İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

19.06.1983 - Ana Babaya İtaat

19.06.1983 - Ana Babaya İtaat
Hadisler Deryası

19.06.1983 - Ana Babaya İtaat

17.12.2025
21 dk 32 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Li-ya'meli'l-bârru mâ şâe en ya'mele fe-len yedhule'n-nâr. Ve liya'melil âkku mâ şâe en ya'mele fe-len yedhule'l-cennete.

Hafazanallah. Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Ana babaya mutî olmak ve iyilik yapmakla ilgili. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Muaz b. Cebel radıyallahu anh’ın bize naklettiğine göre buyuruyor ki:

Li-ya'meli'l-bârru mâ şâe en ya'mele fe-len yedhule'n-nâr. "Ana ve babasına mutî olup onlara evlatlık hizmetini güzel yapanlar, iyilik yapanlar ne isterse yapsınlar çünkü cehenneme girmeyecekler.

Ve liya'melil âkku mâ şâe en ya'mele fe-len yedhule'l-cennete. Ana ve babasına karşı gelip âsî olan, itaatsizlik eden, onları üzen, onlara kötülük eden kimseler de ne isterlerse yapsınlar çünkü cennete girmeyecekler."

Dinimizde ailenin çok mühim bir mevkii vardır. Bizim dinimizde iyilik yapanın iyiliğine karşı çok büyük bir saygı vardır. Anne ve babanın da iyiliği hiçbir iyilikle ölçülmez. Annenin fedakârlıkları, babanın sıkıntılara fedakârlıkları hiçbir şeyle ödenmez. Ve o iyilikler çiğnenmez. O iyilikler herhangi bir sebeple bir tarafa atılmaz. Dinimiz, "İnsanlara şükretmeyen Allah'a şükretmesini yapamaz, bilemez." buyuruyor. Yani Peygamber Efendimiz' in hadîs-i şerîfinden çıkan hüküm bu!

Allah-u Teâlâ hazretlerine şükretmek lazım ama Allah-u Teâlâ hazretleri sana o hayrın, o bereketin, o güzelliğin, o iyiliğin, o lütfun, o keremin gelmesinde kimi vasıta etmişse ona da şükran borcun var. Ona da teşekkür edeceksin. Allah vasıta etmiş, senin için zahmet çekmiş, o da ondan ecir kazanıyor; ona da teşekkür edeceksin. Evet, her şeyi takdir eden Allah-u Teâlâ fakat O'na şükredeceksin. O'na şükretmezsen, O'na teşekkür etmezsen vazife tam yapılmamış oluyor.

Bu iyiliklerin de en başta geleni ana babanın insana iyiliğidir. Yapılan iyilikler seneler geçince unutulur ama anne babanın şefkati, himmeti ve gayreti olmasa evlat büyüyemez. Çünkü insanoğlu şu dünyaya son derece aciz bir mahluk olarak geliyor. Hiçbir şey yapmaya muktedir değil bir durumda geliyor. Sonra yavaş yavaş, seneler geçerek gelişiyor, gelişiyor... Sinirleri, uzuvları, hareketleri, refleksleri, kabiliyetleri seneler içinde terbiye oluyor. Yavaş yavaş elini kaldırmayı, gözünün önünden geçen ışıklı şeyleri takip etmeyi, hareket etmeyi, emeklemeyi, ayakta durmayı öğreniyor. Ayakta durunca çok büyük bir iş yapmış gibi gülüyor, seviniyor. Yavaş yavaş bir, iki, üç adım atmayı öğreniyor derken eğitimi, yetişmesi için seneler geçiyor. Küçük bir gayretle olacak şey değil.

Civciv yumurtadan çıkar çıkmaz anasının peşinden koşup gösterdiği yiyeceği gagalamaya başlar. Öyle değil. Balıklar evlatlarının sayısını bilmezler. Yumurtalarını dökerler suyun içine, yumurtadan çıkar. Belki önüne rastlarsa evladını yer. Ama insanoğlu öyle değil. İnsanın evladı çok güç yetişiyor ve anne baba çok fedakârlık çekiyor. Çok zahmetler, meşakkatler çekiyorlar. Allah-u Teâlâ hazretleri bu zahmet ve meşakkati çeksinler, isyan etmesinler, terk etmesinler diye anne ve babanın kalbine bir büyük şefkat ve sevgi koymuş. O sevgi uğruna anne kendisini ateşe atar, evladını korumak ister. Öyle bir şefkat, öyle bir ibretli durum...

Evladın ne yapması lazım? Dinimiz vefa ve fedakârlık dinidir. Dinimiz iyiliğe mukabele etmek, iyiliği anlamak, iyilik yapana şükretmek, teşekkür etmek dinidir. Adalet ve ölçü dinidir. O halde ana babasına iyi muamele edecek, sözünü dinleyecek.

"Evladım sen küçükken ben, sen bana kaldır da böyle tokat vur, yumruk at, beni merdivenden aşağı yuvarla diye mi büyüttüm?"

"'Çıkart parayı, benim içki paramı vermezsen seni asarım, keserim!' de, diye mi büyüttüm ben seni? Salıncakta onun için mi salladım? Onun için mi geceleri uykusuz kaldım? Keşke bakmasaydım da ölseydin. Ölseydin de bu halleri görmeseydim. Sen de görmeseydin çünkü senin için de fena..."

Ana babaya yumruk vurmak, onu merdivenden yuvarlamak?.. Gazetelerde ne misallerini duyuyoruz.

Ana babaya iyilik etmek âyet-i kerîmede bize emredilmiş. Buyuruyor ki Allah-u Teâlâ hazretleri;

Ve kadâ Rabbüke ellâ ta'budû illâ iyyâhu ve bi'l-vâlideyni ihsânâ.

Âyet-i kerîmeye çok dikkat edin! Allah'ın kelamı, her sözünün ayrı bir hikmeti var.

"Allah-u Teâlâ hazretleri hükmetti ki kendisinden gayrısına tapmayasınız."

Başkasına boyun eğmek, başkasına itaat, başka şeye tâbi olmak yok. Allah'a tâbi olacaksın. Allah'tan gayrıya tapmayacaksın.

İnsan başka şeye tapar mı? Tapmış tabi... Her şeye tapmış; yıldıza, aya, güneşe, öküze, ağaca, taşa, puta, paraya, nefse, zevke... Bazıları tapmışlar, tapmaktalar ve tapacaklar. Allah ıslah etsin.

Başta; "Allah-u Teâlâ hazretleri hükmeyledi ki kendisinden gayrıya ibadet etmeyesiniz." diyor.

Allah'ın bizden ilk istediği ne? O'na şükrü ve kulluk vazifemizi yapmak...

Neden? O da bize en büyük iyiliği yapmış. Bize şu varlığı, bu emanetleri vermiş; gözümüz görüyor, elimiz tutuyor, kulağımız işitiyor, sağız, sâlimiz... Dünyanın başka yerlerinde insanlar birbirlerini katır katır kesip doğrarken, elhamdülillah huzur ve sükûn içindeyiz.

İçinde bulunduğumuz nimetler… İklim bakımından güzel bir iklimdeyiz; sıcağı var, soğuğu var. Manzara bakımından enfes bir yerdeyiz; dağı var, denizi var. Balık var, buğday var. Kıtlık çekmeyiz, gıdasızlık çekmeyiz, sebze sıkıntısı çekmeyiz. Yani dünyanın şahane bir yerini Allah-u Teâlâ hazretleri bize nasip etmiş.

Layık mıyız? Hiçbir şeye liyakatimiz yok. İki para etmeyiz ama lütf-u kereminden lütfeylemiş, buraları ihsan eylemiş. Bizim de değilken, dedelerimizin O'nun yolunda çalışması, gayretiyle... Dedelerimiz, "Ben bu dine hizmet edeceğim." diye kefeni boynuna dolamış, başına sarık diye sarmış, buraya gelmiş. Diyâr-ı gurbette, "Allah yolunda Müslümanları koruyacağım." derken Allah da "Gel kulum, sen bana böyle hizmet arzu ettin, ben de sana bu güzel diyarları vereyim." demiş.

İnne'l-arda lillâhi yûrisuhâ men yeşâ. "Yeryüzü Allah'ındır. Allah kime dilerse ona verir."

Sen kul ol, sana versin. Dedelerin kul olmuşlar, vermiş. Sen kulluğu terk ettin, aldı. Sen isteseydin Belgrad'dan Hicaz'a, Kırım'dan Cebel-i Tarık'a pasaportsuz gidip gelebilirdin. Kıymetini bilmedin, Allah-u Teâlâ hazretleri elinden aldı. Kıymetini bil, O'na kulluk et, yine olur. Her şeye kâdir, Allah-u Teâlâ hazretleri...

İlk vazifemiz, O'na kulluk etmek. Çünkü bütün iyiliklerimiz O'ndan. Neyimiz varsa O'ndan. Her şeyimiz Mevlâ'dan.

"Yâ Rabbi! Çok şükür verdiğin nimetlere..."

Her şeyi yerli yerinde; hastalığı yerinde, belası yerinde, cezası yerinde... Kahrı güzel, lütfu güzel, her şeyi güzel... Hepsi yerinde. Emin olun kahrı olmasa şu dünyada nizam olmaz. Kahrı da lazım... Lazım değil mi? Bazı insanların kahrolması gerekmez mi? Kahrı da lazım, lütfu da lazım... Sana da arada lazım... Hiç sıkıntı gelmese, sen aklını başına toplamazsın ki. Hiç sıkıntı gelmese, hiç imtihan olmasa, hiç başın dara gelmese, sen kolay kolay bu yola mı gelirsin? Hatırına gelmez... Gafil gafil, ot gibi, nebat gibi yaşar, geçer gidersin. Allah arada sırada dert, sıkıntı veriyor ki onda da hikmet var. O dertlerden, sıkıntılardan kurtulmak için büyük bir iltica yeri arıyorsun da "Aman yâ Rabbi!" diyorsun.

Allah'ı bildirten, "Aman yâ Rabbi!" dedirten hastalığa da merhaba... O da hoş!

Ya insan hiç Allah'ı bilmeden böyle gitse? Âhireti fena olsa?..

Günah bile hoş!

"Allah Allah, hoca bugün şaşırdı." diyeceksiniz.

Hadîs-i şerîften, Peygamber Efendimiz' in sözlerinden söylüyorum. Bir günah ki insana haddini bildirir. Kendisinde kalp kırıklığı, boyun büküklüğü meydana getirir. Burnunu kırar, edebini takındırır, boynunu büktürür de Mevlâ'ya yönelttirir. O günah; kendisini kibirli, azametli, kendini beğenmiş, mağrur bir insan haline getiren ibadetten daha hayırlıdır.

Namaz kılıyorsun, biraz hayr-u hasenât yapmışsın, biraz şöyle olmuş, böyle olmuş; çalımından yanına yaklaşılmıyor.  Bu fena!

Günah işlemiş, boynu bükük; haddini biliyor, sesi çıkmıyor kenarda. Bu daha iyi! Böyle bir gönül kırıklığı, Allah'a dönme meydana getiren günah, Allah'ın sevmediği kibir ve ucub durumuna düşüren ibadetten daha hayırlıdır, diyor.

Her şeyde hikmet var. Onun için her şeyi güzel. Bu dünyanın her şeyi güzel...

Meşâyih-i kirâmdan bir zât vaaz esnasında, sohbet esnasında demiş ki:

"Ey talebelerim, müritlerim! Söyleyin, sizin elinizde imkân olsaydı dünyayı nasıl yapardınız?"

Kimisi demiş ki; "Ben hiç kış yapmazdım, hep yaz olurdu."

Kimisi demiş ki; "Ben hiç gece yapmazdım, hep gündüz olurdu."

