13.06.1982 - Vücud Temizliği, Bıyıkların Kısaltılması, İhlas, Felak, Nas Sûreleri

13.06.1982 - Vücud Temizliği, Bıyıkların Kısaltılması, İhlas, Felak, Nas Sûreleri
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bundan 1400 sene evvel; suyun, daha başka imkânların çok kıt olduğu bir devirde, çamurdan, hurma dallarından yapılan evlerin bulunduğu diyardan, o devirden buyuruyor ki;
Kassû ezâfireküm ve ve'dhenû kulâmâtiküm. "Tırnaklarınızı kesin, kestiğiniz tırnak parçalarını da gömün."
Tırnakların kesilmesinin sebebi aşikâr: Tırnak uzadığı zaman insanın derisini yırtar, karşısındakine ve kendisine zarar verir, altına kirler, mikroplar toplanır, çeşit çeşit mikropların barındığı ve insana zarar verdiği bir mıntıka olur. Erimeyen bir madde olduğu için kesilen şeylerin de orada burada bırakılmasıyla yemeğin, daha başka şeylerin arasına karışabilir. İnsanda çeşitli hastalıklar yapar, kansere sebep olur, diye söylerler.
Sonra o kesilen parçaların bazı kimseler tarafından çeşitli büyü işlerinde kullanılma durumu olduğundan şeytanın ve büyücülerin oyuncağı olmaması meselesi var. Onun için gömülmesi isteniyor.
Temeldeki düşünce de insanoğlu muhteremdir. İslâmiyet insanoğluna en yüksek pâyeyi vermiştir. İnsanoğlu o kadar muhteremdir ki tırnağına dahi hürmet etmek lazım. Nasıl insan vefat ettiği zaman götürüp gömüyoruz? Tırnağını dahi orada burada bırakamayız! Şu insanın kafatası, vur bir tekme geç. Öyle şey yok. Şu insanın kemiği. Eskiden mezarlık varmış burada. Çoluk çocuk oynasın… Öyle şey yok. İnsanın her şeyi gayetle muhteremdir, dinimiz bu muhteremlikten, bu hürmetten dolayı bize böyle emrediyor.
Ve nakkû berâmiceküm. "Parmaklarınızın aralarını, eklem yerlerini, uçlarını güzelce temizleyin."
Tırnak kestikten sonra ellerin yıkanması uygundur çünkü kesilen yerin altında ancak yıkandığı zaman gidecek pislikler de vardır.
Ve nazzifû lisâseküm mine't-taâm. "Ağzınızın etlerini yemek artıklarından temizleyin." Vestâkû. "Ve dişlerinizi misvaklayın; ağzınızı güzelce temizleyin, sonra da misvaklayın."
Malum, esas olan dişlerin temiz olması. Bu temizlik çeşitli şekillerde sağlanabilir, insanın misvakı yoksa ağzını çalkalar, parmağıyla da dişlerini sürterek birikintileri giderebilir. O parmak da insana misvak sevabını kazandırır. Parmağıyla da dişlerini temizlemesi aynı sevabı verir.
Fakat misvakta bazı özellikler vardır. Doktorlar o özellikleri yirminci yüzyılda laboratuvarlarda mikroskoplarla yaptıkları araştırmalarla anlayabiliyorlar.
Ankara'da bir araştırmacı ile görüştüm. Diyor ki:
"İnsanların %85'inin diş etlerinde bir hastalık vardır, bu hastalık dişlerin kökünde bulunur ve dişlerin gevşeyip çıkmasına sebep olur. İnsanların %85'inde bu hastalık vardır."
Adını söyledi, şu anda o hastalığın adını nakledemeyeceğim.
"Bu hastalık sadece ve sadece misvak kullananlarda olmuyor!" dedi.
Deneylerde tecrübe ederek fark etmişler.
Ben de dişlerimi söktürmek için bir dişçiye gitmiştim. Orada birisiyle tanıştık. Diş doktoru, dişleri misvaklamanın sıhhî bakımdan çok faydalı olduğunu zikretti de orada bulunan bir arkadaş dedi ki:
"Ben 1976'ya kadar bilmem kaç tane dişimi çektirdim. Sonra misvak kullanmaya başladım. Elhamdülillah diş çektirmem de dişlerimin çürümesi de geçti." dedi.
Onun üzerine dişçi; bizim gözümüzün önünde, "Gel bakalım, şuraya otur." dedi, arkadaşı oturtturdu. Ağzını bir açtı ki ağzı gül bahçesi gibi; o kadar güzel, dişleri pırıl pırıl, diş etlerinden sıhhat fışkırıyor. Diş doktoru hayran kaldı, "Mâşaallah, dişleriniz gayet sıhhatli…" dedi.
Misvakın böyle özellikleri var, gafil olmayın!
Parmakla da olur, fırçayla da olur ama misvaktaki güzellik ötekilerde olmuyor.
İlmî bakımından nasıl izah edelim?
Misvakın içindeki maddelerde asitleri tahrip eden baz özelliğinde bazı maddeler var. Dişleri asitler çürütüyor. Yemek kırıntıları orada kaldı mı kokuşuyor, asit oluyor. Diş etlerini ve dişleri bozan asit. Misvakın içindeki maddeler o asidi söndürecek bir malzeme teşkil ediyormuş.
Onun için onu kullanan ve daha önce dişlerini söktürdüğü halde sonradan dişleri sağlamlaşan insanların tecrübeleriyle ve laboratuvar deneyleriyle de sabit...
Misvak kullanmanın hem Allah-u Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanmada faydası vardır hem namazın ecrini artırır. Misvakla kılınan namaz misvaksız kılınan namazdan 70 kat daha sevaplıdır. Misvaklanıp namaza gelirseniz 70 kat daha sevaplı! Nasıl isterseniz onu yapın artık!
Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
"Diş etlerinizi yemek kırklarından temizleyin ve misvak kullanın."
Ve lâ tedhulû aleyye fuhran ve buhrâ. "Benim karşıma dişleri sararmış ve ağzı pis pis kokan insanlar olarak gelmeyin."
İnsan birkaç gün dişlerini fırçalamadı mı dişleri sararıverir. Bir şeyle kazıttırsa birikmiş sarımsı bir madde çıkar. O dişi sarartan maddenin çok zararları var. Peygamber Efendimiz; "Ağzı sararmış, kokan bir şekilde gelmeyin!" diyor. Allah-u Teâlâ hazretleri bize temizliğin her çeşidi hususunda numune olmak nimetini ihsan eylesin. 1400 sene önce, dile kolay, on dört asır geçmiş, o zamandan diş sağlığından bahsetmek kolay bir şey değildir!
Bir-iki mecmuada okudum bu vesileyle onu nakledeyim:
Avrupa'da Maurice Bucaille isimli tıp profesörü, Yahudilerin kitabı Tevrat'ı; Hristiyanların kitabı İncil'i -daha doğrusu, bugün piyasada bulunan Tevrat, İncil denilen kitapları- incelemiş ve Kur'an'ı incelemiş. Sonunda bakmış ki İncil Allah kelamı olmaz, bozulmuş. Fransız [Profesör Maurice Bucaille] söylüyor. Kitabı da neşredildi, kitabı Erzurum'dan Suat Yıldırım isimli bir Doçent Tevrat, İncil ve Kur'an diye tercüme etti; o kitabı alıp okumanızı da tavsiye ederim.
Sonra Kur'ân-ı Kerîm'in ilme tamamen muvafık beyanlara sahip olduğunu da gözleriyle görünce hayran kalmış, Müslüman olmuş! Fransız Profesör Müslüman olmuş; Fransızların büyük ilmî akademilerinde cenin ilmi -insan yavrusu ana karnında nasıl büyüyor, ona cenin diyoruz- hususunda bir konferans vermiş.
Orada konferans vermek de kolay değilmiş; önce incelerlermiş, uygun görürlerse "Bu konferansı verebilirsin." derlermiş. Konferansı vermiş:
"Bakın, Kur'ân-ı Kerîm 1400 yıl önceden tıp ilimlerini nasıl anlatıyor! Bugünkü ilimlere tamamen muvafık mı?.."
Dinledikten sonra hepsi;
"Muvafık!" demişler.
"O halde Kur'ân-ı Kerîm'in Allah kelamı olduğunu kabul edin!" demiş.
Fransız, Fransızlara Müslümanlığı öğretiyor!
Sonra televizyonda "Yaşayan Deniz" diye bir dizi vardı. Kaptan Cousto denilen bir şahsın ilmî araştırmalarını anlatıyormuş.
O şahıs, denizlerdeki tetkiklerinde denizlerin bazı bölgeleri arasında sudan perdeler olduğunu, bir taraftaki suyun diğer tarafa karışmadığını anlatmış. Cebelitarık boğazında, Aden körfezinde, daha başka yerlerde tespit etmiş ki arada bir şey yok ama sanki sudan bir duvar varmış gibi bir taraftaki tuzlu su diğer taraftaki tatlı suya karışmıyor. Bir tarafın sıcak suyu diğer tarafın soğuk suyuna karışmıyor. Yaptığı sondajlarla, araştırmalarla öyle bir esrarengiz hususu keşfetmiş, gelmiş bunu söylemiş.
Profesör Maurice Bucaille demiş ki:
"Bu yeni bir şey değil ki; 1400 sene önce Kur'ân-ı Kerîm bunu söylüyor!"
Kur'ân-ı Kerîm'den bu Rahman suresinde;
Merace'l-bahreyni yeltekiyâni beynehumâ berzahun lâ yebğiyân. Ayet-i kerimesini göstermiş, onun üzerine Kaptan Custo da Müslüman olmuş ve onun Müslümanlığını Profesör Maurice Bucaille "Müslüman oldu, haberiniz olsun!" diye ilan etmiş.
Adam anasından-babasından Müslüman doğmamış, Hristiyan doğmuş; inceliyor, inceliyor, inceliyor… İncelemesinin sonunda teslim oluyor.
"İlim Kur'ân-ı Kerîm'in gerisinden gidiyor." diyormuş.
İlme aykırılık ne demek?
İlmin keşfetmediği şeyleri söylüyor, ilim Kur'ân-ı Kerîm'in arkasından gidiyor, diyormuş. Allah-u Teâlâ hazretleri elimizde bulunan cevherlerin kadrini kıymetini bilenlerden eylesin. Cevheri fes sanan gafillerden eylemesin.
Kassu'ş-şevâribe mea'ş-şefâh. "Bıyıklarınızı dudağınız hizasından kısaltınız."
Bıyıkla ilgili bir tavsiye!
Bazı kimseler vardır bıyıklarını babayiğit bir şekilde bırakır. Pos bıyık, kıvrılır; bir şey içerken, yemek yerken filan da ağzının içine girer. Bazıları sigara da içiyorlar; uçları sapsarı sararır, ağzını kapatır vs. Bazılarının yanında da böyle olması makbulmüş. Ama Peygamber Efendimiz' in yanında makbul değil!
Buyuruyor ki:
"Bıyıklarınızı dudağınız hizasından kesin!"
Dudaktan aşağıya sarkmasın. Bıyıklar çok bol olup da ağzı kapamayacak. Akıl mantık da bunun böyle olduğunu gösteriyor.
İnsanın ağzına kılların girmesi mi iyi tertemiz olması mı iyi!
İslâmiyet insanın hiçbir cephesini boş bırakmıyor. İnsanın her tarafını tanzim ediyor, insanı her yönden kâmil insan yapıyor. Temizlik bakımından da öyle; Peygamberimiz' in imanla ilgili hakikatleri söylediği kadar -görüyorsunuz- bıyıkla, sakalla ve diş fırçalamakla ilgili tavsiyeler var. Hiçbirisi ötekinden ayrılmaz. Müslümanlık sadece namaz kılmak değil, sadece hacca gitmek değil; Müslümanlık bir hayat tarzıdır.
Müslümanlık nedir?
Bir yaşayış tarzıdır! Bir Müslüman; yatağında yatışından kalkışına, gündüz yaşayışına tekrar yatışına kadar Müslümanca yaşar. Müslümanın edebî tavrı vardır, yüz görünüşü başka türlü olur, işi başka türlüdür, kıyafeti, konuşması, oturması kalkması, yemesi içmesi, topluluğun yanına girmesi çıkması başka türlüdür. Kendisine kötülük yapana muamelesi başka türlüdür, dünyaya bakışı başka türlüdür…
Müslümanlık sistemdir! Müslümanlık derbederlik değildir. Müslümanlık her yönden, her bakımdan intizam demektir. Tek bir gücün tanzimi altında her şeyin sıra sıra muntazam olması demektir. Hiçbir şeyinde eksiklik yoktur!
Bizdeki eksiklik nedir?
Yapmıyoruz! İslâmiyet'i yaşamıyoruz, bilmiyoruz! Bir kere Müslümanlık nedir, bilmiyoruz. Müslümanlığın gereği nedir, bilmiyoruz. Öğrenmemişiz, takip etmemişiz, unutmuşuz. Namaz kılarız; namazdan haberimiz yok, Fatiha’yı okuruz mânasından haberimiz yok. Babadan, dededen Müslüman olduğumuz için şuursuzca oturup kalkarız, eğiliriz; idrakine erememişiz!
Müslümanlık temizlik dinidir.
Nasıl temizlik? Tabiata uygun, ölçülü, rahat bir temizlik.
Müslümanlık süslenme dinidir! İnsan kendisine çeki düzen verecek, dişleri sapsarı olmayacak, ağzı kokmayacak, güzel koku sürünecek, taranacak, tıraşlanacak, koltuğunun altındaki, başka yerlerindeki kılları giderecek. Terli olmayacak, ikide bir de yıkanacak, günde beş defa elini ayağını yıkayacak, pırıl pırıl, tertemiz, rahat, ferah bir Müslüman olacak; her bakımdan böyle olacak.
"Canım boş ver dünyayı…"
Bu, dünyaya boş vermek vermemek meselesi değil, Allah'ın emirleri neyse hepsini tutarız.
Sen askerlik yapmadın mı?
Askerde komutan "Düşmana hücum!" derse tutarım da "Eğitim alanını tanzim et!" derse tutmam diyebilir misin?
Diyemezsin, eğitim alanında "Otur, kalk!" der, "Taşları kenara atın, otları yolun…" der, ne derse yapacaksın.
Müslümanlık da öyle! Müslümanlıkta da Müslümanız diye işi ihmal mi edelim, saçı bıyığı ihmal mi edelim?
Hayır, her şeyine ait hüküm vardır. Onu bilip yaptı mı insan rahat eder, İslâmiyet insanın tabiatına uygundur. Mesela kâfirler, başka dinlerin mensupları din namına çeşit çeşit uydurma şeyler çıkartmışlar.
Kimisi "Kadınlarla evlenmeyelim." demiş.
Allah kadını, erkeği neden yarattı?
Hikmeti var; nesiller üreyecek, aileler, yuvalar kurulacak, insan nesli devam edecek. Allah'ın yarattığı hiçbir şeyde bir lüzumsuzluk, boşluk yoktur! Binaenaleyh bu olacak, evlilik kötü bir şey değil ki! Evlenmek günah, ayıp bir şey değil ki!.. Bilakis evlenmeyip de gayrimeşru yollara, yanlış yollara sapması fena!
Onun için saadet, dünyanın mutluluğu da Müslümanlıkta, her şey Müslümanlıkta!
Kul hüvallâhu ehadün ta'dilü sülüse'l-Kur'an.
"Kul hüvallâhu ehad sureciği -küçücük dört adetlik bir suredir- Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birine muadildir."
Kul hüvallâhu ehad Allahü's-samed lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad.
Her çocuğun ilk önce ezberlediği suredir. Küçük sure ama Kur'an'ın üçte birine muadildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;
E ya'cizû ehaduküm en yekra'a fî külli leyletin sülise'l-Kur'ân. "Sizden biriniz bir gece de Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birini okumaktan aciz kalır mı?"
Kâlu ve keyfe. "Yâ Resûlallah nasıl olur?"
Her gece Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birini nasıl okuyalım, kolay bir şey değil! O zaman buyurmuş ki;
Kul hüvallâhu ehadün ta'dilü sülüse'l-Kur'ân. "Kul hüvallâhu ehad suresi Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birine muadildir!"
Allah, o kadar sevap veriyor. Çünkü zayıf kavi, akıllı cahil, ileri geri, yüksek alçak her Müslümanın dilinin döndüğü küçük bir suredir. Ama kıymetini bilmek lazım. Sevabı o kadar çok. Üçte birine muadil olması meselesinin başka başka izahları da var:
Bazıları da diyor ki
"Evet bu sure küçüktür ama bize Allah-u Teâlâ hazretlerinin varlığını, birliğini anlatıyor ve her şeyin Allah-u Teâlâ hazretlerine boyun büküp, ihtiyacını ona arz ettiğini, onun dergâhının hacetlerin reva olduğu, görüldüğü dergâh olduğunu anlatıyor. O bakımdan Kur'ân-ı Kerîm'in muhtevası üç gurupta toplanır. Allah'ın vahdaniyetine ait, kudretine ve sıfatına ait ifade ettiğinden denmiştir." diye izahlar da vardır.
Hâsılı bu surenin sevabı pek çoktur, insan fırsat buldukça bunun mânasını da okudukça çok derecelere nail olur. Ciddi bir tefsir kitabı olan Kurtubî Tefsiri'nde el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'ân isimli eserde -senediyle rivayet etmiş- okudum ki;
"Her sabah insan 10 defa Kul hüvallâhu ehad'ı okusa Allah cennette bir köşk bina eder."
Bu hadis-i şerif Tirmizî'de de var, Ebu Hüreyre radıyallahu anh nakletmiş, burada sahih diye zikredilmiş.
Kul yâ eyyühe'l-kâfirûne ta'dılü rubue'l-Kur'ân
"Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn suresi de Kur'ân-ı Kerîm'in dörtte birine muadildir. Ve izâ zülzilet ta'dılü rubue'l-Kur'ân. "İzâ zülzileti'l-ardi zilzâlehâ suresi de Kur'ân-ı Kerîm'in dörtte birine muadildir." Ve izâ câe nasrullâhi ve'l-fethi rubue'l-kur'ân. "İzâ câe nasrullâhi suresi de Kur'ân-ı Kerîm'in dörtte birine muadildir." diye Hz. Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Kul yâ eyyuhe'l-kâfirûn, İzâ zülzileti'l-ardu zilzâlehâ, İzâ câe nasrullâhi ve'l-feth; güzeli bunların mânasını bilmektir.
İnsan İzâ câeyı, İzâ zülzileti'l-arduyu okuduktan sonra kıyametin o dehşet halini, hesabın inceliğini okuduktan sonra kendisine nasıl çekidüzen vermez!
"Zerre kadar hayır işleyen karşılığını görecek, zerre kadar şer işleyen kötülüğü görecek!" diye bildirilen sure.
Allah cümlemizi, Allah Teâlâ tarafından bize hitaben gönderilmiş olan kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'i sevip, merak edip, okuyup öğrenip mucebince amel edenlerden eylesin.
Kul hüvallâhu ehadün ve'l-muavvizeteyni hîne tumsî ve hîne tusbihu selâse merrâtin tekfike min külli şey'in.
"Sabahleyin, akşamleyin; akşama erdiğin zaman, sabaha çıktığın zaman üç defa Kul hüvallâhu ehad, Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs suresini okursan her şeye karşı sana yeter!"
Her türlü derde, sıkıntıya, belaya karşı seni korumaya yeter.
Gayet kolay; sabah kalktığınız zaman ve akşama geç vakte erdiğiniz zaman üç Kul hüvallâhu ehad, üç Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, üç Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs okuyacaksınız. Her şeye; her türlü sıkıntıya, belaya, düşmanlara, bildiğimiz bilmediğimiz zararlara karşı kâfi.
Mânalarını siz okuyun! Yalnız sabah akşam üçer defa bunları okumayı ihmal etmeyin!
Koruyor, hepimiz korunmak istemiyor muyuz? Allah-u Teâlâ hazretlerine yalvarıp yakarıyoruz. Üç Kul hüvallâhu ehad, üç Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, üç Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs sabah, akşam…
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
09.01.1983 -
Cennet Nimetleri, Elhamdulillahın
09.01.1983 -
Cehennemdeki Azap, Zakkum,
