16.01.1983 - Allah İçin Sevmek, Evlilik Duaları, Günahlar, Nafile Oruç, Orucun Hikmeti

16.01.1983 - Allah İçin Sevmek, Evlilik Duaları, Günahlar, Nafile Oruç, Orucun Hikmeti
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lev enne abdeyni tehâbbâ fillâhi ehadühumâ bi'l-meşrıki ve âheru bi'l-mağribi cemeallâhü beynehümâ yevme'l-kıyâmeti yekûlü hâzellezî künte tühibbuhû fîyye.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Okumuş olduğumuz hadis-i şerif Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunmuştur, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;
Lev enne abdeyni tehâbbâ fillâhi ehadühumâ bi'l-meşrıki ve âheru bi'l-mağribi cemeallâhü beynehümâ yevme'l-kıyâmeti. "Eğer iki kul Allah yolunda, Allah uğrunda, Allah rızası için birbirleriyle muhabbetleşmişlerse ahbaplık, dostluk etmişlerse birbirlerini sevmişlerse; birisi şarkta birisi garpta ise kıyamet gününde Allah, bu ikisinin arasını toplar ve buyurur: 'Benim uğrumda sevdiğin kardeşin işte bu!' diye ona bildirir."
Bu hadis-i şerif Müslümanların birbirleriyle muhabbet ettikleri zaman ahirette mükâfatının ne olacağına dair bir bize bilgi veriyor.
Demek ki iki Müslüman Allah rızası için birbirini sevmişse dünyada bir dostluk, ahbaplık kurmuşsa ve birisi dünyanın bir öbür ucundan öteki ucuna gitmiş, orada oturmakta ise Allah kıyamet gününde yine onları bir araya getirir. Sonra da buyurur ki; "İşte dünyada benim uğrumda sevdiğin kardeşin, al!"
Aralarının toplanması mümkün olmayan bir uzak mesafe, iki zıt uzak diyar…
Neden?
Çünkü insan sevdiğini yanında görmek ister ve sevdiklerinin yanında olmak ister. Hem sevdiğini yanında görmek ister hem de kendi de sevdiklerinin yanında olsun ister; iki taraflı bir şey var.
Hadis-i şerifte zımnen denilmiş oluyor ki;
Allah-u Teâlâ hazretleri mü'min kulların birbirlerini sevmesini sever de onlara cennetini nasip eder. Ondan sonra da dünyada onlar birbirlerini seviyorlardı, ahirette de birbirleriyle buluşsunlar, içlerinde bir mahzunluk olmasın, "Yahu benim o sevdiğim kardeşim nerede?" demesin diye onu onun yanına getirir, ötekini de onun yanına getirir ve birbirleriyle buluşturur. Gönüllerinde o keder de kalmaz. "Hani benim sevdiğim? Nerede kaldı, görünmez oldu, aradım; yok…" gibi bir şey olmaz. Buradan anlaşılıyor ki Allah-u Teâlâ hazretleri ikisini de birbirine kavuşturmak suretiyle o üzüntüyü de çektirmeyecek. O hasretliği, o iç burukluğunu da onlara cennette göstermeyecek!
Müslümanların birbirlerini Allah için sevmeleri dinin önemli direklerinden bir tanesidir, direk! Çok önemli hususlardan biridir.
"İnsan, istediği kadar çeşit çeşit ameller işlese istediği kadar hayr-u hasenât yapsa içinde hubb-u fillâh, buğz-u fillâh duygusu yerleşememişse bunlar ona fayda vermez!" diye hadis-i şerif var.
İnsan Allah için sevmeyi ve Allah için buğzetmeyi öğrenecek!
Buğz, kızmak nedir?
O da negatif bir sevgidir. Allah için seviyorsan Allah için de kızacaksın tabii elbet.
Sevdiğinin sevmediği şeyler olursa insan onların zıtlarına kızmaz mı?
Kızmak da normal sevmek de!
Onun için birbirilerimizi sevelim. Kavgayı, gürültüyü, kusur görmeyi bırakalım.
Dost gözü ile bakalım, o zaman hiç kusur görmezsin!
İnsan kendi evladında, kendi kardeşinde kusur görüyor mu?
Ama başkasına gelince kıyasıya tenkit ediyoruz. Bir kere dost gözü ile görüp sevmeyi öğrenelim.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemize böyle sevmeyi bilen bir gönül, kalp nasip eylesin.
Lev enne ehadeküm izâ erâde en ye'tiye ehlehû kâle bismillâhi Allahümme cennibne'ş-şeytâne ve cennibi'ş-şeytâne mâ razaktenâ fe innehü in kudiye beynehümâ veledün min zâlike lem yedurruhû'ş-şeytânü ebedâ.
Buhari, Tirmizî, Ebû Davud ve Ahmed b. Hanbel gibi kaynaklarda da olan bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz evlenen insanların -bey ile hanım- arasındaki muameleyi anlatıyor ve buyuruyor ki;
"Eğer sizden biriniz, eşine varmak istediği zaman şu duayı yaparsa eğer o beraberlikten Allah onlara bir evlat vermeyi nasip etmişse o evlada şeytan asla zarar vermez, hayırlı evlat olur."
O dua nedir?
Bismillâhi Allahümme cennibne'ş-şeytâne ve cennibi'ş-şeytâne mâ razaktenâ. "Ey Allah'ım! Senin adınla başlıyorum. Şeytanı bizden uzak eyle, bize ikram edeceğin evladımızdan da şeytanı uzak eyle!" diye dua ederse o evlada şeytan asla musallat olamaz, korunur.
Demek ki bizim şeytana uymalarımız vs. için de bir tedbir var, çaresi var. Demek ki onlardan korunmanın çeşit çeşit çareleri var. Çarelerinden birisi insanın sabahleyin kalktığı zaman evinden çıkarken yapacağı dua:
Bismillâhirrahmânirrahîm
Hasbiyallâh tevekkeltü alallâh lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah.
"İnsan Allah'a sığınarak yaparsa Allah onu korur!" diye hadis-i şerifler var.
"Abdestli gezerse şeytan musallat olmaz!" diye hadis-i şerifler var.
Bir de insan evlendiği zaman evliliği esnasında böyle dua ederse evlat şeytana hiç uymayacak demek. Hayırlı bir evlat olacak, melek gibi, tatlı bir çocukluk, tatlı bir delikanlılık, tatlı bir ömür sürecek. Güzel, iyi bir Müslüman olmasını istiyorsak bu duayı ezberleyelim.
Bismillâhi Allahümme cennibne'ş-şeytâne ve cennibi'ş-şeytâne mâ razaktenâ.
"Senin adınla ya Rabbi! Şeytanı bizden uzaklaştır ve bize ikram ettiğin evladımızdan şeytanı uzaklaştır!" diye dua edecek.
Her anda Allah-u Teâlâ hazretleri her yerde hazır ve nazır ya,
Müslüman her anda Mevla'sı ile bağlantılıdır. Her an Allah-u Teâlâ hazretleri ile bir yakınlık, bir ülfet, bir beraberlik hâlinde, bir ünsiyet hâlindedir. Huzur içindedir, Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzurunda olduğunun idraki içindedir. Her yaptığı şeyin Allah'tan geldiğini bilir, Allah'ın ikramı olduğunu bilir. Başına gelen hadisenin Allah'ın takdiri olduğunu bilir. Her şeyini ona göre yapar ve her yerde dualar vardır: Ayakkabısını giyerken dua vardır, yeni elbise giyerken dua vardır, evinden çıkarken dua, sofraya oturduğu zaman dua, sofradan kalkarken dua, yatarken dua, kalktığı zaman dua, yüz numaraya girerken dua, çıkarken dua, abdest alırken dua vardır…
Dua, dua, dua!.. Dua ne demek?
Allah-u Teâlâ hazretleri ile söyleşme! Yakınlıktan doğan, muhabbetten, idrakten, şuurdan doğan bir şey!
"Her şeyde bir dua, bu kadar dua çok olmaz mı?.."
Korkma olmaz, korkma! Allah-u Teâlâ hazretlerinin hak Resulü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Ayakkabınızın bağı kopsa Allah'tan isteyin!"
Ayakkabının bağı küçük bir şey değil mi, değer mi?
Büyük küçük…
Büyüğün Allah indinde büyüklüğü var mı? Senin istediğin şey [ne ki], dünyaları istesen ne olur?
Cennete en son girecek olan insan, cehennemde en son cezasını çekip de cennete en sonuncu girecek kişi. Artık cennetin cehennemin kapıları kapanacak, bitecek. Geçiş yok. O en son giren insana Allah-u Teâlâ hazretleri o kadar çok nimetler ihsan edecekmiş ki o da bir bahtiyar, neticede cennete girdi ya o bahtiyar zât sanacakmış ki; "
Gelmiş geçmiş insanların hiçbirisine bana verilen kadar [nimet] verilmemiştir!"
Hâlbuki cennette en aşağı mertebede, ta aşağıda! En azı kendisine verilmiş ama bana verilenden daha fazlası başkasına verilmemiştir, diye idrak edemeyecekmiş. O kadar bolluk, nimet! Allah-u Teâlâ hazretlerinin hazinesi sonsuzdur.
Sonra;
"Dua Allah'ın gizli ordularından bir ordudur. Hüküm tahakkuk etmişken hükmü geriye çevirir. Allah'ın kazasını, hükmünü geri çevirir. İşi döndürür, değiştirir."
Neden?
Allah duaya o salahiyeti vermiş. Sen O'nun huzuruna çıkıp el açıp istiyorsun ya seviyor. Ayet-i kerimede;
Kul mâ ya'beu biküm Rabbî lev lâ duâüküm. "Sizin duanız olmasa zaten neyiniz var!" deniyor.
Ne kıymetiniz var?
"Namaz kıldım…"
Kıldığın namaz nedir, neye yarar, tuttuğun oruç ne?..
Yaptığın hayır ne?
Zaten Allah vermiş, bir miktarını götürüp başkasına veriyorsun. Hepsini sana Allah vermiş, seni de Allah yaratmış, sana serveti de aklı da İslâm'ı da O vermiş; birazcık veriyorsun, bir şey yaptım sanıyorsun!
Üç kuruşluk bir mum alsa yandırsa
Cümle kâinatı ziyada sanır
Bazı insanlar çok büyük hayır yaptım sanır. Bir mum aldı yaktı, artık rahatlar, oh bitti!
"Ne yaptın ya!"
Bir mum aldın.
"Ne ile aldın?"
Allah'ın verdiği para ile aldın, imkân ile aldın!
Dua çok kıymetlidir. Çok şifalıdır, çok faydalıdır ve mutlaka insana bir kazanç sağlar.
Nasıl kazanç sağlar?
Allah-u Teâlâ hazretleri sana bu dünyada istediğini ya aynen, tıpkısını verir; veyahut o işi görecek ondan daha iyisini verir; veyahut da istediğin şey Allah'ın takdirine aykırı, onun murad etmediği, kâinatın akışına ters, istemediği bir şey ise o zaman ahirette onun yerine sevap verir.
İnsanlar ahirette amel defterleri açıldığı zaman farkına varmadıkları, sebebini bilemedikleri bazı sevaplarla karşılaşacaklar ve soracaklar. Diyecekler ki;
"Ya Rabbi! Defterimize, buraya bir sevap yazılmış, çok memnun olduk ama nereden yazıldığını bilmiyoruz ne yapmışız da olmuş ki hiç farkında değiliz!" Onlara denilecek ki;
"Kulum, bu senin dünyada falanca zaman yaptığın duanın mukabelesinde verilen mükâfattır. O zaman o istediğin şey olmayacak şeydi, olmayacak bir şey istedin ama ben onun için senin memnun olacağın şu sevabı verdim!"
Hatta insanlar o sevapların çokluğunu görünce keşke dualarımız dünyada verilmeseymiş de böyle sevap verilseymiş diye temenni de edecekler.
Hâsılı dua ettiğin zaman verilse bir hoş, ahirete mükâfatı tehir edilse bir başka hoştur. Buyurun edebildiğinizce hakka, hayra dua edin, bizi de duadan unutmayın.
Allah-u Teâlâ hazretleri iki cihanın hayrını ihsan eylesin.
Lev enne ehadeküm ya'melü fi's-sahretin sammâe leyse lehâ bâbün ve lâ küvvetün le harace amelühû li'n-nâsi kâinen mâ kâne.
İnsanın yaptığı amellerle ilgili bir hadis-i şeriftir. Allah-u Teâlâ hazretlerinin Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
"Eğer sizden biriniz kapısı penceresi olmayan bir taşın, sert, çatır çatır bir kayanın içine Allah'ın kudreti tarafından girmiş olsa da orada da bir iş işlemiş olsa o yaptığı her ne ise yine insanlara aşikâr olur."
Hadis-i şerifin izahında şârih, müellif buyuruyor: Tirmizî'den rivayet olunmuş ki; "Allah-u Teâlâ hazretlerinin kullar üzerindeki perdeleri sayılmayacak kadar çoktur!"
İnsan perdeyi, örtüyü niye örter?
Görünmesini istemediği şeyler görülmesin diye!
Perdeyi öyle çekmez miyiz?
Cama, evin içine perdeyi ondan yapıyoruz, banyoya perdeyi ondan yapıyoruz. Perde, görünmesini istemediğimiz şeyler için!
İnsanın üzerinde, Allah-u Teâlâ hazretlerinin çektiği perdeler sayılmayacak kadar çoktur. Ve kul günah işledikçe bu perdeler birer birer yırtılır, o perdeler çoktur ama o kul günahları ile o perdeleri birer birer hetkeder, parçalar, yırtar. Sonra o hâle gelir ki hiç perdesi kalmaz; yaptığı kusurun, günahın, suçun, kabahatin insanlardan gizlenmesine sebep olacak perde kalmaz. Onun üzerine Allah-u Teâlâ hazretleri buyurur ki;
"Ey meleklerim! Bunun bu günahlarını insanlardan saklayın!"
Melekler onu çepeçevre kuşatırlar ve görmesin diye kanatlarını gererler. Fakat kul yine günah işlemeye devam eder. Eğer tevbe ederse Allah o perdeleri tekrar ortaya koyar ama günah işlemeye devam ederse o zaman melekler derler ki;
"Ya Rabbi! Bu adam bizi yendi, bizi bastırdı, bizi mazur gör!"
Onun üzerine;
"Çekilin onun önünden!" deyince o zaman artık her yaptığı şey insanlara malum olur. Eğer bir karanlık evin içinde, bir karanlık gecede, bir karanlık odasının içinde bir kabahat işlese yine insanlar duyar.
Demek ki esas itibariyle Allah-u Teâlâ hazretleri nedir?
Settâr, günahları setredicidir. Allah-u Teâlâ hazretleri günahlarımızı faş etmiyor, sırlarımızı insanlara yaymıyor; bizim kusurlarımız, kabahatlerimiz içimizde kalıyor. Dışarıdan insanlar bizi adam sanıyor. Ne kusurlar işliyoruz, affediyor, setrediyor, örtüyor da herkes yine bize; "Ah mâşaallah, ne mübarek, ne nurlu!.." diyor. Ama ne kusurlar işliyoruz, çok perdeleri var, o da bir nimet!
Adın senin Gaffâr iken
Ayb örtücü Settâr iken
Kime varam sen varken
Cürmüm ile geldim sana
Dediği gibi, ne yapalım?
Düşe kalka gelen, yürüyen, günahkâr, cahil, zalim, hatası çok kullarız.
Allah bizleri edep sahibi etsin. Güzel kulluk etmekte, O'na güzel şükretmekte, ibadet etmekte, Onu zikretmekte bize yardımcı olsun.
Çok hatalıyız, Allah o hataları rahmetinden, lütfundan örtüyor. Bir bu dünyada örtüyor bir de ahirette örtmesi var. Allah-u Teâlâ hazretleri bizi mahşer halkına da rezil etmesin. Çünkü insanlar, insanların huzuruna çıkacak. Orada bir mahkeme olacak. O mahkemede suçlar birer birer ortaya dökülünce; "Tuh senin yüzüne! Biz de seni dünyada adam sanırdık, vay!.. Demek bunu da mı yaptın!.." diyecekler. Örterse orada da örter.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi kusur etmeyen, edepli, zarif, arif kullar eylesin. Kusurlarımızı affeylesin, setreylesin, örtsün.
Bir kul böyle tevbe ederse Allah affeder, örter, günahlarını bağışlar, kapatır, kimse görmez ama ısrarla günaha devam ettikçe perdeler bir bir kalkar da artık ne kadar gizlese aşikâr olur, belli olur.
Hadis-i şerifin manasına tekrar dönersek şerhteki izahtan sonra iyice anlaşılacak. Diyor ki;
"Sizden biriniz eğer sert bir kayanın içine, penceresi kapısı olmayan bir yerin, kayanın içine girmiş olsa orada bir şey işlese ameli ne ise o insanlara yine malum olur!"
Çatır çatır bir kayanın içinde, içeride hiçbir şey yok, çekirdek gibi…
Duyurursa Allah duyurur, örterse Allah örter. Allah-u Teâlâ hazretleri bizim günahlarımızı afv-u setreylesin.
Lev enne racülen sâme lillâhi yevmen tetavvuan sümme u'tiye mile'l-ardi zeheben lem yestevfî sevâbahû dûne'l-hisâb.
Hadis-i şerif Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunmuştur. Oruçla ilgili, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Eğer bir adam Allah rızası için tatavvu olarak bir gün oruç tutsa sonra o adama arz dolusu, yeryüzü dolusu altın verilse bu onun tuttuğu orucun sevabını karşılamaz!"
Çünkü orucun sevabını Allah bigayri hisâb verecek, hesaba gelmez şekilde verecek. İnsanın tatavvuan tuttuğu bir günlük oruç dünyalar dolusu altından kıymetlidir.
Tatavvuan ne demek?
Ramazan orucu farzdır, onu tutmaya mecburuz. Yapmazsak Allah insana; "Ey kulum! Ben buyurdum, niye tutmadın; gel bakalım, bunun bir hesabını ver! Ben sana Kur'ân-ı Kerîm'de Ramazan'da oruç tut, demedim mi?"
Yâ eyyühellezîne âmenû kütibe aleykümü's-siyâmu kemâ kütibe allellezîne min kabliküm lealleküm tettekûn.
"Gel ver hesabını!" der.
Onun hesabı da şiddetlidir.
İnne ahzehû elîmün şedîd.
"Çok şiddetlidir, elem vericidir; yakaladı mı insan fena olur."
Ama bunun dışında bir de mecburi olmayan oruçlar vardır ki kul onu Allah'ın rızasını kazanmak için bir fedakârlık olarak nefsini dizginlemek, terbiye etmek için Peygamber Efendimiz buyurmuş diye tutar. O çeşit oruçlara tatavvu derler, mecbur olmadığı hâlde bir sevap kazanayım diye tutulan oruç!
Böyle oruçlardan bir tanesi pazartesi-perşembe oruçlarıdır. Peygamber Efendimiz pazartesi-perşembe günleri oruç tutardı ve bize tavsiye ederdi. Bu oruçların bir kısmı kamerî ayların, ayın 13-14-15'inde, mehtaplı gecelerin gündüzünde tutulan eyyâm-ı biyz, ak günlerin oruçlarıdır. Daha başka sünnet olan oruçlar vardır. Veyahut da kişi bir zamanda; "Hadi bugün Allah rızası için oruç tutuvereyim." diye oruç tutar; işte bu çeşit, Allah rızası için farz olmadan tutulmuş oruçlara tatavvu derler. Böyle bir orucun sevabı şu dünyanın dolusu altından fazladır. Ölçülmez, o kadar kıymetlidir.
Bizim dinimiz böyledir.
Biz nasıl sevap kazanıp cennete gidiyoruz?
Allah bol bol mükâfat veriyor. Bir elhamdülillah diyoruz, lütfediyor. Bir oruç tutuyoruz, cömertlerin cömerdi olarak veriyor. Verdiği zaman üç-beş diye vermiyor, bigayri hisâb çok bol verdiğinden insan böyle çok ecirler kazanıyor.
Orucun kıymeti çok fazladır. Orucun ahlaki, nefsi terbiye edici, terbiyevî tarafı vardır. Oruç insana insanın kendi kendini tutmasını öğretir. Kendi kendine hâkim olmasını öğreten, hikmeti o olan, kendisini korumaya, takvaya, sabra alıştıran bir egzersizdir. Nasıl insan sabah akşam jimnastik yapıyor, ağır yük kaldırıyor indiriyor, koşuyor, bir şeyler yapıyor, bedenini alıştırıyor. Oruç da insanın kendisinin istediği şeyleri istediği zaman, iradesiyle yapmamaya, kendine hâkim olmaya alıştıran çok kıymetli, güzel bir ibadettir. Eşi emsali yoktur. Eski ümmetlere de Allah'ın emri oruç tutmaktır. Eski ümmetlerde de oruç vardı ama, Allah-u Teâlâ hazretleri; "Kırk gün oruç tutun!" buyurmuş, "Yok, biz elli güne çıkartalım da perhiz hâline getirelim!" demişler.
Perhiz ile idare ediyorlar.
Olmaz!
Orucun sevabı çoktur, elhamdülillah. Oruç insana çok şey kazandırır. Peygamber Efendimiz gençlere, delikanlılara "Oruç tutun, kendinize hâkim olursunuz; şeytana, nefse uymazsınız!" diye orucu tavsiye etmiştir.
Sonra insanın sıhhat kazanmasına orucun ne güzel faydası olur. Oruç tabii Allah rızası için tutulur, insana sıhhat de kazandırır. Fazla yağlar erir, fazla kilolar gider, mide dinlenir.
Her gün çalış çalış, haftada bir tatil yok mu hani?
Hatta şimdi haftada iki gün tatil var, cumartesi, pazar tatil oluyor o hâlde pazartesi-perşembe de oruç lazım: Mide tatili! Midenin istirahatinin faydası var, bunu tavsiye ederiz. Hesaba gelmez şekilde sevabı var, dünyalar dolusu altına bedel, altından fazla!
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
19.06.1983 -
Ana Babaya İtaat
15.05.1983 -
Cuma Bayramdır, Ensar