Kimisi şöyle kimisi böyle... Yani hayal ya! "Elinizde imkân olsaydı ne yapardınız?" deyince herkes bir şey söylemiş. Bir tanesi kenarda duruyor, hiç ses çıkartmıyor, boynu bükük. Söz ona gelmiş, demiş ki:

"Sen konuşmuyorsun, söyle bakalım fikrini."

"Efendim! Yazını, kışını, baharını; gecesini, gündüzünü düşündüm... Elimde imkân olsa, hiçbir şeyini değiştirmem. Kâinatın bu hâli, her şeyi güzel." demiş.

Gece olmasa nasıl istirahat edersin? Allah-u Teâlâ hazretleri elektrikleri söndürüyor ki herkes uyusun. Yanık olsa herkes bir gürültü patırtı peşinde koşar, rahatın kaçar. Kâinatın, dünyanın elektriklerini söndürüyor; herkes rahat ediyor.  Yoksa o ışık sönmese bu haşarı insanları tutabilir misin?

Herkes bir tarafta gürültü patırtı yapar, sana uyku uyutmazlar. Sokaklar çocuklarla dolu, oynarlar... Sen yorgun argın işten gelirsin, istirahat edemezsin... Gecesi güzel demek ki...

Kışı? Kışı da güzel... Kış olmasa bahar olmaz, yaz olmaz. Yazın bereketi olmaz, meyveler olmaz, mikroplar ölmez, dünya mahvolur. Yazı da güzel... Meyveler olgunlaşıyor, başaklar olgunlaşıp sarkıyor. Nesine baksan hepsi güzel; her şeyi mükemmel...

İnsanın kaşı güzel; gözü koruyor, terler geliyor aşağı akıyor. Kirpiği güzel, gözünün kapağı güzel... Burnu güzel, burnunun içindeki kılı güzel... Ağzı güzel, dili güzel, dişi güzel; ön dişlerin keskin, yan dişlerin öğütücü ve yaygın olması güzel... Her şeyi güzel işte... Daha ne istiyorsun? İbretle bakarsan hepsini görürsün. O’na şükretmek lazım...

Âyet-i kerîmede de buyuruyor ki:

"Allah hükmetti ki Allah'tan gayrıya ibadet etmeyesiniz."

İlk iş o! Tamam... Çok mühim bir şey, en önemli şey... Kabul ettik, âmennâ ve saddaknâ. Âyet-i kerîmeye boyun verdik, boyun büktük. Tamam! Ama bakın hemen arkasından ne diyor;

Ve bi'l-vâlideyni ihsânâ. "Allah ana babaya iyilik etmeyi emretti, hükmetti."

Kendisine şirk koşmayacaksın, ibadet edeceksin; hemen arkasından ana babaya iyilik etmeyi emrediyor. Hey evlatlar hey! Peygamber Efendimiz; "Annesi babası sağken âhireti, cenneti kazanamayanlara yazıklar olsun!" demiş. Kazanacaksın!

Bir hadîs-i şerîf var, ne kadar güzel bir hadîs-i şerîf; "Bir evlat; babasına, anasına hoş, gönlünü alacak bir şeyler yapar da onları kendisine güleç yüzle, sevgiyle, içinden, yüzünün hatları güleç, gözleri gülerek baktırtırsa bir köle âzat etmiş gibi olur." diyor Peygamber Efendimiz. Evlat için köle âzat etmiş gibi sevap olur.

Neden? Annesine gözleri gülerek baktırttı. Anne babasını, "Ah benim evladım, maşaallah..." diye gözlerinin içi gülerek baktırttı, öyle dedirtti ya... Al sana bir köle âzat etmiş gibi sevap, diyor.

Peygamber Efendimiz' in etrafındaki ashâb-ı kirâmından rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmain bir tanesi demiş ki:

"Yâ Resûlallah! Çok bakarsa ne olacak?" Günde 360 defa bakar. Evlat ana babayla sık sık karşılaşır.

Her seferinde Allah-u Teâlâ hazretleri köle âzat etme sevabını vermeye kâdir değil mi? Resûlullah Efendimiz, Allâhu Ekber! demiş.

Allah-u Teâlâ hazretleri mükâfatı vermekten aciz mi? Kâdir-i mutlak... Her bakışına bir köle âzat etmiş gibi sevap veriyor.

Allah cümleye akıl fikir versin.

İnsan ana babasına iyilik edecek. İyiliğin önemini belirtmek için âyet-i kerîmeyi okuduk. Allah-u Teâlâ; "Bana ibadet edin." diyor, arkasından, "Ana babaya iyilik edin." demiş oluyor. O kadar önemli... İslâm, evlatları ana babalara mutî ediyor. Dinimiz böyle, her şeyi gayet güzel ölçüler içinde yapmış.

Alman fabrikatörlerden birisi kendi işçilerini toplamış, demiş:

"Müslümanların Ramazan'ı geldi. İçinizde oruç tutacaklar ayrılsın."

Bizim işçiler, "Acaba oruç tutuyoruz desek mi demesek mi?" diye düşünmüşler, taşınmışlar. "Bu Alman kim bilir ne yapacak. 'Ben sizi işten ayırıyorum çalışamazsınız. Oruçtan dolayı vücudunuz zayıf düştüğü için verimli ve sıhhatli çalışamazsınız.' mı diyecek..." filan diye kimisi dememiş. Kimisi de bir adım öne çıkmış, cesaretle, "Ben oruç tutacağım." demiş. Üç-beş kişi ön tarafa çıkmış. "Peki, siz şöyle ayrılın." demiş. Fabrikanın personel müdürüne demiş ki:

"Bunlara bir ay maaşlı izin... İbadetlerini kolay yapsınlar. İbadet için hem maaşını, parasını ver hem de izinli sayılsınlar..."

Ötekilerden de başlamışlar, "Efendim, biz de tutacaktık..."

"Yok, geçti, geçti..." demiş.

Şimdi gelelim hadîs-i şerîfin izahına:

Anaya babaya iyilik yapmakta olan bir kimse ne işlerse işlesin çünkü cehenneme girmeyecek." diyor. Bu, biraz cesaretle söylemek gerekirse ne yaparsa yapsın ne kadar suç işlerse işlesin öteki büyük sevap olduğundan dolayı, o sevabıyla Allah onu cennete sokar demek. Ama sakın, "Ben anama babama itaat ediyorum binâenaleyh şu günahı işleyeyim." demeyin. O mânaya değil!

Buradan ne çıkıyor? Anaya babaya iyilik etmek sonunda döndürür dolaştırır, o insanı cennete sokar, cehennemden uzaklaştırır demek. Ama nasıl cennete sokar? Allah o kimsenin kalbine hidayet verir, kötülükleri ve yanlış işleri yaptırmaz, zulüm ve haksızlık ettirmez. Döner dolaşır, sonunda cennete gider.

Geçen gün hadîs-i şerîfte okuyorum, ne kadar hoşuma gitti. Bedevînin birisi gelmiş. Bedevî, çöl adamı, dağlı, köylü yani incelikleri bilmez kimseler demek... Ama Peygamber Efendimiz' e iman etmiş, mü'min, başımızın tâcı, sahâbe-i kirâmdan rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmaîn. Demiş ki:

"Yâ Resûlallah! Bana bir şey söyle, haber ver, bildir ki onu yapınca cehennemden kurtulayım, cennete gireyim. Nedir, ne yaparsam böyle olurum?"

Diyor ki Peygamber Efendimiz:

"Seni cehennemden kurtulmak, cennete girmek arzusu mu buraya getirdi? O mu seni harekete geçirdi?"

"Evet yâ Resûlallah."

"Peki, o halde adaletli, doğru, dürüst konuş ve malının fazlasını hayr-u hasenâta sarf et." diyor.

Düşünüyor, taşınıyor, samimi olarak diyor ki:

"Yâ Resûlallah, ben bunu nasıl yaparım? Yapamam. Kendi ihtiyacımı göreceğim, ondan sonra malımın fazlasını dağıtacağım... Bu zor gelir, yapamam. Bu dilim de durmaz, her zaman belki adaletli konuşamam. Bunu kolay yapamam."

Peygamber Efendimiz de o zaman buyuruyor ki:

"O halde ziyafet ver, açları doyur. Önüne gelene, bildiğine bilmediğine selam ver."

Düşünüyor taşınıyor; her zaman insanları toplayacak ziyafet verecek ve herkese selam verecek...

"Bu da bana ağır, bunu da kolay yapamam." diyor. O zaman diyor ki Resûlullah Efendimiz:

"Senin hayvanların var mı? Develerin, deve sürülerin var mı?" Bedevî ya, köylü ya;

"Var." diyor.

"Onlardan sütlü bir deveyi ayır. Bir de kendine bir süt tulumu edin. O tuluma sütü sağarsın, iki günde bir ancak içebilen bir yoksul aileye o sütü ikram edersin, onun gönlünü şen edersin." diyor.

Hani bazı insanların devesi, malı mülkü, bir şeyi yoktur. O zaman buzdolabı da yok tabi. Sütü her zaman içemiyor zavallı. Hurma bulursa bir hurma alacak... Onlar sütü içtiler mi, "Tamam, karnımız doydu, elhamdülillah." diye kalkarlardı. Biz, yemeği tıka basa yeriz, ondan sonra üstüne keyif olarak sütlü kahve içeriz. Neyse…

Peygamber Efendimiz; "Umarım ki deven helak olmadan, süt tulumun yırtılıp parçalanmadan, eskimeden cennetlik olursun inşaallah." diyor.

Peygamber Efendimiz öyle dedi mi olur! Hakikaten daha devesi helak olmadan, süt tulumu yırtılmadan şehit oluyor. Şehitler cennete gidecek, işte cennetlik oldu.

Allah esbâbını ihsan eder. Onun için ana babaya iyilik etmek lazım mânası çıkıyor. Öteki kısmı da "Anaya babaya âsî, karşı gelici, itaatsiz kimse de istediği işi yapsın. Cennete girmeyecek." O da cennete girmeyecek. Ana babayı hoşnut ve razı etmek lazım, başka çare yok.

Peygamber Efendimiz' in zamanında bir iyi çocukcağız, delikanlı kimse hastalanmış, ölecek. Fakat ne ruhunu teslim edebiliyor, "kelime-i şehadet getir" filan diye telkin ediyorlarmış ama ne de kelime-i şehadet getiriyor. Getiremiyor, söyleyemiyor...

Sen lâ ilâhe illlallah demeyi kendinde mi sanıyorsun? Allah'ın hoşuna gidecek, bir edebe uygun iş yaptın; tevbe mi ettin, istiğfar mı ettin, anan mı dua etti, baban mı dua etti de şu hayırlı yerde bulunabiliyorsun, şu lâ ilâhe illallah'ı diyebiliyor, şu ibadeti yapabiliyorsun. Yoksa yapamazsın.

O şahıs da lâ ilâhe illallah diyemiyormuş. Herkes hayret etmiş, gelmişler Resûlullah'a bildirmişler. Demişler ki:

"Yâ Resûlallah, bu kardeşimiz lâ ilâhe illallah da diyemiyor, canını da veremiyor."

Yanına varmış da anlaşılmış; anası ona biraz kırgınmış. Anası kırgın olduğu için lâ ilâhe illallah diyemiyor. Onun üzerine demiş ki:

"Ateş toplayın." Anası:

"Ne olacak?" demiş.

"Oğlunu çatır çutur yakacağız." demiş.

"Aman! Yok yakmayın, ben razı oldum."

Zaten Resûlullah Efendimiz' in maksadı yakmak değil. Yani demek istiyor ki; sen bundan hoşnut, razı olmaz, hakkını helal etmezsen bu cehenneme gidecek. Gözünün önünde yanmasına razı değilsin, orada ebedî yanmasına razı olur musun? Anasından hoşnutluk alınca o zaman kelime-i şehadet getiriyor, iman ile ruhunu teslim ediyor.

Allah büyüklerimize karşı saygılı, ana babamıza karşı hürmetkâr eylesin. Peygamber Efendimiz’ e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA