13.05.1984 - Allah Yolunda Ağaran Saç, Güzel Huylar

13.05.1984 - Allah Yolunda Ağaran Saç, Güzel Huylar
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Makâmu raculin fî saffin fî sebîli'llâhi hayrün mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. Ve men remâ bi sehmin fî sebîli'llâhi fe beleğa ahta'e ev esâbe fe bi ıtki rakabetin ve men şâbe şeybeten fî sebîli'llâhi kânet lehû nûran yevme'l-kıyâmeti.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadis-i şerifte cihadın faziletinden bahseylemiş buyurmuş ki sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
Makâmu raculin fî saffin fî sebîli'llâhi hayrün mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ.
Makâm Türkçedeki mânasına değil, mastar-ı mîmi; "kâim olmak, ayakta durmak" mânasına burada. Makâmu raculin. "Bir adamın durması".
Nerede?
Fî saffin. "Harpteki ordu dizisinde, ordu sırasının safında durması." Fî sebîli'llâhi. "Allah yolunda ordunun bir sırasında, taburda durması -savaşta saf saf olurlardı eskiden- o safta durması." Hayrün. "Daha hayırlıdır." Mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Dünyanın bütününden ve dünyanın içinde ne varsa hepsinden hayırlıdır."
Eskiden ordular insanların bilek gücüyle çarpışırdı, nihayet birbirlerine bileklerinin kuvveti kadar çekebildikleri yaylarla ok atarlardı veyahut saban dedikleri içine taş koyup çevirip çevirip atarlardı; o devirde yapabildikleri bundan ibaretti. Hepsi bilek gücüne dayanıyor. Otuz, kırk, elli, yüz metrelik mesafede savaşıyorlardı. Onun için iki ordu karşılaştıkları zaman karşı karşıya dizilirlerdi. İlk önce "Var mı sizden bir er kişi?" diye mübâriz denilen bileğine, gücüne güvenen tek kişiler çıkardı. Karşı taraftan er dilerdi. Onun karşısına birisi gelince savaşırlardı. Kim kimi yenerse iki taraf onu seyrederdi. Ondan sonra bir tane daha, bir tane daha derken hücum emri verilince birbirlerine karışırlar, savaşı öyle yaparlardı. Saf saf bağlanırlardı: birinci saf, ikinci saf, üçüncü saf… Bir saf hücum eder, öteki askerler hazır beklerdi. Öndeki safa ne olacaksa olduktan sonra ikinci safa hücum emri verilirdi. Bu durumu bilince kelimelerin mânasını daha iyi kavrar insan.
İşte, insanın Allah yolunda bir safta bir müddet durması, birazcık durması, o safa katılması, o harbe iştirak etmesi dünyadan da dünyanın içindeki her şeyden de daha hayırlıdır.
Şimdi bu sözün herkes kelimelerini biliyor da derinlemesine anlaşılması için diyelim ki:
"Dolmabahçe sarayını sana vereceğim, şunu yap."
O işte hayat tehlikesi bile olsa deriz ki:
"Zaten şu hayatta şu sene yaşadım, fakirlikten kurtulamadım, belimi büktü fakirlik, hiç olmazsa ben ölürsem çoluk çocuğum rahat eder. Şu saray Dolmabahçe'de, denizin kenarında, içindeki avizeleriyle, altınlarıyla, gümüşleriyle her şeyi ile, bembeyaz işlenmiş muhteşem kapılarıyla hepsi bana verilecek…"
Canını bile insan görmez. Benden sonra çoluk çocuğum rahat etsin. Öyle Dolmabahçe sarayı değil;
"İstanbul'u sana veriyoruz, Boğaziçi'ni sana verdik, otomobil galerisini sana verdik…" deseler, içinde Mercedesler var, çeşitli kıymetli arabalar var… Yani insanın aklı bir karışır. Dünya içindeki her şeyiyle; dünyanın içinde mevcut olan altını, gümüşü, malı, köşkü, sarayı, denizi, bahçesi, köşkü, gölü, sahili hepsi dahil bunları bir tarafa koy:
"Allah yolunda bir müddet safta durmak dünyadan, dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır." buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Onun için Allah hepimizin gönlünde; Allah yolunda savaşmak, cihat etmek, gerekirse malımızla, icap ederse canımızla çarpışmak duygusunu yerleştirsin. Bizim buralarda durabilme sebebimizdir bu duygu. Biz şu anda buradayız ya, yani İstanbul'dayız, eskiden bizim değildi, biz Orta Asya'dan gelmişiz. Tarihler böyle diyor.
Orta Asya'dan niye geldik?
"Allah'ın dinine hizmet edelim" diye geldik. Müslümanları hududa getirdik, yerleştirdik. Söğüt, Bursa tarafına yerleştik ki düşmanlar hücum ettikleri zaman ilk biz karşılayalım diye. Dedelerimiz öteki İslâm âlemi rahat namaz kılsın, arka tarafta huzur içinde yaşasınlar diye Haçlı Seferlerine vesaireye karşı hudutlarda bekçiliğe razı oldular. Canlarını Allah yolunda vermeye razı oldular. Allah-u Teâlâ hazretleri niyetlerinin hâlisliğine baktı;
"Siz bana bu kadar fedakârlık yaparsanız ben de size bahşederim." dedi bahşetti.
Bugün burada nefes alıyorsak, hür, sıhhatte afiyette isek bunun sebebi dinimizdir, Allah-u Teâlâ hazretleridir; Allah-u Teâlâ hazretlerinin dinidir, dininin ahkâmıdır, bize verdiği terbiyedir.
İnsan, burada, bu sebeple bulunurken bu dine karşı çıkarsa ne olur, düşünün? Burada bulunmamızın sebebi olan, varlığımızın sebebi olan bu duyguya karşı çıkarsa ne olur?
Bilmem ne demek lazım artık! Ne demek lazım geldiğini herkes bildiği için burada kesiyorum.
Allah akıl fikir, şuur versin. İnsan bir kimseye "benim yerime otur" dediği zaman tramvayda, otobüste, vapurda "teşekkür ederim" diyor.
Hiç mi teşekkür duygusu yok?
Adamcağız Allah rızası için canını vermiş; şehit, hiç olmazsa hayırla yâd et. Utanmaz mısın?
Birisine bir şeker ikram ettiği zaman "teşekkür ederiz" dersin. Sana İstanbul'u vermiş, çarpışmışlar, surları yıkmışlar, Vatan caddesinin kenarında, Topkapı'da, Edirnekapı'da, Yedikule’de görüyorsunuz; koca surları aşmışlar, bayrağı dikmişler, bu tarafa geçmişler.
"Al buyur yaşa."
Bir teşekkür borcu… İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a hiç şükredemez, hiç. Allah insaf versin, onlar öyle yapıyor; bize ne oluyor?
Onun mayasında ne var bilmiyoruz. İngiliz'in mi avukatlığını yapar, Yahudilerin mi yapar, Rum'un mu, Bulgar'ın mı yapar?..
Bize ne oluyor? Bizim dedelerimiz…
Ve men remâ bi sehmin fî sebîli'llâhi."Kim Allah yolunda bir ok atarsa, Allah yolunda yayını çekip de 'Bismillah' bir ok atarsa, bunda bütün gayretini ortaya koyarsa. " Fe belega ahta'e ev esâbe. "İsterse nişan aldığı kişiye vursun isterse vurmasın, ister isabet etsin isterse kenara kaçsın; rüzgâr olur, eli titrer, gücü yetmez, oraya ulaşamaz ister yetişmesin ister yetişsin." Fe bi ıtki rakabetin. "Mukabelesinde Allah bir köle azat etmiş gibi sevap verir." Bir oka.
Ve men şâbe şeybeten fî sebîli'llâhi. "Kim Allah yolunda saçı sakalı ağartırsa, saçına sakalına ak düşerse, ihtiyarlarsa." Kânet lehû nûran yevme'l-kıyâmeti. "Bir kılı bile ağarsa kıyamet gününde ona nur olur. Allah yolunda ağaran o saç, sakal, bıyık nur olur ona."
Onun için bizim büyüklerimiz demişler ki:
"Nurdur koparma o beyazı. Daha gencim, sakalım bembeyaz görünecek, ihtiyar sanacaklar, nurdur, kim ne derse desin, Allah seviyor." demişler.
Buradan anlaşıldı ki Allah yolunca cihat etmek lazım. Allah yolunda dinimize hizmet etmek lazım, bu hizmette başarıya ulaşırsa da ulaşmazsa da sevap var, Allah yolunda çalışıp çabalayıp ihtiyarlarsa insan kılı bile ağarsa, kılı bile nur olacak. Peygamber Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde buyuruyor ki;
İttekû'z-zulme fe inne'z-zulme zulumâtün yevme'l-kıyâmeti.
"Zulmetmeyin, çünkü zulüm kıyamet gününde karanlık olacak, sağını solunu göremez hale gelecek, kapkaranlık."
İnsana kabrinde, sıratta, ahirette nur lazım. İşte o, nur oluyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi nursuz eylemesin. Önümüzü, arkamızı, sağımızı, solumuzu, aşağımızı, yukarımızı, cildimizi, etimizi, kemiğimizi, iliğimizi, içimizi, dışımızı, aklımızı, fikrimizi, gözümüzü, kulağımızı, dilimizi nur eylesin.
Mekârimü'l-ahlâki inda'llâhi selâsetün: Tağfiru ammen zalemeke ve tu'tî men haremeke ve tasilu men kata'ake
Enes İbn Mâlik rivayet etmiş, Müstedrek kaydetmiş bu hadis-i şerifi. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Allah nazarında asil huylar üç tanedir."
Üç davranış tarzını bize tarif ediyor Peygamber Efendimiz. "O davranış tarzının menşei olan duygu güzel duygudur." demek istiyor. Ne buyurmuş Efendimiz?
Tağfiru ammen zalemeke. "Sana zulmedeni bağışlarsın; kusurunu her yerde söylemezsin 'bana filan şöyle yaptı, böyle yaptı' diye nakletmezsin, sabredersin, susarsın, kapatırsın ağzını, sana zulmedenin karşılığını vermezsin."
Ve tu'tî men haremeke. "Senden esirgeyen kimseye sen verirsin." O sana istediğin zaman vermedi, sen ona verirsin. Sıkıştın, komşuna gittin; senet geldi, kasanda para yok;
"Yarın vereceğim, bana şuradan on bin lira para ver."
"Yok, vermiyorum." dedi. Ertesi gün o sıkıştı, kıvranıyor, bir taraftan da utanıyor senden para istemeye, sıkışmış, parası çıkmamış;
"Al, iki gün sonra verirsin." diye gülerek söylersin, o vermedi ama sen verirsin; vermeyene verirsin.
Üçüncüsü ve tasilu men kata'ake. "Senden ilgiyi kesene sen gider gelirsin." demektir. O seni defterden silmiş, gelmiyor gitmiyor, sen ona gelir gidersin.
Bunların temelinde hangi duygu yatıyor?
Kötülüğe iyilikle mukabele etme sabrı yatıyor. Sabır, yani senin de canın sıkılıyor, kızıyorsun ama kötülüğe kötülükle mukabele etmeyi herkes yapar. Bu her kişinin kârıdır. Kötülüğe iyilikle mukabele etmeyi herkes yapamaz, o er kişilerin kârı, şanıdır diye "hadi affettim" dersin, affedersin. Allah o zaman seni sever; karşılıksız olursa. O adam sana iyilik etmiş, sen de ona iyilik ediyorsun; ve'l-mükâfeeti bi's-sanâyi'i. "İyiliğe karşı iyilik yapmak" doğru ama kötülüğe karşı iyilik yapmak çok güzel. O yüksek bir sabır, tahammül, aldırmazlık, ses çıkartmamak bilmezlikten gelmek, yutkunmak istiyor; herkes yapamıyor onu. Onu yapamadığımız için de cemiyetimizde bir sürü dargın, küskün, kavgacı insan oluyor…
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
25.03.1984 -
Geçim Sıkıntısı Duası,
27.03.1983 -
Sıla-i Rahim, İman
