İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

25.04.1982 - Musa As.ın Duası, Allahın İkramı

25.04.1982 - Musa As.ın Duası, Allahın İkramı
Hadisler Deryası

25.04.1982 - Musa As.ın Duası, Allahın İkramı

12.01.2026
21 dk 25 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Sevban radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

"Musa aleyhisselam ne demiş?" Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize onu anlatıyor. Kâle Mûsâ: Yâ Rabbi! E garîbun ente fe-ünâcîke. "Yâ Rabbi! Sen yakın mısın; sana fısıldayayım, derdimi fısıldayarak anlatayım." Em ba'îdün fe-ünâdîke. "Yoksa uzakta mısın sesleneyim, çağırayım, yüksek sesle nida edeyim." Fe-innî uhissu hissi savtike ve lâ erâke. "Çünkü ben senin sesini işitiyorum, sesinin hissini duyuyorum ama seni göremiyorum." demiş.

Fe-kâle teâlâ. "Allah-u Teâlâ hazretleri de Musa aleyhisselam'a buyurmuş ki."

Bunları kim söylüyor?

Peygamber Efendimiz söylüyor. Peygamber Efendimiz, Allah'ın bildirdiği kadarıyla eskiden olmuş, ileride olacak şeylerin hepsini söylemeye salahiyetli. Çünkü Allah öyle söylüyor. Allah'ın "söyle" dediğini söylemekle vazifeli.

Fe-kâle teâlâ. "Allah-u Teâlâ hazretleri de Musa aleyhisselam'ın o sözüne cevaben buyurdu ki." Ene halfeke ve emâmeke ve an-yemînike ve an-şimâlike. "Ben senin önündeyim, ardındayım, sağındayım, solundayım." Yâ Mûsâ ene celîsün abdî hîne yezkürunî. "Kulum beni andığı zaman ben onun yanı başındayım; onunla beraber oturuyor gibiyim." buyurmuş.

Bir kere Musa aleyhisselam'ın; "Yâ Rabbi! Sen uzakta mısın, yakında mısın?" demesi meselesine bir açıklık getirelim. Bu, şüpheden çıkma bir soru değil! "Yâ Rabbi! Sana nasıl kulluk etmemi istersin?" demek. O sözün altında yatan mâna bu. "Ey benim Mevla’m! Sana nasıl kulluk edeyim, nasıl yalvarıp yakarayım, nasıl zikredeyim seni ki o senin daha çok hoşuna gider; ben onu yapmak istiyorum." demek. Musa aleyhisselam Allah-u Teâlâ hazretlerinin peygamberi, ulü'l-azm peygamberlerden. Azim sahibi peygamberlerden, ulu peygamberlerden birisi. "Yâ Rabbi! Sana kulluğu nasıl yapmamı uygun bulursun?" demek istiyor.

Açıklamada; "Bu vahyin başlangıcındadır." diye geçiyor. Tefsirinde nakledilmiş ki Tuva vadisine gittiği zaman, Tur dağında Musa aleyhisselam'ın kendisine "Yâ Musa!" diye bir ses gelmiş.

Fe-ecâbe serî'an ve lâ yedrî men deâhu.

Seslenince cevap vermiş ama sesin nereden geldiğini bilememiş. Onun üzerine demiş ki;

Fe-kâle innî esmau savteke ve lâ erâ mekâneke. "Ey sesin sahibi! Ben sesini duyuyorum ama nerede olduğunu bilemiyorum."

Fe-eyne ente. "Sen neredesin?" Fe-kâle teâlâ: "Bunun üzerine Allah-u Teâlâ hazretleri buyurmuş ki." Ene fevkake ve me'ake ve emâmeke ve halfeke ve akrabü ileyke'l-minke. "Ey Musa! Ben senin üst yanındayım, yanındayım, arkandayım, önündeyim; sana senden daha yakınım."

Bütün bu sözler Kur'ân-ı Kerîm'de de ayet-i kerimelerle bize bildirilmiştir. Birkaç misal:

Ve hüve me'aküm eynemâ küntüm. "Nerede olursanız olun, Allah-u Teâlâ hazretleri sizin yanınızdadır, sizinle beraberdir."

Gafil, cahil, uzak değil. Dua etsen duanı duyar, hata etsen hatanı görür. İlmi ile gücü ile kudreti ile her yere hâkim, her yerde. Yerde gökte Allah-u Teâlâ hazretlerinin hükmü cari.

Rivayetin arkasından anlatıyor: Şeytan ona;

"Ya bu Allah-u Teâlâ hazretlerinin vahyi değilse ya başka bir ses ise?" diye oradan bir vesvese vermek istemiş.

Musa aleyhisselam demiş ki;

Kâle araftü ennehû kelâmu'llâh li-ennî esme'uhû min cemî'l-cihât. "Boşuna vesvese vermek için uğraşma melun! Bunun Allah'ın kelamı olduğu belli; çünkü her yerden geliyor, bir yerden değil."

"'Şu cihetten geliyor.' denilecek tarzda değil, her cihetten geliyor ve sadece kulakla değil bi-cemî'i'l-âzâi bütün azalarımla işitiyorum." demiş.

"Bütün uzuvlarıyla her yerden duyuyorum, oradan anlaşılıyor." demiş.

Bunun üzerine şeytan bir şey yapamadan dönmüş gitmiş.

Allah-u Teâlâ hazretleri bize bizden yakındır; ayet-i kerimede o da var:

Ve nahnü akrabü ileyhi min habli'l-verîd. "Ben kuluma onun şah damarından daha yakınım."

Kalpten çıkan büyük bir damar var ya "şah damar" dediğimiz; "Ben kuluma ondan daha yakınım. Kuluma kulumdan daha yakınım." buyuruyor Allah-u Teâlâ hazretleri.

Bundan iki şey çıkar:

Birincisi; insan, bu yakınlığı idrak edip aklını başına toplamalı.

İnsan kabahati ne zaman yapıyor? Hiç kimsenin olmadığı zaman kimsenin olmadığı yerde.

Yahu kimsenin olmadığı yer var mı? Hiç kimsenin olmadığı yer var mı?

Evliyâullahtan birisi demiş ki:

"Ey insanlar! Ben sizin imanınıza şaşıyorum. Siz 'Allah'a inandım.' diyorsunuz, Allah'a isyan ediyorsunuz." Nasıl isyan ediyorsunuz?

Allah'a inanan insan, Allah'ın kendisinin yanında olduğunu hâzır ve nâzır olduğunu bilen bir insan Allah'a âsi olabilir mi? Utanır.

Bir başkasının yanında soyunabiliyor musun? "Bu nasıl imandır?" diyor.

"Sonra 'Allah'ın meleklerine inandım.' dersiniz, -bu nasıl imandır ki- insanların yanında hata etmezsiniz yalnız kaldığınızda çeşitli günahları irtikâp edersiniz."

"Senin yanında melek yok mu, hafaza melekleri yok mu, Allah-u Teâlâ senin vücuduna melekleri müvekkel kılmadı mı? Bu nasıl imandır?" diyor. İnsan düşünecek olunca neler buluyor, ne mânalar çıkarıyor; hakikaten de öyle.

Ben odada yalnız kaldığım zaman yalnız mıyım?

"Allah-u Teâlâ hazretleri görmüyor mu, melekleri yazmıyor mu?" diye düşünmesi lazım. Aklını başına toplaması lazım.

Ondan sonra ikincisi; Mevlâ uzakta değil ki yakında, ne istersen dile. İçinden geçirdiğini dahi Allah-u Teâlâ hazretleri ikram ve ihsan ediyor. Bunlar lafla olmuyor. Bunların uzun uzun bir terbiyesi olması gerekiyor. İnsan bu sözün derinliğine intikal edemiyor.

Peygamber Efendimiz' e sormuşlar:

"İyi kulluk nasıl olur?"

Ve me'l-ihsân yâ Resûlallah. "İyi kulluğun en âlâsı, en üstünü nasıl olur?"

En-ta'büda'llâhe ke-enneke terâhü. "Allah-u Teâlâ hazretlerini görüyormuşçasına O'na ibadet edeceksin."

Allah-u Ekber dediğin zaman O'nu görsen nasıl olur?

Nasıl iman edeceksin? Günlük hayatında nasıl kulluk edeceksin, nasıl konuşacaksın, yürüyeceksin, gezeceksin?

Görüyormuşçasına.

Fe-in lem yekün terâhü fe-innehû yerâke. "Çünkü sen O'nu görmüyorsun ama O seni görüyor."

Lâ tüdrikühü'l-ebsâru ve hüve yüdrikü'l-ebsâr. "Gözler O'nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder."

O, gözlerin sahibidir.

Allah celle celâlühû hazretleri bize bu şuuru, Allah-u Teâlâ hazretlerinin yakınlığını ihsan eylesin.

Allah-u Teâlâ hazretleri bize yakın da biz O'ndan uzağız. O bize yakın, biz O'na uzağız. Ne acayip bir tezattır ki O bize şahdamarımızdan bile yakın, biz O'ndan fersah fersah gafletimizle, perdelerin arkasında uzaktayız.

Sonra bu hadis-i şeriften bir şey daha çıkıyor:

Yâ Mûsâ! Ene celîsün abdî hîne yezkürunî. "Ey Musa! Ben kulumun hemmeclisiyim, meclisdaşıyım, aynı yerde oturan sohbetdaşı gibiyim." Hîne yezkürunî. "Beni zikrettiği zaman."

Demek ki insan tesbihi alıp da "Allah, Allah" dediği zaman sanki Allah-u Teâlâ hazretleriyle aynı meclisteymiş gibi olur, Allah-u Teâlâ hazretleri onun yanında olur.

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle geçer:

Ene celîsün men zekerenî. "Beni zikredenin meclisindeyim, onun yanındayım, onunla beraberim, onun arkadaşı gibiyim."

Ne mutlu ne güzel şey ki insan Allah Allah dedikçe Allah onun yanında! O idrak ile yaparsa ne kadar tatlı olur. İnsan bildiği şeyin üzerinde durmalı, düşünmeli, hemen atlayıp geçmemeli.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ebu Zerr radıyallahu anh'in rivayet ettiğine göre buyurmuş ki:

Kâle Dâvûdü aleyhisselâm: İlâhî mâ hakku ibâdike aleyke izâ hüm zârûke fe-inne li-külli zâirin ale'l-mezûri hakka. "Dâvûd aleyhisselam şöyle dedi: 'Yâ Rabbi, ya İlâhî! Kulların seni ziyaret ettiği zaman o kulların hakkı ne olur, ikramı ne olur?

Çünkü her ziyaret edilen kişi ziyaret edene bir ikramda bulunur. Kulların seni ziyaret ettiği zaman onların hakkı ne olur?

Kâle: Yâ Dâvûd. "Allah-u Teâlâ hazretleri 'Ey Dâvûd!' buyurmuş. " Fe-inne lehüm aleyye en ü'âfiyehüm. "Benim onlara ikramım, onlara âfiyet ihsan etmemdir." Fî dünyâhüm. "Dünyalıklarında, dünya işlerinde; sıhhatlerinde, işlerinde güçlerinde onlara afiyet ihsan etmemdir." Va'ğfire lehüm izâ lakîtüm. "Onlar benim huzuruma geldikleri zaman benimle karşılaştıkları zaman da onları mağfiret etmemdir, suçlarına bakmamamdır, suçlarını kapatıp örtmemdir."

Mağfiretin mânası 'örtmek' demektir. Suç var, mevcut, kabahat işlenmiş ama örtersen görünmez. İnsanın başına giydiği şeye de başını örttüğü için "miğfer" diyorlar.

"Askerin miğferi" ne demek?

Başını örten başlık. "Başına kurşun filan gelmesin." diye başa giyilen miğfer. "Mağfiret" de aynı mânadan çıkmış. Allah kullarının günahlarını örttüğü, yapılmış bir günahı görünmez hâle getirdiği, üstüne bir perde çektiği zaman ona "mağfiret etmek" deniliyor.

"Beni ziyaret eden kullarıma ikramım; dünyada onlara afiyet ihsan etmemdir, ahirette de mağfiret eylememdir." buyuruyor.

Afiyet nedir? Hep duyarız da kesin mânası nedir?

Afiyetin iki dalı var, iki şeye şamil. Birincisi vücutça sıhhatli olmak, ikincisi mesut olmaktır. Neşeli, şen olmak. Birincisi hastalıklardan uzak olmayı ifade eder, ikincisi de gamlardan, kederlerden, elemlerden uzak olmayı ifade eder. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:

"Allah-u Teâlâ hazretlerine dua ederken, bir şey isterken afiyeti isteyin. 'Yâ Rabbi! Sen bana afiyet ver.' deyin." Çünkü o afiyet hem hastalıklardan korunmayı ifade ediyor hem de dertsiz olmayı, gamdan, kederden uzak, azade olmayı ifade ediyor.

Burada da '"Dünyada onları afiyete erdireceğim." ne demek?

"Hem sıhhatli edeceğim hem de üzecek şeyleri onlardan uzak edeceğim. Sevindireceğim, mesut olacaklar." demek. "Ahirette de afv-u mağfiret eyleyeceğim."

Bu nasıl ziyaret?

Dâvûd aleyhisselam; "Allah-u Teâlâ hazretlerini ziyaret" derken burada ne demek istemiş.

Allah-u Teâlâ hazretleri bir yerde değil ki insan onu ziyaret etsin.

Ziyaretin çeşitleri var. Herkesin yaptığı ziyaretler var. Şu içinde oturduğumuz ev, bina. Nedir burası? Allah'ın evi değil midir?

Neden? Burada Allah'a ibadet ediliyor; ibadethane, cami, mescit. Burası da Allah'ın evidir. Demek ki buraya gelen, Allah-u Teâlâ hazretlerini ziyaret etmiş gibi olur.

Mekke-i Mükerreme'de Kâbe'nin bulunduğu büyük mescit nedir?

Onun adı da "Beytullah"tır. Hepimiz biliriz ki "Allah'ın evi" demek. Bu da Mescid-i Haram.

Demek ki insan böyle mescitleri ziyaret ettiği zaman mükâfat olarak Allah ona afiyet veriyor, ahirette de mağfiret ediyor.

Ziyaretin başka şekillerinden hatırıma gelenleri söyleyeyim: Allah-u Teâlâ hazretleri bazı kullarına;

"Ey kulum! Ben hastalandım, beni ziyaret etmedin." diyecekmiş.

Hadis-i şerifte geçiyor. Bu sözleri ben söyleyemem, cesaret ister. Bu sözler söylenmez de Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte böyle anlatıyor.

Sizin şaşırdığınız gibi, benim şaşırdığım gibi o sözü işiten kul da şaşıracak ve diyecek ki:

"Yâ Rabbi! Sen Rabbü'l-âlemîn'sin. Sen nasıl hastalanırsın, ben seni nasıl ziyaret ederim? Bu nasıl olur, bu sözün hikmeti nedir?"

"Ey kulum! Dünyada filanca zayıf, miskin, has, hâlis, benim sevdiğim mü'min kulum hastalandı; onu ziyaret etmedin. Eğer onu ziyaret etseydin beni ziyaret etmiş gibi olurdun. Çünkü ben onu seviyorum; o sevdiğim kul hastalandığı zaman ziyaret ettiğin zaman beni ziyaret etmiş olacaktın."

Demek ki burada ziyaretten maksat buydu. Ziyaretin bir çeşidi de işte öyle hasta, zayıf Allah'ın sevdiği kulları ziyaret etmek.

"Ey kulum! Ben acıktım, beni doyurmadın."

"Ya Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin. Seni ben nasıl doyurabilirim? Ben âciz bir kulum."

"Dünyada filanca kulum aç kalmıştı hatta bir şey istemişti de ona vermedin veyahut onu doyurmadın; onu doyursaydın beni doyurmuş olacaktın."

Bir de Benî İsrail hikâyelerinden şöyle naklederler:

Allah-u Teâlâ hazretleri Musa aleyhisselam'a;

"Topla insanları, ziyarete geleceğim." demiş.

Bu çeşit hikâyeler kitaplarda yazıyor da o kitaplar nereden gelmiş?

Peygamber Efendimiz nakletmiş de mi gelmiş? Bu sözün nereden geldiğini bilmiyoruz.

"Allah-u Teâlâ hazretleri teşrif edecek." diye, Musa aleyhisselam ziyafetler hazırlamış, büyük hazırlıklar yapmış. Gelen giden yok. O arada fukaranın birisi gelmiş "Pişen yemeklerden biraz da bana versene." demiş. "Hadi şimdi git. Mühim bir işimiz var, büyük telaşımız var." demişler. Beklemiş bir şey yok.

"Yâ Rabbi! Bekledik, gelmedin." Demiş ki:

"Ben filanca kulumun gönlünde geldim, sen onu kovdun. Yemek istedi, o kuluma ikram etmedin." demiş.

Böyle hikâye edilir. Kıssalardan, ibret alınacak şeylerden anlaşılıyor ki Allah'ın sevdiği kullara veya mü'min kullara âciz naçiz miskinlere yapılan o ziyaretler de Allah'ı ziyaret sayılıyor.

Allah-u Teâlâ hazretlerinin evleri olan ibadethanelere, mescitlere gidildiği zaman da ziyaret oluyor.

Buradan bize çıkan ders nedir?

Hocamız rahmetullahi aleyh bu hadisin izahında Müslim'den naklederek bu mânayı takviye eden bir başka hadis-i şerif de almış.

Men ğadâ ile'l-mescidi ev râha e'addallâhu lehû fi'l-cenneti nüzülen. Küllemâ ğadâ ev râha. "Kim sabahleyin veyahut akşamleyin mescide giderse -sabah ya da akşam vakti ezan okundu, kalktı evinden, ibadethaneye, mescide gitti- Allah ona cennette ikram yerlerini, konaklarını hazırlar. Cennette ikamet edeceği, konaklayacağı yerleri onlara ikram eder."

Küllemâ ğadâ ev râha. "Allah-u Teâlâ hazretleri, her gidişte hazırlar."

Demek ki Allah-u Teâlâ hazretlerinin ibadethanelerine rağbet etmek, gayret etmek lazım, namazları evde de kılsan olur ama insan burada kıldığı zaman yirmi yedi kat daha sevaplı olur. Şurada mescitte namaz kıldığı zaman evde kıldığından yirmi yedi kat daha sevaplı olur. Her adım atışında bir günahı affolunur, hasene sevabı yazılır. Mescide gelirken attığı her adımda ecir kazanır. Mescide geldiği zaman da burası Allah-u Teâlâ hazretlerinin evi olduğundan biz de O'nun ziyaretçisi gibi olduğumuzdan Allah-u Teâlâ hazretleri ikram olarak afiyet ihsan eder. Dünyada afiyet; vücuda sıhhat, gamdan, kederden selamet ihsan eder. Ahirette de suçlarımızı, kusurlarımızı afv-u mağfiret eder. O halde mescitlere sığınacağız, koşacağız. Selamet burada!

Allah-u Teâlâ hazretleri bize maddî manevi şifanın, selametin yollarını hep öğretmiş ama okumaya okumaya unutmuşuz. İşte sefa, şifa, hoşluk, saadet, selamet burada. Çünkü burası insanın kalesidir. Allah-u Teâlâ hazretlerinin kalesidir.

Burası veya bir başka mescit hangisi olursa mescide girdin mi kaledir. Burada ezan okundu mu şeytan, ezanın duyulmadığı yere kadar gider. Burada Allah denildikçe Allah'ın emniyetinde oluyoruz, emanetinde oluyoruz. Onun için bu mescitlerin kadr-ü kıymetini bileceğiz.

Ama şuna da dikkat edelim: Mescit bomboş olsa ne kıymeti olur? Onun da belki bir kıymeti olur ama mescitler içindeki insanlardan, Müslümanlardan dolayı kıymetleniyor. Mescide gelip de kaşlarını çatıp ön safa geç, namazı kıl, kaşlarını çatıp ayakkabılarını al, kimseyle konuşmadan çık git. Bu, Müslümanlığın icabı değil, güzel ahlâkın icabı değil. Burada bulunmaktan murat, etraftaki Müslümanlarla ilgilenmek.

Mahallendeki mescide geldin mi namaz kıldın, sevap aldın, "hadi kaçayım" gibi bir zihniyetle hareket etme. Oradaki Müslümanlara bak, onlarla tanış; imamla tanış, cemaatteki insanlarla tanış. Dertlilerin derdine çare bulmaya, sevinçlilerin sevincine ortak olmaya çalış, üzüntülülerin üzüntülerini paylaşmaya çalış. Mescit bir aile yuvası gibi olsun, bir muhabbet ocağı gibi olsun, Müslümanların birbirlerini tanımasına, sevmesine vesile olsun.

Mescitlerde cemaatin her birinin birbiriyle bir aile gibi olması, tanıması, birbirinin adını bilmesi lazım. "Hasan Efendi mi?" "Filanca memlekettendi, şu işi yapar, bilirim iyi adamdır, hoş adamdır, bizim mahallede oturuyor, evi şurası." Biri gelip sorduğu zaman insan mescitten o mahalledeki oturanı bilmeli, bulmalı. Sonra gelmediği zaman hâli sorulmalı. "Hasan Efendi, üç gündür mescide gelmiyordu. Acaba başına bir hal mi geldi? Bir yere ziyaret gitti de ondan mı gelmiyor yoksa hastalandı mı öldü kaldı mı?" diye aramalı, sormalı.

Eskiden mescide gelmeyenlerin evine sabah kahvaltısına filan gidilirmiş. Hem de bir muhabbet oluyor. Hâsılı buradaki ibadetin makbul olması cemaatten dolayıdır, Müslümanların kaynaşmasından dolayıdır.

El-Cemaatü rahmetün ve'l-firkatü azâbün. "Cemaat hâlinde olmak Allah'ın rahmetidir, ayrılık da azaptır."

Müslümanlar buraya toplandığı için buranın adı "cami" oluyor. Belki başka sebepten cami oluyor ama öyle diyelim, cami insanları cemediyor, topluyor. Oradaki cami; el-mescidü Cum'a, "Cuma namazı kılınan cami" demek ama netice itibariyle camiden, cemaatten hikmet muhabbettir. Asıl sebebi odur.

Sen buradaki cemaate muhabbet etmezsen, cemaatle tanışmazsan, kaynaşmazsan birleşemezsen tahmin ederim ki o cemaat sevabından çok şeyler kaybedersin. Cemaatin sevap olması; insanların arasına karışıp onlara yardımcı olmanın, faydalı olmanın hoş ve sevap olmasıyla ilgilidir.

Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi şu dinimizin emirlerindeki hikmetleri kavrayacak bir anlayışa erdirsin. Şeklen yapılan, şuursuzca yapılan ibadetlerin sevabı azdır. Şuurlu yapılan ibadetlerin hem sevabı çoktur hem de tadı çoktur. İnsan şuurla ne yaptığını bilerek yaptı mı başka olur.

Allah-u Ekber derken; "Yâ Rabbi! Sen hiçbir şeyle mukayese edilmeyecek kadar ulusun, azamet sahibisin, büyüksün, şu yerlerin göklerin sahibisin." diyorsun, mânasını bildi mi insan bir başka türlü oluyor. Allah-u Teâlâ hazretlerine secde ettiğin zaman; " Bak şu şerefli alnımı yere koyuyorum." şuurunda olmalı.

Başkası alnını toprağa sürer mi? "İşte şimdi elimi yüzümü yere sürüyorum, huzurunda eğiliyorum, kulluğumu ikrar ediyorum." mânasını düşündü mü çok tatlı olur.

Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi gafletten ikaz eylesin, mânalara vâkıf eylesin, mânalardan cahil, gafil eylemesin.

Fatiha-i Şerife mea’l Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA