13.06.1982 - Dua, Müslümanların Gönlü, Hikmet

13.06.1982 - Dua, Müslümanların Gönlü, Hikmet
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kulillâhümme innî eûzü bike min şerri sem'î ve min şerri basarî ve min şerri lisânî ve min şerri kalbî ve min şerri meniyyi.
Sadaka Resûlullah.
Bu hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
Kul. "De ki;" Allâhümme. "Ey benim Rabbim, Allah'ım!" İnnî eûzü bike min şerri sem'î. "Ben kulağımın şerrinden sana sığınırım." Ve min şerri basarî. "Gözümün de şerrinden sana sığınırım." Ve min şerri lisânî. "Dilimin de şerrinden sana sığınırım."
Bunların şerlerinin ne olduğunu hepimiz aşağı yukarı anlamışızdır.
İnsanın kulağının insana ne şerri, zararı olur?
Yalan, gıybet, iftira, isyankâr sözleri dinler veyahut da kendisine hak söz söylendiği halde kulağı almaz, kabul etmez. Hak söz söylenir, nasihat çekilir. Dinlemez, emr-i marufu almaz, nehy-i münkeri duyup kötülükten kendisini menetmez… O zaman o kulak insana düşman olur. Zarar veriyor, çünkü kötülüklerin günahların kazanılmasına bir alet olmuş oluyor.
Ve min şerri lisânî.
"Dil de insana çok kötülükler yaptırtır."
Yalan söyler, yalan şahitlik yapar, küfür söyler, daha başka şeyler;
"Bunların hepsinden sana sığınırım yâ Rabbi."
Ve min şerri kalbî. "Kalbimin şerrinden de sana sığınırım."
Kalp insanın duygularının merkezidir, duygularını idare eden iç merkezdir. Oradan idare ediliyor. Nasıl havaalanında inişler çıkışlar kontrol kulesinden yapılıyorsa, nasıl bir memleket, başşehrinden, hükümet merkezinden yönetiliyorsa, hükümet konağından idare ediliyorsa onun gibi kalp de oradan idare ediliyor, orası bizim hükümet merkezimiz. Orası berbat oldu mu, bütün beden şerre koşar, şerre ait olur.
Kötülüğünden de gafil olmasından, Allah'ın emri dışında istikametlerde kullanmasından, içine yanlış fikirler gelmesinden, hınç, kin gibi yanlış duygular taşımasından, kötü ahlâk sahibi olmasından Allah'a sığınırız.
Ve min şerri meniyyi. "Ve menimin şerrinden de sana sığınırım yâ Rabbi."
Bu kelime üzerinde iki izah var:
Birisi: "Benim temennilerimin, emellerimin, arzularımın kötülüğünden de sana sığınırım…"
İnsan çeşit çeşit şeyleri istiyor, arzuluyor; çeşitli arzuları var, insan yanlış şey arzularsa…
"Ah bu akşam arkadaşlarla bir araya gelsek de felekten bir gece çalsak da eğlensek, yesek içsek…"
Kötü bir arzu. "Bu kötü arzulardan da sana sığınırım." demek mânasına.
"Bu mâna daha doğrudur." demiş. Çünkü dua umumîdir, kadına erkeğe de şamildir." diye oradan o delili çıkarmış.
Bir kısım alimler de: "Buradan murat insanın çocuk yapma kabiliyetidir."
"Bunun şerrinden de sana sığınırım." demek bunu haram yollarda; "Kötülükler, zina gibi şeyler yapmak suretiyle beni günahlara, isyanlara bulaştırmasından sana sığınırım yâ Rabbi." diye dua şeklinde izah edenler var.
Demek ki Peygamber Efendimiz muhatabına -biz de muhatabıyız biz de onun ümmetiyiz- diyor ki;
İnni eûzü bike min şerri nefsî.
"Yâ Rabbi! Ben kulağımın şerrinden, gözümün, dilimin, kalbimin, gönlümün şerrinden ve çeşitli arzularımın şerrinden -veyahut da cinsî isteklerimin şerrinden- sana sığınırım." diye dua etmeyi tavsiye eylemiş.
Kuli'llâhümme. "De ki ey Allah'ım!" İnnî es'elüke nefsen bike mutma'inneten. "Ben senden öyle bir nefis istiyorum ki seninle huzur kesp etsin, sana kulluk etmekten zevk duysun, sükûnet bulsun, rahata ersin, huzura kavuşsun, bana seninle huzura kavuşan bir nefis nasip eyle." Tü'minû bi-likâike. "Bir gün gelip senin huzuruna çıkacağına inanmış olsun." Ve terdâ bi-kadâike. "Senin hükmüne razı olsun. Ve takdau bi-atâike. "Ve lütfuna, ihsanına, bağışına da kanaat göstersin."
"Lütfetmiş; bana bugün bu yiyeceği, bu giyeceği bu nimeti nasip etmiş…" diye nimetine razı, hükmüne razı ve bir gün gelip de muhakkak huzuruna çıkacağına kani. Allah-u Teâlâ hazretlerine kullukta huzur bulan bir nefis istiyor.
"Yâ Rabbi! Ben senden öyle bir nefis isterim ki seninle sükûna, huzura ersin, senin likâna, seninle mülakata, huzuruna geleceğine inansın, senin hükmüne razı olsun ve senin atiyyene, ihsanına kanaat eylesin. Gözünü başka tarafın elindekine dikip haset etmesin."
Başkasının eline bir şey geçince bazı insanların illa onu almaya çalışması; "Benim olsun." diye gözü onda olması… Müslüman öyle olmayacak!
Kul Subhâne'l-Meliki'l-Kuddûs. "De ki her türlü noksandan münezzeh, pak, yüksek olan hüküm sahibi Allah-u Teâlâ hazretlerini tesbih ederim. " Rabbu'l-melâiketi ve'r-Rûh. "O, meleklerin ve rûhu'l âzâmın Rabbi'dir." Cüllileti's-semâvâti ve'l-ardu bi'l-izzeti ve'l-ceberût. "Semâlar ve yer O'nun izzet ve ceberutuyla yüce kılındı." diye tesbih etmesini tavsiye etmiş.
Kime tavsiye etmiş?
İnne raculen iştekâ ileyhi'l-vahşete.
Ashâb-ı kiramdan adamcağızın birisi Peygamber Efendimiz' e gelmiş, demiş ki:
"Yâ Resûlallah! Bir yalnızlık hissediyorum, kendimi bir boşlukta yapayalnız hissediyorum, huzursuzum…" gibi bir şikâyette bulunmuş. Peygamber Efendimiz onun üzerine bu duayı tavsiye ediyor.
Subhâne'l-Meliki'l-Kuddûs, Rabbu'l-melâiketi ve'r-Rûh, cüllileti's-semâvâti ve'l-ardu bi'l-izzeti ve'l-ceberût, diye bu duayı tavsiye etmiş.
Fe-kâlehâ. "O şahıs da bu duayı etmiş." Fe-zehebet anhü'l-vahşetü. "Bu dua üzerine o yalnızlık duygusu, ürperti, manevi huzursuzluğu kendisinden gitmiş."
Mümkün olsa da bu duayı herkes yazsa da ezberlese!
Enne Hâlide'bne'l-Velîde kâle. "Hâlid b. Velîd radıyallahu anh dedi ki" Yâ Resûlallah inne kâiden mine'l-cinni yekiddünî. "Yâ Resûlallah! Cinlerden bir hilekâr bana hile ediyor, benimle meşgul oluyor, bana musallat oldu, rahatsız ediyor."
Halid b. Velid ismindeki bir sahabe cin musallat olmasından Peygamber Efendimiz' e şikâyet etmiş.
"Cinlerden bir hilekâr bana musallat oldu yâ Resûlallah, beni zarara, sıkıntılara sokuyor, uğraştırıyor…" diye şikâyet edince Peygamber Efendimiz ona demiş ki, (mümkün olsa da bu duayı herkes yazsa da ezberlese!)
Kul eûzu bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti. "De ki Allah'ın tam olan kelimeleri ile Allah'a sığınırım!"
Nasıl kelimelerle Allah'a sığınırım?
Bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti. "Tam olan kelimelerle."
Bu tam olan kelimelerden maksat Allah-u Teâlâ hazretlerinin Esma-i Hüsna’sı mânasına veyahut hiçbir eksiği olmayan eksiksiz bir dua ile gibi...
Sonra Allah-u Teâlâ hazretlerinin insanlar yaratıldığı zamandan beri her peygambere gönderilmiş olan kitapları, onun kelimeleri Allah'ın kelamı; "Onların hepsini şefaatçi ederek dua ediyorum…" mânasına da gelebilir, demişler. Mânası çok önemli!
İnsan eûzu bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti dedi mi, Allah'ın bütün kelimeleriyle tüm kelimeleriyle Allah'a sığınırım demiş oluyor ki onun mânası çok geniş.
Neden sığınıyor?
Bi-kelîmâtillâhi't-tammati'l-letî lâ yücâvizühünne birrun ve lâ fâcirun. "Ne iyi insan ne kötü insan, hiç kimse Allah'ın mukaddes kelamının hududunu geçemez."
O söz söylendi mi kalır.
Bir de Allah'ın iyi kulu ve fâcir, kötü kulu; iyi kul zaten o söz söylenince gitmez orada durur; kötüsü de o sözün duvarına toslar kalır, bir şey yapamaz. O sözün karşısında;
Eûzü bi-kelîmâtillâhi't-tammâti'l-letî lâ yücâvizühünne birrün ve lâ fâcirun. "Fısk u fücûr sahibi insanın da salih iyi kimsenin de tecavüz edemediği, hükmünü aşamadığı, çiğneyemediği Allah'ın tam kelimeleriyle Allah'a sığınırım."
Nereden?
Min şerri mâ zerae fi'l-ard. "Yeryüzünde yaratmış olduğu mahlûkların her birinin şerrinden bu sözlerle, bu kelimelerle Allah'a sığınırım." Ve min şerri mâ yahrucu minhâ. "Yerden çıkacak şeylerin şerrinden de Allah'a sığınırım." Ve min şerri mâ ya'rucu fi's-semâ. "Göğe çıkan şeylerin şerrinden de Allah'a sığınırım." Ve mâ yenzilu minhâ. "Gökten inen şeylerin şerrinden de Allah'a sığınırım." Ve min şerri külli târikin. "İnsana geceleyin ansızın, birdenbire geliveren her şeyin şerrinden de Allah'a sığınırım. " İllâ târikan yatruku bi-hayrin. "Ancak hayır ile gelen müstesna." Yâ Rahmân. "Ey benim Rahman olan Mevlâ'm!" diye dua etmesini söylemiş.
Cinlerin musallat olmasına, insanlara zarar vermesine karşı bu dua.
Kul; eûzü bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti'l-letî lâ yücâvizühünne birrun ve lâ fâcirun min şerri mâ zerae fi'l-ard ve min şerri mâ yahrucu minhâ ve min şerri mâ ya'rucu fi's-semâi ve mâ yenzilu minhâ ve min şerri külli târikin illâ târikan yatruku bi-hayrin yâ Rahmân diye dua etmesini tavsiye eylemiş. İnsan böyle yaparsa kendisine cinden, insandan, hayvanattan, haşerattan, böceklerden herhangi bir şekilde bir zararın gelmesi mümkün değildir.
Bu hususta bir de olmuş iki hadise nakledeyim:
An Ebî Hüreyrete. "Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunmuş ki;" Ennehû câe raculin ile'n-Nebî sallallahu aleyhi ve sellem. "Bir zât Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine geldi. Fe-kâle yâ Resûlallah. "Dedi ki ey Allah'ın Resûlü! " Mâle feytün min akrabin hattâ lebakatni el-bârihate. "Dün gece karşılaştığım her akrep beni soktu."
Oralarda da akrepler büyük olur. Rutubetli bir yerde mi kaldı karanlık bir yerde mi kaldı zavallı, nasıl olduysa; "Akrepler beni soktu…" diye Resûlullah Efendimiz' e söylemiş. Onun üzerine;
İmmâ lev kulte hîne emseyte. "Eğer sen akşama erdiğin zaman, akşam olduğu zaman deseydin ki… " Eûzü bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti' mâ halaka. "Allah'ın yarattıklarından Allah'ın tam kelimelerine sığınırım." Lem yedurruke. "Sana onların hiçbirisi zarar veremezdi." diye söylemiş.
Onun için bu duayı da ezberleyin!
İnsan yazın köyüne gider, harman yerine çıkar, barakada, kulübede, çadırda oturur. Deniz kenarında olur, dağda olur, kampta olur… Bu duayı okursunuz.
Eûzü bi-kelîmâtillâhi't-tammati'l-letî lâ yücâvizühünne birrun ve lâ fâcirun min şerri mâ zerae fi'l-ard ve min şerri mâ yahrucu minhâ ve min şerri mâ ya'rucu fi's-semâi ve mâ yenzilu minhâ ve min şerri külli târikin illâ târikan yatruku bi-hayrin yâ Rahmân diye dua edecek.
Bilemezseniz; unuttunuz, hatırınıza gelmedi:
"Allah'ın tam olan bütün kelimeleriyle şunlardan şunlardan Allah'a sığınırım…" diye hulus-i kalb ile iltica edersiniz. İnşaallah yine tesiri olur.
Kalbü'l-mü'mini hulvun yuhibbu'l-halâvete.
"Müslümanın gönlü tatlıdır, tatlı şeyler sever."
"Müslümanın gönlü tatlıdır." "Tatlı şeyler sever."
Müslümanın gönlü neden tatlıdır?
İmandan dolayı tatlıdır. İmanın verdiği tatlılıktan dolayı da sözü tatlıdır, hareketi, arkadaşlığı, tahammülü tatlıdır; Müslümanın her şeyi güzeldir. İçerideki membaından her hareketine, her sözüne tatlılık dağılır.
Kalbün leyse fîhi şey'un mine'l-hikmeti ke-beytin harbin. "Bir gönül ki hikmetten bir nasibi yoksa, onun içinde hikmetten bir şey mevcut değil ise, bir kalp ki içinde hikmet yok; yıkık bir virane ev gibidir. Bir kalp ki içinde hikmetten bir nasip yok, yıkık harap bir ev gibidir."
Hikmet nedir? Hikmet, çok kıymetli bir sözdür, mânası da çok geniştir:
Kur'ân-ı Kerîm'de şu kadar söyleniyor ki;
Bismillâhirrahmânirrahîm. Ve men yu'tel hikmeti fe-kad ûtiye hayran kesîrâ. "Allah kime hikmet vermişse çok büyük bir hayır vermiş demektir." Çok kıymetli bir şeydir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hikmet sahibi bir insan. Lokman aleyhisselam'ın hikmet sahibi bir kimse olduğu Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriliyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hadis-i şerifleri de hikmetli insandan çıkmış, şerefli, hikmetli sözlerdir.
Hikmetin düz tarifi de şu:
Hikmet: Her şeyi yerli yerince yapmak kabiliyeti. Konuşulacak zaman konuşmak, susulacak zaman susmak, söylediğin zaman söyleyişinin tarzını bilmek, en münasip tarzda söylemek, karşı tarafı ikna etmek, söylediği sözlerin hepsinin gerçek olması, hoş olması gibi hususlar…
İnsanın içinde, kalbinde hikmet yoksa; hakkı münasip bir zamanda münasip bir şekilde söyleme duygusu, kabiliyeti, melekesi, alışkanlığı yoksa o gönül harap bir ev gibidir.
O zaman ne olacak?
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Fe-teallemû. "Binaenaleyh ilim öğrenin!"
Demek ki hikmet ilimle oluyor!
İnnemâ yahşellâhe min ibâdihi'l-ulemâ. "Allah'tan ancak alim kulları korkar."
Profesör Maurice Bucaille bu incelemeyi yapmasaydı Müslüman olur muydu?
Alimler Müslümanlığın kadrini kıymetini daha iyi biliyor da etrafındaki duvarları yırtıyor, yıkıyor; Müslümanlığa kavuşuyor, çünkü alim. Cahil de bizim memleketimizde camilerimizin içinde, camilerin arasında kâfir kalıyor. Semtlerimizi saysanız kaç tane cami vardır! Çevre çevre evinin her bir köşesinde bir cami vardır ama cahillikten kâfir kalıyor.
Onun için Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Fe-teallemû ve allimû. "Öğrenin, öğrendiğinizi de başkalarına öğretin."
"Ben de mi hocalık yapacağım?.."
Sen de hocalık yapacaksın. Sen burada öğrendiğini evde hanımına söyleyeceksin, çocuğuna, komşuna söyleyeceksin; kahvede otururken, yolda giderken, iş yerinde, dükkânda vs.de ne diye boş konuşma yapacaksın! İnsan ölüp gidiyor.
Fe-teallemû ve allimû. "Öğrenin, bildiğinizi de öğretin!"
Boş yere vakit geçirmeyin; ne zaman ömrümüz yetecek, bilmiyoruz ki! Sizin sözünüzden karşınızdaki istifade eder de tutarsa ne mutlu size! Onun sevabı size aynen verilecektir. Boş konuşacağınıza öğretin.
Ve tafakkahû. "Dinde anlayış sahibi olun."
Dinin inceliklerine, esrarına vâkıf olun! Namazın esrarı, haccın esrarı, orucun esrarı nedir? Şu sözlerin esrarı var. Her hadis-i şerifin altında yatan mânalar var, çeşit çeşit incelikler var; esrarına nüfuz etmeye çalışın, zekânızı kullanın, gözünüzü açın, dinde anlayış sahibi, ince zevk sahibi olun bir zevk-i dinîniz olsun!
Ve lâ temûtû cuhâlâ. "Sakın cahil kimseler olarak ölmeyin!"
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"İçinde hikmet olmayan kalp harap bir ev gibidir; binaenaleyh öğrenin, ilim tahsil edin, öğrendiğinizi başkasına öğretin; dinde fıkıh sahibi olun, incelik, sezgi, anlayış sahibi olun; sakın ha cahil kimseler olarak ölmeyin!"
Fe-innallâhe lâ yü'ziru ale'l-cehli. "Çünkü cahile mazeret tanınmaz!"
Allah-u Teâlâ hazretleri cahile hiç mazeret tanımayacak! İlim öğrenin, dinde anlayış sahibi olun çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri cahile bir mazeret tanımayacak.
Ben eskiden sanıyordum ki insan cahil oldu mu kurtulur, çünkü bilmiyor, "Bilmiyordum." deyince kurtulur…
Hayır, öyle değilmiş! Zaten kanunlarda da öyledir. "Ben bu kanunu bilmiyordum." desen trafik polisi cezadan vaz mı geçer!
"Şu işaret oldu mu yapmaman gerekiyordu, 1000 lirayı verince öğrenirsin, bundan sonra yapma!" der, gene cezayı alır.
Hadis-i şerifte okudum ki Allah-u Teâlâ hazretleri cahile iki kat azap edecek:
Birincisi; cahilliğinden ne hatalar işlediyse o karıştırdığı haltlardan, hatalardan dolayı ikincisi de cahilliğini izale etmek için ilim yoluna koşup öğrenmediğinden dolayı.
Suçu iki kat oluyor.
Bizim için başka hiçbir çare yoktur, ilim öğreneceğiz! Ya geleceğiz camide öğreneceğiz ya boş zamanımızda kütüphanemizdeki o güzel, ciltli kitaplardan çekeceğiz ya öğreneceğiz ya öğreteceğiz… Allah-u Teâlâ hazretleri cahile mazeret tanımıyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi anlayışlı Müslüman eylesin.
Her devrin insanı kendi devrine göre Müslümanlık yapmış, elinden geldiği kadar zamanın ilimlerini öğrenmişler; o ilimlerle Allah'a has, halis kulluk etmeye çalışmışlar. Açarsınız Fahreddin-i Razi’nin tefsir kitabını okursunuz; tıptan, astronomiden her şeyden bahseder.
Neden? Öğrendiğini İslâm yoluna koyup aktarmak için hepsini öğreniyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri nevm-i gafletten cümlemizi ikaz eylesin.
Fatiha-i şerife mea'l-besmele.
09.01.1983 -
Cehennemdeki Azap, Zakkum,
08.05.1983 -
Dünya ve Ölüm
