İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

04.03.1990 - Şaban Ayı

04.03.1990 - Şaban Ayı
Hadisler Deryası

04.03.1990 - Şaban Ayı

24.01.2026
18 dk 7 sn

Elhamdülillâhi Rabbi’l âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tacî ruûsinâ ve üsvetüne'l haseneti Muhammedini'l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l ceza.

Emmâ ba’d.

Fe'lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l hadîs-i kitâbullah ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallâhu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhtesâtühâ ve külle muhdesetin bid’atün ve külle bida’tin dalâletün ve sahibihâ fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl.    

كَانَ يَصُومُ عَاشُورَاءَ وَيَأْمُرُ بِهِ.

Kâne yesûmu âşûrâe ve ye’muru bihî.

Okuduğumuz rivayetler, Râmûzü’l-ehâdîs kitabının sonuna Gümüşhaneli Hocamız’ın kaydetmiş olduğu şemâil ve âdât-ı seniyyeye dâir muhtelif rivayetleri toplayan bölümündedir. 557. sayfayı okuyoruz. Okuduğumuz rivayet sayfanın birinci rivayeti.

Hz. Ali radıyallahu anh ve kerremallahu veche Efendimiz’den nakledilmiş.

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Aşure günü oruç tutardı ve bunu kendisi tuttuğu gibi ümmetine emrederdi, ‘Siz de tutun.’ diye tavsiye ederdi.”

Peygamber Efendimiz’in nasıl sevaplı nafile oruçlar tuttuğuna dâir beş-altı  rivayet burada peşpeşe sıralanmış. Birincisi bu! Peygamber Efendimiz Aşure orucunu tutardı.

Aşure ne demek?

Âşûrâ diye her hecesi uzun. Âşûrâ’, bir de sonunda hemzesi var. Muharrem’in onuncu gününe derler. On, Arapça aşere. Âşûrâ’ da Muharrem’in onuncu günü özel, o günün ismi.

O gün eski peygamberlerin büyük iltifatlara, ikramlara mazhar olduğu, kurtulduğu, sevaplara erdiği, sıkıntılardan feraha çıktığı gün olarak peygamberlerin hepsinin hayatında mühim yeri olan bir gün, Muharrem ayının onuncu günü.

Bizim bir takvimimiz var, şu anda kullandığımız, “milâdî takvim” diyoruz. Büyüklerimizin kullandığı eski takvimden iki farkı var.

Bir; bu kullandığımız takvim miladı başlangıç olarak ele alıyor, ecdadımızın kullandığı takvim Peygamber Efendimiz’in hicretini başlangıç alıyordu. İkisi arasında bir kere başlangıç farkı var.

İki; bizim bugün kullandığımız takvim bir yıl olarak güneşin yörüngesine, bir noktaya gelişine kadarki zamanı, 365 küsur günü esas alıyor. Dedelerimizin kullandığı, müslüman alimlerin kullandığı, ortaya koyduğu takvimde ay, kamer esas alınıyor, “kamerî” deniliyor. Bunda zaman birimi olarak ay esas alınmış. Dinimizin bütün dînî emirleri; bayramlar, Ramazanlar, akşamlar, vakitler hep kamer takvimi esasına göredir. O bakımdan dinî takvimimiz olmuş oluyor. Her şeyimiz kamere göre hesaplamış oluyor.

Kamerî sistemde kamer, güneşin battığı yerde hilâl olarak ilk görüldüğü zaman o gün ayın biridir. Daha doğrusu ertesi gün artık ayın biri oluyor. Güneş batacak, akşam başlamış olacak. Akşamleyin gökyüzünde incecik hilâli gördün mü tamam! Artık o akşam yeni ayın ilk gecesi olmuş oluyor, ertesi gün de ilk gündüzü olmuş oluyor. Böylece eski zamanda, şimdiki zaman göre bir fark daha oluyor. Eski zamanda yeni bir ay, yeni bir gün akşam namazında başlıyor.

Şimdi ne zaman başlar?

Gecenin yarısında; 24 olacak, 00:00’da başlayacak.

Gecenin yarısında niye başlatıyorlar?

"Herkes tatilde olsun, uyumuş olsun, muamelât kolay olsun" demişler, oraya atmışlar.

Ama eskiden güneş battı mı bir gün bitiyordu, yeni bir gün başlıyordu. Güneş battığı zaman da ufukta hilâl görülüyorsa yeni ay başladığı anlaşılıyordu. “Hilâl göründü, yeni ayın hilâli göründü.” deniliyordu.

Onun için Ramazan’da ve bayramda, -tabii Şevval’in girmesini yine hilâlden anlayacağız- hilâli gözlemek müslümanların bayağı mühim işlerinden biridir. Gidecekler, ufkun göründüğü bir yerde oturacaklar, akşam vakti güneşin battığı yeri dikkatli bir şekilde izleyecekler; “Tamam, hilâl göründü, yeni ay girdi!” diye birbirlerine müjdeleyecekler. Onun için her büyük şehirde, köyde, kasabada bir tepe, manzarası güzel, etrafa hâkim, güneşin battığı yeri çok iyi gören bir yer vardır, oraya “bakacak” derler.

İnsanlar bakacağa gidip de neye bakacak?

Neye bakacak. Gidecek hilâle bakacak. Yeni ay doğuyor mu, doğmuş mu doğmamış diye onu inceleme yeri olmuş oluyor.

Sistem tamamen farklı iki sistem.

Bizim dedelerimizin kullandığı dinî ibadetlerin bağlı olduğu sisteme “hicrî takvim” deniliyor. Çünkü hicret başlangıç olduğundan o isim verilmiş. 622 milâdî yılında Peygamber Efendimiz Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Müneverre’ye hicret etti. İslâm’ın tarihinde önemli bir dönüm noktası diye oradan sıfır noktayı almışlar. “Hicretten şu kadar sene sonra, hicretten bu sene kadar önce” diye her şeyi ona kıyaslamışlar. Müslümanların takvimi böyle gelmiş. Ondan sonra herkesin isterse evinde Diyanet takvimi olsun isterse olmasın, ister dağ başında olsun, ister saati olsun ister olmasın, ister tahsili olsun ister olmasın, gözü olduktan sonra, ufka bakabildikten sonra, yeni hilâli gördü mü yeni ay başlamıştır. On iki ay tamam oldu mu da kamerî bir sene tamam olmuştur, diye eski sistem böyle kullanılmış, böyle geçmiş.

Eski sistemin özelliği; mevsimler döner. Ramazan ayı bazen yaza gelir, bazen bahara gelir, bazen kışa gelir, bazen sonbahara gelir. İnsan senenin her ayında ömrü varsa oruç tutmuş olur. Kamerîde sistem böyle.

Milâdî takvimde ise her şey sabittir. Kış ille Ocak ayında, yaz ille Haziran Temmuz ayında, sonbahar şurada...

İşte insanların zamanları, tarif etmek için buldukları şeyler...

Muharrem ayı vardır. Muharrem ayı hicrî yılbaşı sayılmıştır. Hicretin yılbaşısı 1 Muharrem’de başlar.

Hangi aydayız?

Şaban ayındayız. Ramazan’a az kaldı. Burnumuzda burcu burcu orucun kokusu tütmeye başladı, o mübarek ayın nurları üzerimize yağmaya başladı.

Muharrem ne zamandı?

Muharrem ayı 6 ay kadar önce geçti.

“Muharrem ayının onuncu gününde Nuh aleyhisselam tufandan kurtuldu, Musa aleyhisselam Firavun’dan kurtuldu, şu peygamber şu feyze nâil oldu, şu peygamber bu lütfa erdi...” diye dinî bakımdan uğurlu, mübarek, hayırlı bir gün.

Oruç tutulmuş. Peygamber Efendimiz’in kendisi de Muharrem ayının onunda oruç tutardı, “Siz de tutun.” diye ümmetine de tavsiye ederdi.

Yalnız biz Allah’ın hak yolunun yolcuları olduğumuzdan Allah’ın gönderdiği bütün peygamberleri tanıyoruz. Bizde ayrı gayri yok. Bizim dinimizin en büyük özelliği, en yüksek güzelliği orada; biz her peygamberi tanıyoruz. Âdem; başımızın tacı, safiyullah, atamız Âdem aleyhisselam dedemiz, en büyük dedemiz. Nuh, peygamberimiz. İbrahim, peygamberimiz. Musa, peygamberimiz. Aleyhimüssalâtu vesselam. Hepsine salât u selâm olsun. Hepsi bizim saydığımız insanlar. Biz Allah’ın kullarıyız, Allah’ın gönderdiği her peygambere saygılıyız. Biz sağlam yoldayız.

Onun için ne mutlu ki müslümanız! Elhamdülillah ki müslümanız! Hiç kimseyle bir düşmanlığımız yok, kalbimizde bir kin yok. Her peygamber başımızın tacı, hepsine rahatlıkla aleyhissalatu vesselam diyoruz.

Bak gör! İslâm’ın ne kadar sağlam bir din, ne kadar güzel bir yol olduğunu gör.

Bak bizim büyüklerimiz nasıl eski peygamberlerin bayramını bayram etmişler, o günlerde feyz almışlar, o günlerde lütfa ermişler, o günlerde kurtulmuşlar diye nasıl o günde de sevinip oruç tutuyarlar, elhamdülillah!

İslâm dünyada müslümanları birleştirecek yegâne sistemdir, başka şeyde birleşmez. Çünkü her peygamberi, her kitabı tanıyoruz, hepsine sevgimiz saygımız var.

Devir, devr-i Muhammedî. Onun davulu çalıyor, onun kösü çalıyor, minberlerde onun hutbesi okunuyor. Devir onun devri.

Bir; Peygamber Efendimiz bütün insanlara peygamber gönderildi mi?

Gönderildi, âyetle sabit;

   وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ

Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn.

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا

Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n-nâsi beşîran ve nezîrâ.

Sadece Türk’e değil, sadece Kürt’e değil, sadece Arap’a değil, sadece Acem’e değil, sadece Hind’e değil, sadece Çin’e değil; tüm insanlara! Tüm insanlara değil; cinlere de peygamber gönderilmiş! İnsanlara ve cinlere peygamber gönderilmiş.

Tamam mı?

Tamam efendim, ne diyeceksen devam et.

Devam ediyorum:

Peygamber Efendimiz başka zamanlarda da oruç tutarmış.

Ne zamanlar tutarmış?

Her hafta pazartesi perşembe günleri de oruç tutarmış. Bu hususta sahih rivayetler var.

Bazı rivayetlerde sebebini de bildiriyor. Diyor ki;

“Kulların yaptıkları ameller, işler, fiiller, sevaplar, günahlar pazartesi ve perşembe günü Allahu Teâlâ hazretlerinin yüce dergâhına sunulur.”

“Kulların şu amelleri var yâ Rabbi!” diye melekler o günlerde sunarlarmış.

Şimdi tabii burada bir şey var ki, Allah âyet-i kerîmede;

وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ

Ve hüve meaküm eyne mâ küntüm. buyuruyor. Her yerde hâzır, nâzır, görüyor; daha meleklerin bildirmesine lüzum kalmadan kulun sevabını, işini biliyor. Her şeyi yaratan O, her şeyden haberdar olan O, her şeye kâdir olan O.

Niye pazartesi perşembe arz olunuyor?

Allahu âlem, pazartesiden perşembeye kadar, perşembeden pazartesiye kadar arada kul pişman olur da günahına tevbe ederse silinecek de ondan, affolunacak. Allah, sanki bildiği halde, silinince yok muamelesi yapacak, kusuruna günahına bakmayacak. Tevbe etti çünkü, silindi diye bakmayacak. Arada tevbe, günahların bağışlanması için bir müddet.

“Bir cenazenin başına müslümanlar toplaşırlar da; ‘Şehadet ederiz ki bu insan iyidir’ derlerse Allah onun hakkındaki bildiklerine, kendisine mâlum olan şeylere bakmaz, o kullarının şehadetini kabul eder, o kula öyle muamele eder.” buyuruluyor. “İyi” demişlerse, “Ben onun ne mal olduğunu biliyorum ama madem ‘iyi’ dediniz, hadi iyi insan muamelesi yapayım.” diye Allahu Teâlâ hazretleri şehadetini kabul ediyor.

Buradan ne çıkıyor?

Tabii her sözden bir hüküm çıkıyor. Demek ki insanın müslüman kardeşlerine hüsnü şehadette bulunması lazım, hüsnü zanda bulunması lazım. Bir de müslümanın, öteki kardeşlerine kendisini sevdirmesi lazım, dost edinmesi lazım. Hiç kimse dost olmamış, herkesin kalbini kırmış; geldiği zaman cenazesi; “Aman! İllallah!” diyorlar.

Padişahlıklar zamanında bir adam yaşamış. Yükselmiş, mevki makam sahibi olmuş, selahiyet sahibi olmuş. Herkesin ensesinde boza pişirmiş; şaplatmış, yapacağı zulmü yapmış, gadri yapmış... Ses de çıkartamamışlar. Padişahın yanında makbul, ayağının kaydırılması da zor. Ama belalı da bir adam, dediği dedik çaldığı düdük, borusunu da öttüren bir insan. Sabretmişler ama ahâlinin epeyce canları yanmış. Ondan sonra adam ölmüş de kurtulmuşlar, rahat nefes almışlar. Şair yazmış, diyor ki;

Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur,

Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehli kubur.

Defoldu gitti bu dünyadan, kabirdeki arkadaşları çeksin şimdi...

Kabirdeki arkadaşları nasıl çekecek?

Burada azabı görecek, bağıracak; yanındaki kabirdeki onun bağırtısından, gürültüsünden, işkencesinden, sesinden müteezzî, rahatsız olacak.

“Kabirdekiler de yansın, dünyadakiler kurtuldu.” diyor.

Böyle mi gitmek iyi; “Ah ne mübarek, ne iyiydi, ne hoştu, ne cömertti, ne tatlıydı, ne iyi kalpliydi! Bize ne kadar iyiliği dokunmuştu, ne hayırseverdi!” denmesi mi iyi?

Elbette insanların gönlünü almak, dost olmak, sevdirmek iyi. Zulmetmek iyi değil, iyilik yapmak iyi. Düşmanlık iyi değil, dostluk iyi.

Allahu Teâlâ hazretleri bu durumu anlayıp hayatını Allah yolunda, müslümanlara hizmet yolunda geçirmeye cümlemizi muvaffak eylesin.

Kabirlerin kitabelerini incelemek üzere çalışmalar yapmaya gitmiştik. Şöyle yazılmış:

ed-Dünyâ sâatün fec’alhâ tâatün.

“Dünya bir saatçiktir, vakti çabucak geçiverir; sen o vakitte ibadetle taatle meşgul ol. Zamanını boşa geçirme, sevap kazanarak geçirmeye çalış!” denmiş oluyor.

Allahu Teâlâ hazretleri nasip ederse nasip eder, bize de tevfîkini refîk eylesin. Ömrümüzü boş, gafil, cahil geçirmeyelim; ibadetle, hayrâtla, hasenâtla, insanların gönlünü yapmakla geçirelim. Vefat ettikten sonra da sevap kazanmamıza sebep olacak hayırlı eserler bırakarak âhirete göçelim. “Şu cami onun eseridir, Allah rahmet eylesin. Şu çeşme onun eseridir, Allah rahmet eylesin. Şu köprüyü o yaptırdı, Allah rahmet eylesin. Şu vakfı o kurdu, Allah rahmet eylesin...” diye insan, arkasından sevap kazanma çarelerini önceden hazırlamalı.

Efendimiz, pazartesi perşembe günü kulların amelleri Rabbimiz’in huzuruna sunulduğu, götürüldüğü için buyurmuş ki;

“Amellerin Rabbimin huzuruna sunulduğu zamanda oruçlu olmayı severim.”

“Kimin ameli bu?”

“Falanca kulun ameli.”

“O kul nasıl?

“Oruç tutuyor yâ Rabbi! Şu anda oruçta.”

“Tamam...”

İyi bir durumda iken, Allah rızası için sabır hâlindeyken, oruç hâlindeyken, ibadet hâlindeyken sunuluyor. Kabulüne bir vesile olur; Allah’ın onu sevmesine, bağışlamasına vesile olur.

Neden?

إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

İnnemâ yuveffe’s-sâbirûne ecrehüm bi-ğayri hisâb.

"Her iyilik yapan, ibadet taat eyleyen insanın sevabı bir ölçüye göre verilir de, sabredenlerin iyilikleri, ecirleri, mükâfatları hesaba sığmaz şekilde verilir." Bi-gayri hisâb; yığınla verilir, güldür güldür verilir, çok verilir.

Onun için sabır güzel bir şeydir, oruç güzel bir ibadettir. Onun için Peygamber Efendimiz pazartesi perşembe oruç tutarmış.

Allahu Teâla hazretleri sizi sıratı müstekîmden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin. Marifetullaha erdirsin. Aşkullahı, muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle, cemaliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrârı sureti’l-Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA