İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

21.12.1981 - Selamı Yaygınlaştırmak, Borç Vermenin Fazileti

21.12.1981 - Selamı Yaygınlaştırmak, Borç Vermenin Fazileti
Hadisler Deryası

21.12.1981 - Selamı Yaygınlaştırmak, Borç Vermenin Fazileti

30.03.2026
21 dk 35 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve men tebiahü bi ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.

Emmâ ba’d.

Fa'lemû eyyuhe'l-ihvân fe-inne efdale'l-kitabi kitâbullâh ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

"Size işlediğiniz zaman birbirinizi sevmenize yardımcı olacak bir şey tavsiye edeyim mi?"

Efşû's-selâme beyneküm. "Aranızda selamı yayınız!"

Bizim dîn-i mübînimizin, İslâm'ın büyük bir meziyeti vardır. Bizim dinimiz ve Resûlullah Efendimiz ve Kur'ân-ı Kerîm'imiz bize bir tavsiyeyi yaptığı zaman tavsiyeyi havada bırakmaz. Muhakkak en basit insanın bile anlayabileceği, bir kolay şeye bağlar.

Mesela "İnsanlar birbirlerini sevsin, insanlar birbirlerine yardım etsin." desen nasıl yardım edecek, nasıl sevecek?

Allah zekâtı farz kılmış. "Malından şu kadarını vereceksin." diyor. Bunu herkes anlar. Bunu çoban da, çiftçi de, köylü de, şehirli de, talebe de, hoca da anlar. "Demek ki malımın şu kadarını Allah yolunda verecekmişim." der.

Zekâtı emretmiş. Allah'ı hiçbir zaman hatırınızdan çıkarmayın.

Nasıl çıkarmayacak?

Bunun yolu, yöntemi nasıl olacak?

Günün beş vaktinde bir namazı farz kılmış; sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı. O ibadet Allah'ı andırıyor. "Namaz kılacaksın." deyince herkes "farz" diye geliyor. Allah'ı anmış oluyor. Bir de zikri farz kılmış. Ekseriyet namazın farziyetinde müttefiktir de bilmiyorum kaç kişi ne kadar yapar?

Üzküru'llâhe zikran kesîran "Allah'ı çok zikredin!" âyetini duymaz. Ne kadar zikrediyor, ne yapıyor? Onu hiç düşünmez. Namaz, oruç farzını yerine getiriyorum da acaba Allah'ı çok zikreden bir insan mıyım? Onu düşünmez. Hatta "Canım bu neymiş?" diye orada muhalefet eder.

Burada da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz muhabbeti bir pratik çareye bağlayarak;

"Aranızda selamı yayın." buyurmuş.

“En basit mânasıyla birbirinizi gördüğünüz zaman es-selâmü aleyküm deyin. Hatta bir çalının, bir ağacın, bir taşın etrafında dönüp birbirinizle karşılaşsanız bile her seferinde es-selâmü aleyküm deyin.” diyor.

Hadîs-i şerîfi rivayet eden Abdullah b. Ömer radıyallahu anh, bir gün yanındaki bir sahabîye diyor:

"Kalk pazara gidelim."

O da diyor ki;

"Ey Ömer'in oğlu! Ben seni bilirim. Sen çarşıyı pazarı sevmezsin. Çünkü çarşı pazarda yalan yere yemin edilir, şeytan fazla dolaşır, aldatmaca olur. Hayrola ne sebepten? Kalk pazara, çarşıya gitmek istiyorsun?" diye sıkıştırıyor.

Abdullah b. Ömer radıyallahu anh; "Selam veririz, ecir kazanırız. Orada kalabalık var. Es-selâmü aleyküm, es-selâmü aleyküm, es-selâmü aleyküm diyecek. Her gördüğü şahısla selamlaşacak, ecir kazanacak. Onun için "Kalk çarşıya gidelim.” diyor.

Kuru bir selamdır; ama sonra o iyiye çıkar. Bir de fıkrası var.

Adamın birisi yolda gidiyormuş. Bakmış kenarda bostanda birisi yanında kavun, karpuz, üzüm filan var. Orada duruyor. es-Selâmü aleyküm demiş. Bostandaki aleyküm selâm dememiş. Yolcu yürümüş, gitmiş. Bostandakinin arkadaşı; "Niye aleyküm selâm demedin?" "Ben aleyküm selam desem söz sözü açar, tanışıklık olur. Tanışıklık olunca ikram etmek gerekir. İkram etmek gerekince ya üzüm vereceğim, ya karpuz vereceğim, ya kavun vereceğim." diyor.

O cimrilik yapmış da bir kuru selam gibi gelir sana, ama sen bir es-selâmu aleyküm dersin, o da aleyküm selâm der.

"Nerelisin, nereden geldin, nereye gidiyorsun, ne iş yaparsın?" derken bakarsın iki Müslüman bir yerde karşılaşmış. Ondan sonra kol kola gidiyorlar; Müslümanlık böyledir.

Müslüman, Müslümana “es-selâmu aleyküm” der, ötekisi de “aleyküm selâm” der. Ondan sonra söz sözü açar ve arkasından ahbap çıkarlar.

"Ezan okundu, beraber şu camiye gidelim." derler. Ondan sonra o ona bir ikramda bulunur, muhabbet olur. Demek ki muhabbetin ilk vesilelerinden biri, selamlaşmak. Onun için selamı biz de yaygınlaştıralım, selam verelim. Selamın altında yatan mânayı da düşünelim.

Es-selâmü aleyküm ne demek?

"Allah'ın selamı, selametliği, esenliği senin üzerine olsun. Sen gamlardan, kederlerden, dertlerden, belalardan salim bir insan ol. Ben sana bunu temenni ediyorum." demek.

Temenni ediyorsun da mesela [Mehmed Zahid] Hocamız rahmetullahi aleyh derdi ki;

Birisi denize düşmüş. Sen de rıhtımda yürüyorsun. Adamcağız çırpınıyor; yüzme de bilmiyor, boğulmak üzere can derdine düşmüş. Es-selâmü aleyküm dedin yürüdün gittin.

Olur mu?

Olmaz.

Orada es-selâmü aleyküm diyecek yerde elini uzat, adamı çek çıkar. Boğuluyor, canı gidecek. Selamın kuru mânasına takılma. Altında yatan mânayı anla! Altında yatan mâna; Müslüman kardeşinin selametliğini sağlayacak şey ne ise onu yapmak. Derdi varsa derdine yardımcı ol, hastaysa şifa ara, borçluysa çaresine bak.

İbn Abbas radıyallahu anh, Peygamberimiz'in hayatından sonra Efendimiz'in mescidinde itikâfta idi. Kapıdan içeri birisi geldi, benzi sararmış, yüzü üzüntülü. Abdullah b. Abbas radıyallahu anh;

"Seni üzüntülü görüyorum. Hayrola neyin var, sıkıntın mı var?"

"Evet." diyor, "Bir sıkıntım var."

"Nedir?"

"Bir kimseye borcum vardı, vadesi geldi, hâlâ o borcumu ödeyemedim; o da sıkıştırıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Ona üzülüyorum."

Diyor ki;

"Ben o şahsı tanırım, gideyim rica edeyim, borcunu tehir ettireyim; ister misin?"

"Çok makbule geçer, lütfolur, iyi olur" diyor.

İbn-i Abbas radıyallahu anhüma mescidden çıkıp o adamın evine doğru yürümeye başlayınca o zât diyor ki;

"Yâ İbn-i Abbas! Sen itikâftasın. İtikâf esnasında mescidden çıkınca itikâf bozulur. İbadetin bozulacak."

İbn-i Abbas radıyallahu anh Peygamber Efendimiz'in kabrini göstererek;

"Ben şurada yatan zâttan bizzat şu kulaklarımla işittim ki; bir Müslümanın bir Müslüman kardeşinin işini görmesi şu kadar itikâftan hayırlıdır." diye bir büyük rakam söylüyor.

Şu anda ben size bu rakamı söyleyemeyeceğim. İşte, Müslüman Müslümana "selam" derken arkasında bu mânayı düşünecek. Sıkıntıdaysa yardımına koşacak.

Muhabbetin artması için ikinci bir çare vardır; o da hadîs-i şerîflerle tavsiye edilmiştir:

"Hediyeleşmek." O sana bir hediye verir, senin ona kırgınlığın geçer. Sen de bir fırsat kollarsın, ona bir hediye verirsin; onun sana muhabbeti artar. Böylece iş muhabbet tarafına doğru gider.

Kusur görmek, kin tutmak, eski hatıraları bir türlü unutmamak olmaz. "Ben onunla sekiz sene evvel hacca gitmiştim de o bana hac yolunda şöyle etmişti."

Vay kindar vay! Aradan sekiz sene geçmiş, hâlâ unutmamış. Hâlâ Müslüman kardeşinin o kusurunu düşünüyor. Allah ıslah etsin!

Müslüman biraz saf görünecek. Kendisi saf olmasa bile Müslümanlığın vasıflarından birisi, aldanır görünecekmiş.

Aldanır mı?

Müslüman feraset sahibidir. Aldanmaz ama unutmuş, hatırlamamış, aldanmış görünecek, anlayamamış gibi davranacak ki muhabbet bozulmasın, Müslümanlar arasındaki muhabbet devam etsin.

Öbür hadîs-i şerîfe geçelim.

Dehale racülüni’l cennete fe-reâ abdehû fevka derecetihî fe-kâle yâ Rabbi abdî fevka derecetî fe-kâle cezeytühû bi-amelihî ve cezeytüke bi-amelik.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunduğunu göre, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Bir adam cennete girmiş ama bir de bakmış ki kölesinin derecesi, onun derecesinden daha yukarıda. Dünyada kendisine hizmet eden, o üstü başı hırpani, emir verip bağırıp çağırdığı kölesi cennette kendisinden daha yukarıda, daha üstün bir dereceye nâil olmuş. Diyor ki; 'Yâ Rabbi! Şu benim kölemdi. Benden yüksek derece almış.' -İkisi de cennete girdiklerine göre bunlar iyi insanlar, cennetlik insanlar. Dünyada Allah'a isyan etmemişler, itaat etmişler, cenneti kazanmışlar ama köle daha yukarıda, daha üstün dereceli. Efendi daha aşağıda- Allah-u Teâlâ hazretlerinden hitâb-ı izzet vâki oluyor ve buyuruyor ki: 'Ben onu ameliyle mükâfatlandırdım. Seni de senin yaptığın amelinle mükâfatlandırdım.” Demek ki sen biraz az çalışmışsın. O, âhiretine biraz daha fazla çalışmış.

Bu dünyada insanın gözü kör, ayağı topal, malı az, üstü hırpani, yüzü çirkin olur, şöyle olur böyle olur ama ameli güzel olursa Allah'a ubûdiyeti, kulluğu, saygısı, edebi yerinde olursa, parası çok insandan daha da öne geçebilir. Bu dünyada köle iken öbür tarafta efendi olur. Bu dünyada âciz iken, öbür dünyada bey olur, paşa olur, padişah olur, âhiretin sultanlarından olur.

Bu hadîs-i şerîften bize çıkan ders nedir?

Cennette daha yüksek derecelere çıkmak için daha çok gayret sarf etmek gerekir. Ondan sonra Allah'ın hiçbir kulunu kendimizden hor hakir görmemek gerekir. Bilemeyiz ki. Evet, onun tahsili benden az ama; ya Allah onu daha çok seviyorsa, ya o geceleri daha çok ağlayıp sızlayıp münâcaatta bulunup daha yüksek mânevî derece edinmişse. Bilemezsin ki!

Hiçbir kulu hor görmeyeceğiz. Her gördüğümüzü Hızır bileceğiz, bileceksiniz. Her gecemizi Kadir bileceğiz; o geceyi ihya etmeye, imar etmeye çalışacağız. Çalışacağız, çalışacağız ve inşallah Allah-u Teâlâ hazretleri lütfu ile cennetiyle bizi mükâfatlandıracak, cemâliyle müşerref edecek.

Peygamber Efendimiz buyurmuşlar ki:

Dehaltü'l-cennete fe-raeytü alâ-bâbihâ mektûben. "Cennete girdim, cennetin kapısında şöyle yazılmış, gördüm." Es-sadakatu bi-aşeretin. "Sadaka on misli ile mükâfatlandırılır." Ve'l-kardu bi-semâniyete aşer. "Borç ise on sekiz misli ile mükâfatlandırılır." Fe-kultü. "Peygamber Efendimiz bunun üzerine mihmandarı Cebrail aleyhisselam'a sormuş." Yâ Cibrîlü keyfe sâreti's-sadakatü bi-aşeretin ve'l-kardu bi-semâniyete aşer. "Nasıl oldu da sadaka on misli ile mükâfatlandırılıyor, borç vermek on sekiz misli ile mükâfatlandırılıyor?"

Borçta sonunda para geri gelecek. Sadaka tamamen gidiyor. Neden o, on misli ile mükâfatlandırılıyor da borç verdiğin zaman srvap on sekiz misli oluyor?

Aşağı yukarı iki misline yakın. Yirmi olsa tam iki misli olacak. İki mislinden biraz daha az.

Niye borç vermek daha iyi?

Bunun üzerine verilen cevaba bakın:

Kâle. "Cebrail aleyhisselam cevaben dedi ki." Li-enne's-sadakate takau fî yedi'l-ğaniyyi ve'l-fakîri. "Çünkü sen sadakayı verirsin ama zengin mi fakir mi, bilemezsin. Bazen zenginin eline düşer bazen fakirin eline düşer."

Senin "fakire" diye verdiğin sadaka bazen aslında sadakaya müstahak olmayan şer'an zengin sayılan insanın eline düşer. Aslında zengine vermiş olursun. Tam yerini bulmayabilir. Bazen zenginin bazen fakirin eline düşer. Ama borç verdiğin zaman;

Ve'l-kardu lâ yakau illâ fî yed’î men yehtâcu ileyhi. "Borç ancak ona ihtiyacı olan kimsenin eline geçer." Besbellidir. Adam borç istiyor, muhakkak ihtiyacı var, kıvranıyor da ondan. Bir ihtiyacı giderdiği için onun ecri daha fazla oluyor.

 Onun için kardeşlerimiz birbirlerine borç verme hususunda bu hadîs-i şerîfi hatırlarında tutsunlar. Gerçi bu devrin ekonomik sistemi borç vermeyi de bir hayli frenledi. Çünkü senenin başında yüz lira ile, on tane ekmek alıyorsun farz edelim. Senenin sonunda paranın değeri düşüyor, düşüyor beş tane alamıyorsun. Paranın hakiki değeri sabit kalmıyor, hakiki değeri ile üstünde yazılı değer aynı kalmıyor. Adı yine yüz oluyor, fakat on, elli, veya otuz değerine düşmüş oluyor. O yüzden kimse vermek istemiyor. "Verirsem param azalacak." filan gibi bir düşünce oluyor. Artık bunun çözümü nasıl olur bilmem ama mümkün mertebe insan, borç vermek suretiyle bu ecirden faydalanmaya çalışsın.

Cennetle ilgili bir hadîs-i şerîf daha var. Onu da söyleyip dersimize son verelim.

Dehaltü'l-cennete. "Cennete girdim." Fe-raeytü fî ârıdateyi'l-cenneti mektûben selâsetu esturin. "Cennetin kapısının iki tarafında şu üç satırın yazılmış olduğunu gördüm." Neyle yazılmış? Bi'z-zehebi. "Altınla yazılmış olarak."

Birinci satırda kelime-i tevhîd var. Es-satru'l evvel lâ ilâhe illallâh Muhammedu'r-rasûlullâh. “Allah'tan başka mâbud, maksut yoktur. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz O'nun hak elçisidir. O'nun vazifelendirdiği, insanlara gönderdiği hak Resûlü'dür.” yazılı.

Cennetin kapısında altınla yazılmış ilk satır.

Ve's-satru's-sânî. "İkinci satır."

Mâ kaddemnâ vecednâ ve-mâ ekelnâ rabihnâ ve mâ hallefnâ hasirnâ yazılıymış. Bu ibare cennet ehli insanların ifadesi, onların ağzından çıkan söz:

"Dünyada, âhiret için ne amel yaptıysak; önceden âhirete ne gönderdiysek burada onları bulduk. Sadaka verdik karşılığını bulduk, namaz kıldık karşılığını bulduk, oruç tuttuk karşılığını bulduk. Dünyada yaptığımız her hayrın, mâlî hayrın, bedenî hayrın karşılığını burada gördük."

Demek ki iyiliklerin hepsinin orada karşılığı var.

Ve mâ ekelnâ rabihnâ. "Dünyada iken yediklerimiz de yanımıza kâr kaldı." Onlardan da kâr ettik. Elhamdülillah helâlinden kazanmıştık. Zekât, sadaka tarzında hayr u hasenât yaptıysak onun karşılığını burada bulduk. Orada yemiş olduğumuz da yanımıza kâr kaldı. Çünkü aç kalmadık, karnımızı doyurduk, günümüzü gün ettik, o günü tok olarak geçirdik elhamdülillah.

Üçüncü cümle. Bu kısmı çok önemli:

Ve mâ hâllefnâ hasirnâ. "Geride bıraktığımızdan hüsrana uğradık, ziyana uğradık."

Bunu biraz izah edelim; insan elindeki malı ya hayra sarf eder, âhirette ecrini görecek veya helâlinden kendi ihtiyacına sarf eder, bu dünyada rahat eder. Ama geriye bıraktı mı o onun ziyanı oluyor. Çünkü o hayrı yapmaktan mahrum kalmış oldu. On milyonun vardı; bir milyonunu hayra harcadın, bir milyonunu yedin, sekiz milyonunu geriye bıraktın. Âhirette, "tüh" diyecek, ah vah edecek. "Keşke o kadar hayır yapsaydım da cennette şu kadar derece alsaydım." diyecek. Orada kendisine hüsran olacak, ziyan olacak, üzüntü mevzuu olacak. Bir de haramdan, vesairedense onun hesabı ayrı. O hayrı yapamamaktan dolayı bir hüsran olacak.

Ve's-satru's-sâlis. "Üçüncü satırda" da şöyle yazılıymış: Ümmetün müznibetün ve Rabbün ğafûr. "Günahkâr bir ümmet ama çok çok mağfiret edici bir Mevlâ."

Bu kim için?

Biz Müslümanlar için. Biz Müslümanlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e bağlı, âciz naçiz insanlarız. Âhir zaman ümmetiyiz. Bizden önceki ümmetler içinde ne kahramanlar, ne salihler, ne müttakî kullar geçmiş. Allah’a ne kadar güzel kulluklar etmişler, ömürlerini öyle geçirmişler.

Bizim o günahlara bulaşmadan yaşamamız çok zor. Pek çok hatalarımız, günahlarımız var, ama günahların hepsi, bağlı olduğumuz zât-ı muhterem Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hürmetine yine hoş görülüyor. Günahkâr bir ümmet, hataları çokça ama Mevlâ ve rabbun ğafûr. "Çok çok mağfiret edici Allah-u Teâlâ hazretleri."

O'na karşı günah işlemek de ayıp. Allah bunca nimet veriyor biz de günah işliyoruz. Hiç yakışır mı? Hiç insafa sığar mı? Göz vermiş, kaş vermiş, akıl vermiş, İslâm vermiş, sıhhat vermiş, mal vermiş, evlat vermiş, vermiş, vermiş… Teşekkür etmemiz gerekirken isyan ediyoruz.

Ayıp!

Allah bizi bu utanç verici durumlara düşürmesin.

Ama beşeriz; nefsimiz var, şeytan var. Zaman zaman aldanıyoruz, aldanılıyor. Eğer hatalarımız kusurlarımız; varsa, oluyorsa, olmuşsa ki olmuştur Mevlâmız cümlemizi afv u mağfiret eylesin. Bundan sonraki ömrümüzde günah işlememeye bizi muvaffak eylesin. Daima tevfîkini yâr ve refîk eylesin. Daima rızası dairesinde dolaşmayı, rızasının hâricine ayak basmamayı cümlemize nasip eylesin. Son nefeste sevdiği, razı olduğu, verdiği lütufları görerek, memnun ve mesrur olarak kendisine kavuşmamızı bizlere lütfen ve keremen liyakatimiz olmadığı halde lütuf ve ihsan eylesin.

Fâtihâ-i şerîfe mea'l-besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA