27.05.1984 - Yetimlere Bakmak, Kölelik, Ahir Zamanda Mal Mülk, Ticaret, Şöhret İçin İlim, Hakimlik

27.05.1984 - Yetimlere Bakmak, Kölelik, Ahir Zamanda Mal Mülk, Ticaret, Şöhret İçin İlim, Hakimlik
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men âvâ yetîmen ev yetîmeyni sümme sabera va'htesebe küntü ene ve hüve fi'l-cenneti kehâteyni ve harreke isbeayhi's-sebbâbete ve'l-vüstâ.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Abdullah b. Abbas radıyallahu anh'ın rivayet eylediğine göre yetimi koruyup kollamak mevzuunda şöyle buyurmuştur:
Yetim; babası ölmüş, ortada kalmış çocuk. "Kim mü'min bir veya iki yetimi..." Gücü yeterse iki tanesine birden bakarsa... "Bir veya iki yetime kucak açıp barındırırsa, himayesine alırsa..." Sümme sabera.
Aileye iki kişi daha ilave oldu; giyimi, gıdası, temizliği var. O da çocuktur, kendine göre terbiyesizlik yapar; anası yok, babası yok kolay değil... Terbiye görmediğinden canını sıkar, arada pişman gibi olursun...
Sümme sabera. "O çocuğu büyüteceğim diye sabrederse." Va'htesebe. "Sevabını Allah'tan beklerse…"
"Elbette Mevla’m bana bu sıkıntılarımdan, bunu koruyup kolladığımdan dolayı ecrini verir." diye sabrederse...
Küntü ene ve hüve fi'l-cenneti.
İşaret parmağıyla orta parmağını kıpırdatmış;
"Benle o cennette şöyle, şu tarzda oluruz."
Nasıl işaret parmağıyla orta parmak komşuysa, yan yana duruyorsa, yetime bakan cennette Resûlullah'a komşu olacak.
İşte bizim dinimiz böyle! Bak, Allah bize kaç yerden projektör tutuyor. İslâm sarayının her tarafı mücevherlerle süslü, "Ne kadar güzel bir saray; gelin buraya girin." diye bir o tarafa, bir bu tarafa projektör tutuyor. Bakıyoruz, pırıl pırıl, işlenmiş, münakkaş, müzeyyen, altınlarla, zümrütlerle, incilerle, mercanlarla süslü. Orası güzel, burası güzel ama gören göze...
Men ibtâ'a memlûken fe'l-yahmedillâh ve'lyekün evvele mâ yut'imuhû'l-halvâ' fe-innehû atyebu li-nefsihî.
Peygamber Efendimiz köle ile ilgili bir tavsiyede bulunmuş, buyuruyor ki:
"Sizden kim bir köle satın alırsa Allah'a hamdeylesin."
"Çok şükür yâ Rabbi! Sen bana hürriyet, para, imkân ve iman vermişsin. Gidip bunu alabiliyorum."
Savaşta esir oldu, köle oldu. (Müslüman esir edilmez, esir sonradan Müslüman olabilir.) Allah'a hamd edecek.
Ve'l-yekün evvele mâ yut'imuhû'l-halvâ'. Peygamber Efendimiz, "Ona ilk ikram ettiğin şey tatlı olsun." diyor.
O zaman tatlı kolay bulunan bir şey değil, kıymetli bir gıda. Tatlı, hoşuna gidecek bir şey olsun.
Fe-innehû atyebu li-nefsihî. "Bu onun nefsi için daha hoştur."
Onun nefsi dediği, ya kölenin nefsi veyahut efendinin nefsi için daha hoştur. "Efendinin nefsi için daha iyi" demek olursa şu mâna çıkıyor ki:
"Sevdiklerinizden infak etmedikçe birr-i takvâya erişemezsiniz."
Sevdiğinizden vereceksiniz.
"Zaten ben bunu atacaktım." dediğin şeyi götürüp vermek değil.
Bak, İslâm'da köleye bile böyle bir muamele olacak.
"Hocam, İslâm'da köle var mı? Ne kadar ayıp, bilmem ne..."
Dünyanın her yerinde kölelik var. Boş edebiyatı bir tarafa bırakalım. Avrupalılar Afrika'yı soymuşlar soğana çevirmişler. Müslüman köylerini basmışlar, Müslümanları almışlar, Amerika'da satmışlar, tarlalarda çalıştırmışlar. Hem de bizim gibi helva yedirerek değil, "köpek" diye hitap ede ede... Öyle yapmışlar, adam yerine bile saymamışlar. Kurşunu çekip öldürebilir. Teksas'ta, tütün tarlalarında çalıştırmışlar. Neden sonra aklı başına gelip de "Benim aslım Afrika'danmış, Nijerya'danmış." filan diye aslının Müslüman olduğunu anlayanlar çıkmış. Birtakım zenciler Müslüman olmuş.
Demek ki hürriyet masalları, insan hakları vesaire hepsi nedir?
Bütün ideolojiler insanları uyutmak, uyuşturmak için birer enjeksiyon, afyon iğnesidir. Sen kendi milliyetine, dinine, imanına sımsıkı sarıl, gerisini boş ver. Bizim dinimiz her bakımdan güzeldir.
Harp ettik, hakkımız... O beni öldürmek için silah çekti, karşıma çıktı; ben de onu esir aldım.
Elbette köle olacak, ne olacak? Başıma taç mı edeyim?
Yine Müslüman olursa ne âlâ... Eğer benimle anlaşma yaparsa hür olma imkânları var. "Ben ona kötülük yapmayacağım." diye dinimiz hak, hüküm koymuş. Ne var.
Dünyanın her yerinde olan biten bir şey ama İslâm, insana insan olma hürriyet ve haysiyetini kazandırmış. Böyle de olsa yine helva yedir, kendi yediğin ve beğendiğin şeylerden yedir, beğendiğin şeylerden giydir, çok ağır işlere koşma, onun da canı olduğunu unutma diye tavsiyede bulunmuş. Bu kölenin Müslüman olma şartı da yok, gayrimüslim de olabilir, "Yine iyi bak." diye Peygamber Efendimiz tavsiye etmiş.
Kölelik şu anda bizim memleketimizde yasak ama dünyanın bazı yerlerinde var.
Men ebele fî şerri'z-zemâni ibilen vettehaze kenzen ev akâren mehâfete'd-devâiri lekıya'llâhe yevme'l-kıyâmeti hâ'inen ğâllen.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadis-i şerif Ebû Osman radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. İşlerin bozulduğu, ümmetin fesada uğradığı ahir zamanda, insanın fazla mal mülk edinip para pul biriktirmesinin iyi olmadığına dair bir hadis-i şerif.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men ebele fî şerri'z-zemâni ibilen. "Kim zamanın kötü olduğu, kötüleştiği ahir zamanda çok develer edinirse..."
O zaman Arabistan'ın zenginliği deveydi, deve sürüleriydi. Yani "mala düşerse" demek...
Ve'ttehaze kenzen. "Ve paraları pulları, maddî imkânları depo edip yığıp biriktirirse..."
Kenz, Arapça "hazine" demek. Deposuna dolduruyor, biriktiriyor, hazine ediyor...
Ev akâren. "Veyahut kendisine gelir getirecek mesela tarla, dükkân gibi bir şeyi alıp böyle yaparsa..."
Neden?
Mehâfete'd-devâiri. "Geçim sıkıntılarından korktuğu için bunları biriktirirse…"
Bu adam kendi malını biriktirdi. Peygamber Efendimiz, "Haramdan kazandı, hırsızlık vs. yaptı." demiyor. "Kim çok mal toplar, paraları biriktirir ve gelir kaynaklarını Allah'ın dinini yaymak hususunda emre tahsis etmezse... Allah yolunda sarf etmezse" demek...
İşte gelin, burada hep "ah vah" edelim. Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna nasıl çıkar? Geçim korkusundan yapıyor bunu; bunları verirse aç kalacak, açık kalacak, kıtlık çekecek. Çoluk çocuk var…
Rızkını sen mi veriyorsun?
Ama hepimiz öyle biriktiririz.
Tüccar efendiye; "Hacı Efendi, şuraya para ver, çok mühim bir iş..." dersin, hiç para çıkmaz. "Filanca yerde şu kadar Müslüman yaralanmış, ilaç yardımı..." Yaralansın! "Filanca yerde silahları yok, düşman memleketlerini istila etmiş... Yiyecek giyecek yok, kıtlık var..." Hiç aldırmıyor.
Bunu hocalar da pek söyleyemiyorlar. Ne zaman böyle bir hadis-i şerif gelse hemen alt tarafına bir not düşüyor;
"İşte bunun mânası şudur, budur..."
Mânası açık;
"Çok mala düşkün olmayın, malınızı Allah yolunda sarf edin."
Yani ne kıpırdanıp duruyorsun? İlla bir tevil yapacak çünkü kendisinin var, o hadis-i şerife ilk önce kendisi muhatap ondan. Hiçbirimiz yapamıyoruz, hepimizin eksiği gediği, kusuru vardır.
Bu mallar, paralar Allah yolunda sarf edilecek.
Allah yolu nedir?
Cihattır, eğitim seferberliğidir, Müslümanların ve fukaranın derlenip toparlanması, giydirilmesidir, açların doyurulmasıdır. Afrika'daki birçok ülkelerde iki de bir resim çıkar; artık kimse acımıyor, insanlar acıma hissini de unuttu. Bir deri, bir kemik kalmış insanlar... Sor bakalım, hangi milletten. Kimse o tarafı karıştırmasın, ekseriyetle Müslüman. Sen burada ekmekleri beğenmez atarsın, hamsileri kurtlandırırsın; orada insanlar açlıktan ölüyor.
Git, gez! Türkiye'nin dışına çık, Afrika'yı dolaş. Bak, "Bir yerde kıtlık olduğu zaman oraya kıtlığı hissedilen malı celbeden tüccar Allah tarafından sevilen, makbul bir tüccardır." diyor. İstersen ticaret yap; tıra doldur, götür, orada bir işe yarasın. Masrafını çıkar, gücün yeterse bedava hediye et, sadaka ver de hiç olmazsa öyle hayır yap.
Onlar bizim kardeşlerimiz, biz onlara ilgisiz kalamayız. Hepimiz keyif çatmaya bakıyoruz. Bir tane evimiz oldu mu, "Bir de yazlığımız olsun." diyoruz. "Bu tarafın denizi kirlendi, bir de Yalova Esentepe'de olsun." diyoruz. "Orası da Marmara da berbat oldu; Bodrum, Marmaris güzel." Akdeniz'e gidiyoruz. Yazın orası, kışın burası... Biraz daha zenginledi mi, "Aman Türkiye'de doğru dürüst bir otel mi var? İsviçre ne kadar güzel." Haydi, millet oraya gidiyor.
Yalnız biz değil! Bu hadislere muhatap olan Araplar da öyle... O petrol zengini Araplar da öyle. Peygamber Efendimiz, "Kıyamet alametlerinden birisi de ayağı çıplak, sırtı açık çöl çobanlarının yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarışmasıdır." demiş.
Polis gelmiş, "Hop! Ne demek istiyorsun? Yürü karakola." demiş.
Peygamber Efendimiz' in hadis-i şerifi sıradan gelirken onu da okumuş.
Ne demek istesin? Gocundun mu?
Gocunmuş. Peygamber Efendimiz bundan 1400 sene önce söylemiş, adam Kâbe-i Müşerrefe'de hadisi okutmuyor.
Paraları Allah yolunda, camilere, ilme, irfana sarf edeceğiz. Çoluk çocuğumuzu yetiştireceğiz. Başkasına kıyamıyorsun, kendi çoluk çocuğuna harca ama Arapça' yı bilen, dini bilen, gözü tok, terbiyeli, edepli bir şekilde iyi yetiştir. En yüksek hocalara gönder. Çağır hocayı. "Al sana yüz bin lira maaş; üç tane benim çocuğum iki tane akrabamın var…" Oraya sarf et.
Paracığın kıymetli ise başkasına vermek istemiyorsan kendi çocuğuna hayrın olsun. Kendi çocuğunu iyi yetiştirirsen sen mezarda iken senin defterine sevap yazılacak. Paranı başkasına harcamaya kıyamıyorsun madem, kıy da kendi çocuğunu yetiştir.
Ne kendi çocuğumuza bakarız ne başkasının çocuğuna bakarız ne dinimizin yayılmasına gayret sarf ederiz. Ne olacak bu iş.
Gözünü aç, hakiki yere kendin bizzat ver. Ama o parayı Allah yoluna harca.
Men ibtâ'a ta'âmen fe-lâ yebi'hü hattâ yestevfîyehu. "Kim bir yiyecek alırsa, onu tamamen eline geçirmeden satmasın."
Bu da bir fıkhî, hukukî meseledir ki bazen mal eline gelmeden alırlar, köylü daha pazara getirmeden satar. Adam hiç uğramadan komisyon alır, vesaire… Peygamber Efendimiz' in bu hususta tavsiyesi; tamamen satın alsın, ölçsün, biçsin, "Şu kadar mal geldi. Kilosu şu, kalitesi şu." desin, ondan sonra satsın. Eksik çıkar, fazla çıkar; öbür tarafa devrediyorsun, doğru olmaz diye Peygamber Efendimiz, aradaki lüzumsuz halkaları çıkaracak bir tavsiyede bulunmuş.
Men ibteğa'l-ilme li-yubâhiye bihî'l-ulemâe ev yumâriye bihî's-sufehâe ev yukbile ef'idete'n-nâsi ileyhi fe-ile'n-nâr.
Kâ'b b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş, Müstedrek hadislerinden bir hadis-i şerif. İlim çeşitli maksatlarla öğrenilir, Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifte kötü maksatlarla öğrenilirse ne olur, anlatıyor.
Men ibteğa'l-ilme. "Kim ilim elde etmeye gayret ediyorsa, ilim peşinde koşuyorsa."
Bir şey öğrenecek, diploma alacak, bir bilgi sahibi olacak, bir dalda mütehassıs olacak, yetişecek…
Neden?
Li-yubâhiye bihi'l-ulemâe. "Onunla alimlere mübâhat etmek için."
Öğrendiği ilimlerle tepeden bakacak ve alimlerle münakaşa edecek…
"Ben şöyle alimim, böyle kâmilim, böyle yükseğim... Siz de böyle bilgiler var mı?" diye övünmek için.
Ev yumâriye bihi's-sufehâe. "Veyahut akılsız, beyinsiz adamlarla münakaşa etmek için."
İlmi, "O öyle değil, böyle değil…" şeklinde gevezelik maksadıyla öğreniyor.
Ev yukbile ef'idete'n-nâsi. "Veyahut insanların kalplerini kendisine celp etmek için öğreniyor."
"Şu bilgileri öğreneyim, şöyle tatlı vaaz edeyim, böyle tatlı konuşayım, şöyle tatlı iş yapayım… Halk bana teveccüh etsin de parmakla gösterilen, alkışlanan, beğenilen bir kimse olayım. İlk seçimlerde de mebusluğa adaylığımı koyarım. Mebusluk da garanti, tamam…" filan diye insanların gönülleri kendisine celp olsun diye öğreniyor.
Ne olur o zaman?
Fe-ile'n-nâr. "Cehenneme." diyor Peygamber Efendimiz.
Ama ilim öğreniyor; hadis, tefsir, fıkıh öğreniyor.
Ne öğrenirse öğrensin! Ne maksatla öğreniyor? Alimlere övünmek için, beyinsizlerle münakaşa için, insanların kalbi kendisine celp olsun diye… Allah rızası için öğrenmiyor ki.
"Ben bunu öğreneyim, kendimi ıslah edeyim, Allah yolunda yürümeye gayret edeyim. Kendimi cehennemden kurtarayım, cennetin yolunu öğreneyim. Allah'ın sevmediği işleri öğreneyim, onları yapmayım. Allah'ın sevdiği işleri öğreneyim, onları yapayım. Başkalarına da dilimin döndüğünce ve gücümün yettiğince hakkı anlatırım da insanları yanlış yoldan doğru yola çekmeye çalışırım. Nedir bu milletin hali! Dedeleri halis Müslümanlar iken şunların haline bak! Şu kızların, şu çocukların haline bak. Aman yâ Rabbi! Bilmeden olmuyor, inşaallah bir şeyler öğreneyim de şunları doğru yola çıkarmaya çalışayım…" filan derse, o zaman ne âlâ. Mal toplayım, mülk toplayım, itibar toplayım, şöhret kazanayım, halk beni sevsin diye olursa o zaman Peygamber Efendimiz ne demiş?
Fe-ile'n-nâr. "Cehenneme…"
O halde her şeyi iyi niyetle yapmak lazım.
Niyet okla nişan almak gibidir. Niyetin doğru olursa hedefi vurursun, niyetin eğri olursa hedefe vurmazsın. Ok, "vın" der, başka yere gider, olmaz. Onun için Müslüman her şeyde mutlaka niyetini kontrol edecek.
Namazı kılıyorsun, neden?
Allah emretti, O'na kulluğumu, tazimimi arz edeyim diye.
Oruç tutuyorsun, niye?
Allah-u Teâlâ hazretleri emretti, "Oruç tutun." buyurdu, ondan... Nefsim ıslah olsun, takva ehli olmayı ve nefsimi tutmayı öğreneyim, irademi kuvvetlendireyim, iyi kulluk yapayım diye.
Parayı neden veriyorsun?
Allah emretti. Zenginin malında fukaranın gözü var, hakkı var. "Zekât verin" demiş, vermek de zor geliyor ama Allah emretmiş. Ne yapayım?
İlmi neden öğreniyorsun?
Allah'ın rızasını öğreneyim de kendim Allah'ın rızasını kazanayım, başkasını da o yola çekeyim.
Her şey Allah rızası için olacak. Kim Allah rızası için alırsa, verirse, kızarsa, severse o insan imanını kemale erdirmiş olur, gerisi boştur, bir işe yaramaz.
Allah için seveceksin, Allah için kızacaksın.
Şu adama neden kızıyorsun?
Sorma, bu adam bana iyilik de yaptı ama Allah'a âsi geliyor, Allah'ın emirlerine aykırı iş yapıyor. Bana istediği kadar menfaati olsun, Allah'a âsi geliyor, ondan sevemiyorum. Düzelsin ayağının türabı olayım, hak yola gelsin ayağını öpeyim, başımın tacı olsun. Ama şimdi yanlış yolda…
Peki, şu fukarayı neden seviyorsun?
O fukaranın üstü başı perişan ama altın gibi, elmas gibi bir kalbi var, ondan seviyorum. Çok iyi ve gözü yaşlı bir Müslüman o. Giyim kuşamı güzel değil ama Kur'an okurken gözyaşlarını tutamaz, gücünün yettiği kadar hayır yapmaya çalışır… Yüzü isterse kara olsun, isterse saçı kıvırcık Arap olsun, zenci olsun, çirkin olsun kalbi pırlanta gibidir. Ondan seviyorum.
İnsan o hâle gelirse Müslümanlık odur. Yoksa dış görünüşe aldandı mı yandı.
Gelelim sonuncu hadis-i şerife:
Men ibteğa'l-kadâe ve seele fîhi şufeâe vükkile ilâ nefsihî ve men ukrihe aleyhi enzele'llâhu aleyhi meleken yuseddiduhû.
Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş olan hâkimlik yapmakla ilgili bir hadis-i şerif.
Hâkim, "iki tarafı dinleyip de haksızlığı düşünüp bulacak ve o hususta hüküm verecek kimse" demek. Eskiden "kadı" derlerdi.
Men ibteğa'l-kadâe. "Kim hâkimlik peşine düşerse, yapmak isterse…" Ve seele fîhi şufeâe. "O hususta da kendisine torpil yapacak şefaatçiler araştırırsa…"
"Sultanın yanına gidiver."
Şimdiki zamana göre söylersek;
"Adliye Bakanı'nın yanına gidiver. Benim hakkımda konuşuver de beni filanca yere tayin etsin." gibi hâkimlik isterse, hâkimlik için aracılar, şefaatçiler, tavsiyeciler araştırırsa…
Vükkile ilâ nefsihî. "Kendi nefsine tevkil olunur."
Yani kendi başına bırakılır, onun için bunu istemeyin. Ama; "Yok başka kimse! Sen bunu yapacaksın, hadi bakalım sabret, gir." diye zorlanırsa o zaman kolunuzu sıvarsınız;
"Yâ Rabbi! Sen bana yardım et, hakkı icra edeyim, haksızı yapmayım." dersiniz. Allah yardım eder. İnşaallah insan hayırlara erer.
Her iş böyledir. İnsanın hep Allah'a sığınarak, aç gözlülük yapmadan ahiretin faydasını ve zararını düşünerek yapması lazım.
Allah bize İslâm'ın güzelliklerini görmeyi nasip etsin.
Bi-hürmeti esmâike'l-hüsnâ ve habîbike'l müctebâ ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.
16.12.1984 -
İşrak Namazı, Oturma
03.02.1985 -
Peygamber Efendimizi Rüyada
