapıyor; ona "mülâkat yapmak" deniyor; "karşı karşıya geçti, konuştu" mânasına. Karşı karşıya geldiği zaman insanın ilk görünen tarafı da yüzü olduğundan likâ aynı zamanda "çehre" mânasına gelmiş. Meh-likâ "görünüşü ay yüzlü olan" demektir.
Likâ burada "mülâkat" mânasına gelen mastardır.
"Kim Allah'a kavuşmayı isterse Allah da ona kavuşmayı ister. Kim Allah'a kavuşmayı istemezse Allah da ona kavuşmayı istemez." mânasına geliyor.
Allah'a kavuşmak nasıl olacak?
İle'l-masîr, ile'd-dâri'l-âhireh. "Ahiret yurduna gitmek, bu dünyadan göçüp ahirete varmayı istemek."
"İşte bunu isterse Allah da onu özler, ister. Kim bunu istemezse 'Aman bu dünyada kalayım, ölmeyeyim, ahirete göçmeyeyim.' diye bucak bucak kaçarsa, Allah da ona kavuşmayı istemez." diye hadis-i şerifte bildiriyor.
Müslüman iyice bir düşünürse; çok dikkatli bir tarzda, hakikaten kalbi imanla dolu olan bir kimse şöyle imanının ışığında bir güzelce düşünürse ahiretin daha güzel olduğunu anlar. Ahirette Müslüman cennete gidecek.
Cennet mi güzel dünya mı güzel?
Elbette cennet daha güzel. Dünyada lezzetler ve elemler birbirine karışık; insan bazen hoş hadiselerle karşılaşır sevinir, bazen üzülür. Bu dünya hayatı böyle gelir, böyle gider. Bazen yorulur bazen dinlenir, bazen karnı aç bazen tok olur. Burada karmakarışık.
Neden?
"İmtihan olsun." diye.
İmtihanda herkese aynı soru gelmez, çeşit çeşit gelir. Birisine tabiatına göre şu tarafından gelir, ötekisine tabiatına göre öbür tarafından gelir; herkese eşit soru gelme mecburiyeti yoktur. Dünya imtihanlarında bile böyle, herkesin durumuna göre imtihan olur. Allah onu değerlendirir.
Burası imtihan dünyasıdır; meşakkatler, sıkıntılar vardır. İnsan keyifli keyifli yaşayıp dururken keyfi bozuluverir, işi düzgün giderken bozuluverir, hastalanır, hiç gamı kederi tasası yokken başına bin bir türlü belalar yağmaya başlar, üzülür, üzüntülere gark olur, perişan olur; bu dünya öyle. Ahiret böyle değil; ahirette iyilikler bir tarafa kötülükler bir tarafa ayrılmıştır. İkisi arası tamamen farklıdır. İyilikler cennette toplanmıştır; Allah'ın lütufları, keremleri, ihsanları, hayırları cennette toplanmıştır. Kahrı, gazabı, şerler de cehennemde toplanmıştır.
Onun için mü'min, Allah-u Teâlâ hazretlerini sever; Allah-u Teâlâ hazretlerinin dinini sever. Allah-u Teâlâ hazretlerinin Resulünü, Kur'an'ını, kelamını, ahkâmını, yolunu, haramını helâlini sever. Haramını haram olarak kabul eder; "Çekildim yâ Rabbi! sen bunu haram sayıyorsun." Helâlini de helâl diye sever; "Bak bunu helâl etmişsin." diye helâlini alır, haramından uzak durur. Müslüman böyle. Böyle yaşayacağız. Ondan sonra ahirete göçeceğiz. Ahirete göçmek de güzel; Allah-u Teâlâ hazretlerine kavuşacağız. Ne güzel.
Kur'ân-ı Kerîm'de;
"Gelişiniz banadır!" diye buyuruyor:
Ve ileynâ türce'ûn. "Bize döndürüleceksiniz."
Güzel bir tarzda gidecekse insan; ne kadar güzel kavuşacağız, nihayet hasretlik çektiğimiz şeylere kavuşacağız, dostlara kavuşacağız.
Sahabe-i kiramdan bir zât-ı muhterem vefatı anında can çekişirken, canı hulkuma geldi. Kızı;
"Ah babacığım!" dedi, ağladı, üzüldü; "Vah yazık babacığıma!" dedi.
"Yazık deme, yarın vefat eder etmez, ben sevdiklerime kavuşacağım, Resûlullah'a kavuşacağım, diğer kâmil Müslümanlara kavuşacağım, bana yazık deme!" dedi.
İyice düşünürsen ölüm kötü bir şey değil; bu dünya hayatının mihnetlerinden kurtuluş, buradaki vazifelerden terhis.
İnsan askerlikten terhis olmayı sevmez mi?
Askerlikten terhis gibi bir şey.
Artık imtihanın sonu, imtihanı da başarıyla vermişsen tamam bitti, artık mükâfat almaya gidiyor; böyle tatlı.
Onun için Müslüman ahireti sever, ahirete rağbet eder, ahirete hazırlanır, ahireti kazanmaya çalışır. Bu dünyanın fâni olduğunu bilir; fâni lezzetlere gönlünü bağlamaz. Ve giderken; "Biz buradan göçer olduk, kalanlara selam olsun." diye Yunus Emre ne kadar tatlı söylüyor. "Hasta iken hâlimizi soranlara selam olsun."
Biz buradan göçer olduk,
Kalanlara selam olsun.
Neden?
İmanlı insan böyle söyler. Mevlânâ Celâlettin-i Rûmî "düğün gecem" demiş.
"Şeb-i Arûs" diye neyi kastediyor?
Vefatı gecesini öyle tabir etmiş, öyle adlandırmış.
Öleceği geceye ne diyor? Düğün gecem.
Neden düğün, bayram?
Allah'ın huzuruna gidecek. İşte insan böyle kâmil bir imana sahip oldu mu, bu duygulara erdi mi Allah da onu sever, Allah da ona kavuşmayı sever. Bir insan da aksine günahkâr, öbür tarafa giderse cezayı çekecek, onun korkusunu hissediyor, tadını hissediyor, başına gelecekleri biliyor, hiç hazırlığı yok, hiç ölmek istemiyor.
Kul inne'l-mevte'llezî tefirrûne minhü fe-innehû mülakîküm. "Sizin şu firar edip kaçtığınız ölüm var ya; o gelip size yapışacak, hiç kurtuluş yok."
Sümme türeddûne ilâ-âlimi'l-gaybi ve'ş-şehâdeti. "Gaypları da aşikârları da bilen Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna götürüleceksiniz."
Fe yünebbiüküm bimâ küntüm ta'lemûn. "Bu dünyada ne işlemişseniz hepsini size haber verecek."
"Ey kulum! Böyle yapmadın mı, böyle etmedin mi? Kimse görmedi mi sandın?"
E fe-hasibtüm ennemâ hâlaknâküm abesen ve enneküm ileynâ lâ türce'ûn. "Siz kendinizi abes yere mi yaratıldınız sandınız, bize dönmeyeceğiniz mi sandınız?" diye Kur'ân-ı Kerîm'de kâfirlere böyle hitap eder.
İnsanlar istemeyince Allah da onları istemez; "İstemem o kulu!" diye O da onu sevmez.
Allah-u Teâlâ hazretleri râdiyeten merdiyyeten kullarından eylesin.
Ne demek? Bir ayet-i kerimede öyle buyuruyor:
Yâ eyyetühe'n-nefsü'l-mutmainneh. İrci'î ilâ-rabbiki râdiyeten merdiyyeten. "Ey mutmainne olan nefis! Sen O'ndan razı, O senden razı olarak Rabbine dön."
Râdıyeten; "kişinin ruhu Mevlâ'sından hoşnut, razı." Merdiyyeten; "Mevlâsı da ondan razı." Ne güzel bir kavuşma ne hoş bir hal!
Bu dünyada Allah-u Teâlâ hazretlerinin emirlerine uyup, yasaklarından kaçınıp onun istediği şekilde yaşamayı nasip etsin; huzuruna da sevdiği razı olduğu bir kul olarak "gel kulum" diye iltifat edilerek, davet edilerek gitmeyi nasip etsin; buna çalışalım, gerisi boş.
Babam, Hocam [Mehmed Zahid Kotku] rahmetullahi aleyh'in en son sözlerini şöyle anlatıyor:
"Her şey boş; bütün iş Allah'ın sevgili kulu olabilmekte!"
Şekilde takılıp kalma. Kapının dışında durma; içeri gir, öze er, hakikatini anla. Cevizin dış kabuğu tahta gibidir, içi tatlıdır; içini elde etmeye çalışmak lazım. Sonunda pişman olacağın işi işleme. Ömür bitti, "Keşke böyle ömür geçirmeseydim." diyor insan. "Ah keşke gençlik geri gelseydi." Ey gençler! Yaşlılar böyle diyor, haberiniz olsun.
Leyte'ş-şebâbü ye'ûdu yevmen. "Ah keşke, şu gençlik geri dönse…"
Siz gençsiniz, ihtiyarladığınız zaman, "Gençliği boşa geçirdik." demeyin, yaşlılar böyle diyor, kitaplar böyle yazmış.
"Delilik çeşit çeşit; heveslerin peşinde, 'Şunu elde edeceğim, bunu elde edeceğim.' diye ömrümün defterini dürdüm." Diyor birisi.
Hep öyleyiz, hep ömrümüzün defteri dürülüp duruyor. Allah hayırlarla geçirmeye nasip etsin.
Bir hayır yapabildin mi, bir kimsenin gönlünü hoş edebildin mi, haramlara bulaşmadan yaşayabildin mi, helâlleri işleyebildin mi, Allah'ın rızasını güdebildin mi, kollayabildin mi, insanların üzerinde hakkını bırakmadan hareket edebildin mi, senin yakana yapışacak insan bırakmayabildin mi?
Önemli olan bu. Yoksa şunu üzmüşsün, bunu kırmışsın, buna vurmuşsun, buna sövmüşsün...
Bakın, evlat ana babadan kaçacak, ana baba evlattan kaçacak. Ana baba evladına vururken dikkat edecek. Sonra evlat büyür, büyür, babam beni çok dövmüştü der; her şeye çok dikkat etmek lazım. Onun için bu hesabın düşüncesi ile hayatı dikkat ederek geçirmeli. Küçük hesapları bırakalım; ufak tefek, ince ince hesapları, kinleri, gazapları…
Az önce şurada namaz kıldım, kendimden utandım. İçimden neler geçiyor, ne üzüntüler geçiyor; birisi bana şöyle yaptı, ona üzülüyorum; ötekisi böyle yaptı buna üzülüyorum.
Namazda bunları düşünmeye değer mi?
Fâni dünya ne yaparsa yapsın ne gelirse elinden ardına koymasın ne olacak, iki paralık ömür.
Yoksulun birisi, fakir, biçare birisi; dışarıda korkunç bir ayaz varmış, tir tir titriyor. Ne yapsın? Hamamın ocak kısmına gitmiş; odunların konulduğu, küllerin atıldığı kısma yatmış, yani hamamın külhanına yatmış. Öbür tarafta da hamamın suyu ısınacak diye isli paslı odun yanıyor ya, orada da sıcaklık var. Dışarının ayazından kendini korumuş. Küllerin üstünde yatmuş, uyumuş. Bîçare ne yapsın, evi yok, barkı yok, üstüne giyecek kürkü, elbisesi yok. Yatmış. Ertesi gün olmuş, gün aydınlanınca dışarıya çıkmış bakmış ki karşıda bahçesinin içinde çiçeklerin, ağaçların, zevk ve sefanın olduğu bir konak var. Balkonunda bir efendi, sırtına kat kat samur kürkleri giymiş, üşür mü? Her tarafı kürklü. Ötekisi seslenmiş:
Şeb-i tennûr güzeştü şeb-i sammûr güzeştü.
"Tandırda küllerin arasındaki gece de geçti, samurların arasında senin öyle yumuşak yumuşak yattığın gece de geçti." İkisi de geçti.
"Samurlu gece de geçti, tandırdaki gece de geçti." Bitti.
Allah, rızasına uygun yaşamayı nasip etsin. Gözünüzü açın, gözümüzü açalım, Allah'ın rızasına uygun hareket etmeye çalışın. Helâl lokma yemeye dikkat edelim, hayırlı işler yapmaya çalışalım. Birisi bize kötülük ederse "Ben de ona karşılık vereceğim." diye uğraşmayın. Bu ömür; kötülüklere kötülükle muamele etmekle harcanacak kadar geniş değil; siz hayır yapın.
Yıkanlar hâtır-ı nâ-şâdımı yâ Rabbi şâd olsun
Benim için nâ-murâd olsun diyenler bermurâd olsun.
"Şu benim şâd olmadık gönlümü yıkanlar şâd olsun; benim için, 'Muradına eremesin, başına şu gelsin bu gelsin.' diyenler muratlarına ersinler."
Nasıl olsa Allah'ın huzuruna gideceğiz.
Ya bister-i kemhâda ya vîrânede can ver,
Çün bây-u gedâ hâke beraber girecek.
"İster atlas döşekte ister viranede can ver; herkes o kara toprağın altına girecek."
Kabir sorgusu, azabı veya sefası orada başlayacak.
Kaç sene yaşayacağız?
Şimdiye kadar yaşadığımızı saymazsanız, bundan sonra otuz sene, kırk sene, elli sene. Ne kadar yaşarsan yaşa. Yetmiş sene bitecek; şimdiye kadar kırk sene yaşamışsak o da geçecek. Sonra elimiz, ayağımız tutmamaya başlayacak; bize gülecekler, kolumuzdan tutacaklar, yürütecekler, "ihtiyarladı" diyecekler. Bir gün de innâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn deyip ölüp gideceğiz.
Elinde gücün kuvvetin varken hayır yap; sonra elin ayağın titrerken olmuyor. İhtiyarlık gelmeden gençliğin kadr-ü kıymetini bil. Hastalık gelmeden sıhhatin kadr-ü kıymetini bil. Fakirlik gelmeden elindeki imkânın, zenginliğin kadr-ü kıymetini bil. Meşguliyetler üstüne çullanmadan geniş zamanın kadr-ü kıymetini bil; ilim öğren, hayır işle, ömrü Allah yolunda geçir. Allah'a sığın; kötülüklerle uğraşacak kadar geniş değil ömür.
Men ehabbe en-yüksira'llâhü hayra beytihî fe'l-yetevedda' izâ hadara gadâühû ve izâ rufi'a.
Bu hadis-i şerif; Enes b Malik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiştir. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim evinin hayrının çok olmasını, Allah'tan evinin hayrını artırmasını isterse yemeği önüne gelmeden önce ve kaldırıldıktan sonra vudû' etsin, abdest alsın."
Bu abdestten murat; iki ihtimal var, birisi şer'î yıkanmak, namaz için aldığımız gibi abdest almak; ikincisi ellerini yıkamak. Biz bu ikinciyi yapıyoruz; yemeğe başlamadan önce elimizi yıkıyoruz. "Pislik, toz, toprak, leke gibi bir şey kalmasın." diye kalkarken de yıkıyoruz.
Büyük ihtimal bu, elin yıkanmasıdır. Murad, abdest almak da olabilir. İhtiyaten sofraya abdestli oturursunuz; kalkınca da abdest alırsınız, o da güzel olur, evinizin hayrı artar, Allah evinizin hayrını artırır. Temizlik; hayırların artması, bereketlerin artması için bir vesiledir. Onun için dinimiz her vesilede temiz olmayı emretmiş.
Bizim dedelerimiz pak insanlardı; onların sokakları böyle değildi. Köroğlu'nun; "Delikli demir çıktı, mertlik bozuldu." dediği gibi belediyeler çıktı, çöpçüler çıktı, şimdi herkes; "Evimin önünü çöpçüler süpürsün." diyor. Onun için sokakların pisliğinden geçilmiyor. Eskiden herkes hadis-i şerife uygun olarak evinin önünü temizlerdi; sokaklar çiçek gibiydi.
Beyazdan gayrı elbise giymeyi ayıplarlarmış. "Koyu renk elbise giyiyor, kiri belli olmayacak elbise giyiyor." diye ayıplarlarmış. "Dobra bembeyaz giyecek, temiz olduğu görülecek." diye düşünürlermiş. Kiri belli olmayacak şekilde renkli elbise giymek ayıpmış. Dedelerimizin temizlik anlayışına bakın. Çiçek gibi bembeyaz, tertemiz.
Ne medeniyet kaybetmişiz, nasıl bir medeniyet gelmiş geçmiş, ne kâmil insanlar gelmiş, bu hadislerle terbiye olmuş insanlar gelmiş geçmiş. Şu hadislerle, bu Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmıyla terbiye olmuş; böyle bir nezaket abidesi, birer kahraman olan insanlar gelip gitmiş. Sonra biz böyle kalmışız; "Bir zamanlar arslanların cevelan ettiği sahalarda şimdi topal tilkiler dolaşıyor." dediği gibi.
Men ehabbe en yerte'a fî riyâdı'l-cenneti fe'l-yüksir zikra'llâh.
Bu hadis-i şerif de zikrullahla ilgili. Zikirle ilgili çok hadis-i şerifler var; onlardan bir tanesi de bu okuduğumuz hadis. Râvîsi Muaz b. Cebel radıyallahu anh.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim cennet bahçelerinde safa sürüp tenezzüh etmek isterse Allah'ı zikretsin. Kim cennet bahçelerinde gezinmek, teferrüc etmek, sefalı seyrangâhlı seyahat etmek dilerse Allah'ın zikrini çok eylesin."
Bunun iki mânası var: Birinci mânası; "İnsan bu dünyada zikrettiği zaman sanki cennette gibi olur."
Başka bir hadis-i şerif var; Peygamber Efendimiz orada,
"Sizden biriniz cennet bahçelerine uğrarsa orada gezinsin, sefa sürsün, o bahçeden faydalansın." buyurmuş. Demişler ki; 'Cennet bahçeleri nedir ya Resûlallah?' -Üç hadis-i şeriften birisine göre- 'cennet bahçeleri, zikir meclisleri Allah Allah denilen, Lâilâheillallah denilen zikir halkaları' diye geçiyor."
Bir rivayette "ilim meclisi" diye geçiyor. Mesela şu meclis "cennet bahçesi" oluyor; belli olmaz.
Peygamber Efendimiz; "Benim evim ile minberim arasında cennetin bahçelerinden bir bahçe var, onun esrarı var." buyurmuş. Mecaz da olabilir, hakikat de öyle olabilir. Demek ki insan zikretti mi cennet bahçesinde oluyor; ruhunu alırlar, cennetin bahçesine götürürler.
İkincisi; "Sen zikrullahla meşgul olursan Allah seni sever, seni cennetine koyar da ahirette cennet bahçelerinde dolaşırsın." O mânaya da geliyor; ikisi de doğru.
Birincisinin doğruluğuna da hadis-i şerif söyledim: Resulullah Efendimiz zikir meclislerine, Kur'an okunan meclislere cennet bahçesi demiş. Böyle ilim meclislerine, Allah denilen, zikrullah yapılan meclislere "cennet bahçesi" demiş. Onun için birinci mâna da doğru.
Allah'ın zikrini dilimizden düşürmeyelim, tevbe istiğfarı çok edelim.
Onların her birinden;
Bir kez Allah dese aşk ile lisân,
Dökülür cümle günah misl-ü hazân.
Bir kere Allah dese günahları sapır sapır dökülür; her birinden ayrı ayrı sevaplar, güzellikler hâsıl olur. İnsanın zikirleri; cennetin süsleri, çiçekleri, ağaçları, yeşillikleri, sefaları olur. Ne kadar çok Allah'ın zikriyle, fikriyle meşgul olursa ahirette onun cennetteki yeri o kadar güzel ve süslü olur.
Onun için Allah'ın zikriyle çok meşgul olalım, hele Ramazan ne güzel. Sabahtan akşama kadar ne diye gıybet ve dedikodu ile vakit geçiririz? Sabahtan akşama kadar zikredelim, vaktimizi boş geçirmeyelim, yolda yürürken, işimizde, otururken kalkarken hep zikrullahla meşgul olalım.
Zikrullahla ilgili hiç kimsenin itiraza mecali olamayacak kadar fazla miktarda hem ayetler var hem hadis-i şerifler var. Allah'ın zikrinizi dilinizden düşürmeyin, kalbinizden eksik etmeyin.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
15.06.1985 -
Kadir Gecesi, Halis
04.07.1982 -
İlim, Halim, Söz
