İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

29.08.1982 - Hamd ve Salatla Başlamak, İtikaf

29.08.1982 - Hamd ve Salatla Başlamak, İtikaf
Hadisler Deryası

29.08.1982 - Hamd ve Salatla Başlamak, İtikaf

11.03.2026
17 dk 52 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Küllü kelâmin lâ yüzkerullâhu fîhi fe-yübdeu bihî ve yusallâ aleyye fîhi fe-hüve akta’u ve ekte’u memhûkun min külli bereketin.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Küllü kelâmin lâ yüzkerullâhu fîhi. “Her bir söz ki içinde Allah adı anılmaz, zikredilmez.” Fe yübdeu bihî. “Ve söze eksik, kusurlu, Allah adı anılmadan başlanır.” Fe-yusallâ aleyye. “Bana da dua edilmez, salât u selâm getirilmez. ” Fe-hüve akta’u. “Bu söz eksiktir. ” Ve ekte’u. “Alçaktır, aşağıdır, hordur. ” Memhûkun min külli bereketin. “Her türlü bereketten mahrumdur, bereketi silinmiştir. ”

“Her söz ki içinde Allahu Teâlâ’nın ismi zikredilmiyor, Peygamber Efendimiz’e salât u selam getirilmiyor, öyle başlanılıyor; o söz güdük, eksik, kusurludur ve alçak, aşağı, hor bir sözdür. Her türlü hayır, bereket kendisinden alınmıştır, hayır, berekete sahip değildir.”

Başka bir rivayette de;

Küllü emrin zî-bâlin. “Her önemli iş ki…” diye başlanmış.

“Söz” yerine “iş” kelimesi kullanılmış, tabi iş kelimesi daha geniş bir mânaya sahip.

Küllü emrin zî-bâlin lâ yübdeu fîhi bi-hamdillâhi ve’s-salâti aleyye fe-hüve akta’u ve ekte’u memhûkun min külli bereketin. “Bir önemli iş ki ona başlanmaz Allah’a hamd ederek ve bana salât u selam getirilerek başlanmaz…”

Her işte Allah’a hamd etmek, başta ismini anmak, Peygamber Efendimiz’e salât u selâm getirmek gerektiğini buradan anlıyoruz. Demek ki bu rivayete göre söz, öteki rivayete göre iş. Her sözümüze, her işimize Allah’ın adıyla başlayacağız, Peygamber Efendimiz’e bağlılığımızı hatırlayacağız, ona hürmetimizi, sevgimizi ifade etmek maksadıyla salât u selâm getireceğiz.

Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdulillahi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu âlâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ecmaîn gibi söyleyip ondan sonra işe girişeceğiz. Böyle yapmazsak o iş eksik, güdük, sonuçsuz kalır. Allah adı anılmadan yapıldığı için; alçak, hor, hakir bir iş olur. O işte bereket olmaz. Bir sofraya oturursun, önüne bir kazan koyarsın, biter. Daha yok mu, derler.

Neden?

Besmeleyle başlamadın, hamd etmedin, salât u selâm getirmedin ki; bereketi olmayınca biter. Bereket oldu mu iki kilo pirinçle 300 kişi doyar, ama bereket olmazsa çok az kimse 300 kilo pirinçle gene doymaz!

Bereket, Allah’ın esrarından bir sırdır ki; Allah o bereketi bir şeyin içine koydu mu ona bitip tükenmez bir feyiz, bir hoşluk gelir. Bunun sağlanması için de Allah’ın adı anılacak, Resûlullah Efendimiz’e salât u selâm eylenecek; ondan sonra işe, söze başlanacak.

Elhamdülillah, Allah ecdadımızdan razı olsun, bizleri şefaatlerine erdirsin; onlar çok güzel müslüman olarak yaşamışlar ve bu âdeti her işlerinde tatbik etmişler. Ben; eski harflerle Osmanlıca yazılmış hangi kitabı gördüysem hepsi Bismillâhirrahmânirrahîm diyerek, hamd u senâ ile, Peygamber Efendimiz’e salât u selâm ile başlar ve devam eder. Camilerde duymuşsunuzdur, hocalar hutbelerde, vaazlarda da hep besmeleyle hamd ile salât u selâm ile başlarlar.

Sebebi neymiş?

Hadîs-i şerîfmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor: Hayrı bereketi olmaz. Allah’ın adıyla ve Resûlullah Efendimiz’e salât u selâm ile başlanınca her işin hayrı bereketi, insana tesiri, faydası olur.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi; her anında Mevlâ’sını hiç unutmayan, Resûlullah’a ümmet olduğunu unutmayan, onları anarak, hatırlayarak işlerini ona göre yapan, onların gösterdiği yolda yürüyen, Allahu Teâlâ hazretlerine has kul, Resûlullah Efendimiz’e has ümmet olan bahtiyarlardan eylesin. Bu bir İslâmî terbiye olmuş oluyor. Bundan sonra inşaallah, ayakkabı giymekten dükkânı açmaya, yatmaktan kalkmaya, abdest almaktan yemek yemeye varıncaya kadar her işimizde bu İslâmî usule göre işinize başlarsınız,inşallah unutmazsınız.

Küllü talâkın câizun illâ talâka’l-ma’tûhi ve’l-mağlûbi alâ aklihî.

“Yapılmış olan her boşama caizdir. Yalnız yaşlılıktan şuurunu kaybetmiş veyahut aklı başka sebepten gitmiş mecnun kimsenin boşaması caiz değildir. ”

Bu hadîs-i şerîf Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş.

Yapılmış olan her boşama caizdir. Erkek, “Seni boşadım. ” derse boşama tamam olur. Yalnız yaşlılıktan şuurunu kaybetmiş veyahut başka sebepten aklı gitmiş mecnun kimsenin boşaması caiz değildir. O karısına; “Boş ol, def ol, seni kovdum, git!” dese de deli olduğu, mecnun olduğu için kadının gitmesi gerekmez. Şuurla olmadan boşama tahakkuk etmiş olmaz.

Peki, şakacıktan, “Ben boşadım. ” desem olur mu?

Nikâhın hiç şakası, oyunu olmaz! Sakın ha! Nikâhın şakası da ciddidir, ciddisi de ciddidir!

Nikâhla ilgili söz söylemeye pek alışmamalı. Nikâhı zihnine dolaştırdı mı hanımla bir münakaşa ediyor:

“Seni boşadım…”

Neden?

Yemeğin tuzunu fazla koymuş.

Yemek tuzu nerede nikâh nerede? Böyle küçük bir şeyden dolayı, hemen bir münakaşa… İnsan kendisini boşama kelimesine alıştırmamalı. Çünkü sonra insan çok büyük dertlere, sıkıntılara uğrar. Nikâhın değerini bilmeli.

İslâmiyet’te boşamak vardır. Sebepler çıkabilir, boşanmış olma icap edebilir. Onun için, İslâm’da boşanma tamamen yasak değildir ama çok tehlikeli bir helaldir.

“Allah’ın en sevmediği helal boşamadır!” diye hadîs-i şerîf vardır. Helal ama sevmez. Ne diye yuvayı bozuyorsun, diye hesap sorar. Ancak bir meşru mazeret olmalı ki; “Ya Rabbi! Şu sebep vardı…” dediğin zaman mahkemeden kendi yakanı kurtarabilesin. Bu nikâh salahiyeti erkeğe verilmiş diye o işi oyuncak haline getirmemekte fayda vardır.

Albay bir askerî ateşe arkadaşımız anlattı: Fransa’ya gitmiş, Fransız’ın birisi “İntihar edeceğim!” demiş. Bizim arkadaş;

“Niye intihar ediyorsun, niye canına kıyıyorsun?”

“Karım kötü yola saptı, ben de öğrendim, biliyorum; ondan intihar edeceğim…”

“Boşa” demiş.

 Fransız;

“Bizim mezhebimizde boşamak yok!” demiş.

Demek ki boşamak da bir nimet oluyor, bak adam intihar edecek.

“Yahu, sizin kanununuzda boşama yok mu?”

Fransız da;

“Medenî kanunumuzda ,boşama serbest ama dinî kanunumuzda yasak, ben o dinî kanuna aykırı işi yaparsam beni bu cemiyette yaşatmazlar, en iyisi intihar edeyim!” demiş.

Bizim arkadaş bir şeyler söylemiş, galiba intihar etmekten vazgeçirmiş. İnsan başka milletlerin âdetleriyle mukayese ettiği zaman, dinimizin ne kadar yüksek olduğunu daha iyi anlıyor. İçinde bulunduğumuz nimetin ,kadr ü kıymetini pek bilmiyoruz da başkalarının hallerini gördüğümüz zaman; “Meğerse bizim elimizde ne nimetler, ne cevherler varmış da farkında değiliz.” diyoruz.

Güneydoğu Asya’da vazife görmüş bir Avrupalı, onların mâbedlerini “Acaba bu Budistler, oranın dinlerinin mensuplar,ı nasıl ibadet ediyorlar, ne yapıyorlar?” diye merak etmiş. Gitmiş, bakmış; oturuyorlar, mânası mühim olmayan bir sözü tekrar edip duruyorlar. Bütün ibadetleri de oymuş. Akla, mantığa, zevke hitap eden bir güzel hâlini görmemiş.

Sonra ilgilenmeye başlamış, bakmış ki İslâmiyet’in her ibadeti mâna dolu. Namaz kılıyorsun bir mâna, rükû ediyorsun bir mâna, secde, elini bağlıyorsun bir mâna… Hepsinin hoş, zarif, güzel, latif ve yüksek mânaları var. Adam müslüman olmuş!

Biz bilmiyoruz. Biz namazı kılar geçeriz, çoğu kimse; nasıl bir ibadet olduğunu bilmeden geçer, ne kadar kıymetli ibadet olduğunu bilmez! Gez, dolaş dünyayı da gör bakalım başka dinlerin mensupları ne kadar boş, batıl şeylerle uğraşıp duruyorlar. Allah bizi ne büyük nimetlerin içinde yaratmış; bir elimiz yağda bir elimiz balda. Her türlü hayrı, bereketi Allahu Teâlâ hazretleri bize yağdırmış, elhamdülillah, farkında değiliz. Her şeyimiz mâkul, güzel. Her zaman söylüyorum Fransız tıp profesörü kendisi hıristiyanken, Tevrat’ı, İncil’i, Kur’an’ı incelemiş.

Bana bir arkadaş geldi:

“Bizim mahallede yahova şahitleri var, onlar konuşmak istiyorlar.” dedi.

Konuşacaktık, fırsat bulamadık. Ben de dedim ki;

“Şu kitapları okusunlar…”

Onun kitabını oku bakalım! Bak Fransız hıristiyanmış, sen de Müslümanları, hıristiyan yapmak istiyorsun, mukaddes kitaba çağırıyorsun! “Kur’an’ı bırakın, bizim mukaddes kitabımıza gelin!” diyor. Yahova şahitleri öyle yapmak istiyorlar. Bu adam Fransız’dı, senin Kitâb-ı Mukaddes’inin mensubu olarak doğdu, Fransa’da tahsil yaptı, profesörlüğe kadar yükseldi. Sonra modern ilim ile öğrendiği bilgilerle mukayese etmiş:

“Bunun içinde ilme mantığa sığan ibareler yok, bu kitap bozulmuş!” diyor dinini bırakıyor.

Müslümanlığı, Kur’ân-ı Kerîm’i incelemiş, “Her şeyi ilme uygun!” diyor.

Müslüman olarak tarafgirâne müdafaa için söylemiyor. Hıristiyanken incelemiş, hıristiyanların kitaplarının değiştirilmiş, bozulmuş, olduğunu söylüyor ki bizim Kur’ân-ı Kerîm’imiz de zaten bozulmuş olduğunu söylüyor. Fransız profesörü tespit etmiş:

“Kur’ân-ı Kerîm’in her şeyi ilme mantığa uygun!” diyor.

Müslüman olmuş.

Ne nimetler içindeyiz elhamdülillah, farkında değiliz.

Nimetlerin en büyüğü de müslüman olmamız, hidayet üzere olmamız.

İslâm; çok büyük nimet, hidayet, doğru yol üzere olmak çok daha büyük bir nimet. Allah’a ne kadar şükretsek azdır.

Mescidler nedir?

Allah’a ibadet edilen yerler. Çok şükür ki, Allah’a ibadet edilen evlerdeyiz,Beytullah’tayız. İnsan ,ya bir de insan şeytana uyulan yerlerde olsaydı ne kadar felaket olurdu. İstediği kadar süslü, serin olsun!

Elhamdülillâhi alâ nîmeti’l-İslâm.

Elhamdülillâh alâ tevfîki’l-îmân.

Elhamdülillâh alâ hidâyeti’r-Rahmân.

Tevfîk-i Hüdâ’ya, hidayete nâil olduğumuza çok şükür.

Yâ Rabbi! Sen bizi bu dinden, imandan, hidayetten, bu hoş halden ayırma. Dinimizin de güzelliklerini, inceliklerini sezdir.Ana atadan görme, takliden yaparak değil! O Fransız incelemiş incelemiş gelmiş Müslüman olmuş.Biz de biraz çalışıp, çabalayı,p sahip olduğumuz ecdadımızın ,bize öğretmiş olduğu dinimizin inceliklerinin farkına varalım. Biz de biraz uyanalım.

Bundan bir asır kadar önce herkes sanıyordu ki;

“Tamam, modern ilim geldi, dinlerin hükmü kalmadı.”

Dinlerin hepsi aynı değil, hepsini aynı gruba sokamazsın!

Bir manavda bir sürü çürük elma olsa “Bunların hepsi elmadır.” diye sağlam elmanın yanına koyar mısın?

Onlar çürüyünce bir kenara ayırırsın, hatta “Kokusu çürüğü zarar vermesin, müşteri görmesin!” diye atarsın.

Bizim dinimiz, pırıl pırıl din, zaten bir tane:

İnne’d-dîne indellâhi’l-İslâm. “Allah indinde, Allah’ın sevdiği razı olduğu bir tek din var!”

“Acaba hangi dini seçeyim?” diye düşünmeye gerek yok. Ya müslüman olursun ,ya da hiç bir şey olamazsın. Kur’ân-ı Kerîm’de buyuruluyor ki;

Ve lâ temûtünne illâ ve entüm müslimûn. “Sakın, Müslümanlıktan gayri bir hal üzere ölmeyin!”

Allah’tan hakkıyla, nasıl korkmak gerekiyorsa korkun ve sadece müslüman olarak ölün, sakın başka bir hal üzere ölmeyin, diyor.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi müslüman anneden babadan müslüman olarak dünyaya getirdi. Elhamdülillah namaz kılıyoruz, camilerde toplanıyoruz, müslüman olarak hayatımız sürüyor. Bu imanımızı, düşmanlarımıza kaptırmadan, bu iman-ı kâmil ile yaşamayı cümlemize nasip etsin. İman-ı kâmil ile de âhirete göçmeyi nasip etsin.

Külli mescidin fîhi imâmün ve müezzinün fe’l-i’tikâfu fîhi yasluhu.

“İçinde imam ve müezzin bulunan her mescitte itikâf yapılabilir.”

İtikâf: Bir mescidde ibadet için bir müddet kalmaya denir. Çok sevaplıdır. İtikâfın çeşitleri vardır: Sünnet olan itikâf vardır, nezr edilmiş itikâf vardır, çeşit çeşit itikâflar vardır.

İtikâfın en az müddeti, insanın bir ibadethâneye girip de bir müddet orda kalmasıdır. “Azıcık kalması bile itikâf sayılır.” demişler. Onun için akıllı olan bir kimse camiden içeri girerken;

Bismillâhirrahmânirrahîm. Neveytü’l-i’tikâfe li’llâhi teâlâ, “Allah rızası için burada itikâfa niyet ettim.” demeli.

Böylece her gün birkaç defa itikâf yapmış olur; elhamdülillah, çok sevap.

Mâlum, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de Ramazan’ın son on gününde, evine girmezdi, artık mescidde yatar kalkar; hep itikâf ederdi, ibadet ederdi. Mescidde dururdu.

Bu hadîs-i şerîf; “İçinde imam olan, müezzin olan yerde itikâf olur.” diyor. İçinde cuma namazı kılınan yerde itikâf daha iyidir, eğer on gün kalınacaksa, nezredilmişse Cuma namazı kılınan yer olması iyidir. Cuma için, gerçi bir şer’î özür olarak başka bir yere gidilebilir. Ama büyük camide, cuma namazı kılınan bir yerde itikâf daha uygundur.

İnsanlar, her zaman yapar mı yapamaz mı bilmiyoruz ama, nefis ile cidal,nefsi yenmek için, nefsi ıslah etmek için, uğraşmak cihâd-ı ekber olduğu için [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız rahmetullahi aleyh ,”çok çok itikâf edin” diye çok tavsiye ederdi, tam vefatına yakın zamanlarda da çok tavsiye etmiş.

Evinizde de bir köşeye çekilin, kendinizi ıslah için biraz uğraşın.

Onun için itikâfa ihtimam edilmelidir. Bilhassa Ramazan’ın son on gününde sünnet olan o itikâfa da ayrıca bir itina göstermeli.

Çünkü Peygamber Efendimiz, Ramazan’ın son on gününü hep itikâf etmiş.

Bir keresinde bakmış ki hanımları kendinden evvel davranmışlar, çadırı kurmuşlar, mescidin içine perdeyi germişler.

Hoşlanmamış! Kadınların evlerinde itikâf etmesi, mescidde itikâf etmesinden daha uygun.

“Bunlar da böyle hayır mı yapıyorum sanıyorlar!” demiş, o zaman itikâfa girmemiş, itikâfı Şevval ayında yapmış. Orada kadınlar var, diye biraz tehirli yapmış. Allah yine, Ramazanlar’a o hoşluklara cümlemizi erdirsin, inşaallah Ramazan’ın son 10 gününde itikâf etmeye şimdiden niyet edelim.

Allahu Teala hazretleri; sizi, sırat-ı müstakîmden ayırmasın,sevdiği kul eylesin,marifetullaha erdirsin,aşkullahı muhabbetullahı gönlünüze yerleştirsin, sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin,huzuruna sevdiği ,razı olduğu kullar olarak varıp, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin,Peygamber Efendimize komşu eylesin.

Ve bi-hürmeti esrârı sûreti’l-Fâtihâ!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA