İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

03.04.1983 - Güzel Ahlak, Ana Babaya Hizmet

03.04.1983 - Güzel Ahlak, Ana Babaya Hizmet
Hadisler Deryası

03.04.1983 - Güzel Ahlak, Ana Babaya Hizmet

24.11.2021
19 dk

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Leyse'l-beyânu kesrete'l-kelâmi velâkin faslun fîmâ yuhibbu'llâhu ve resûlehû veleyse'l-ıyyu ıyye'l-lisâni velâkin kılletü'l-ma'rifeti bi'l-hakki.

Ne buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz?

O gelmişlerin geleceklerin Efendisi, o konuştuğu zaman inci mercan saçan Resûlullah Efendimiz buyuruyor ki;

Leyse'l-beyânu. "Beyan; insanın içindeki maksadını ifade edebilme kabiliyeti, söz söyleme, meramını anlatma..." Kesrete'l-kelâmi. "Çok sözde değildir."

Meramı anlatmak çok sözle değildir. Veyahut güzel konuşmak çok konuşmak değildir. 'Dır dır dır dır...' çok konuşmak değildir. Güzel konuşma sahibi olan insan çok konuşma sahibi olan insan demek değildir.

Nedir?

Velâkin faslun fîmâ yuhibbu'llâhu ve resûlehû. "Allah-u Teâlâ hazretlerinin ve Resûlullah'ın sevdiği şeyi tayin edebilmektir."

Hak ile bâtılın arasındaki çizgiyi bilmektir, çizebilmektir. Hakkı bâtıldan ayırt edebilme kabiliyetidir.

Burada Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hak sözü söylemek, doğruyu konuşmayı bize anlatmaya çalışıyor. "Bırakın süslü kelâmı!" demiş oluyor.

Bu sözün altında ne mâna yatıyor?

"Bırakın kelimeleri süsleyip yaldızlayıp da altında insan aldatmacayı... Mühim olan Allah ve Resûlullah'ın sevdiği şeyi ayırt edip de onu ifade edebiliyor musun, ona uyabiliyor musun, onu söyleyebiliyor musun, hakkı -yani kısaca hak dediğimiz şeyi- söyleyebiliyor musun?"

Konuşma odur. Yoksa bir insan çok fasih olmayabilir, çok tatlı dilli olmayabilir, kendisinde şive, lehçe bozuklukları olabilir, telaffuzunda kusur olabilir; söylediği nasıl, mühim olan o. Söylediği güzel mi?

Bir insan çok güzel konuşabilir; cambaz olur, düzenbaz olur, aldatıcı olur, yankesici olur, çok güzel konuşur.

Bilmez misiniz; çıkarlar bir otomobilin üstüne, ne kadar insanı tatlı tatlı saatlerce meşgul edecek sözler söylerler. Bir şey satacak, ilaç satacak, tatlı tatlı; "Ey ahali!.." filan diye başlarlar, saatlerce insan [dinler].

Hatırlarım, Kadıköy vapurlarında filan satıcılar kaçak gelirlerdi, ne kadar güzel şeyler bulurlar, konuşurlar... İnsan da şaşırır. Bir şey satacak neticede, yani bir ticarî faaliyet; fakat güzel konuşurlar.

Resûlullah Efendimiz "Bu değil." demek istiyor. Mühim olan konuştuğun zaman hakkı söyleyebiliyor musun, asıl odur.

Sonra devamında buyuruyor ki;

Ve leyse'l-ıyyu ıyye'l-lisâni. "Meramını iyi anlatamamak, güzel konuşamamak, dili iyi kullanamamak şeklinde olan kusur değildir."

O nedir?

Velâkin kılletü'l-ma'rifeti bi'l-hakki. "Hakkı bilmemektir, insanın hakkı bilmek hususunda bilgisinin, marifetinin az olmasıdır."

Bak ölçüye, ne kadar sade... Hiç dünya ehli insan kokusu var mı bu kelâmda?

Biz dünya ehli insanlar sözleri allayıp pullamaya meraklıyız. Seci yaparız, kâfiye yaparız, düzenleriz, tanzim ederiz; iyi kompozisyon olsun, iyi nutuk olsun... Bak, Resûlullah hepsini bir tarafa şöyle elinin tersiyle itiyor, -gibi geliyor bana, mânasını düşünürken- diyor ki; "Hakkı söyle, güzel konuşmak hakkı söylemektir. Bozuk konuşmak telaffuzda, vesairede bozukluk demek değildir; hakkı bilmemektir." diyor. Bak, ne güzel ölçü söylüyor.

Hadi gel bakalım, bunun üzerine mahkemede yalan şahitlik yap bakalım. Hadi gel bakalım, bunun üzerine iki kimse arasında hakem olduğun zaman ters bir iş yap bakalım. Hadi, ağzını açtığın zaman yalan yanlış bir şey söyle bakalım. Nasıl sağlam ölçü veriyor Resûlullah Efendimiz... "Dış şeklin önemi yok, mühim olan altında hak olup olmaması" mânasına geliyor. Ne kadar güzel sözler...

Edebiyatçılarımızın ilk önce öğretmesi gereken şey bu. Birçok şey öğretiyoruz, kaplana kanat takıyoruz. Eskilerden birisi öyle demiş. Doğu dinlerinden, Konfüçyüs denilen filozofları var, onların bir tanesi, demiş ki:

"İyi ki kaplanın kanadı yok."

"Neden?" demişler.

"Kanadı olsa uçar, daha çok zarar yapar da ondan."

Biz insanlara edebiyat fakültesinde güzel konuşmayı öğrettik, hukuk fakültesinde nutuk çekmeyi öğrettik. Peki hakka bağlılık duygusunu öğretmemişsek ne olacak?

Berbat... Kaplana kanat taktın. Bu temeli öğretsek ya... İlk önce bunu öğretsek ya... Yani bileğini kessen, kafasını kessen doğru söylemeyi öğretsek ya...

Doktor dostumuzla konuştuk. Çok seviyorum, çok güzel şeyler söylüyor. Diyor ki:

"Müslümanlar İslâm'ı bilmiyor. Tıbbî tecrübelerin nasıl tatbik edileceğini bilmiyorlar."

Şişman, yağlı, kalbi rahatsız, bacağı romatizmalı insanlara...

Neden?

"Yemesini bilmiyorlar. Fazla kalori alıyorlar. Lüzumsuz [yemek yiyorlar...]"

Resûlullah bildirmiş. Yine Müslüman olmayışımızdan ileri [geliyor.]

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Daha yemeye iştihan varken sofradan kalk."

"Tıka basa doldur da 'Allah... artık bir lokma daha alamayacağım!' tarzında ye." demiyor ki!

"Birazını yemeye, birazını suya ayır, midenin birazı da boş kalsın." diyor.

Peygamber Efendimiz' in zamanında hiç hastalanmazlarmış.

Sonra hareket... Sonra yemekte israf meselesi var...

Hâsılı oradan söz açtı da diyor ki:

"Biz gazetelerde, mecmualarda halka tıbbî öğütler veriyoruz. Hiç kıymeti yok."

Kızamığı yazdın;

"Kızamık şöyle bir hastalıktır, 39 derece ateş yapar, insanın derisinde kırmızı kırmızı benekler olur..."

Kıymeti yok ki bunun. Onu doktor bilsin, sana ne? Ben bilmesem ne olur?

Sen bana asıl, hastalığa tutulmamam için gerekli tavsiyeleri söyleyebiliyor musun?

"Ben fırınlara gidiyorum; tırnakları bu kadar uzun, adam hamur yoğuruyor." diyor.

Altı mikrop... Peygamber Efendimiz "Tırnakları kesin." dememiş mi?

İyi bir Müslümansa insanın içine temizlik duygusu yerleşecek.

Ekmekleri suya batırıp kesecek cihaz var, yani gram gram ekmek yapmak için. "Benim teftiş yaptığım zamanlarda adam kendinden geçiyor, vazgeçiyor, ağzına sokup sokup öyle bölüyor." diyor. Affedersiniz... Yani hamurları bıçak yerine [ağzıyla bölüyor.] Ya işte su var, o tarzda yap.

"Fırında nizamnâmeye göre unun 45 santim yukarıda olması lazım. Öyle değil, yere oturtulmuş..." diyor. Oradan böcek geçer, fare [yer], şöyle olur, böyle olur...

Müslümanlık her şeyi söylemiş ve bizim onları içimize sindirmemiz lazım. Ona göre hareket etmemiz lazım. O zaman sıhhat de buluruz, saadet de buluruz. Cemiyetimiz de mutlu olur, her şeyimiz de güzel olur. İslâm'ı bilmeyişimizden…

İslâm'ı dost da bilmiyor, düşman da bilmiyor. Eğer siz İslâm'ın dostuysanız İslâm'ı iyi öğrenin, iyi Müslüman olun, başkasına iyi numune olun. Yoksa kötü numune oldu mu İslâm'a düşmanlık ediyor. Öyle görünce ötekisi bizi ters anlıyor; "Müslüman bu mu? Ben bunun gittiği yola gitmem!" diyor. Bakıyor; "Bu mu Müslüman adam? Vazgeçtim ben!" diyor, öbür tarafa gidiyor. Ötekisi ilk başta daha cazibeli geliyor.

Onun için, her şeyimizin bu hadis-i şerifte olduğu gibi özüne dikkat edelim. Dış boyamaya değil de içe dikkat edelim. Sözümüz doğru olsun, özümüz doğru olsun, içimiz temiz olsun. Temizlik içimize işlemiş olsun. Evimizde de kendimiz de her şeyimizi tertemiz yapalım.

Leyse'l-cihâdu en yadribe'r-raculü bi-seyfihî fî sebîlillâh

Hadis-i şerif cihatla ilgili.

"Hocam şimdi yakalandın! 'Müslümanlık iyilik dini.' diyordun, bak şimdi cihatla ilgili bir hadis-i şerif geldi. Cihat da işte malum; asmak, kesmek... diyecek bence dinleyenler.

Yok, öyle değil. Bakın Peygamber Efendimiz cihadı nasıl anlatıyor:

Leyse'l-cihâdu en yadribe'r-raculü bi-seyfihî fî sebîlillâhi. "Cihat, kişinin kılıcını Allah yolunda kaldırıp vurması değildir." İnneme'l-cihadu. "Cihat ancak şudur;" Men âle valideyhi ve âle veledihî. "Ana babasına ve evlâdına, onların ihtiyaçlarına koşmaktır." Fe-hüve fî cihâdin. "O cihattadır."

"Onların ihtiyaçlarını karşılamak için, helal rızık kazanmak için koşan giden, çalışan kimse cihattadır."

Men âle nefsehû yeküffühâ ani'n-nâsi. "Cihat, nefsine gayret edip de nefsinin başkasına zarar vermesini önlemektir."

Kişinin kendisinin insanlara zarar vermesini önlemektir.

Fe-hüve fî cihâdin. "Böyle yaparsa insan cihatta olur."

Hepsi güzel. Dinimizin her emri makul. Dinimiz hayat dini.

İslâm'ın savaş ile ilgili ayetlerini öne sürüp de öbür tarafları saklayarak, sadece onları öne sürüp de bize tan eden adamlar kuzu kuzu duruyorlar mı?

Dünyaya bak, kazan gibi kaynıyor; her yerde kesilen kesilene, öldürülen öldürülene...

Assam'da -Hindistan'da- görmüyor musunuz? Afrika'da görmüyor musunuz? Amerika'da görmüyor musunuz?

Afrika'da ne zulümler ne haksızlıklar ne gasplar ne katiller [oluyor.]

Onlar halka talkımı verip kendileri salkımı yutuyorlar. Onlarda arkasında böyle güzel duygular da yok. Biz umumiyetle kendimizi müdafaa yolunda yaparız. O da güzel.

Bazı herifler var, çıkmışlar, diyorlar ki:

"Askerlik olmamalı. Bayrak olmamalı..."

İyi güzel, ne insanî duygular var... Açıyorsun kitaplarını, karıştırıyorsun;

"Ey ahali! Hazırlanın, kılıç kuşanın, silahlanın, kâfirlerle Armegedon savaşı yapacağız." diyor Hristiyan misyonerleri.

Bir taraftan bayrak, şunu bunu aleyhinde konuşuyor, bizi gevşetecek; ondan sonra kendisi savaşa hazırlanıyor. Bize silahı bıraktıracak, silahsız üstümüzde [saldıracak.]

Peki sen madem barışçısın, madem bayrağı bile çok görüyorsun, askerlik gaddar bir meslek diye [söylüyorsun]; peki senin kitabında nedir bu Armegedon savaşı hikâyesi?

Kendi adamına diyor ki:

"Hazırlan, harp edeceğiz, onları keseceğiz!"

Bize gelirken gülüyor, boynunu büküyor,

"Savaş da iyi değil, askerlik de kötü meslek, bayrak da fena..."

Cihat, bu tarafı lazım. İslâm hayat dini, hakikat dini, realist din; havalarda gezen bir din değil. Hayatın kendisi olduğu için hayatta her şey gerekir.

"Ben kavga etmeyi sevmem, hiç ömrümde kimseyle kavga etmedim."

Peki afedersin, hanımınla çocuğunla giderken üç tane sarhoş önüne çıksa, hanımını, çocuğunu senden almak istese ne yapacaksın?

O zaman "Ben hiç kimseyle kavga etmedim." diye bir kenara çekilirsen tuh sana! Olur mu öyle?

"Kim malı, ırzı, namusunu, haysiyetini ve şerefini korumak için ölse şehittir." diyor dinimiz.

Sen kamyonunla dağ başında gidiyorsun, çıkmış üç tane haydut, yan kesici, haramî, diyor ki:

"Ver paraları!.."

Vermeye mecbur değilsin. Dinimiz öyle bir şey demiyor. "Kim kendi malını korumak için diretir, [ölürse] şehittir." diyor.

Dinimiz öyle pasif bir din değil; hayat dini, hakikat dini. Çıkmasaydı karşına, yolunu kesmeseydi, maskeyi takıp da sten makineliyi alıp da çıkmasaydı karşına... Öyle kuru gürültüye pabuç bırakmak yok. Dinimiz realist din.

Onun için, o cihat olacak. Onunla ilgili çok ecirler var.

Niye peki Peygamber Efendimiz burada; "Cihat, kişinin kılıcını alıp Allah yolunda savurması, vurması değildir." diyor?

Bu bir üsluptur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri demek istiyor ki:

"Ey Müslümanlar! Hani siz ayetlerden, hadislerden Allah yolunda can vermek, Müslümanları korumak için cihat etmek, murâbıtlık etmek, nöbetçilik etmek faziletlidir diye sevabını biliyorsunuz ya... O bile az kalır, geride kalır; ondan da daha önemli, daha kıymetli şekiller vardır."

Bu gibi üsluplarda Peygamber Efendimiz bir şey söyledi mi, demektir ki; "O kadar önemli şeyden bile önemli." Önemli bir şeyi zikredip öteki şeye bizim dikkatimizi çekmek için söylüyor.

Allah yolunda cihat etmek sevap mı? Sevap.

Ölen nedir? Şehittir. Çok büyük ecri var.

Burada Peygamber Efendimiz; "O cihat değildir." diyor. Demek istiyor ki; "Ondan da üstün şekiller var." Onunla mukayese edildiği zaman bunun kıymeti anlaşılsın diye söylüyor.

Hadis-i şerifi bir daha okuyalım:

İnneme'l-cihâdu... İnnemâ, Arapça' da edat-ı tahsis derler, yani "ancak ve sadece" mânasına gelir. "Cihat sadece şudur." diyor.

Bu bastırmak için; "Başka bir şey değildir, en önemli budur." diye, onun için bu kelimeyi kullanmış.

İnnemâ yahşa'llâhe min ibâdihi'l-ulemâ'. "Allah'tan ancak alim kullar korkar." ayet-i kerimesinde mesela...

Ancak alim kullar korkar. Cahil bilmez ki... Cahil bilmediği için der ki:

"Ben cehenneme gitmeye razıyım."

Hacı Bayram’da namaz kılmışlar. Kapıdan çıkınca bir münakaşa çıkmış. Birisi ötekisinin aleyhinde konuşmuş, o da onu seviyormuş, -isim zikretmiyoruz- diyor ki:

"Sen onun aleyhine konuşma."

"Konuşma" demesi iyi, buraya kadar normal.

"Sen onun aleyhinde konuşma, ben onun için cehenneme bile girerim." diyor.

Tevbe estağfirullah! Denir mi?

Cahil. Cehenneme gireceksin madem, Hacı Bayram’da ne işin var?

Onun için, innemâ yahşa'llâhe min ibâdihi'l-ulemâ'. Allah'tan korkmasını da alimler bilir, cahil bilmez ki; lambur lumbur konuşur, hata eder.

İnneme'l-mü'minûne ihvetün. "Müslümanlar başka bir şey değildir, ancak kardeştir."

İnnemâ edatı var.

"Başka bir şey değildir, ancak kardeştir."

"Hasım olamaz, düşman olamaz, kin tutamaz, birbirinin karşısına çıkamaz." demek.

Bunun gibi burada da inneme'l-cihad. "Cihat ancak şudur;"

"Kişi ana babasına ve evlâdına bakmak için gayret sarf ediyorsa, çalışıp çabalıyorsa..." Fe-hüve fî cihâdin. "Cihattadır."

Elhamdülillah alâ ni'meti'l-İslâm. Ne güzelmiş benim dinim!

"Demek ki ben sabahleyin 7 buçukta kalkıp dükkânıma gidince cihatta mı oluyorum?"

Evet, cihatta oluyorsun. Şek ve şüphe yok! İmanın varsa, temiz hareket ediyorsan, İslâm'a uygun hareket ediyorsan; evet, cihattasın!

Neden?

Ana babana bakacaksın, muhtaç etmeyeceksin; çoluk çocuğuna bakacaksın, muhtaç etmeyeceksin. Helalinden kazanacaksın, helalinden eve getireceksin, evlatlarına helal lokma yedireceksin. Mürüvvetini göreceksin, güzel hallerini göreceksin. Onlar sana hayırlı evlat olacak; "Babacığım" diyecek, seni yere oturtmayacak, terliğini çevirecek, elinin üstünde tutacak, elini öpecek. Başbakan olsa huzurunda el pençe divan duracak. Paşa olsa "Buyur babacığım." diyecek. Öyle olursa...

Sonra?

Ve men âle nefsehû yeküffühâ ani'n-nâsi fe-hüve fî cihâdin. "Kim kendi nefsini terbiye etmekle meşgul oluyorsa, işte o cihattadır."

Bak, ne kadar önemli!

Bununla ilgili bir şey daha söyleyeyim. Büyüklerimizden birisi diyor ki... Malum, Ramazan'da on gün itikafa giriyoruz ya, onun gibi 40 gün ibadet için bir kenara girip, tesbih çekip, Allah deyip, Kur'an okuyup ibadet ederlermiş. Oraya girerken insan nasıl niyet eder?

Namazlara nasıl niyet ediyoruz?

"Yâ Rabbi! Senin rızan için şu namazın sünnetini, farzını veyahut şu nafile namazı kılmaya niyet ettim." Allah-u Ekber...

Şöyle niyet edecekmiş: "Şu benim nefsim var ya, nefsim, içimde, uslanmayan nefis... Şimdi dışarıda gezdi mi onun kalbini kırar, bunun canını yakar, birçok kimseye zararı dokunur. Şunu 40 gün şuraya sokayım da şu muzırdan öteki halk biraz rahat etsin, kurtulsun."

O niyetle niyet edip öyle girecek. Bak Müslümanın terbiyesine...

İşte insan kendi nefsini düzeltmek, adam etmek için böyle gayret ederse, o gayretin içinde olursa cihattadır.

"Bu bana bir hadis-i şerifi hatırlattı hocam." diyeceksiniz. Hani Peygamber Efendimiz' in ashabından bir grup savaşmaktan Medine-i Münevvere' ye gelmişler; üzerlerinde zırhlar, altlarında binekler, ellerinde silahlar, dönmüşler. Aralarında Peygamber Efendimiz de var, diyor ki;

Reca'nâ mine'l-cihâdi'l-asğari ile'l-cihâdi'l-ekberi.

"Küçük savaştan büyük savaşa geldik."

Ne?

Mücâhedetü'l-mer'i bi-nefsihî. "Kişinin kendi nefsiyle savaşması."

Bizim içimizde bir nefsimiz var, kontrol etmezsek çok zararlar yapar. İnsan ne kadar yükselirse yükselsin, bu nefsin terbiye edilmesi lazım. İçinin edeplenmesi lazım. Vicdanının, kalbinin terbiye görmesi lazım. Zihninin yontulması lazım. Duygularının yumuşaması, ıslah olması lazım. Bunun için çalışan insan cihattadır.

Burada da fe-hüve fî cihâdin [diyor;] yani insanlara şerri olmasın diye, insanlardan zararını çekmek için kendi nefsini terbiye eden insan da cihatta oluyor. Görüyor musunuz İslâm'ı; nasıl meseleleri kaba ölçülerle görmüyor. Bizi tenkit edenler, "Bak, cihad!" diye tenkit ederken onlara bu hadis-i şerifi söyleyin;

"Asıl cihat; insanın güzel, helal kazanması için ticaret yapmasıdır. Asıl cihat; kendisinin kusurlarını, kötü ahlâkını atmak için kendisinin nefsiyle uğraşması, onu terbiye etmeye çalışmasıdır." diyor.

Allah-u Teâlâ hazretleri bize İslâm'ı güzelce öğrenmek nasip etsin. Öğrendiğimizi güzelce tatbik etmek nasip etsin.

Biz İslâm'dan uzaklaşınca insanlıktan da uzaklaşırız. İnsanlar hayvanlığa, hayvanlık derekesine düşer. Ondan sonra birbirlerine kıyarlar. Eğer biz eski o çelebiliği, o eski merhametliliği, o eski zarafeti, o eski terbiyeyi, o eski özlediğimiz, kitaplarda roman okur gibi, masal dinler gibi okuyup dinlediğimiz şeylerin tekrar olmasını istiyorsak mü'min olacağız. Başka çare yok! İyi mü'min olacağız, bir. Ondan sonra, İslâm'ı öğreneceğiz.

İslâm'ı nereden öğreneceğiz?

Hadis-i şerifler serapa edep; bunlar edep kitabı yani edebiyat kitabı... Her çeşit edep [var]: Konuşmanın edebi, susmanın edebi, çalışmanın edebi, kazanmanın edebi, çocuk yetiştirmenin edebi... Hadis-i şeriflerde hayatın edebi var.

Aman Resûlullah'ın sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılın. Ümmetin bozulmaya yüz tuttuğu devirde Peygamber Efendimiz' in sünnetine sarılana yüz şehit sevabı var. Müjdeler olsun...

Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA