21.01.1982 - Ölüyü Kefenlemek, Vefat Edenin Arkasından Vazifeler

21.01.1982 - Ölüyü Kefenlemek, Vefat Edenin Arkasından Vazifeler
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-sâlâtu ve’s-selâmu ala seyyidil evveline vel ahirin Muhammedinil Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d:
Fa’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhtesâtühâ ve külle muhdesetin bid’atün ve külle bid’atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasılı ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Ahsinû kefene mevtâküm fe-innehüm yetebâhevne ve yetezâverûne bihâ fî kubûrihim.
Bu hadîs-i şerîf ölüleri kefenlemek ile ilgili. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
“Ölülerinizin, kefenlerini güzel yapın. Çünkü onlar bu kefenler ile övünürler ve bunlarla birbirlerini, kabirlerde ziyaret ederler.”
Demek ki, “Nasıl olsa ölmüştür, mezarın altına gidecek, toprağın altında kalacak.” filan diye çirkin, kötü, kirli paslı şeylerle, kefenlenmeyecek. Temiz, pak yapılacak. Onun için bizde de elhamdülillah, bu hadîs-i şerîflere uygundur. Güzel, tertemiz, pak kumaşlarla [defnederler]. Bir izar, bir kamis, bir gömlek; böyle şeyler giyilerek kefeni güzel yaparlar, elhamdülillah. En güzeli de beyaz renkte olması. Başka bir hadîs-i şerîfte, o da tavsiye edilmiş. Kimisi de elhamdülillah hayatındayken hacca gidiyor, kefenini zemzem suyuyla yıkıyor; kendisini hazırlıyor, parasını ayırıyor. “Şununla benim hatmimi okursunuz. Şununla dinî [vazifeleri] yaptırırsınız. Şununla devrimi yaptırırsınız.” diye hazırlığını önceden yapıyor.
Diğer hadîs-i şerîfte yine aynı mevzuyla ilgili başka kelimeler var. Onların faydası vardır, okuyalım:
Ahsinü’l-kefene ve lâ tü’zû mevtâküm bi-avîlin ve lâ bi-tezkiyetin ve lâ bi-te’hîrin vasıyyetin ve lâ bi-katîatin ve accilû kadâe deynihî ve a’dilû an cîrâni’s-sûi ve izâ hafertüm fe a’mikû ve evsi’û.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz, vefat edenlerimize karşı vazifelerimizi, burada birer birer bize belirtmiş;
Ahsinü’l-kefene. “Vefat eden kimsenizin kefenini temiz, pak, iyi, beyaz, güzel bir şekilde hazırlayın.” Ve lâ tü’zû mevtâküm bi-avîlin. “Feryâd u figân ederek, bağırarak, çağırarak, yüksek sesle ağlayarak ölülerinizi ezalandırmayın.”
Avîl, yüksek sesle bağırmak, ağlamak demek. Kimisi bunu bayağı bir makamla, rahatsız edecek derecede tutturuyor. Bu hadîs-i şerîfin şu cümlesinden anlaşıldığına göre, yanında yüksek sesle ağlandığı zaman… “Ah! Sen ne iyiydin, ne güzeldin. Bizi bırakıp da nereye gidiyorsun. Bu felaket de mi bizim başımıza gelecekti. Biz sensiz ne yapacağız, kimsesiz kaldık, öldük, mahvolduk…” Böyle yüksek sesle hem söylerler, hem ağlarlar.
Bu neymiş?
Ve lâ tü’zû mevtâküm bi-avîlin. “Yüksek sesle bağırarak ölülerinizi ezalandırmayın.”
Bu, ölüye eza verirmiş. Onun için sessiz sedasız [olmalı]. Mahzun olmamak mümkün değil tabii, insan sevdiği bir kimseden ayrılıyor. Ona dua etmek ve onun ezalanmaması için, yüksek sesle bağırıp çağırmamak tarafını tercih etmeli. Ölüyü seviyorsak bağırmamamız lazım! Sessiz sedasız… Sonra ölüm de hak, hayat da hak. Her gelen ölecek, bir çare yok. Ne yapalım, ölenle ölünmez. Onun Allah’ın bir hükmü olduğunu bilip de ölçülü bir şekilde [karşılamak] lazım.
“Ne yapalım Allah böyle takdir etmiş. Allah rahmet eylesin. Bize de sabır versin.”
Kimisi; “Efendim, başın sağolsun.” diyorlar. Bazı arkadaşlar dediler ki; “‘Başın sağolsun’un mânası ne? ‘Başın sağolsun’ diyecek yerde eskiler daha güzel sözler söylerlerdi. ‘Allah sana sabır versin. Sabrettiğin için büyük ecr-i cezîle nâil eylesin. Ona da rahmet eylesin.’ gibi dualar etmek daha güzel.”
Demek ki yanında ağlamayacağız, bir. Yüksek sesle bağırmayacağız, iki.
Ve lâ bi-tezkiyetin. Bir de ölünün tezkiyesi var.
“Nasıl bilirsiniz bu ölüyü?”
“Aman sorma!” filan gibi kötü bir şey söyleyip de tezkiyede de onu ezalandırmamak lazım. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki; “Ölülerinizi hayırla yâd edin.” Sana karşı ufak tefek kusurları olduysa, onu artık affediverir, saklayıverirsin.
“Nasıl bilirsin?”
“İyi biliriz.” dersin.
Tezkiyede kusurlardan birisi, kötülüğünü söylemek olur. Birisi de susmak suretiyle olur.
“Nasıl bilirsiniz ey cemaat bu ölüyü?”
Ses yok! Bu da eza verir. “İyi biliriz.” diye sesini çıkartacak. Susmak suretiyle veyahut gıybet suretiyle de olabilir.
“İyi bir adam derlerdi ama ben filanca zaman şu şeyini, bu şeyini gördüm.” filan… Bu da gıybeti oluyor. Ölünün de demek ki gıybeti oluyormuş. Tezkiyede, ölen bir kimsenin arkasından kötü şeyler söylememek, gıybet etmemek veyahut susmak suretiyle ona eza vermemek de tavsiye edilmiş.
Başka?
Ve lâ bi-te’hîrin vasıyyetin. “Vasiyetini yerine getirmekte gecikmek suretiyle de ezalandırmayın.” Vasiyetini geciktirmekle de ölü ezalanır. Bir an evvel vasiyet ettiği, tavsiye etmiş olduğu şeyleri mümkün olduğu ve şer-i şerîfin çizdiği hudutlar dairesinde yerine getirin.
Ve lâ bi-katîatin. “Alakayı keserek de onu üzmeyin.”
Alakayı kesmenin mânası nedir?
Bir, onun usûl ü fürûu, çoluk çocuğu, ana babası, yakınlarıyla alakayı keserseniz o darılır.
“Benim hocam vardı. Ona gider gelirdim, elini öperdim, iyi kimseydi. Öldü.”
Ne olacak?
“Ne yapalım, ne olursa olsun. Hoca gitti, iş bitti.”
Olmaz! Onun çoluk çocuğu, yakınları, şunu bunu ile alakanın devam etmesi [lazım]! Alaka kesilirse ölü ezalanır, mânasınadır, demişler.
Başka?
Ve lâ ziyareti kuburih. “Öldü nasıl olsa.” deyip alakayı kesmek bir de şu şekilde olur; kabrini ziyarete gitmezsin, o da onu üzer. Arada ziyaret etmek, ona dualar etmek suretiyle de, onun gönlünü hoş etmek lazım!
Ve an muhabbetihî li-mevtihî. “Ölünceye kadar seviyor, öldükten sonra bıraktı.” Demek ki bu gibi şeylerle ölüyü üzmemek lazım!
Peygamber Efendimiz; “Ölüyü, ölünüzü tezkiyesini geciktirmekle, susmakla, vasiyetini tehir etmekle, onunla ilgiyi kesmekle, ağlamakla veyahut bu gibi şeyleri yapmakla ezalandırmayın.” diyor.
Sonra;
Ve accilû kadâe deynihî. “Borçlarını ödemekte de acele edin.”
“Bunda kimin alacağı vardı? Çıksın meydana, söylesin.” diye ölenin kimlere borcu varsa onları ödemekte acele etmek lazım! Çünkü ödenmeyince, o müteezzî olur. Ölenin borcunu ödeyivermek lazım!
Peygamber Efendimiz de ne buyurdu bir hadîs-i şerîfinde; “Birisi ölür de borç bırakırsa onu ödemek bana aittir.” Fiilen de kendisi yaptı. Hatta borcu olanların borcunu ödedi, cenaze namazını öyle kıldı.
Ve a’dilû an cîrâni’s-sûi. Bu da önemli bir nokta! “Kötü komşulardan uzak edin.”
Ne demek kötü komşu?
Kabir komşusu! Çünkü kabirdeki kötü komşu da hayattaki kötü komşu gibi ezalandırırmış. Çünkü azap görecek. Kabirde azap var ya, o azap görecek, feryat figan ettikçe, bağırdıkça, çağırdıkça onun yanındaki salih kimseler onun o azabından rahatsız olurmuş. Onun için kötü kimsenin yanına gömmemek lazım. Salih kimselerin yanına gömmeye dikkat etmek lazım. Onu ayarlamak da ölüye karşı vazifelerin bir tanesi oluyor.
Son tavsiye;
Ve izâ hafertüm fe a’mikû. “Kabrini kazdığınız zaman derin yapın.” Ve evsi’û. “Geniş yapın.” Derin! Göğüs hizasına kadar, mümkünse derince kazılacak ve geniş yapılacak.
Ne yapalım ölüm denilen şey, herkesin başına gelebilen bir şeydir; tatlı bir şey değil ama başa gelir. Başa gelmeden önce de bu gibi şeylerin, vazifelerinin ne olduğunu bilmek ve bildirmek lazım geliyor. Sırası da gelmişken bunları Peygamber Efendimiz bize bu hadîs-i şerîfle bildirmiş oldu.
İhfaz avreteke illâ min zevcetike ev mâ meleket yemînike.
Bu hadîs-i şerîf insanın avretini muhafaza etmesi, koruması ile ilgili. Peygamber Efendimiz diyor ki;
İhfaz avreteke. “Avretini hıfz eyle, koru, sakla.” Şer’an örtünmesi gerekli yerlerini ört, sakla. İllâ min zevcetike ev mâ meleket yemînike. “Tabii evli olduysa hanımı ile veyahut hanımı mesabesinde, eskiden cariye meselesi vardı, onlar hariç kimseye…”
Allah ,kıyafeti, insanın süsü yapmıştır. Zenciler gibi, yamyamlar gibi veyahut filanca insanlar gibi Müslümanlık böyle şeye müsaade etmiyor. Şimdi Avrupalılarda da yamyamlardan beterler var. Çıplaklık kampları filan var. Hatta bizim memlekette heriflere arazi vermişler, onların kampları oluyormuş. Ege’de, Antalya’da veyahut bilmem nerede, kapalı yerleri… Oraya çıplak girmek şartmış. Karısı ile çocuğu ile… Şu dünyada delilikler çeşit çeşit. Karısı ile, çoluğu çocuğu ile; oraya elbise ile girmek yasakmış. Masal gibi gelecek size belki de, “Olmadı, yok.” filan dersiniz ama öyle şeyler varmış, dünyanın her yerinde olduğu gibi. Hatta bizim memlekette de yer kiralamışlar da bizim memlekette de bazı yerlerde oluyormuş böyle. Allah hıfzeylesin.
Müslümanlık, her bakımdan asil ve temiz bir dindir. Biz örtünürüz, hayâ sahibi kimseleriz. Açılıp saçılmayız; hanımımız da, erkeğimiz de örtünür.
Mecbur olup da bir hamama gittiniz mi?
Hani insan seyahate gider, on gün evinden uzak kalır. Cuma günü Allah rızası için bir gusül abdesti alıp da camiye gitmek istemez mi? İster! O zaman bu gibi sebeplerden hamama gitmek gerekebiliyor. Cuma günü insan Allah’ın sevabını umarak, sevabı Allah’tan bekleyerek, iman ederek bir gusül abdesti alsa on günlük günahı affoluyor.
Bu vazifeyi inşaallah unutmayın. On günlük günahın affı az bir şey değil. İnsan her cuma yıkanırsa demek ki günahlardan paklanıyor.
Bilmiyorum, hiç hamamlara gittiniz mi?
Kimisi dikkat ediyor kimisi etmiyor. Sana peştamal vermişler; güzelce sarın, örtün, edebinle yıkan. Kimisi dikkat ediyor, kimisi etmiyor. İşte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
“Açmayın, örtülü olacak her şey.”
“Efendim, ben erkeğim, ne olacak!”
Erkek de kadın da herkes. Hatta kitaplarda melekler müteezzî olur diye, “Yalnız yıkandığı zaman bile peştamal ile yıkanması uygun.” demiş. Bizim dinimiz o kadar güzel ve asil bir dindir.
Elhamdülillâhi alâ nîmeti’l-İslâm ve alâ tevfîki’l-îman ve alâ hidâyeti’r-Rahman. Çok şükür ki bizi müslüman yaratmış.
Yâ Rabbi! Sen bizi müslüman yarattığın gibi, müslüman yaşat ve müslüman olarak da emanetimizi sana teslim etmeyi nasip eyle.
Bir hadis-i şerif daha okuyalım,
İhfazûnî fî ashâbî ve ashârî fe-men hafizanî fîhim hafizahullâhu fi’d-dünyâ ve’l-âhireti ve men lem yahfaznî fîhim tehallallâhu minhu ve men tehallallâhu minhu evşeke en ye’huzehû.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîf Peygamber Efendimiz’in, bizden kendisi ile ilgili bir isteğini ifade ediyor. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;
“Beni koruyun.” İhfazûnî. “Beni hıfz edin, bana riayet edin.”
Hangi konuda?
Fî ashâbî ve ashârî. “Ashabım ve akrabam konusunda.” Ashar, sıhirler demek. Sıhriyet diyoruz ya; iki kimse arasında sıhriyet bağı vardır. Peygamber Efendimiz’in ashabı mâlum, sohbetinde bulunmuş olan kimseler.
Ashar kimler? Sıhirleri kimler?
Kayınpederleri gibi, Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir gibi, karılarından olan yakınları, akrabaları gibi kimseler.
Diyor ki;
“Benim akrabalarım ve ashabım hususunda dikkatli olun, bana onlar hususunda riayet edin.”
Ne demek?
“Onları dilinize dolayıp onların aleyhinde konuşmak suretiyle beni ezalandırmayın.”
O halde bize düşen nedir?
Peygamber Efendimiz’in ashabını dilimize dolamamak ve akrabaları hakkında, aleyhinde kötü sözler söylememektir. Öyle istiyor Peygamber Efendimiz. Onun için, “Efendim, filanca sahabi filanca ile kavga etmiş. O bu tarafa geçmiş, o bu tarafa geçmiş.” filan... Bize ait bir şey değil! Onlar o işleri kendi kanaatleri, içtihatları ile öyle yapmışlardır. Hesapları Allah’a ait, bize düşmez.
Resûlullah Efendimiz, “Benim hukukuma riayet edin, hatırımı kırmayın.” diyor. O halde bize düşen ashaptan hiç kimsenin aleyhinde bulunmamak ve Peygamber Efendimiz’in akrabaları, yakınları aleyhinde söz söylememektir.
Fe-men hafizanî fîhim. “Kim onlar hususunda beni korur, benim hatırıma riayet eder, hatırımı kollar ve beni kırmazsa dünyada ve âhirette Allah onu hıfzeder veyahut hıfz etsin.” Dua veyahut bir gerçeğin ifadesi; ihbarî veya inşâî bir cümle.
Ve men lem yahfaznî fîhim. “Onlar hususunda benim hatırıma kim riayet etmez de onların aleyhinde konuşursa, onlara kötü muamele eder, isyan ederse…” O devirde tabii, şimdi geçmiş. Biz onlara artık yetişemedik, bize düşen sadece dilimizle onlara tecavüz etmemektir. O devirde onlara fiilen de eza ve cefa vermek bahis konusuydu. “Kim öyle yaparsa…” Tehallallâhu minhu. “Allahu Teâlâ hazretleri ondan uzaklaşır, beri olur, uzak olur.” Ve men tehallallâhu minhu evşeke en ye’huzehû. “Kimden de Allahu Teâlâ hazretleri uzaklaşırsa onun azaba yakalanması yakındır, onu azabı yakalayacak demektir.” Diyor.
Buradan çıkan ders şudur ki Peygamber Efendimiz’in ashâbına ve yakınlarına dil uzatmak yok. Dil uzatana; Allahu Teâlâ hazretleri bir bela, bir ceza verir, başı derde girer. Allah’ın azabına uğrar.
Ashâbî ke’n-nucûmi. “Benim ashâbım yıldızlar gibidir, hangisine uysanız hidayet bulursunuz.” dediği gibi,biz hepsine radıyallahu anh deriz, hiçbirisini ayırmayız. Hepsi Allah’ın iyi kuludur, en büyük evliyâdan daha büyüktür diye düşünürüz.
Allahu Teâlâ hazretleri şefaatlerine nâil eylesin. Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesine hüsnü temessük nasip eylesin. Rızasına uygun bir şekilde, ömür geçirmek nasip eylesin. Cümlemizi Peygamber Efendimiz’in sevgili ümmeti eylesin. Âhirette cehennemden âzat eylesin, cehennemine sokmasın. Cennetine dâhil olan bahtiyarlardan eylesin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, livâü’l-hamd sancağı altında salih kimselerle, din büyüklerimizle, sâdâtımızla, meşâyihimizle beraber haşr u cem olmayı cümlemize nasip eylesin. O kevser şarabından kana kana nûş etmeyi cümlemize lütf u ihsan eylesin. Cennet içinde, Cemâl-i bâ-kemâl’ini müşahede nimetine, selâm hitabına ve Kur’ân-ı Kerîm’i O’ndan dinlemeyi cümlemizi nasip ve müyesser eylesin.
Fâtiha-i şerîfe meâ’l-Besmele.
13.11.1992 -
M.Zahid Kotku Hocaefendi
29.08.1982 -
Hamd ve Salatla
