İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

09.05.1982 - Lokman (as) Oğluna Nasihatleri, Güzel Huy, Anlayış, Allah Korkusu, Alimler

09.05.1982 - Lokman (as) Oğluna Nasihatleri, Güzel Huy, Anlayış, Allah Korkusu, Alimler
Hadisler Deryası

09.05.1982 - Lokman (as) Oğluna Nasihatleri, Güzel Huy, Anlayış, Allah Korkusu, Alimler

28.11.2023
20 dk 58 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm

Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.

Emmâ ba’d:

Fa’lemu eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-kitâbi kitabullah ve efdale’l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdestin bid’atün ve külle bid’atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibihâ fi’n-nâr. Ve bi’s-senedil muttasıl ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehû kâl:

"Men şerrâlehû zikrî an mes’eletî a’taytuhû kable en yes’elenî."

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev ke mâ kâl.

Lokman Hekim aleyhi's-selâmın oğluna vasiyetleri:

Yâ bünyeye lâ tüahhiri't-tevbete fe inne' mevte ye'tî bağdeten.

“Ey oğulcuğum!..”

Müşrik olduğu halde “Oğulcuğum!” diyor.

Neden?

Şefkat tarafından yakalayıp da hakka getirmek için. Baba oğul arasında bir muhabbet bağı var ya, muhabbet bağından bil istifade maksadıyla oradan yakalayıp da hakka çekecek. “Oğulcuğum!” deyişinin sebebi o.

Biz de bundan ibret alabiliriz; akrabalarımıza, babamıza, çocuğumuza, kardeşimize, yakınımıza öyle davranabiliriz. “Seninle aramızda meveddet, muhabbet bağı var.” diye oradan girersek muhatabımız ile konuşmamız daha tatlı olur. Onun da kabulü kolay olur. Sert girersek; insan bir yere sert girdi mi devrilir, arabayla giderken hızla girdi mi devrilir. İnsan yavaş yavaş, girerse aradaki o dostluk bağlarını hatırlatmanın şöyle bir faydası vardır ki; “Aramızda şöyle bir bağ var, ben senin kötülüğünü istemem, benim çağırdığım yol hak yoldur, iyiliğinedir…” demiş oluyoruz. Burada da oğluna öyle demiş.

Yâ buneyye. “Ey oğulcuğum!”

Lâ tuahhiri’t-tevvbete fe-inne mevte ye’tî bağdeten. “Tevbeyi geciktirme çünkü ölüm birdenbire geliverir, insana haber vermez, geleceğim demez.

Alır yiğidin âlâsın

Divane eyler anasın

Gelinlik kızların saçın

Teneşir de yıkar ölüm.

Ölüm bir acayip haldir ki ne zaman geleceği belli olmaz, tevbeyi geciktirme!

“Ben her gün tevbe ediyorum…”

Tevbe nedir?

Bir lafla olan tevbe var: Estağfirulullah el-azîm ve etûbü ileyh, tevbe yâ Rabbi, demek!

Gönlün iştirak etmesi lazım, insanın içinin de bu söze iştirak etmesi lazım.

“Yâ Rabbi Tevbe…”

Sözde söylüyorsun, kendi yolunda devam ediyorsun.

Olmaz!

Tevbede pişmanlık şartı olacak, günahı bir daha işlememe kastı ve niyeti olacak.

“Şimdiye kadar şeytan beni kandırdı. İnşaallah bundan sonra kanmayacağım, bundan sonra nefse uymayacağım. Dünyanın âlâyişine takılmayacağım, aldanmayacağım. Hak yolda yürüyeceğim, batıla sapmayacağım. batılı bıraktım, batıldan döndüm, Hakka dosdoğru yürüyeceğim!..” diye samimi bir niyeti olacak, yaptığı günaha samimi bir pişmanlığı olacak ki o zaman tevbe olacak. Yoksa dille söylemek olmaz!

İmanı bile insan dil ile söyler de kalbi ile tasdik etmezse ona ne derler?

Münafık derler. Dili söylüyor ama kalbi inanmıyor.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ

İnne’l-münâfıkîne fi’d-derki’l-esfeli mine’n-nâr. “Onlar cehennemde en aşağıda, cehennemin en aşağı derekesinde olacaklar”

Allahu Teâlâ hazretleri münafıklara, mürâîlere; onların yaptıkları amel cinsinden ceza verecek.

Lokman Hekim; esmer bir zenci vatandaşmış biliyor musunuz?

Hatta köleymiş.

Köleliğe bakmıyor, derinin rengine bakmıyor. İnsanın içinde hikmet oldu mu, içinde akıl, duygu, şuur, kalp, göz, gönül çalıştı mı içi pırıl pırıl oluyor; varsın dışı, derisi kara olsun, yanık olsun.

Hem sonra Lokman Hekim bizim memleketimizde yetişmiş: Adana‘da Misis diye bir yer var, Ceyhan Nehri’nin üzerinde bir kasaba, oralıymış.

Biz büyüklerimizi biraz unuttuğumuz için hiç bilmeyiz, memleketimizin nasıl mübarek bir memleket olduğunu bilmeyiz. Geriye doğru çekilmiş gidiyoruz, “Burasını da bırakın.” deseler bırakıp gideceğiz; artık nereye gideceğiz bilmiyorum. Burası mübarek toprak, toprağın her karışında enbiyâullah yatıyor, evliyâullah yatıyor, şehitler yatıyor; buralar mübarek yerler, Allah kadrini kıymetini bilmek nasip eylesin.

Lâ tergab fi büddi’l-câhili. Fe-yerâ enneke terda amelehû.

Şu sözün güzelliğine bakın, diyor ki:

“Sakın cahile muhabbete kalkışma, cahili sevmeye rağbet etme.”

Fe-yerâ inneke terda amelehû. “Yaptığı işi beğeniyorsun sanır, şımarır.”

Cahil kimseye pek iltifat etme, ona pek sevgi bağlama ve seviyormuş gibi de davranma. Çünkü senin kibarlığında olduğunu senin insanların hepsini sevdiğinden olduğunu bilmez, herkese Allah’ın kulu diye baktığını, dikenlerin arasında gül var diye dikeni görmeyip gülü gören bir insan olduğunu düşünmez de “Bu benim yaptığım işi uygun görüyor demek ki…” der.

Yaptığı cahilliklerde yanlışlıklarda cesaret alır:

“Ben filanca kimseyle ahbabım, çalışıyorum; bana çok iltifat ediyor, yüzüme gülüyor, ‘Nasılsın, iyi misin?..’ filan diyor. Demek ki yaptıklarımda bir kusur yok…”

Ne münasebet, onu nerden çıkardın? Allahu Teâlâ hazretleri insanı ince ince, inceden inceye hesaba çekecek. Hiçbir hâli bedavadan geçirmek mümkün olmayacak:

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

Yevme lâ yenfe’u mâlun ve lâ benûn illâ men etallahe bi-kalbin selîm. “Allahu Teâlâ hazretlerine; tertemiz, pırıl pırıl kalp ile gelenler müstesna, mal evlat para fayda etmeyecek.”

O zaman fayda etmeyecek: “Ben kabile reisiydim, falanca yerin ağasıydım, filanca yerin paşasıydım vs.” orada bir hükmü olamayacak.

“Kalbin nasıl, amelin nasıl?” diye onları soracaklar.

Pek çok kimse yanlış şeyler çıkartır. Onun için bizim tasavvuf kitaplarında okudum ki; “Mürşidin iltifatı semm-i katildir!” demişler.

Ne demek?

Mürşidin şeyh efendinin, büyük mürşid olan, terbiye eden zâtın; dervişe güzel söz söylemesi, iltifat etmesi…

Nedir?

Semm-i katil: Öldürücü zehir.

“Neden bana iltifat etti?” der, havalarda uçar. Bir bu mânası var. Şımarır diye buradaki mânaya geliyor, Lokman Hekim’in sözüyle aynı noktaya çıkıyor.

Bir de başka mânası var: Mürşid onu o kadar kötü durumda görüyor ki iltifat etmese kaçıp gidecek. Demek durumu o kadar kötü ki iltifat etmese bağını koparıp gidecek, kapatıp gidecek. Onun için iltifat ediyor; işte o fena!

Hani Farsça’da bir atasözü var, diyorlar ki;

Cevr-i üstâz bîh ki mihr-i peder.

“Hocanın cevr ü cefâsı, hatta sopası babanın okşamasından hoştur.”

Neden?

O, terbiye etmek için, öğrensin diye yapıyor.

Burada arkadaşımız oğlunu hafız yetiştiriyordu. Hocası geldiği zaman bir dersi yapmadı mı dünyayı başlarına yıkarmış. O günün dersini sayfasını çalışmadı mı, artık öyle sözler söylermiş ki korkularından dersi muhakkak yaparlarmış.

İyi mi oluyor kötü mü oluyor?

İyi oluyor. Çünkü yüz bulsa yapmayacak.

“Hocam bugün de yapamadım, şöyle oldu da böyle oldu; çarşıya gönderdiler, pazara gittim, geç kaldım.”

Ama korkusundan yapıyor. Onun için Lokman Hekim; “Cahile fazla iltifat etme!” diye tavsiye etmiş.

Yâ buneyye! İttekıllâhe ve lâ turî en-nâse enneke tahşâ li-yükrimûke bi-zâlike ve kalbüke fâcir. “Ey oğulcuğum! Allah’tan kork ve senin Allah’tan korktuğunu insanlara belli etme.”

Li-yükrimûke bi-zâlike ve kalbüke fâcir. “Ben Allah’tan korkan bir kimseyim, gözüm kapalı, benzim sarı, gözüm yaşlı, şöyle hareket ediyorum boynumu hiç yukarıya kaldırmıyorum…”

Sana ne kadar muttaki bir insan diye iltifat ederler ama kalbin fâcir, hak yolda değil, için başka dışın başka. Onun için bir hadîs-i şerîfte:

“Derileri koyun postu kurt gibi…” diye geçmişti. Kıyamet gününde öyle olacakmış. Bazı insanlar dış görünüş itibariyle koyun gibi, sözleri, görünüşü yumuşak ama kalbi kurt gibi! Demek ki parçalayıcı, kötülük peşinde.

“Kalbin facirken, Allah’tan kork ama Allah’tan korkuyormuş gibi insanlara göstermelik yapma, kendini öyle gösterme. Sonra çok büyük bir felakete uğrarsın.”

Yâ buneyye. “Ey oğulcuğum!” Mâ nedimte ale’s-samti kadtu ve inne’l-kelâme izâ kâne muttesılu kâne’s-sukûti min zeheb. “Ey oğulcuğum! Susmaktan hiç nedamet duymazsın, susmaktan hiç zarar gelmez, hiç pişmanlık duymazsın. Çünkü konuşmak gümüşse sükût altındır.”

“Söz gümüşse sükût altındır.” diye o söylemiş. O söz bizim halkımızın arasında atasözü olarak yaygındır. Demek ki ta Lokman Hekim’e kadar giden bir söz.

Susmanın faydaları hakkında, Peygamber Efendimiz’in de çok hadîs-i şerîfleri var. Fakat burada işin hududunu söylemek, ölçüsünü ortaya koymak lazım:

Konuşmak hayırlı olduğu zaman susmak günah. Susmak hayırlı olduğu zaman konuşmak günah! Veyahut zarar, pişmanlık, sıkıntı veyahut başına dert.

Diyelim ki bir yerde birisinin bir kimseye kötülük yaptığını gördün, şahit oldun. “Nemelazım, konuşmayayım.” demek olmaz. Şahitlik, adalet ortaya çıksın diye vazifen; orada sustun mu günah.

Birisi yalan yanlış konuşuyor: Ya birisini kötülüyor ya dinî gerçekleri tersine çevirip konuşuyor. Sen de kenarda susuyorsun.

Olmaz!

O zaman onu susturacaksın, sen konuşacaksın.

“Sen bunu nasıl söylersin, utanmaz mısın?..” diye sıralayacaksın; konuşamayacak, korkusundan konuşmaya mecali kalmayacak.

Cahilin birisi ortaya bir söz söylediği zaman sen de doğrusunu biliyorsan o zaman susarsan yanlış olur, o zaman konuşacaksın. İşin en güzeli, ne zaman konuşacağını ne zaman susacağını insanın bilmesi.

Birisini gıybet ediyorlar, yanında çekiştiriyorlar; “Şöyle kötüdür, böyle kötüdür filan…” diyorlar. Onu da tanıyorsun, değil:

“Sus, yanlış söylüyorsun!”

Bir kere gıybet, doğru olsa bile başkasının arkasından onun kusurunu söylemek gıybet. Dinimizde gıybet denilen bir günah var.

“Yâ Resûlallah! Ya o kusur onda varsa söylemek yine günah mı olur?” demişler

Buyurmuş ki;

“Zaten kusur onda varken söylediğin zaman gıybet olur, kusur onda yoksa senin sözün zaten iftira olacak. İftira atıyorsun, ona olmayan bir kusuru söylüyorsun!”

Dinimiz çok ince, tasavvuf daha da incedir. Şeriatin eleği kalındır, elediğin zaman çok şey altına geçer ama tasavvufun eleği incedir, geçmez, kolay değildir.

Onun için, “Demirden leblebidir.” demişler.

Eskiden birisi; “Beni terbiye eyleyin, ben size teslim olayım…” dediği zaman;

“Evladım, namazını kıl, orucunu tut, bu iş zordur. Demirden leblebi çiğnenir mi, ağzına demirden leblebiyi atsan çiğnenir mi, bu zordur!” derlermiş.

Demek ki susulacak yerde susacağız, konuşulacak yerde konuşacağız. Konuşacağımız yerde susarsak hata olur, susulacak yerde konuşursak yine hata olur. Allah insana, zevk-i selim versin.

Zevk-i selim…

Herkesin bir zevki var ama güzelini bulmak lazım. Herkes bir evi boyuyor badana yapıyor, herkes resim yapıyor, sanat eseri ortaya koyuyor, herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez. Sapını ortaya getirip güzel denk düşürmek, her şeyin güzelini yapmak!

Yâ buneyye! İtteziri’ş-şerre key mâ ya’tezuluke inneşşerre li-şerri hulikâ.

Çok dikkat edin!

Yâ buneyye! “Ey oğulcuğum!” İtteziri’ş-şerre. “Şerri birbirinden ayır, kötülüğü parçala! Kötülük karşında bütün durmasın, parçala. Bölük bölük parça parça parçala.”

Key mâ ya’teziluke. “O seni parçalamasın!”

Şerrin her çeşidi için bu böyledir. Düşman için de öyledir. Düşman yekpare karşında durdu mu olmaz. Onu parçalayacaksın; birbirine düşüreceksin, dağıtacaksın, döndüreceksin. Nasıl yapacaksan parçalayacaksın! Onun için siyasette bir kaide söylerler:

“Parçala, hükmet!”

Emperyalizm için söylerler. Bir yere girip de hükmetme bâbında söylerler ama şer için doğru!

Arkasından ne güzel söylüyor ki;

Fe inne’ş-şerre li’ş-şerri hulika. “Çünkü kötülük, kötülük için yaratılmıştır. Bir kötülük bir kötülükle def edilir.”

Hani halk tabiri olarak; “Dinsizin hakkından imansız gelir.” dendiği gibi bir kötülük öteki kötülüğü def etmeye yarar. Onları birbirlerinden ayırdı mı birbirlerine düşerler, rahat eder.

Ne kadar güzel sözler!

Yâ buneyye! İtteziri’ş-şerre key mâ ya’tezuluke. “O seni parçalanmasın diye şerri parçala. Çünkü şer, şer için yaratılmıştır!”

Yâ buneyye! Aleyke bi-mücâleseti’l-ulemâ. “Ey oğulcuğum sana alimlerle meclis kurmanı, alimlerin meclisine devam etmeni, onlarla oturmanı tavsiye ederim.”

Vestemi’ kelâme’l-hukemâ. “Hakîm; hikmetli, ölçülü söz, yerli yerinde söz söyleyen kimselerin sözlerini dinle!

Bu sözler ne kadar hikmetli! Çünkü hakîmin, Lokman Hekim’in sözleri!

Fe-innellâhe Teâlâ yuhyi’l-kalbe meyyite bi-nûri’l-hikmeti. “Çünkü Allahu Teâlâ hikmet nuruyla ölü kalbi diriltir.” Ke mâ yuhyi’l-arda bi-vadii’l-masar. “Bol yağmurla otsuz toprağı dirilttiği, otları yeşerttiği gibi.”

Hikmeti ile kalpler yeşerir, tazelenir, canlanır.

Nasıl çorak, bitkisiz bir toprağa yağmur yağdığı zaman bol yağmurdan kuraklıktan bitemeyen otlar yeşillenirse Allahu Teâlâ hikmetin nuruyla ölü kalpleri diriltir.

Onun için alimlerin yanına gitmek, hakîmlerin sözünü dinlemek lazım.

“Alimlerle otur, hakîmin sözünü dinle!” diyor. Onun için insan kimin yanına gittiğini, kiminle konuştuğunu, kimin toplantısına katıldığını iyice ölçmeli biçmeli, aramalı, taramalı öyle yerlere gitmeli.

Radyolarda söylerler: Bugün falanca yerde toplantı var, filanca yerde konferans var… O günün programını söylerler. Müslümanlar da arasınlar, kendilerine yarayan yer neresiyse iman bilgisini, âhirete rağbetini arttıracak, Allah’a has kul olmayı öğretecek yer neresiyse oraya gitsinler.

Men kezebe dehebellâhu vechihî ve men sâe hulukuhû kesure zammuhû. “Kim yalan söylerse yüzünün şerefi, parıltısı, suyu gider.”

İzzeti, şerefi gider, diyor. Şakacık da olsa insanın yalan söylememesi lazım. Şakadan dahi yalan söylememek daha uygun.

Ve men sâe hulukuhû kesure zammuhû. “Kimin huyu kötü olursa derdi çok olur. Başı dertten kurtulmaz. Serkeş, hırçın, geçimsiz, kötü huylu bir kimsenin başı dertten kurtulmaz.”

İyi huy dünyada da âhirette de insana rahatlık getirir. Dünyada rahatlık getirir çünkü herkes memnun olur, sever. Âhirette rahatlık getirir çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadîs-i şerîflerde buyurmuşlar ki;

“Allahu Teâlâ hazretleri bir kimseye iyi huylu ise iyi huyu sayesinde, geceleri hiç uyumayıp sabahlara kadar ibadet eden, çok sıcak günlerde herkesin çekindiği zamanlarda, Allah korkusu için dudakları çatlaya çatlaya oruç tutan kimsenin sevabını verir.”

Güzel huyluya geceden sabaha kadar ibadet eden, gündüzden akşama kadar sıcaklarda oruç tutan insanın kazandığı sevapları verir. Kestirme bir yoldur. O kadar kestire ve o kadar faydalı bir yoldur ki güzel huylu oldu mu dünyada rahat eder, kendisi mesut olur. Çünkü kötüden kötülük olur. Karşı taraftan da hırçın muameleyi çeker, insanın başı daima sıkıntılı olur.

İsterseniz denemek için sabahleyin kalkıp komşunuza bağırın, o da size bağırır. Birisine biraz sertlik gösterin kusur görün, o da biraz sonra “Sen de şöyle yapıyorsun…” der. O zaman başın dertten derde girer.

Ne ekersen onu biçersin! Güzel huylu olmak; kendisinin rahatlığı için, mesutluğu için, başının şenliği, dinçliği, dünyada huzuru, saadeti, âhirette de sevabının çok olması için çok kestirme, kolay bir yoldur. Sabahlara kadar ibadet etmek kolay değildir.

Hiçbir gece sabahladın mı?

Kolay değil zordur. Kandillerde filan duruyorsunuz; sabahlara kadar ibadet kolay değildir. Büyüklerimiz kırk yıl yatsı abdestiyle sabah namazı kılabilir, kılanlar kılmış ama kolay bir şey değildir. İnsan güzel huylu olursa kolayca kazanılıyor. İnsanlarla geçimli, tatlı dilli, iyi huylu olmaya çalışmak lazım.

Naklu’s-suhûru min mevâdiıhâ eyseru min ıhvâni men lâ yefhem. “Anlayışsız insana söz anlatmaya çalışmak koca kayaları yerinden oynatmaktan daha zordur. Koca kayaları yerinden oynatmak daha kolaydır da onlara laf anlatmak daha zordur.”

Onun için Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî kaddesallahu sırrahu Mesnevî’sinde buyurmuş ki;

Mürdemen der hasret-i fehm-i durûs

“Anlayışlı bir kimsenin hasretinden öldüm. Sözümü söylediğim zaman ince duygularımı, sözümdeki ince duyguları kavrayacak muhatap, sözümü kavrayabilecek liyakatli, anlayışlı bir dinleyici yok mu!”

An çe bi gûyem ve kadri fehmitûs

“Ne söylüyorsam senin anlayışına göre söylüyorum. Ah bir anlayışlı insan bulsam da içimdekini olduğu gibi döksem. Öldüm onun hasretinden!”

Mevlânâ bile… Anlayışlı insan bulmak öyle kolay değil, buldu mu yapışmalı!

Allahu Teâla hazretleri sizi sırâtı müstekîmden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin. Marifetullaha erdirsin. Aşkullâhı, muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varıp cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin.

Bi hürmeti esrârı sureti’l-Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA