08.05.1983 - Dünya ve Ölüm Sevgisi, Kabir Hayatı, Cuma Gününün Fazileti

08.05.1983 - Dünya ve Ölüm Sevgisi, Kabir Hayatı, Cuma Gününün Fazileti
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize olmuşlardan, geçmiş ümmetlerin başına gelenlerden bahsettiği gibi geleceklerden de bahsetmiştir.
Öyle mi? Öyle, el-hak öyle...
Resûlullah Efendimiz asırlar sonrasından bahsetmiştir.
Nasıl bahsediyor?
Allah'ın resulü de ondan... Dikkat et, Allah'ın elçisi, kâinatın sahibinin, yaratanın elçisi...
"İstanbul fetholunacaktır." demiş.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Ne doğru söylemiş, Resûlullah. "Roma da fetholuncak!" diyor, müjdeler olsun. "Roma da fetholacak ama Roma'yı silahla fethetmeyeceksiniz, lâ ilâhe illallah'la fethedeceksiniz." diyor.
Roma'yı da fethedeceğiz. Zaten Roma'ya camiyi kurduk, orada eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammede'r-resûlullah diyoruz. Orada Roma Belediyesi çırpındı çırpındı, camiyi kurdu, elhamdülillah...
Her dediği olacak.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki:
"İleride sizin başınıza ümmetler üşüşecekler."
Öteki milletlere mensup insanlar Ümmet-i Muhammed'in üstüne çullanacak.
Nasıl?
"Yemek tabağına yemek yiyicilerinin üşüştüğü gibi..."
Nasıl üşüşürler, bilirsiniz. Anadolu'da sofra kurulur, ortaya kâse konulur. Herkes kaşıkları alır, kâseye hücum eder. Hele bir de iftar vaktindeyse hızlı hızlı yemek yerler, kâseye saldırırlar. İşte tabağa herkesin hücum ettiği gibi bütün ümmetler size saldıracak.
Ne demek?
Sizi yiyip içecekler, sömürecekler, maddî ve manevi zenginliklerinizi soyup soğana çevirecekler, yiyecekler...
"Ama bu zillet neden?" Ashâb-ı kiram alışmamış... Öyle hor, zelil olur mu Müslüman?
Ve lillâhi'l-izzetü ve li-Resûlihî ve li'l-mü'minîne ve lâkinne'l-münâfikîne lâ yefkahûn.
"İzzet kimindir? İzzet, celal, azamet, şan, şevket Allah'ındır, Resûlü'nündür, Müslümanlarındır. Münafıklar onu anlamaz."
Kimdir aziz olan?
Mü'mindir aziz olan. Tabi o zât-ı muhteremler alışmamışlar, diyorlar ki:
"Yâ Resûlallah! O zaman adedimiz az olacak da ondan mı bize düşmanlar böyle saldıracaklar?"
"Hayır" diyor Resûlullah Efendimiz. "Az olmayacaksınız, bilakis çok olacaksınız. Ama size eski ümmetlerin iki kusuru, iki hastalığı bulaşmış olacak. O hastalıktan dolayı onlar size hücum edebilecekler."
Ne?
"Bir, hubbu'd-dünyâ, dünyalık sevgisi, dünya sevgisi..."
Parayı sever misin? Bayılırım...
Köşkü? Oo, sorulur mu?..
Yemek içmek, zevk-ü sefa, mevki makam, rütbe, şan şeref, rahat, otomobiller, Mercedes'ler?..
Hepsi güzel.
Hubbu'd-dünyâ! Onu esas alıp onu seversen o zaman küçülüyorsun. Onları elinin tersiyle itip de "Ben Allah'ı severim, Allah'ın yolunu severim." dediğin zaman azametli oluyorsun, karşındakiler küçülüyor, sen büyüyorsun. Sen devleşiyorsun, onlar cüceleşiyor. Dünya sevgisi, hastalıklardan birincisi.
"İkincisi, kerâhiyetü'l-mevt, ölümden korkmak."
Sen ölümden korkarsan düşman senden korkmaz. Sen ölümden korkmazsan ödü patlar. Peygamber Efendimiz' in özelliklerinden, kendisine mahsus hususiyetlerden biriydi ki bir aylık mesafedeki düşmanına Resûlullah'ın korkusu tesir ederdi. Bir aylık mesafeden düşmanının kalbine Resûlullah'ın dehşeti, heybeti düşerdi de Resûlullah'tan korkardı.
Nusirtu bi'r-rub'i mesîrete şehrin.
"Bir aylık mesafeden düşmanıma korku salmak suretiyle Allah bana yardım eyledi." diyor.
Mü'minlerin de öyleydi. Bir Müslümandan kâfirlerin ödü patlar. Hâlâ da patlar. Mü'min-i kâmil olsun, alimallah ödü patlar. Mümkün değil... Hakikaten de Müslümandan korkulur, Müslümanın yapmayacağı şey yok.
İnsan neden küçülüyor? Dünya sevgisinden, ölüm korkusundan...
Peki, dünyayı sevmezse?
Dû cihânı ehline verdim hemân.
"İki cihan da ehlinin olsun, ben Allah'ı istiyorum." diyorsa ne yapacak o kimseye? Düşmanlar ne yapacak?
Bir şey yapamaz, çaresiz kalır. Tekniği ve teknolojisi mü'minin karşısında durur.
İstiklal harbinde öyle olmadı mı? Kıbrıs'ta öyle olmadı mı? Biz Kıbrıs'ı teknikle mi aldık?
İmanla aldık, "Allah" diyerek aldık.
Çok kimseden duydum, kimisi menkabe gibi geliyor... Aklı başında, tahsilli bir insan geçen gün söyledi. Kıbrıs'ta vazife görmüş, orada vazife görürken bir papazla konuşmuş. Diyor ki:
"Biz sizin bize hücum ettiğiniz zaman aranızda sarıklı, cübbeli insanlar görüyorduk, nerede onlar?"
Bunu çok kimseden duydum, siz de duymuşsunuzdur ama çok güvenilir bir kimse de tekrar söyledi. Papaz, "Nerede o sarıklılar?" diyormuş. Kıbrıs'ı manevi yardımla aldık.
Bizim 50-60 yıldır toprak aldığımız var mıydı?
Hep biz vermeye alışmışız, karşı taraf da almaya alışmış. "Ver şurasını, ver burasını... Ver bilmem nereyi..." "Ver İzmir'i" dediler, ayak bastılar oraya...
Nasıl attık onları biz? Fabrikalarımız mı, tekniğimiz mi vardı? Askerin postalı mı, silahı mı vardı? Kırıkkale Fabrikası silah mı imal ediyordu?
İmanla!.. İman ile yendik.
İman silahların en üstünüdür. Bunu bugün modern askerler de bilir; "moral, moral eğitim" derler. Moral eğitimi, insanın içindeki asalet duygusu... O duygu oldu mu, insanın önünde kimse duramaz.
Bu duyguyu geliştirmeliyiz. Halkımızı cüce insanlar yapmamalı, asil insanlar yapmalıyız. Halkımızın başı dik, göğsü kabarık durmalı.
Fakir olabiliriz. Varsın Amerika'nın parası çok olsun. Ne yapalım?
Fakîr-i padişah âsâ gedâyi muhteşemem.
"Fakirim ama öyle bir padişahın fakiriyim ki muhteşem bir fakirim."
Benim kimseye ihtiyacım yok. Ben bir lokma yedim mi doyarım. Elim tuttuğu müddetçe çalışırım da... Sen bana makine vermezsen ben kazmayla, kürekle yolumu yaparım. Sen bana bir şey vermezsen bana Allah ilham eder, senin yaptığından daha âlâ fabrika.
O şuuru almalıyız. O şuuru almadık mı adamı yetiştiririz, münevver ederiz; iki dil öğrenir, kolej bitirir, yükselir tahsil yapar, iki fakülteden mezun olur; adamlar elde ederler, senin aleyhine çalışır.
İman en önemli şeydir. Bu imanı hepimiz tesahüp edeceğiz. Kendimizi yoklayalım, bizde iman yoksa biz de sahip olmaya çalışalım. Bu Allah'ın bir lütfudur, herkese verir. Sende yoksa sen de çalış, sen de imanlı ol. Bir kimseye münhasır değil. Sonra ben, "Bende iman var sende olmasın." diye sende iman olmasını kıskanmıyorum. Gel kardeşim, sen de mü'min ol, sen geç imamlığa, ben cemaat olayım. Ben senin kölen olayım. Sen "Allah" de, ben senin ayağını öpeyim. Daha ne istiyorsun? Köle istemiyor musun? Al sana köle işte, daha ne istiyorsun? Vazifemden istifa edeceğim, kapında köle olacağım, "Allah" de, Allah'a kul ol!
Rüşvetin, hırsızlığın, tembelliğin, hırsın, adam öldürmenin, gaddarlığın tedavisi iman...
Niye bu ilaçtan kaçıyorsun? Küçük çocuğun acı ilaçtan kaçtığı gibi, ne diye kaçıyorsun? Niye ben söyleyince bana kızıyorsun?
Ben senin kardeşinim, ben senin iyiliğini istiyorum.
Sen eğer mü'min değilsen, benim iç huzuruma sahip değilsen... Benim iç huzuruma bak, benim iç huzurumu gör; gel, sen de al bu iç huzurunu... Ne istiyorsun yani? Ne diye çelme takıyorsun? Cümle âlemin ihtiyacı iman...
Amerikalı sanki bu imana muhtaç değil mi? Amerikalı senden benden muhtaç.
Kem dürür yoksulluktan nicelerin varlığı
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.
Amerikalının parası kasasında doludur, altında güzel otomobili, istediği yere gitmek için özel uçağı vardır; gönlünün darlığı gitmez. Arabasına biner, 200 kilometre süratle uçurumdan yuvarlar, kendi intihar eder. Arkasına mektup bırakır; "Bu hayattan bir tat alamadım." Kerata; paran vardı, pulun vardı, malın vardı, köşkün vardı, araban vardı...
Niye?
İmanı yoktu da ondan... İmana, Amerikalının da ihtiyacı var.
Fransa'da, İngiltere'de, Avrupa'da adam okumuş, profesör olmuş, yüksek mütefekkir olmuş. Sonunda inceliyor, Müslüman oluyor. Avrupa'nın Hristiyan’ı, komünisti Müslüman oluyor da sen ne duruyorsun? Senin deden Müslümandı. Ben seninle şöyle karşı karşıya bir kahve höpürdetsem, beraber çay içsek, sen bana, "Benim dedem de müftüydü, vaizdi. Ben de küçükken Amme cüzünü okumuştum. Benim de babam çok iyi bir insandı. Anam hacıydı, başörtüsünü hiç çıkartmazdı, tesbih elinden düşmezdi." demeye başlarsın.
Sen beni acayip bir hilkat garibesi olarak ne diye görüyorsun? Ben dedelerimin soyundan, yolundan gelmiş normal imalatım. Sen kendine bak! Sen nereden model aldın da nasıl oldun böyle?..
Leyse min yevmin illâ le-yu'radu alâ ehli kubûri makâiduhum mine'l-cenneti ve'n-nar.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anh'ten, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki:
"Hiçbir gün yoktur ki o günde şu hadise cereyan etmesin; kabir ehline cennetteyse cennetteki yeri, cehennemlikse cehennemdeki yeri gösterilmiş olmasın."
Hiçbir gün yoktur ki yani her gün gösterilir. Hatta bazı hadisler var, sabah akşam gösterilir demekte... İnsan kabre giriyor ya, ehl-i cennetse oradan açık manzaralı yerden Boğaz'ın güzel manzarasını seyreder gibi cennetteki makamını seyrediyor. O kabir toprağın altı ama orada safalı, manzaralı, keyifte...
El-Kabru ravzatun min riyadi'l-cenneti ev hufretün min huferi'n-nîrân. "Kabir, mü'mine cennet bahçelerinden bir bahçedir veya kâfire cehennem çukurlarından bir çukurdur."
Cehennemlikse cehennemdeki yeri gösterilecek. "Ah, keşke kabirde kalsam." diyecek. Orası ona daha sefalı gelecek ama cehenneme gidecek. Oranın ateşlerini, azaplarını, ıstıraplarını her gün gördükçe elemlere gark olacak. Kederinden ayrıca kabrinde ölür gibi olacak. Mü'min de her gün sabah akşam cenneti gördükçe, cennetteki makamını gördükçe kabirde sefadan sefaya geçecek.
Peygamber Efendimiz böyle buyuruyor. Biz bilmeyiz, âciz naçiz kullarız...
"Hiçbir gün yoktur ki o gün kabir ehline cennetteki veya cehennemdeki müstahak olduğu yer neresi ise oradaki oturma yeri, ikametgâhı gösterilmiş olmasın."
Herkese gösterilir, her zaman gösterilir. Ehl-i cennet cenneti görmekten şâd olur, ehl-i nâr cehennemi görmekten elemnâk olur, kederlere gark olur.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi iman sahibi eylesin. İman cevherimizi elimizden kaybettirmesin, zayi ettirmesin. İman-ı kâmil ile ruhumuzu teslim etmeyi nasip eylesin. Kabrimizi cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin, cehennem çukurlarından bir çukur eylemesin.
Leyse min yevmi cum'atin illâ ve lillâhi fîhi utakâu mine'n-nâri sittu mieti elfin ve neyyikun ilâ ışrîne elfen küllühüm kad istevcebü'n-nâr.
Hz. Enes b. Malik radıyallahu anh'ın Peygamber Efendimiz' den nakledip Deylemî'nin de kitabında kaydettiğine göre Peygamber Efendimiz, bu hadis-i şerifinde cuma gününü methetmiş.
Cuma var ya, hani haftada bir dönüp dönüp de gelir bize cuma günü... O çok kıymetli, çok önemli bir gündür. Bakın, Peygamber Efendimiz ne buyuruyor:
"Hiçbir cuma günü yoktur ki o günde Allah'ın cehennemi yüzde yüz hak etmiş olan kimselerden 600 küsur bin veyahut 20 bine kadar cehennemden azat ettiği insan olmasın."
Arapların üslûbuna göre söylenmiş bu ifadenin düz şekli nedir?
Her cuma günü Allah-u Teâlâ hazretleri büyük miktarda, cehennem ehli olmaya müstahak olmuş insanları cehennemden azat eder yani affeder.
Ne miktar?
Sitti mieti elfin. "600 bin küsurdan." Her cuma günü 600 bin küsur kimseden...
İlâ işrîne elfen. "20 bin kişiye kadar."
Demek ki miktar zamanına göre değişiyor. Bu kadar insanı cuma günü affeder.
Cuma günü önemli bir gündür. Cuma gününün önemi hakkında bir hadis-i şerif daha var:
Leyse min â'yâdi ümmetî 'îdün efdale min yevmi'l-cum'ati ve rek'atâni fî yevmi'l-cum'ati efdalu min elfi rek'atin fî gayri yevmi'l-cum'a. "Ümmetimin bayramlarından hiçbir bayram, cuma günü bayramından daha üstün değildir."
Cuma Müslümanın bayramıdır. Onun için süslen, ziynetlen, gusül abdesti al, tertemiz yıkan, tertemiz giyin kuşan, temiz ve güzel elbiselerini giy, güzel kokuları sürün camiye traşlı, hoş bir halde gel.
Leyse min â'yâdi ümmetî. "Ümmetimin bayramlarından hiçbirisi yoktur ki..." Efdale min yevmi'l-cum'ati. "Cuma günü bayramından daha üstün olsun."
Demek ki cuma günü, Kurban Bayramı'ndan da Ramazan Bayramı'ndan da diğer şeylerden de daha üstünmüş. Cuma günü böyle her hafta gelen mübarek gündür işte.
Rek'atâni fi yevmi'l-cum'ati efdalu min elfi rek'atin fi gayri yevmi'l-cum'a. "Cuma günü kılınan iki rekât namaz cumanın gayrısında kılınan bin rekâttan daha üstündür."
Demek ki cuma günü insan biraz hayr-u hasenata gayret etmeli. Allah'ın kendisini affettiği kimselerin zümresinden olmaya çalışmalı. Biraz tevbe ve istiğfar etmeli. Önümüzdeki cumadan itibaren cumalara biraz daha bu gözle bakarak inşaallah gayret edin.
Cuma günlerinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine çokça salât-u selâm edin. İnsan salât u selâm edince, Allah-u Teâlâ hazretleri o salât-u selâmı bir vazifeli melekle Resûlullah'a iletir.
Resûlullah'a nasıl iletirler o salavatı?
"Yâ Resûlallah! Sana İstanbul'dan filancanın oğlu filanca salât-u selâm ediyor." diye senin isminle iletirler. Senin isminle iletince de Allah-u Teâlâ hazretlerinin lütf-u keremi, kudreti her şeye yeter. Resûlullah Efendimiz onu yanındaki bir sahife-i beyzâya yani nuranî bir sayfaya, "Bana selam gönderen ümmetimden filanca." diye senin ismini kaydeder.
Resûlullah ile aşinalık olmasını istemez misin?
İstersin... Onun için salât-u selâmı da çokça edersin. İki rekât namaz da başka zamanlarda kılınan namazlardan daha fazlaymış. Bakarsın Allah gönlüne bir yumuşaklık verivermiş. Bakarsın yoluna girmek, yolunda gitmek sana kolaylanıvermiş. Eskiden isteyip dururdun, şeytan mâni olurdu, gidemezdin. Şimdi mümkün oluyor. Bu cumada dene...
Fâtiha-i şerîfe meâl besmele.
13.06.1982 -
Dua, Müslümanların Gönlü,
12.09.1982 -
Kuran-ı Kerime Bağlılık
