02.06.1985 - Faziletli Dualar

02.06.1985 - Faziletli Dualar
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men kâle "sübhanallâhi ve bi-hamdihî" miete merretin huttat hatâyâhu ve in kânet misle zebedi'l-bahri.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş hadîs-i şerîf. Peygamberimiz bu hadîs-i şerîflerde bizlere bazı duaları tavsiye edecek, onların faziletlerini bildirecek.
Onun için elinizde kaleminiz kâğıdınız varsa bunları yazmak üzere çıkarırsanız uygun olur. Veyahut yoksa hafızanızda karıştırmadan canlı tutmak için gayret ederseniz iyi olur. Nasıl Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanında sahâbe-i kirâm meclisine gelirlerdi de ondan duydukları sözü kapıp aynen kulaklarında muhafaza edip başkalarına naklederlerdi; bakalım ne kadarı hatırınızda sağlam kalacak?
Okuduğumuz hadisler basılmış Râmûz metninin 432. sayfasındadır, o hatırınızda kalsa oradan da unuttuğunuz zaman bakabilirsiniz. Çünkü çok kıymetli şeyler var. "Ah kaçırmasaydım keşke!" diye insanın unuttuğu zaman hayıflanacağı güzel hadîs-i şerîflerle müjdeler var.
Peygamber Efendimiz birinci hadîs-i şerîfte -Râvisi Ebû Hüreyre. Buhârî, Müslim, Tirmizî'de var.- buyurmuş ki;
Men kâle "sübhanallâhi ve bi-hamdihî" fî yevmin miete merretin. "Her kim bir günde yüz defa sübhanallâhi ve bi-hamdihî derse..." Huttat hatâyâhu ve in kânet misle zebedi'l-bahr. "Eğer günahları denizin köpükleri sayısınca bile olsa affolunur."
Dile kolay, hatırda tutulması kolay bir tesbihtir. Hatırınızda tutun.
Kişi her gün eline tesbihi alıp yüz defa ne diyecek? Sübhanallâhi ve bi-hamdihî. Bu kadar. Çok kısa. Sübhanallâhi ve bi-hamdihî.
Kim günde yüz defa böyle derse bütün günahları üzerinden alınır, dökülür, silinir, üzerinden, omzundan kaldırılır eğer denizin köpükleri kadar da çok olsa...
Mâlum deniz dalgalanır, dalgalar birbirine vurdukça dalgaların üstünde de sayısız köpükler meydana gelir; saymaya imkân yok. İşte bu kesretten kinâye olarak hadîs-i şerîflerde çok geçer; "denizlerin köpükleri sayısınca". Yani ne kadar çok günahı olsa da Allah-u Teâlâ hazretleri o günahları koyuyor, o kulunu affediyor.
Çok günahkâr olduğumuza göre, hatamız, kusurumuz çok olduğuna göre, demek ki biz de her gün bunu kendimize inşaallah âdet edinelim. Her gün yüz defa sübhanallâhi ve bi-hamdihî, sübhanallâhi ve bi-hamdihî... beş dakikada biter. Beş dakikada biter ama sevabını ölçmeye imkân yok; insana ne kadar kâr getirir...
"Bu husus... Acaba Peygamber Efendimiz' den bu hadîs-i şerîf hakikaten rivayet olunmuş mu?"
Yok, ona hiç itiraz etme! Buhârî'de, Müslim'de, Tirmizî'de, İbn Mâce'de, Ahmed b. Hanbel'de var. Hadis kaynaklarının en sağlamlarında var. Zaten bu kelimeyi bize tavsiye eden başka hadîs-i şerîfler de var. Ve bir de bazılarında ilavesi var, ilavesiyle bize anlatan başka hadislerden de biliyoruz ki bu sözler çok kıymetli!
"Bu söz az değil mi, bu kadar sevabı kazanmak için? Sübhanallâhi ve bi-hamdihî, kısaca; harflerini saysam şu kadar, kelimelerini saysam şu kadar. Buna niye bu kadar çok sevap verilmiş?"
Mânası derin!
Demiştim ki size:
"Biz cennetin arsasını satın alabilir miyiz?" Alamayız. Boğaz'da bile alamıyoruz. Ancak Arap milyonerleri, cebine parayı deste deste [koymuş], milyonlar su gibi... Binlerden bahseder gibi milyonlardan bahsedersen; yüz milyona, iki yüz milyona, elli milyona, seksen milyona oradan öyle bir şey alınıyor.
Neden? "Boğaz güzel bir yer hocam; manzaralı, önünde deniz var, iki tarafı yeşillik, havası güzel. Ondan pahalı."
Ya cennet? Cennet boğazla kıyas olunur mu? Tariflere sığar mı? Sığmaz.
Cennette bir insanın mülkü, bu dünya kadar ve bu gökler kadar çok olacak. En aşağı seviyedeki insan... Bütün cennet ehlini yukarıdan aşağıya bir, iki, üç, dört, beş, altı... sıraladık. Sondan en aşağıdakine o kadar çok yer verecek ki Allah cennette...
Ne kadar verecek? Bu yeryüzü kadar ve bu gökler kadar yer verecek. En sonuncuya!
En sonuncu kim olacak? Cehennemde yaptığı kabahâtlerden dolayı yanıp yanıp yanıp yanıp da ondan sonra "Kabahâtlerinin cezası tamam oldu, hadi bakalım cennete..." diye hayat suyuyla yıkanıp cennete en son giren insan. Kömür olacaklar... İnsan birbirine yapışmış kömür gibi olacak... Ama Allah-u Teâlâ hazretleri onu nehrü'l-hayâtın hayat suyuyla yıkadığı zaman o cehennemden çıkmış, kömürleşmiş insan tekrar canlanacak, ondan sonra o cennete girecek. Onlara "cehennemîler" diyecekler.
Neden? "Bunlar cehenneme girdi çıktı. Oradan geldiler." diye. Hani "muhacir" diyoruz ya, onun gibi onlara "cehennemîler" denilecek.
Peygamber Efendimiz onlardan bir tanesinin hâlini anlatıyor: Diyecekmiş ki:
"Yâ Rabbi! Beni şu cehennemden kurtar, başka bir şey istemem!"
Kurtaracak. Kurtaracak ama cehennemin alevleri gözünün önünde, işkenceleri gözünün önünde, feryatlar, figanlar... Çok feci bir sahne... Hani insan kötü bir sahneye bile bakamıyor. Gözünün önünde mesela tavuk kesmeye bile insan dayanamıyor da gözünü kapatıyor, başını çeviriyor... Veyahut ameliyat olurken... Veyahut adam aşı olacak; kocaman, kazık kadar adam; koluna iğne yapacaklar, başını bu tarafa çeviriyor.
“E efendi, ne oluyorsun ya?”
“Kan tutar. İşte ne yapayım, yüreğim dayanamıyor.” diyor.
E iğneye yüreği dayanamayan insan, cehennemin azabına yüreği dayanır mı? Dayanamaz.
Diyecekmiş ki:
"Yâ Rabbi! Sen benim yüzümü cehennemden şu tarafa döndür, başka gayri bir şey istemem senden!"
Cehennemden çıkıyor ama azabını görmek bile o kadar zor ki...
"Yönümü döndür yâ Rabbi!"
Allah-u Teâlâ hazretleri yönünü çevirecek, cehenneme sırtı döndü; karşıda cennetin kubbeleri, nimetleri, köşkleri görünmeye başladı.
E orayı gördüğü zaman yüreğinin yağı eriyecek. Diyecek ki:
"Yâ Rabbi! Sen beni şu cennete sok da başka gayri bir şey istemem!"
Demin söyledin; "Cehennemden yüzümü döndür, başka bir şey istemem!" Hani daha bir şey istemeyecektin? Dayanamayacak. Yani dönecek.
Allah-u Teâlâ hazretleri de onu -artık cehennemden çıkartmış- cennetine sokacak. Ondan sonra öyle verecek ki, işte bu yerler ve bu gökler kadar verecek de o zât da sanacakmış ki;
"Allah-u Teâlâ galiba bana en büyük mükâfatı verdi, benden daha fazlasını kimseye vermemiştir."
Hâlbuki ondan daha yüksek ne kullar var ne Allah'ın bahtiyarları var ki Allah onlara neleri nasip etmiş; onun hayaline sığmıyor. Yani "Bana verilenden daha güzeli olur mu?" diye aklına sığmıyor da cennette kendisine en büyük mükâfat verilmiş sanacakmış. En son giren...
Peki, biz bunun parasını ödeyemeyeceğiz, yandık o zaman. Ne yapalım? Oturalım, ağlayalım.
Ağla tabii... Cehennemden kurtulmak için ne kadar ağlarsan ağla... Çünkü cehennemin ateşini en iyi söndüren şey gözyaşı. Başka hiçbir şey söndürmez. Ne üstüne oksijen köpüğü sıksan söner, ne hidrojen köpüğü, ateş söndürücü şeyler... Hiçbir şey söndürmez. Ne yangın hortumuyla deryaları döksen sönmez. Ama âşık-ı sâdık kulun gözyaşına dayanamıyor. Cehennem o zaman sönüyor.
Ağla, yalvar; "Yâ Rabbi! Ben çok günahkâr bir kulum. Çok âcizim, çok nâçizim. Çok edepsizlik ettim. Kendimi biliyorum, başkasına [sormaya] lüzum yok. Sen bana hep ihsanda, ikramda bulunduğun hâlde, çocukluğumdan bu ana gelinceye kadar hep izzetle, nimetle beni büyüttüğün, beslediğin, perverde eylediğin hâlde ben sana layık kulluk edemedim. Edepsizin biriyim; cehenneme atsan layıktır yâ Rabbi. Ama lütfun, keremin çoktur, ne yapayım... Erhamü'r-râhimînsin, Ekremü'l-ekremînsin, Ganîsin, Muğnîsin, Vehhâbsın..." güzel sıfatlarıyla ona iltica et, yalvar yakar...
Cenneti kaçırırsan ne kadar ağlarsan ağla! Yazıklar olsun ki, ne kadar ağlarsan ağla ki cennet elden kaçtı, cehenneme düştün. Ne kadar ağlarsan ne kadar dövünürsen, saçlarının hepsini ayrı ayrı yol, yüzünü tırnaklarınla kanlar revan içinde bırak, "Yazık oldu bana; ben cehenneme düştüm, cenneti kaçırdım elden!" diye ne kadar ağlarsan ağla...
Ama tabii âhirette olacak o, hesap görülünce cehenneme gideceğini anlayınca insan o zaman pişmanlık duyacak da hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki;
Şerrü'n-nedâmeti yevme'l-kıyâmeti. "Pişmanlıkların en fenası, kıyamet günündeki pişmanlıktır."
Faydası yok. Faydası olmadığı için en fena pişmanlık...
Burada pişman oldu...
"Hocam bir ayyaş serserinin biriyim. Adam bile öldürdüm. Belimde hançerle gezerdim, hançerin ucuna mantar batırırdım. Dövmediğim adam kalmadı. Yapmadığım edepsizlik kalmadı. Pişman oldum."
Tamam. Pişman olursan Allah affeder. Allah-u Teâlâ hazretleri tevbe ve istiğfar eden kulunu affediyor.
"Yok hocam, beni belki affetmez, benim ümidim yok."
Yok... Haram! Allah-u Teâlâ hazretlerinin rahmetinden ümit kesmek haram! Yasak!
Lâ taknetû min rahmetillâh. "Allah'ın rahmetinden ümidi kesmeyin!" emrine aykırı edepsizlik ediyorsun. Öyle şey yok. "Allah affetmez." diye bir şey yok.
"Hocam çok büyük bir kabahât..."
Ne yaparsan yap! Kabahâtin Allah'ın rahmetinden de büyük mü? Ne kadar büyük olsa... Allah'ın rahmeti çok büyük. Onun için Allah bağışlar.
Burada ağlan, sızlan, üzül, yalvar, yakar; dön!
Onun için Mevlânâ öyle diyor:
Bâz â bâz â her ançi hesti bâz â
Ger kâfir-u gebr-u butperest-i bâz â
În dergeh-i mâ dergeh-i nevmidÎ nÎst
Sad bâr eger tevbe şikesti bâz â.
Tercemesini bilmiyorlar. "Geri dön." diyor. Bâz â. "Vazgeç, geri dön, bırak yolunu, bu tarafa gel." diyor, Mevlânâ Celaleddîn'in dergâhında yazılı şiirde. Söz onun değil, başka bir İranlı şairin. Ama o dergâha levhayı hediye etmiş, oraya yazmışlar, işlenmiş.
"Geri dön."
Nereden dön? Batıldan dön, hakka gel. Yanlışı bırak, hidâyete gel; küfrü bırak, imana gel.
"Geri dön, geri dön! Ne olursan ol, geri dön!"
"Hocam ben kâfirim." Tamam, mü'min ol, geri dön.
"Hocam ben müşrikim." Geri dön.
"Günahkârım." Geri dön, vazgeç.
"Kumarbazdım, ayyaştım, serseriydim..." Tamam, geri dön. Ne olursan ol, geri dön.
"Birkaç defa tevbe etmiştim hocam, yine nefsim edepsizlik etti, hakim olamadım, yine günaha düştüm." Yüz defa tevbeyi bozmuş olsan yine dön, yine kabul eder Allah! Erhamü'r-râhimîn, ğaffârü'z-zünûb. Yine affeder.
Kendinin tevbesi yetmeyecek de Allah-u Teâlâ hazretleri bu Ramazan gününde hamele-i Arş olan büyük meleklerinde diyor ki:
"Bırakın bana tesbih etmeyi, kullarıma tevbe istiğfar edin!"
Kendisini tesbih ediyorlar; sübhanallah, sübhanallah... Büyük melekler, Arş'ın direklerini tutuyor, Allah-u Teâlâ hazretlerini tesbih ediyor.
"Bırakın bana tesbih etmeyi, benim kullarıma tevbe istiğfar edin!"
Hamele-i Arş olan, azametine akılların, fikirlerin erişemeyeceği kadar büyük meleklerin senin için tevbe istiğfar [ve] dua ettiği bugün de tevbe et, vazgeç. Yüz defa tevbeni bozsan da gel şu doğru yola gir yahu! Sonraki pişmanlık fayda etmez.
Hesap yapıyorsun, yanlış hesap yapıyorsun. Bir içki içiyorsun, mahvoluyorsun. Bir kumar oynuyorsun, mahvoluyorsun. Bir zina ediyorsun, mahvoluyorsun. Hayatın mahvoluyor. Bırak, hak yola gir. Hak yoldan daha tatlı bir yol yok.
Bu yolun fazlını, keremini, nimetini, hazinelerini cahiller bilse, Rusya, Amerika bilse elimizden almak için ordularıyla bize hücum eder. İstismara, sömürmeye alışmış ya, burayı da sömürmeye gelir ama bilmiyor.
Bu yola gel, en güzel yol bu.
Bu kadar kıymetli olan cennetin parasını veremiyoruz. Peki biz bu âciz, nâçiz, yüzü kara, günahkâr, eli boş kullar cennete nasıl gireceğiz?
Men kâle "lâ ilâhe illallah" dehale'l-cennete.
"Her kim ki 'Allah'tan gayri ilah yoktur, lâ ilâhe illallah.' derse cennete girer."
Semenü'l-cenneti lâ ilâhe illallah. "Cennetin bedeli lâ ilâhe illallah sözüdür."
Lâ ilâhe illallah sözü cennetin bedeli oluyor.
Neyi gösterir bu? Cennetin kıymetini bildiğime göre, lâ ilâhe illallah sözünün kıymetini gösterir. Cennetin bedeli, kıymeti ortada. Akıl var, mantık var; konuştuk, anlaşıldı. Bu sözün kıymetini gösterir. Lâ ilâhe illallah sözünün ne kadar derin, kıymetli söz olduğunu gösterir. Sübhanallah sözünün ne kadar kıymetli söz olduğunu gösterir. Ve bi-hamdihî sözünün ne kadar kıymetli olduğunu gösterir. Bu mükâfatlar onu gösteriyor.
Sen lâ ilâhe illallah diyorsun, cennete giriyorsun. Sübhanallâhi ve bi-hamdihî dersen üzerinde hiç günah kalmazsa çok mu, aklına sığmadı mı?
Allah-u Teâlâ hazretleri her şeye kâdir.
Ne demiş oluyorsun? Sübhanallah. "Yâ Rabbi! Sen her noksandan münezzehsin; hiç eksiğin, noksanın, kusurun yok. Her şeyin tam, mükemmel."
Ve bi-hamdihî. "Seni överim yâ Rabbi. Seni methederim yâ Rabbi. Çünkü methedilecek her şey senin. Her türlü methedilecek şeye sahipsin. Her türlü noksanlıktan, eksiklikten, âcizlikten müberrâsın, berîsin. Her şeyin tam, her şeyin güzel, her şeyin mükemmel." demiş oluyorsun.
Bu sözün mânası deryalar gibi zengindir. Sübhanallah, bir söz. Getir, bir cilt kitap yaz, bir cilt daha yaz, bir cilt daha yaz... Denizler mavi mürekkep olsa yaza yaza yaza sübhanallah'ın mânasını bitiremezsin.
Onun için, işte onu dediğin zaman günahların affolunuyor.
Maksat, o mânayı içine yerleştirmek.
Niye yüz defa söylettiriyor?
Adam Suudi Arabistan'da okumuş, Vehhabîler'in akidesini öğrenmiş. Mısır'da, Ezher'de okumuş; "Bira helaldir, şu şöyledir, bu böyledir..." fetvalarıyla yetişmiş.
Nereden çıkarttın sen? Sen hadis okudun mu, âyet biliyor musun?
Bak işte, ne diyor Peygamber Efendimiz:
"Yüz defa oku." diyor.
"Yüz defa okumak da ne?"
Neyse ne, Peygamber Efendimiz buyurmuş.
Yaparsan görürsün. Yaparsan; sübhanallâhi ve bi-hamdihî, sübhanallâhi ve bi-hamdihî, sübhanallâhi ve bi-hamdihî derken imanın tahkîkî iman olur. O zaman hakiki mü'min olduğun zaman da dünyalar senin olur.
O öyle olsun diye; yüz defa, perçinleye perçinleye...
Demiri döverken nasıl dövüyorlar? Takka taka taka, takka taka taka, takka taka taka, takka taka taka... tekrar tekrar vura vura dövüyorlar. Örsün altında dövüle dövüle dövüle oluyor. İşte o da böyle.
Lâ ilâhe illallah'ın kalbe darbı olmasa o öyle yavaş yavaş pişmez, yerine gelmez. Bu yüz defa söylenmese bir defada insan anlamaz. Keşke bir defada anlasa...
"Arkadaş günahlı yol akıl fikir yolu değildir. Şu nefse uyma, günahı bırak, hak yola gir, cennete git."
Bitti. İşte bizim anlatacağımız şey bu... Ama anlamaz ki bu insanlar. Nerede bir defadan, bir laftan anlayıp da olan insan? Tekrar lazım.
Yirmi sene, otuz sene geçiyor da daha hâlâ adam olacağız. Saçımız değişti, ağardı; biz değişmedik. İçimiz günden güne kararıyor.
E sen terakki edecektin, adam olacaktın, mü'min-i kâmil olacaktın... Ne gıybeti bırakmış ne dedikoduyu bırakmış ne güzel ahlâk ile muttasıf olabilmiş, ne nefsine hâkim olabilmiş...
"Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur."
Onun için günde yüz defa mânasını düşüne düşüne, lezzetini tada tada, balı içine parmağınızı bandıra bandıra, yalaya yalaya [yediğiniz] gibi sübhanallâhi ve bi-hamdihî, sübhanallâhi ve bi-hamdihî deyin bakalım.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
26.02.1984 -
Borç Vermek, Zikirle
14.10.1984 -
Allaha Yönelmek, Uzaklaşmak
