23.12.1983 - Yeminin Önemi, Cenaze Taşımak

23.12.1983 - Yeminin Önemi, Cenaze Taşımak
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salatu ve's-selâmu alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirin seyyidinâ ve senedinâ Muhammeden ve âlihi ve sahbihî ecmain ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd.
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umuri muhdesâtuha ve külle mühdesin bid'atün ve külle bid'atin dalaletün ve külle dalaletin ve sahibeha fi'n-nar. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehu kâl:
Men halefe alâ yemînin fe-raâ gayrehâ hayran minhâ fe'l-ye'tillezî hüve hayrun ve'l-yükeffir an yemînihî.
Ahmed b. Hanbel'de, Müslim'de, Tirmizî'de ve daha büyük kaynakların hepsinde olan yemin etmekle ilgili bir hadîs-i şerîf:
"Kim bir meselede yemin ederse…"
Şöyle böyle diye yemin etti…
Fe-raâ gayrehâ hayran minhâ. "Öyle yapacağım diye yemin etti ama öyle yapmamanın daha hayırlı olduğunu sonradan gördü."
Ne yapacak? "Bir kere yemin ettim" mi diyecek? Ne yapacak? Peygamber Efendimiz diyor ki;
"Eğer yapmamak, yemininden daha hayırlıysa o zaman onun daha hayırlı olduğunu görünce o hayırlı olan işi yapsın da yeminine de kefaret versin."
Yemin kefareti nedir?
On tane miskini sabahlı akşamlı doyurmak. Doyuruver, yemin etmeyeydin. Müslüman diline sahiptir; doyuruver, sevap olur. Onun namına, o yemini yapmamak için kefaret ödüyorsun. On fakir istifade edecek veyahut bir fakire on gün vereceksin. Netice itibariyle on tane olacak; on kişi de olabilir, bir kişiyi on gün de olabilir. Sabahlı akşamlı doyurursun. "Al bunu, yemek ye." diye parasını verirsen, yemez de sigaraya harcarsa… Kitap, "olmaz" diyor.
Ne yapacaksın o zaman?
Lokantacıyla anlaşacaksın; "Bu adam 10 gün gelsin, senden yesin, para alma bundan. Bedava olsun. Al parasını…" diyebilirsin veyahut her gün iki kilo un veya ona mukabil şey verirsin, öylece yemine kefaret olur.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "Yemin ettim diye hayırsız olan işte inat etme, hayırlı olan işi yap yeminin de kefaretini ver." diyor.
Men halefe alâ minberî ve lev alâ kadîbi sevakin ahdara kâziben kâne min ehli'n-nâr.
Peygamber Efendimiz'in adına yalan uydurmakla ilgili bir hadîs-i şerîf. Ebû Hüreyre radıyallahu anh rivayet etmiş ki:
"Kim benim şu minberimde…"
Demek ki Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere'de minberini göstermiş.
"Kim benim şu minberimde yemin ederse…"
Ve-lev alâ kadîbi sevakin ahdar. "İsterse bir yeşil misvak dalı için bile olsa…"
Yani bir ağacın bir dalı, kökü veyahut yeşil bir misvak dalı parçası için bile olsa kim benim bu minberimde yemin ederse…
Kâziben. "Yalan yere."
Küçük bir şey için bile olsa…
Kâne min ehli'n-nâr. "Cehennem ehlinden olur."
Orası Peygamber Efendimiz'in makamı, Peygamber Efendimiz'in mescidi, minberi… Orada yalan olmaz.
Çok zor.
Şimdi kimse "gık" diyemiyor tabi.
Hoca minbere çıkıyor, dinle imanla ilgisi olmayan adamın namına mecburen hutbede dua ediyor, onu methediyor. Tarih boyunca da olmuş, şimdi de oluyor.
Allah doğrudan bizi ayırmasın, böyle zilletlere düşürmesin, dobra dobra hakkı söylemek nasip etsin.
Peygamber Efendimiz'in minberinde bir yeşil misvak dalı kadar küçük, ehemmiyetsiz bir şey için bile yalan yere yemin eden cehenneme gider. Bu hadîs-i şerîften o anlaşılıyor.
Men halefe alâ yemînin fe-hüve kemâ halefe in kâle hüve yehûdiyyün fe-hüve yehûdiyyün ve in kâle hüve nasrâniyyün fe-hüve nasrâniyyün ve in kâle hüve berîün mine'l-İslâmi fe-hüve berîün mine'l-İslâmi ve meni'd-deâ da've'l-câhiliyyeti fe-innehû min cüsâ cehenneme ve in sâme ve sallâ.
Yeminle ilgili bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men halefe alâ yemînin. "Kim bir meselede yemin ederse…"
Yemin edilecek bir meselede yemin ederse…
Fe-hüve kemâ halefe. "Yemini hangi niyetle etmişse o olur, o duruma düşer." İn kâle hüve yehûdiyyün fe-hüve yehûdiyyün... "'Yahudi olayım ki bu böyle.' dese, yemin etse yahudi olur; 'Nasranî olayım ki böyle.' diye yemin etse nasranî olur; 'İslâm'dan berî olayım, İslâm'dan çıkmış olayım ki bu böyle.' diye yemin etse İslâm'dan çıkar." Ve meni'd-deâ da've'l-câhiliyyeti... "Kim cahiliye iddiasında bulunursa o cehennemin kütüklerinden bir kütük olur, eğer oruç tutsa namaz kılsa bile."
Peygamber Efendimiz; ve meni'd-deâ da've'l-câhiliyyeti, "cahiliye devri iddialarından bir iddiada bulunsa" diyor. Cahiliye devri, İslâm'dan önceki devreye denir. Cahiliyenin örfü, âdeti, huyu, ahlâkı, sistemi İslâm'dan ayrıdır. İslâm gelmiş, cahiliye devrinin hepsini yıkmıştır. İslâm pırıl pırıl bina edilmiştir, taptaze ve yepyenidir.
Eski iddiaları, kanaatleri, fikirleri, örfleri, âdetleri yaşatmak isteyen kimse ne olur?
Cehenneme kütük olur. İslâm geldi, haberin yok mu senin? Kendisine, "Onun hükmü kalmadı, İslâm'ın ahkâmına tabi olacaksın." denir.
"Eğer oruç tutsa ve namaz kılsa bile…"
İşte nazik bir nokta burası! Sırf namaz kılıyor görünmek, sırf oruç tutmak işi halletmiyor, İslâm ince. Hem ince hem de bir yekpare bütün.
"Bana işimden evime gidip gelmek, köyümden şehre inmek zor oluyor. Bir araba tekerleği alayım, gideyim."
Sen aklını muayene ettir. Bir araba tekerleğiyle senin işin hallolmaz ki sana dört tekerlekli bir araba lazım. Her şeyi tamam olacak. Dört tane tekerleği, motoru, şusu busu olacak. İçine girdiğin zaman çalışacak, götürecek.
Bir tekerini alsan olur mu? Bir direksiyon simidini alsan olur mu?
Olmaz! İslâm'da böyle! İslâmiyet bir bütündür, birazını al birazını bırak olmaz.
E fe-tü'minûne bi-ba'di'l-kitâbi ve tekfurûne bi-ba'd. "Allah'ın âyetlerinden bazısına inanıp da bazılarına kâfir mi oluyorsun?"
İnsan hepsini birden tutacak. Onun için namaz kılsa da, oruç tutsa da cahiliye örfüne, âdetine bağlı olursa yine cehennemin kütüğü olur.
İş ince!
"Demek ki ben, İslâm'ı bütün olarak öğrenmek zorundayım. Yarım yamalak öğrenirsem, bir tekerlek alınca olmadığı gibi, iş görülmediği gibi olmaz. Yalnız namaz kılsam, olmaz. Allah'ın öteki emirlerini de öğreneceğim."
Ha şunu bileydin! Hele şükür öğrendin. İslâm bir bütündür, her şeyini öğreneceksin.
"Hocam! Şimdi sen benim başıma büyük iş açtın."
Âhirette hesaba çekildiğin zaman çok büyük bir durumla karşılaşsan daha mı iyi? Şimdiden aklını başına devşir. Git, Diyanet'in neşrettiği, [Ahmed Hamdi] Aksekili'nin bir parmak kalınlığındaki İslâm Dini kitabını al, oku, öğren.
Akaid, ibadet vs. hepsini yazıyor. Her şeyi başından sonuna, İslâm'ın, İslâm hukukunun bütün bahislerini ihtiva eden bir kitap al. Mesela namazı, orucu, haccı anlatıyor da diğerini kesti, olur mu? "Şıp" diye kesildi, olur mu? Din bundan ibaret mi? Değil... O zaman bütün bahisleri tamam olan bir kitap alacaksın. İlmihal alırsan öyle. Fıkıh kitabı alırsan öyle. Tamamını yazan bir kitap al.
Yeminin ahkâmını aradığın zaman orada bul.
"Ben filanca yere yemin ettim."
"Ben bir trafik kazası yaptım, başım derde girdi. Dinî bakımdan ne olacak?"
Bulacağın bir kitap al. Miras taksimi, içki, eğlence, bağ bahçe, öşür zekât… hepsini ihtiva eden bir kitap alacaksın. Yarısını al yarısını bırak, olmaz. Sorarsın kitapçılardan, her şeyi tamam olan bir kitabı alırsın, İslâm'ın bütün bahislerini öğrenirsin. Gece uyuma gündüz durma, o bahisleri tamamla, İslâm'ın bütününü bir öğren. Çünkü cebinin altı delik, sen boyuna para koydum sanıyorsun, gidiyor. Bilmeden yapıyor. "Cahil daima can incitir." derler, çok hatalar yapar.
Tam bir din kitabı, ilmihal kitabı al, baştan sona her bahsi öğren. Çoluk çocuğuna da öğretmek senin borcun, vazifen… O senin şimdi yüzüne gülen evladın var ya, kıyamet gününde yakana yapışacak, soracak, diyecek ki;
"Yâ Rabbi! Bu babam bana dini öğretmedi."
Onun için âhirette baba evlattan, karı kocadan, kardeş kardeşten kaçacak. Sen burada öğret de yarın yakana yapıştığı zaman, "Öğrettim yâ Rabbi." de. Sen Allah'ın emirlerini okut, baştan sona tam olarak öğret. Yarım bırakma, ortasından kesik bırakma...
Men halefe alâ yemîni sabrin yaktetiu bi-hâ mâle'mriin müslimin hüve fîhâ fâcirün lakıyallâhu yevme'l-kıyâmeti ve hüve aleyhi gadbân.
Diğer hadîs-i şerîf:
Men halefe alâ yemînin masbûretin billâhi kâziben müteammiden li-yaktaa bihâ mâle ehîhi fe'lyetebevve' mak'adahû mine'n-nâr.
Bu iki hadîs-i şerîfin mânaları birbirine yakın.
Bir kimse mal devşirmek, para kazanmak, arkadaşının malını cebine indirmek için yalan yere yemin ederse cehennemlik olur, onu anlatıyor. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:
Men halefe alâ yemîni sabrin. "Kim sabır yemini ederse…" Yaktetiu bihâ mâle'mriin müslimin. "Onunla bir Müslümanın malını koparıp alıyor."
Yemin ediyor, malını alıyor.
Hüve fî-hâ fâcirün. "Ama yemini yanlış, yalandan yemin ediyor."
Hak yemin değil, yalancı şahitlik, yalandan yemin ediyor.
Lakıyallâhu yevme'l-kıyâmeti ve hüve aleyhi gadbân. "Yarın huzûr-ı Rabbi'l-âlemin'e gittiği zaman Allah-u Teâlâ hazretlerini kendisine karşı gazaplı bulur."
Allah ona gazaplı bir haldeyken O'nun huzuruna varır.
Geçen gün bir yüksek memur arkadaşı gördüm, diyor ki;
"Bakan beyin yanına akşam gidersem barut gibi oluyor, ben de sabahtan gidiyorum."
Akşama yoruluyor, sinirleri gevşiyor, küçük şeyden sinirleniyor. Bir dünya mevkiinin adamı, sinirlendiği zaman insan yanına girmeye korkar. Talebeler bilirler, hoca bir talebeyi bağıra çağıra imtihandan kovar, arkasındaki talebe başlar titremeye…
"Ne oluyorsun, sana bağırmadı ki…"
"Hoca sinirli! Şimdi ben yanına gittiğim zaman kim bilir bana ne yapar?" diye titrer. Allah-u Teâlâ hazretlerinin gazaplı haliyle O'nun huzuruna varacak. Allah-u Teâlâ hazretleri gazap etmiş bir vaziyette.
Neden?
Başkasının malını almak için yalan yere yemin etti. Hem de nasıl yemin etti?
Yemînî sabrin. "Sabır yemini."
Bu Araplar'da, "Benim dediğim doğru çıkıncaya kadar beni bağlayın, ben orada durayım." diye bir yemin tarzı. Yani kuvvetli bir yemin. Neden bu yalan yemini ediyor? Müslüman kardeşin malını almak için bu yalan yemini ediyor. İmza taklit edersin, yalancı şahit getirirsin, filancanın malını alırsın; al al, cehennemden ateş alıyorsun.
Diğer hadîs-i şerîf:
Men halefe alâ yemînin masbûretin.
Bu da yine bağlanıp da, "Sözüm yerine gelinceye kadar durmuş olayım ki" filan diye yemin etmek. Bir çeşit kuvvetli yemin...
Kâziben. "Yalandan yemin ediyor." Müteammiden. "Kasten." Li-yaktaa bihâ mâle ehîhi. "Bunu Müslüman kardeşinin malını koparmak için yapıyor." Fe'lyetebevve' mak'adahû mine'n-nâr. "Cehennemdeki oturacağı yeri hazırlasın."
Cehennemin katranları, irinleri, akrepleri, yılanları, çıyanları, dumanları, azapları, işkenceleri, zebanileri arasında yerini hazırlasın.
Aklı başında bir insanın, "İstemem öyle malı, aman aman ben helalini isterim." demesi lazım!
Ben öyle insan bilirim ki vefat etmiş, erkek kardeşi;
"Abla! Senin çoluk çocuğun çok, sana şu usulle taksimat yapalım." diyor.
"Yok, ben Allah'ın emri neyse öyle taksimat isterim." diyor.
"Abla, çoluk çocuğun çok… Sana biraz daha fazla gelir lazım, böyle taksimat yapalım."
"Olmaz, az da olsa Allah'ın taksimini istiyorum. Sonunda azap getirecek malı alıp da ne yapayım."
Ne yapar insan?
Men halefe alâ yemînin fe'stesnâ sümme etâ mâ halefe fe-lâ keffârete aleyhi.
Men halefe alâ yemînin. "Kim yemin edilecek bir meselede yemin ederse…" Fe'stesnâ. "Ama istisna ederse…"
İstisna etmek; "inşaallah" diye işi Allah'ın meşiiyetine bırakmak, demek. Yani, "Allah dilerse şöyle yapacağım." demek.
Sümme etâ mâ halefe. "Sonra o yemin ettiği ve 'yapmayacağım' dediği şeyi yapmak durumuna gelirse…"
Yemin etti ama yine yaparsa…
Fe-lâ keffârete aleyhi. "Ona kefaret gerekmez."
Neden?
"İnşaallah, Allah dilerse böyle yapacağım." dedi, şarta bağladı, istisnası var. Onun için ona kefaret gerekmez.
Men halefe bi'l-emâneti fe-leyse minnâ. Ve men habbebe zevcete'mriin ev memlûkehû fe-leyse minnâ. "Kim emanete yemin ederse bizden değildir. Kim kadını, kocasına karşı veyahut köleyi, efendisine karşı kışkırtırsa bizden değildir."
Emanete yemin etmek ne demek?
Peygamber Efendimiz, "Emanete yemin ederse bizden değildir." diyor, öyle etmememiz lazım!
Emanet, "farzlar" demek. "Farzlara yemin ederse…" manasına gelir diye açıklamış, ey el-ferâiz diye izah etmişler. Bir de "iman" manasına gelir demişler. Yani, "Dinime, imanıma ant olsun." demiş ve yemin etmiş gibi oluyor; "O bizden değildir." diyor. Peygamber Efendimiz, "Böyle yemin etmeyin." diye buyurmuş.
Kim bir kocanın zevcesini, karısını, hatununu kışkırtır, fışkırtır, aleyhinde tahrik eder, aklını çeler, bozarsa… Veyahut köleyi efendisine karşı fesatlarsa o da bizden değildir. Demek ki aile saadetini bozacak iş, kadının yanına girip konuşup da kocasıyla arasını bozmak, çok kötü bir şey... Demek ki köleyle efendisinin arasını bozmak da çok kötü bir şey…
Bunu neden yaparlar? Bunu bazen kadına göz koyar birisi, evlenmek için yapar. Ondan boşansın da sonra ben alayım diye... Veyahut o köleyi o satsın da ben alayım diye… İşte böyle fasit fikirlerle yaparlar ama Peygamber Efendimiz diyor ki;
"O bizden değildir."
Haydi bakalım, Peygamber Efendimiz kovdu, nereye giderse gitsin.
Men halefe bi-sûretin mine'l-Kur'âni fe-aleyhi bi-külli âyetin keffâretün in-şâe berre ve in-şâe fecere.
Yeminle ilgili diğer bir hadîs-i şerîf:
"Kim Kur'an'dan bir sûre adına yemin ederse…"
"Yâsîn sûresine ant olsun ki! Fâtiha sûresine ant olsun ki!" filan gibi Kur'an'dan bir sûreye ant içerse, yemin ederse…
"Onun her âyeti için bir kefaret lazım gelir. İsterse yeminini tutsun, isterse tutmasın. "
Demek ki Kur'an'a yemin etmek yok. Peygamber Efendimiz;
"Doğru da olsa, eğri de olsa kefaret gerekir." diyor.
Demek ki öyle başka başka şeye yemin etmek, Kur'an'ı filan karıştırmak yok. Şiddetli bir yasak bu…
Men halefe bi'l-meşyi ev bi'l-hedyi ev ceale mâ lehû fî sebîlillahi ve fi'l-mesâkîni ev-fî ritâci'l-Ka'beti fe-keffâretuhû keffâretü yemînin. "Kim yürümeye yemin ederse veyahut 'Kâbe'ye şunları hediye edeceğim' diye yemin ederse veyahut 'Malımı Allah yolunda sarf edeceğim' diye yemin ederse veyahut 'Miskinler yolunda sarf edeceğim' diye yemin ederse…"
Burada ritâc demiş, şerhte riyah demiş, ibarede fark var. Bu ritâc daha esastır, diyor. Ritâci'l-Kâ'be, "Ben malımı Kâbe'nin imarına sarf edeceğim, ona tahsis edeceğim." gibi bir manaya geliyor.
Kim bu tarzlarda yemin ederse…
Fe-keffâretuhû keffâretü yemînin. "Yerine getiremeyeceği şeylere yemin ederse, yemin kefaretini verir."
Hepsini yapamayacak tabii, yapamayacağı şeyler söylenmiş oluyor. Peygamber Efendimiz, "Yeminini bozma kefareti verir." buyurmuş.
Men hamele bi-cevânibi's-serîri'l-erbai ğufire le-hû erbaûne kebîreten.
Men hamele kavâime's-serîri'l-erbaa îmânen va'htisâben hattallâhu anhu erbaîne kebîreten.
Birisi Vasileti'bni Atâ'dan radıyallahu anh; diğeri de Enes b. Malik'ten radıyallahu anh… Peygamber Efendimiz ilk hadîs-i şerîfte buyurmuş ki:
Men hamele bi-cevânibi's-serîri'l-erbai. "Cenaze tabutunun dört bir tarafını kim taşırsa…"
Hani, Bismillâhi alâ minneti Resûlillah, cenazenin bir tarafından başlıyoruz, arkaya geçiyoruz, öbür taraftan başlıyoruz, arkaya geçiyoruz…
"Kim dört tarafından böyle cenazeyi taşırsa Allah onun kırk büyük günahını affeder."
Ğufire lehû. "Affolunur, mağfiret olunur." Erbaûne kebîreten. "Kırk büyük günahı affolunur."
Diğer hadîs-i şerîfin ifadesi şöyle:
Men hamele kavâime's-serîri'l-erbaa. "Tabutun dört ayağını kim taşırsa…" Îmânen va'htisâben. "Allah'a inanmış olarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek…" Hattallâhu anhu erbaîne kebîreten. "Allah onun kırk büyük günahını üzerinden siler, düşürür."
Allah-u Teâlâ hazretleri sizi sıratı mustakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin. Marifetullaha erdirsin. Aşkullahı, muhabbetullahı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı nasip etsin.
Bi hürmeti esrâr-ı sûreti'l Fâtiha.
26.06.1983 -
Cumanın Fazileti, Altı
23.01.1983 -
Sadaka, Tevekkül Etmek
