İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

17.03.1999 - Hacda Kötü Söz Söylemek, Kötülük Yapmak

17.03.1999 - Hacda Kötü Söz Söylemek, Kötülük Yapmak
Hadisler Deryası

17.03.1999 - Hacda Kötü Söz Söylemek, Kötülük Yapmak

08.06.2022
19 dk 35 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men hacce. “Kim hac yapmaya girişirse, başlarsa” fe-lem yerfüs. “Bu haccı esnasında -peltek se ile- refes yapmazsa.” Refes, kötü söz söylemek mânasına gelebiliyor, yani küfür; “Ana avrat küfretti.” diyorlar ya. Hem kötü söz mânasına geliyor hem de bu kötü sözün anlamını yapmak, o anlamda kötülük yapmak mânasına geliyor. Kim haccederse, böyle kötü fiil, iş yapmadan; haccediyor ama kötü söz söylemiyor, kötü iş yapmıyor.

Ve lem yefsuk. “Ve fısk yapmazsa.” Fısk Allah’ın emrinin çizgisinden sapmak, raydan çıkmak; kötülük yapmak, günah işlemek demektir.

Hac yapan insan hac yaparken hem küfür gibi kötü söz söylemez hem de kötü fiil işlemez, günahlar işlemez, irtikap etmezse, race’a min zünûbihî. “Günahlarından döner, kurtulur.” Ke-yevmi veledethu ummuhû. “Anasının onu doğurduğu gündeki hale gelir.”

Doğduğu zaman hiç günahı yoktu; çünkü daha yeni doğdu, hatalı bir şey yapmadı, sorumlu da değil. Anasından doğduğu gün insanın defter-i âmâli tertemizdir. Büyüyüp büluğa erdikten sonra günah işleyince günahlar, sevap işleyince sevaplar yazılır. O zaman günahlardan defter kirlenir, dolar; tehlikeli, fena. Haccedip de kötü söz söylemez, kötü iş yapmaz, günaha sapmaz, günah işlemez, haccını böyle tamamlarsa günahlarından döner, anasının onu dünyaya getirdiği gündeki gibi mâsum bir kimse haline gelir.

Hacc-ı mebrûr en sevaplı iş. Birinci sevaplı iş Allah ve Resûlü’ne iman etmek; ikinci sevaplı iş Allah yolunda cihat etmek; üçüncü sevaplı iş de hacc-ı mebrûr yapmaktır. Haccetmek değil; doğrudan doğruya hacc-ı mebrûr, mebrur bir hac yapmaktır. Mebrur hac, iyi bir hac demektir. Birr iyilik demek, birr ü takvâ günahlardan sakınarak iyi işler yapmak mânasına kullandığımız, bildiğimiz bir kelime. Mebrur da öyle, iyi yapılmış hac demektir.

Demek ki haccın iyi yapılmış olması için insanın diline sahip olması, dili ile küfürlü laflar vesaire söylememesi lazım; kuşağına, namusuna sahip olması, namussuzca iş yapmaması, bir de günahları işlememesi lazım. O zaman bu hac onu anasından doğduğu gibi temizler; tertemiz bir insan olur.

Haccın mebrur olması nasıl olacak? Yine Cabir radıyallâhu anh’ten merfûan rivayet edilmiş; hadîs-i şerîfte buyuruyor ki;

Birru’l-hacci it’âmu’t-ta’âmi ve tîbu’l-kelâmi.

Haccın mebrur olması nedir? Mebrur hac yapmak nedir?

İt’âmu’t-ta’âm. “Kesenin ağzını açacak; hacılara ziyafet çekecek, yedirecek, içirecek; arkadaşlarına, fakirlere ikramda bulunacak.”

Bir de tîbu’l-kelâm. “Hoş, güzel, iyi söz söyleyecek.” Ağzından kötü laf çıkmayacak; edepli, terbiyeli, kalp kırmayan, güzel söz söyleyecek. Bu iki husus fevkalade mühim.

Demek ki bir, herkese iyilik yapacağız. İt’âmu’t-ta’âm ziyafet çekmek, yemek yedirmek demektir. Kesenin ağzını açacaksın, bir şeyler alacaksın, sofrayı kuracaksın, başkasını çağıracaksın, “Gel ye!” diyeceksin. Yemek yedirmek, bir çeşit cömertlik…

Peygamber Efendimiz’in zamanını iyice bir düşünelim. O zaman uluslararası ticaret böyle değildi. Bu beldelerin imkânları bu kadar fazla değildi. Sonra bu beldenin kendi ahalisi de, çevresindeki mıntıkanın, muhitin ahalisi de -ülke sıcak, su az; çöl olduğu için- ziraat vesaire bakımından öyle çok zengin değillerdi.

Sahabe-i kirâmın çoğu aç idi. Peygamber Efendimiz’in evinde yemek pişirmek için aylarca ocak yanmaz, duman tütmezdi. Sabahleyin namazdan sona eve geldiği zaman ev halkına sorardı;

“Yiyecek bir şey var mı?”

“Yok yâ Resûlallah, evde yiyecek bir şey yok.”

“Ben de zaten oruç tutmaya niyetlenmiştim, içimden öyle geçiriyordum, oruç tutuvereyim.” Çünkü yiyecek bir şey yok.

Bakın buraya süt getirmişler, koymuşlar. Bu süt bir yiyecek mi? İçecek. Bu oldu mu, “Evde bir şey var.” diyorlar. Bu da yok. Bu oldu mu, bunu içti mi tamam, karnı doyuyor; ama o da yok. O devir öyle bir zor devir.

Beni en çok etkileyen haberlerden birisidir ki Peygamber Efendimiz’in mescidinde sahabeden birisi, sabah namazı kılınır kılınmaz hemen çıkıp giderdi. es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah, es-selâmu aleyküm ve rahmetullah. Hemen çıkıp giderdi. Baktı ki bu adam hep böyle yapıyor, bir tanesi önüne çıktı, nasihat edeyim diye, “Mübarek, ne diye acele ediyorsun, otursan biraz tesbihleri çeksen, Peygamber Efendimiz’in mescidi, ne bu acelen böyle, farz bitip de selam verdikten sonra hemen kaçıyorsun.”

Mübarek boynunu büktü, “Evde bir tek örtü var.” dedi.

Biliyorsunuz, namaz kılarken farzlardan birisi de, setr-i avret; örtünmesi gereken mahalleri örtmektir. Evde bir tanecik örtü var, ben o örtüye bürünüyorum. Elbise değil, dikişli değil, ceket değil, kazak değil, pantolon değil, şalvar değil; bir örtü. Ben o örtüye bürünüyorum, her tarafımı kapatıyorum. Artık çarşaf gibi mi, nasıl düşünürseniz, öyle bir şey…

“Geliyorum, burada cemaatle namazı kılıyorum, evimiz de biraz uzakça, hemen gidiyorum ki güneş doğmadan eve varayım, vakit geçmeden bu kıyafeti hanıma vereyim, hanım sarılsın, o da namazı kılabilsin. Onun için acele ediyorum.” diyordu. Yoksulluğa bakın, yokluğa bakın. Biz çeşitli kumaşlar giyiyoruz, çeşit çeşit gıdaları buluyoruz, yiyoruz elhamdülillah; o zaman yok.

Mühim olan insanların ihtiyaçları neyse ihtiyacını görüp gönlünü almak. Açlık mı var? Tamam, sofrayı kur, yedir. Yedir de yesinler, fakirciklerin karınları doysun, “Allah razı olsun.” desinler.

Burada yaşayan, halen sağ olan kimseler bize kendileri söylüyorlar: “Burada kurtsuz un, buğday bulunmazdı, alışmıştık. Yaptığımız ekmeklerin, pidelerin içinde kurtları, böcekleri görürdük, böceksiz bulmak mümkün değil, yerdik.” diyor. Yakın zamana kadar buzdolabı yok, soğutucu yok, mükeyyif [klima] yok.

Yine böyle hâlâ hayatta olan birisi gece sıcaklarda uyuyamadıklarını anlattı. Şimdi kış, buranın baharı, yani serin. “Gece uyuyamazdık da sıcaktan bir o tarafa dönerdik, bir bu tarafa. Kalkardık; yatağın üstüne bir kova su dökerdik, bir kova da kendi üstümüze dökerdik. O ıslak yatağın üstünde bu ıslak elbiselerle yatar yarım saat kadar uyurduk, ondan sonra çarçabuk kuruduktan sonra yine sıcak, hararet bastırırdı. Sıcaktan uyanırdık, yine uyuyamazdık.”

Ispartalı bir tanıdık buraya geldi. Hanımının analığının burada yeri yurdu vardı. Bir müddet Medine’de onun yerinde kaldılar. Benden yaşlı, bana; “Aziz kardeşim, yanıyorum. Belde mübarek belde, Medine-i Münevvere güzel, Peygamber Efendimiz’in beldesi; ama çırpınıyorum. Geceleri kafesin içine tıkılmış kuş gibi çırpınıyorum, çok zor oluyor.” diyor. Sonradan bu güzel soğutma cihazları çıktı, bu ticaret çıktı, bu nakil vasıtaları çıktı. Elli yıl evveline gittiğin zaman, yok.

Şimdi bina gördüğünüz yerlerde binalar yok, her taraf kalabalık, yok böyle. Çarşı pazarlarda dolaşırlarmış da, Medine çarşısında burada kalan Türkler’e; “Şu pasaportunu ver.” derlermiş. “Ne olacak?” “Seni Suud vatandaşı kaydedelim, ver şunu.” İstemezlermiş, “İstemem.” derlermiş. Suud pasaportu o kadar kolay, vatandaşlığı alacak. Bunları duyuyoruz da hayretler içinde kalıyoruz. Şimdi buraya girmek çıkmak, müsaade almak, kalmak mümkün değil; çok zor. Yani mahrumiyetli yerdir.

Mühim olan mahrumiyet içinde olan insanların ihtiyaçlarını görüp karşılamak, onları sevindirmek. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bunun misalini söylemiş oluyor.

Demek ki hacı hacda ne yapacak? İt’âmu’t-ta’âm. Kesesinden altınları çıkaracak; koyun alacak, deve alacak, kestirecek, yedirecek, herkes faydalanacak, fakirler doyacak. İşte bakın, güzel bir hac yaptı çünkü cömertlik yapıyor, insanların dualarını alıyor, gönlünü kazanıyor.

İkincisi, ve tîbu’l-kelâm. Tatlı dilli, güler yüzlü olacak. Burada “güler yüzlü” demiyor; tîbu’l-kelâm, sözün güzelliği demek. “Güzel kelamlı, güzel sözlü olacak.” diyor ama güzel söz, güler yüzle beraber olur. İnsan kaşlarını çatıp, somurtup da güzel söz söyleyemez. Kaş çatıp, dudak büküp “Seni çok seviyorum.” diyen insan ömrümüzde hiç görmedik. Gülerek söyler, ikisi beraber olur. O da, o da gönül almak. “Yarım elma gönül alma.” veyahut “Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır.” Tatlı dil çıkartır mı bilmiyoruz ama Hint fakirleri düdük çalınca çıkıyor. Demek o da tatlı bir nâmeden dolayı memnun oluyor, çıkıyor.

Peygamber Efendimiz haccın mebrur olması için iki misal verdi. Birisi ziyafet çekmek, yemek yedirmek; dua kazanmak. İkincisi tatlı konuşmak, tatlı muamele etmek; öyle dua kazanmak. Biz bu misalleri alıp genişletebiliriz.

Birinci okuduğum hadîs-i şerîfe göre de küfür etmeyecek veyahut namussuzluk etmeyecek; namahreme kuşak çözmeyecek, o mâna da var. Günah işlemeyecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

el-Aynâni tezniyâni. “İki göz de zina eder.” Ve’l-yedâni tezniyâni. “İki el de zina eder.” Demek ki gözün de zinası var, elin de zinası var. Bunlar da ve lem yerfüs hükmünün içine girer. Gözünü, namusunu haramdan sakınacak, günahlara girmemeye dikkat edecek.

İnsanın günahlara girmemesi için günahların ne olduğunu bilmesi lazım. Birçok insan yaptığı işin günah olduğunu bilmiyor ve yapıyor. Mesela hırsızlık günah, bunu biliyorlar; içki günah, bunu da biliyorlar; gıybet günah, ama gıybeti yapıyorlar. Halbuki o da günah, o da haram. Sonra, dargınlık haram; Peygamber Efendimiz, “Bir müslümanın bir müslümana üç günden fazla dargın kalması haram.” diyor. O da haram ama dargın; hiç konuşmaz, selam vermez, gözüne bakmaz, selamını almaz. Ötekisi verse almaz, başını çevirir, aleyhinde konuşur. Harem-i Şerîf’te gıybet eder.

Adamın birisine Safa tepesinde;

“Ben Hanefîyim, İmâm-ı Âzam Ebû Hanife rahmetullahi aleyh hazretlerine bağlıyım.” dedim.

“Ebû Hanife hiçbir şeydi.” dedi. İnsaf ya! İnsan Harem-i Şerîf’te bir mezhebin imamına böyle söyler mi? Düşman gibi konuştu. Mübarek mezhep imamına attı tuttu. Ebû Bekir es-Sıddîk Efendimiz’e, Ömerü’l-Fâruk Efendimiz’e, Osman-ı Zinnûreyn Efendimiz’e atıp tutanlar var. Sebbu’ş-şeyhayn. İki şeyh denilen, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’e sövenler var, sebbedenler var.

Şurada cemaatle namaz kılınıyor, adam dışarıda dolaşıyor. Hacı, kendine gel, ne oluyorsun? Sen buraya niye geldin? Cemaatle namaz kılınıyor, sen niye kılmıyorsun? Kılmıyor. Namaz kılmıyor; dışarıda geziyor, çarşıda geziyor. Bereket versin, adamların kararları var; ezan vaktinden önce dükkânlar kapanıyor, içerideki adamları dışarı çıkarıyorlar. Yallah ruh, Uhruc! “Çık!” Neden? Ne var? “Namaz vakti.” Daha beş dakika var, on dakika var. “Çık çık!” diyor. Çıkartmasa, mutavvi, nasihatçi, vazifeli geliyor, ceza yazıyor, hapse götürüyor, elindeki hüviyetini alıyor, karakola götürüyor.

Kimisi dükkânı kapatıyor, arkaya saklanıyor. Halbuki dükkânın kapanması camiye gitsin diye. Hükümet, “Hayırlı bir iş yapsın.” diye zorluyor, o ille sevap kazanmayacağım diye direttiği için içeriden dükkânı kapatıyor, arkada duruyor, sigara tüttürüyor, camiye gelmiyor. Bakın nasipsizlere. Allah nasip etmemiş. Günah değil mi bu? Ezan okunduğu zaman, Allah hayya ale’ssalâh dedirtiyor, huzuruna, ibadetine çağırtıyor; adam da Allah’ın davetine gitmiyor.

Kimisi imamları beğenmiyor. Onun için arkasında namaz kılmıyor. Halbuki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; “İmamın hali kendisine aittir.” buyuruyor.

Sallû halfe külli berrin ve fâcirin. “İmam nasıl olursa olsun, arkasında namazı kılın.” diyor. Efendimiz’in tavsiyesi. “İmamın şeceresini araştır, gizli hayatını kurcala, ne kabahatler, günahlar işledi diye sırala, tertemiz çıkarsa o zaman arkasında namaza dur.” demiyor ki. Öyle insanı nerede bulacaksın, günahsız insan var mı? Çıksın bir tanesi bakalım, “Ben günahsızım!” diyebilir mi? Hiç kimse diyemez. Hiçbir kimse, “Ben günahsızım.” diyemez.

Günahların görüneni var, görünmeyeni var. Günahın belli olanı içki… Adam içkiyi içti mi sallanıyor, yürüyüşünden belli oluyor. Şu adam içmiş, sarhoş olmuş, doğru düzgün yürüyemiyor, yalpalıyor. Öteki günahların da öyle bir sarhoşluğu olsaydı bakalım yolda dik yürüyen adam görür müydün. Herkes sallım sullum sallanır, direklere yapışır, yerlere kusardı. Öteki günahlar gizli olduğundan, Allah da Settâr olduğundan, setrettiğinden, setrediyor, hatta tevbe ederse affediyor, Allahu Ekber. Kul günah işliyor, O affediyor; kul isyan ediyor, O ihsan ediyor. Rabbimiz ekremü’l-ekremîn.

Ne demek istiyorum?

Buralarda günahların çeşitleri çok. Bilineni var bilinmeyeni var; görüneni var görünmeyeni var. Görünmeyen günahları millet işliyor. Göz zinası işler. Dil günahı işler. Gıybet, yalan, dedikodu, yalan yere yemin, “Vallahi billahi, idare etmez.” Ne idare etmez, yüzde yirmi kâr var, ne yalan söylüyorsun? “İdare etmez.” diyor. “Senden önce başkası geldi, daha fazla para verdi de vermedim.” Hadi oradan yalancı, o zaman ona verseydin. “Senin gül hatırın için sana şu kadara veriyorum.” Niye ona vermedin de bana veriyorsun? Yalan. Ticaretin dalaveresi, yalanı, dolanı… Yalan oldu mu olmaz.

Demek ki tatlı dil olacak, güzel huy olacak, kötülüklerden uzak duracak; hac o zaman makbul olur. Millet bunu bilmiyor; itişiyor, münakaşa ediyor, çiğniyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki; “Cuma günü insanların omuzlarından atlaya atlaya ön sıraya geçen insanların omuzlarını cehenneme köprü edinmiş olur.” Doğru değil, kimseyi üzmeyecek. Bakın üzmemek ne kadar önemli. Hem üzüyor, hem itiyor, hem eziyor, neler yapıyor.

Bir keresinde biz namaza durduk, Allahu Ekber. Bir dalga geldi, kadın erkek herkes kendimizi on metre ötede bulduk. Ne oluyorsun? Tavaf ediyor. Böyle tavaf mı olur? Namaza durmuş adamları on metre yerinden okyanus dalgası gibi al, öbür tarafa at. Namaz kılanın önünden geçmek bile doğru değil. Niye yapıyorsun? Herkes namaza durmuş, sen de orada dur, sen de namaz kıl. Cahillik, İslâm’ı bilmezlik, kendini bilmezlik... Hacı babalara Allah yardım etsin. O hacca gelenlere Allah akıl fikir versin, ilim irfan versin. İslâm’ı bilmiyorlar. Gelmişler yine, gelmemekten iyi ama dikkat etmek lazım.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA