İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

16.12.1984 - İşrak Namazı, Oturma Adabı, Mescide Erken Gelmek, Şükreden Kalp Zikreden Dil

16.12.1984 - İşrak Namazı, Oturma Adabı, Mescide Erken Gelmek, Şükreden Kalp Zikreden Dil
Hadisler Deryası

16.12.1984 - İşrak Namazı, Oturma Adabı, Mescide Erken Gelmek, Şükreden Kalp Zikreden Dil

04.06.2026
22 dk 31 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men celese fî musallâhû hattâ yusalliye'd-duhâ ğufire lehû zenbühû ve in kâne misle zebedi'l-bahr.

Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten…

Buyurmuş ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

"Kim namaz kılma yerinde Duhâ'yı kılıncaya kadar bekler, oturursa günahları denizin köpükleri kadar çok da olsa Allah onu mağfiret eder."

"Hocam! 'Duhâ' kelimesini açıklarsan anlayacağım. Duhâ'ya kadar beklemek, ne demek? Duhâ ne demek?"

Duhâ bir vaktin adıdır. Günün evvel vaktine verilen bir isimdir. Bu vaktin üç kısmı vardır:

Birinci kısma Türkçe' de "genç kuşluk" derler. Kuşluk vakti ama genç kuşluk vakti. Arapça' da dah, dahiyye veya dahve derler. Güneş ufuktan yükseldi, ortalık aydınlandı, güneş karşımızda görünüyor; işrak namazı kılınacak vakit. Dah kelimesinin cem'ine de duhâ diyorlar. Yani bir rivayete göre o vakitler mânasına, çoğuluna duhâ diyorlar.

İkincisine Türkçe' de "orta kuşluk" diyorlar. Biraz daha vakit ilerlediği zaman… Arapça' da da duhâ derler, sonu 'y' ile yazılır; o da biraz daha vaktin ilerlemiş zamanıdır. Güneş doğmasından batmasına kadar olan kısma Arapça' da nehâr deniliyor ya, nehâr'ın dörtte biri filan geçtiği zamanki vakte derler.

Diyelim ki güneş 07:00'de doğuyor, 17:00'de batıyor. 07:00'den 12:00'ye kadar beş saat, 12:00'den tekrar 17:00'ye kadar beş saat… Demek ki bu vakitte nehâr on saatmiş. On saatin dörtte biri, iki buçuk saat eder. 07:00'ye iki buçuk saati ekleyelim, 09:30 civarı "duhâ vakti" oluyor.

Bir de dahâu -elif-i memdûde ile- son vakti vardır ki o da öğleye yakın zamanıdır. Türkçe' de ona da "koca kuşluk" diyorlar.

Bunların hepsi bu vakte ait çeşitli ince isimlerdir. Yani Türkçe' de kuşluk; genç kuşluk, orta kuşluk, koca kuşluk diye üçe ayrılmış. Ortaya, "kaba kuşluk" da derler. "Kaba kuşluk vaktinde çıktı geldi." gibi… Genç kuşluk, kaba kuşluk, koca kuşluk.

Arapçasında da dahve, dahiyye, dahıl ilkine; duhâ ikincisine; dahâu üçüncüsüne derler.

Buradaki maksat Allah-u a'lem ilki. Ama ikincisine kadar ibadet ederse o sevabı mutlaka fazlasıyla alır. Çünkü daha uzun bir zaman ibadet etmiş oluyor. Kim sabah namazını kıldıktan sonra işrak vaktine kadar oturur ibadet eder, vaktini ibadetle geçirirse -camide yatıp uyuyacak değil ya- günahları denizlerin köpüğü kadar çok olsa bile affeder.

Hay Allah razı olsun büyüklerimizden. Allah hocalarımıza rahmet eylesin. Biz bilmiyorduk, bizi alıştırdılar. Gözlerimizi ovuştura ovuştura zor yapıyorduk ama sabah namazından sonra herkes pabucunu kapıp eve gidip biraz daha yatayım derken burada oturup zikrediyor, Yâsîn okuyor, tesbih çekiyor, Evrad'ı okuyorduk. Ne iyi yapıyormuşuz! Meğerse hadis-i şerife uygunmuş. Bizim büyüklerimiz hadis-i şerifleri hazmetmişler, tavsiyeleri hadis-i şeriflerin içinden çıkan mânalar...

Bu hadis-i şerif bize işrak namazımızın ve günün evvelinde ibadet etmenin ne kadar kâr sağladığını gösterdi. İnsanın vakti olunca böyle şeyleri yapmalı.

"İşçiyim, erkenden gidiyorum hocam. Sabah namazını bile fabrikada kılıyorum." diyenler var.

Eh kabul! Sen de pazar günü yap, bir göreyim. Bakalım, elinde imkân varken yapacak mısın, yapmayacak mısın… Bir tatil gününde göreyim. O bahane de o bahane hakiki mi değil mi? Elinde fırsat olduğu zaman yap.

Men celese ileyhi kavmün fe-lâ yekum hattâ yeste'zinehüm ve men rae'sneyni câliseyni fe-lâ yeclis ileyhimâ hattâ yeste'zinehümâ ve lâ yüferrik ehadün beyne racüleyni fe-yeclis beynehümâ hattâ yeste'zinehümâ.

Bu da oturma adabıyla ilgili bir hadis-i şerif olarak karşımıza çıktı. Abdullah b. Amr b. el-Âs rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Men celese ileyhi kavmün fe-lâ yekum hattâ yeste'zinehüm. "Bir kimseye ki bir grup insan kalkar gelir yanına oturur, o kimse onlardan izin almadan oturduğu yerden kalkıp gitmesin."

Nasıl olur bu?

Diyelim ki siz bir kıraathanede veyahut kırda, bayırda bir münasip yerde oturuyorsunuz. "Selamün aleyküm hacı efendi!" dedi, birkaç kişi geldi, senin yanına oturdu. İşte bir kimsenin yanına bir grup insan gelirse, onlardan izin almadan kalkıp gitmesin. Âdâb-ı muaşeret… Peygamber Efendimiz bize edep öğretiyor.

Onlar senin yanına geldiler, senin hatırın için oturmuyorlar mı? Evet.

Tamam! Sen de "Allah razı olsun…" filan biraz konuştuktan sonra dersin ki, "Kusura bakmayın, vapura yetişecektim, şu kadar işim vardı, çok da memnum oldum görüştüğümüze ama artık vaktim daraldı, müsaade ederseniz ben gideyim..."

Peygamber Efendimiz işte böyle istiyor. Senin yanına birkaç kişi gelip oturdu mu onlardan izin almadan kalkma. Bir edep bu… Bir başkası;

Ve men rae'sneyni câliseyni. "Her kim ki iki kişiyi oturmuş görür…" Fe-lâ yeclis ileyhimâ hattâ yeste'zinehümâ. "Onların yanına gelip oturmasın, onlardan izin almadıkça."

Bak, ne edep! Hani çöl bedevisiydi? İşte o çöl bedevisini Peygamber Efendimiz, nur-ı vahy ile, nur-ı nübüvvetle, edepli edepli, öğrete öğrete insanların en zarifi haline getirdi. En zarif insanlar, âdâb-ı muaşereti en yüksek insanlar haline geldiler.

İki kişi otururken üçüncüsü, "Müsaade ederseniz ben de yanınıza oturabilir miyim?" diyecek.

Neden?

Özel konuşuyorlardır, işleri vardır, mahrem bir şey anlatmaları gerekiyordur. Ondan. Edep bu! Buna edep derler, âdâb-ı muaşeretten bir ince edep. Oturursan adamlar susup kalacak, senin yanında konuşamayacaklar.

Beynehümâ hattâ yeste'zinehümâ. "Bir kimse aralarına oturmak için izin almadıkça iki kimseyi birbirinden ayırmasın."

"Hele durun bakalım, ben de aranıza geleyim." deyip "cup" diye arasına oturuyor. Olmaz!

Bir izin al bakalım. İki kişi yan yana duruyor, Peygamber Efendimiz, "arasını ayırmasın." diyor. İzin alsın, "Müsaade eder misin, şuraya oturabilir miyim?" diye, ondan sonra. Bunlar edeplerle ilgili üç tavsiye olmuş oldu.

Men celese fi'l-mescidi yentazırü's-salâte fe-hüve fî salâtin ve'l-melâiketü tekûlu Allahümmağfir lehû Allahümmerhamhu mâ lem yuhdis.

Bu hadis-i şerif, Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiştir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

Men celese fi'l-mescidi. "Her kim ki mescitte oturursa..."

Niçin?

Yentazırü's-salâte. "Namaz vakti gelecek, namazı bekliyor."

Namazı bekleyerek mescitte her kim oturursa…

Fe-hüve fî salâtin. "O, namazda sayılır."

"Namaz kılmıyor hocam!"

Biliyorum kılmadığını. Oturuyor ve namazı kılmak için bekliyor ya… Namazı kılmak için bekleyen kimsenin namazdaymış gibi sevabı işler. Taksimetre çalışıyor, namaz kılıyormuş gibi sevabı gelir durur...

Mescit bu, Allah'ın mübarek ibadethanesi… Allah'ın rahmet nazarıyla baktığı yer. Küçümseme! Onun için abdestini önceden al, camiye erken gel, otur. İlla ezan okunacak, sünnet kaçacak, imama zor yetişecek, ondan sonra da dua etmeden pabucunu alıp kaçacak.

Yahu sen sevap kazanmak istemiyor musun?

"İstiyorum."

Erkenden gel, biraz tesbih çek, Kur'an oku...

Sonra devam ediyor:

Ve'l-melâiketü tekûlu. "Melekler der ki:" Allahümmağfir lehû. "Yâ Rabbi! Sen buna mağfiret eyle." Allahümmerhamhu. "'Yâ Rabbi! Sen buna rahmet eyle.' derler."

Melekler öyle yapan bir kimseye dua ediverir.

Onun için akıllı ve uyanık bir Müslüman bu sevaplardan almak ve melekleri kendisine dua ettirtmek için namaza erken, ezan okunmadan evvel gelir. Sen kendin dua edersin;

"Yâ Rabbi! Sen beni affeyle, mağfiret eyle, bana rahmetini ihsan eyle." dersin ama melekler dedi mi, onlar Allah'ın günah işlememiş, mübarek, ruhanî varlıklarıdır, onların duasını Allah reddetmez.

Camiye erken gelmek bir İslâmî edeptir, kazançlı bir şeydir. Ama bir şartı var;

Mâ lem yuhdis. "Hades yani abdest kaçıracak bir şey veyahut fazileti izale edecek konuşma yapmadıkça."

Yuhaddis de okunabilir, yuhdis de okunabilir. Yani diliyle günah işlemedikçe veyahut abdestini kaçırmadıkça namazda gibidir ve melekler ona, Allahümmağfir lehû, Allahümmerhamhu, 'Yâ Rabbi! Buna mağfiret eyle. Yâ Rabbi! Buna rahmet eyle.' diye dua eder.

Men cemeallâhu lehû erbaa hısâlin cemeallâhu lehû hayran beyne'd-dünyâ ve'l-âhireti kalben şâkiren ve lisânen zâkiren ve dâren kasdan ve zevceten sâlihaten.

Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

Men. "Her kim ki…" Cemeallâhu lehû erbaa hısâlin. "Allah ona şu dört şeyi vermiştir."

Başına, bu dört şeyi toplamış, dört şeyi nasip etmiştir.

Ne demektir bu?

Cemeallâhu lehû hayren beyne'd-dünyâ ve'l-âhireti. "Dünya ve ahiretin hayırlarını ona toplamış demektir."

Onun hem dünyası hem ahireti mamurdur ve o kimse dünya ve ahiret hayırlarına ermiş demektir.

Nedir bu dört şey?

Kalben şâkiren. "Şükredici bir gönül, kalp."

Kalbin Türkçesi gönüldür. Şükredici bir gönlü var mı tamam, güzel.

İkincisi;

Ve lisânen zâkiren. "Zikredici bir dil."

Allah Allah, lâ ilâhe illallah, sübhanallah, elhamdülillah, Allah-u Ekber, yâ Rabbi yâ Rabbi, yâ Hay yâ Hû, yâ Kayyûm...

Yani zikir ile meşgul kalbi, iki.

Ve dâren kasden. "Orta halli, mutedil bir ev."

Vermişse ne mutlu!

Ve zevceten sâlihaten. "Ve saliha bir hatun, eş, hanım vermişse…"

Kimde bu dört şey varsa ona hem dünyanın hem ahiretin hayırlarını toplayıvermiş demektir.

Bir daha izah edelim:

Kalben şâkiren.

Mü'minin kalbi şükredici olmalıymış.

"Bir insanda böyle bir şey varsa hayra ermiş bir kimse demektir." dediğine göre biz buradan ibret çıkartıyoruz; kalbimiz şükredici olacak. Yani gönlümüzden, "Yâ Rabbi! Bana şu nimeti verdin çok şükür. Şuna da erdirdin çok şükür. Buna da erdirdin çok şükür." diye Allah'ın nimetlerini düşüneceğiz, şükredici olacağız. Allah'ın bin bir tane nimeti vardır, insanoğlu nankördür, bir gün birazcık başı ağrır hepsini siler;

"Zaten ben bu dünyada bir gün yüzü mü gördüm." der.

Gördün tabi, sıhhattesin, afiyettesin, sağsın, esensin!..

Komşumuz Irak'a bak! Iraklı birisi;

"İnsanlar petrol için kuyruğa girip kavga ediyorlar. Petrol Irak'tan çıkıyor. Petrol çıkan memlekette insanlar petrol alacağız diye birbirleriyle kuyrukta kavga ediyorlar. Gıda yok bir şey yok…" diyor.

Bak, senin burada yediğin önünde yemediğin ardında. Çarşı pazar dolu; istersen hamsi istersen palamut alırsın, istersen et istersen ciğer alırsın. Her şey var, bol… Meyveler, sebzeler… Kimse kırmızı kırmızı elmaların, üzümlerin vesairenin yüzüne bakmıyor.

Kış geldi, Ankara'ya kar yağıyor. Salkım salkım üzümler her yerde var. "Çok şükür yâ Rabbi!" de, nimetleri bir düşün bakalım. Parayla almak isteseydin elinde bulunan nimetlerin hepsini parayla temin edebilir miydin? Sıhhatin var, Allah seni Müslüman yaratmış, evin barkın var… Ona da gelecek ya sıra… Nimetleri düşünecek, şükredici olacak.

Birisi çıplakmış, bir şeyi yokmuş, kendisini beline kadar kumla örtmüş. Musa aleyhisselam geçiyormuş, şikâyet etmiş, demiş ki:

"Yâ Musa! Hiçbir şeyim yok. Bak! Açlıktan, açıklıktan üstümü örtecek bir şey de yok da kumla örtündüm."

"Şükreyle haline." demiş Musa aleyhisselam.

"Neyim varmış ki neyime şükredeyim?" demiş.

Bir rüzgâr esmeye başlamış, kumlar da gitmiş… Haydi bakalım! İşte kumun vardı, hiç olmazsa örtüyordu seni. Biraz sonra, sabretseydin, Allah başka şey de verecekti belki. Edepsiz!..

İçinde bulunduğumuz durumda kendimizden aşağıdakilere bakarsak şükrümüz artar. Kendimizden yukarıya bakarsak olmaz.

Vehbi Koç'un şu kadar fabrikası var, filancanın deniz kenarında yalısı var.

Sen bir de şu gecekonduya gel bakalım. Gecekondusu yok, kirayı vermek için uğraşıyor, kiralığı da bulamıyor; bir de ona bak bakalım. Biraz da halden haberin olsun.

Yolcunun birisi gelmiş hancıya;

"Hey hancı, gel buraya..." demiş. Gelmiş;

"Buyur Efendi." demiş.

"Kahvaltı istiyorum; kızartma olsun, taze ekmek olsun…"

Demek ki cebinde parası, kesesinde altınlar var anlaşılan.

"Yağ olsun, zeytin olsun, peynir olsun, kaymak olsun, baldan da haberin var mı?" demiş.

Bal da istiyor yanında. O da biraz sonra getirmiş önüne, bir kuru ekmek, biraz da zeytin koymuş,

"Bak yolcu efendi! İşte peynir, işte zeytin, işte ekmek… Biraz da halden haberin olsun." demiş.

"Baldan değil biraz da halden haberin olsun." demiş.

Aşağı bakanın şükrü artar, şükredici bir kalbimiz olacak; bir.

Başka neyimiz olacak?

Zikredici bir dilimiz olacak. Dilimiz zikredecek. Zikir de kolay; elhamdülillah, eş-şükrü lillah, lâ ilâhe illallah, Allah Allah... En kolayı Allah, Allah, Allah… Gayet rahat diyebilirsin. Yolda gidiyorsun, vasıtaya bindin, dükkândasın müşteri gelmedi, çalışıyorsun, çabalıyorsun; olur. Onu da yapabiliriz.

Şükredici bir gönlümüz olabilir, yapabiliriz; dilimiz de zikirde olabilir.

Üçüncüsü;

Ve dâren kasden. "Mutedil bir ev."

Ne kadar hikmetlidir Peygamber Efendimiz' in sözleri.

Mutedil ev ne demek?

Çok dar olsa çocuklar başka yerde, anne baba başka yerde yatacak. Bir iki odası olsa iyi olur doğrusu. Ama çok da geniş, şatafatlı filan olmasını söylemiyor. Suudi Arabistan'da bizim mühendis arkadaşlar var. Onlara ısmarlamış, köşk yaptıracak; dört bin metrekare sahası... Dört dönümlük ev yaptırıyor, daire!

"Mutedil bir ev" demiş.

Ve zevceten sâlihaten.

Saliha bir zevcesi oldu mu, o da çok güzel. Bakın, "saliha bir zevce" diyor, güzellik müsabakasına girmiş de kazanmış bir kadın demiyor. Saliha diyor saliha! Yani Müslüman, mütedeyyin, Allah'ın sevdiği sıfatlara sahip bir hatuncağız… Namazını kılıyor, itikadı yerinde, tesettürlü. Efendisi evde yokken malında ona hıyanet etmiyor. Namusunu hıfzediyor, koruyor, kolluyor. İşte saliha bir hatuncağız! Hanımlarımızın kıymetini bileceğiz.

Dışarıda gördüklerine kıyas ediyor, eve geliyor kavga ediyor. Sen onun öteki güzelliğini gör bakalım. Ya senin kavuğunu yere eğdirseydi!..

Onun için saliha bir hatunu, orta halli bir evi, zikredici bir dili, şükredici bir gönlü oldu mu Allah demek ki o kimseye dünyanın ve ahiretin hayırlarını vermiş demektir. Çünkü evi var, hanımı da kendisine yardımcı; illa şunu isterim, bunu isterim demiyor. Gönlü de müsait, ibadetini yapar ahiretini de kazanır.

Kimisi de insanı dinden imandan çıkartır, Allah korusun.

Men cehheze ğâziyen fî sebîlillah fe-kad ğazâ ve men hallefe ğâziyen fî sebîlillâhi fî ehlihî bi-hayrin fe-kad ğazâ.

Gaza ile ilgili bir hadis-i şerif.

Gaza, "cihat etmek, Allah yolunda düşmanla çarpışmaya girmek" demek. Müslümanlıkta Allah yolunda cihadın çok büyük sevabı vardır. Can tehlikesi var; mal da gidiyor, tabii can da gidebilir. Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki:

Bismillâhirrahmânirrahîm.

İnnallâhe'şterâ mine'l-mü'minîne enfüsehüm ve emvâlehüm bi-enne lehumü'l-cenneh. "Allah Müslümanlardan canlarını ve mallarını, mukabilinde cenneti vererek satın almıştır."

Ayet-i kerime sanki bir alışveriş gibi anlatıyor.

"Al cenneti ver bunları." der gibi, bir pazarlık gibi anlatıyor.

Dedelerimiz hep öyle geçti, bir rahat vakit görmediler. Bu diyarlara geldiler, gelmeden önce de hep cihat cihat, hücum hücum… Allah bize yardım etti, biz buralara öyle geldik. Düşmanlar Haçlı orduları tertip etiler, tâ Kudüs'ü aldılar. Kadın, ihtiyar, yaşlı hepsini yaktılar, yağmaladılar. Allah, Selahaddin-i Eyyûbî gibi kahramanlarla yine Müslümanları kurtardı.

Cezerî hazretlerinin Hisnü'l-Hasîn'inin mukaddimesini okuyordum. O güzel kitapta duaları toplamış. Çok güzel dualar olan bir kitap! Diyor ki:

"Bu duaları toplamaya, okumaya, yazmaya başladım; düşman çevremde. Düşman şehri sardı. Yazmaya perşembe günü başladım, pazartesi günü defoldular, elhamdülillah."

İşte ne olduysa kuşatmayı kaldırıp firar edip gitmişler.

Biz böyle çok dert çektik.

Peygamber Efendimiz' in Mekke devrinde öyle olmadı mı?

Mekke'den dışarı çıkarttılar, Habeşistan'a ve Medine'ye gittiler. Medine'de "Orada onları öldürelim." diye olaylar oldu...

Bu iş böyle gelmiş ne yapalım. İnsan doğru olduğu, herkese iyilik istediği, boynu bükük durduğu zaman yine rahat etmiyor. Dünyanın hâli böyle… Edepsiz yine edepsizliğini yapabiliyor.

Bizim başarımız imanımızdan. Şimdi çok kimse bunun bundan olduğunu bilmiyor. Bizim dedelerimiz kahramanmış; nereden almış kahramanlığı onu bilmiyorlar.

Men hâfeza ale's-salavâti'l-hamsi'l-mektûbeti alâ rukûihinne ve sucûdihinne ve vudûihinne ve mevâkîtihinne ve alime ennehünne hakkun min ındillâhi dahale'l-cennete ev kâle vecebet lehu'l-cennetü.

"Her kim beş vakit kendisine farz kılınmış olan namaza devam ederse…"

Beş vakit namaza müdavemet ederse…

Nasıl ederse?

Rükûlarına, secdelerine, abdest alışına hakkını vererek… Cambur cumbur, paldur küldür sıçratarak, yarım yamalak, ine kalka, jimnastik yapıyor gibi değil; hakkını vere vere…

Ve mevâkîtihinne. "Zamanlarına da hakkını vererek."

Evvel vaktinde kılarak bu beş vakti kim kılarsa…

Ve alime ennehünne hakkun min ındillâhi. "Bu Allah indinden gelmiş bir hak vazifedir, ben bunu yapacağım, diye bilerek beş vakit namazı kılarsa…" Dahale'l-cennete. "Cennete girer."

Beş vakte müdavim olan kimse cennete girer. Bir başka rivayette demiş ki:

Vecebet lehu'l-cennetü. "Cennet ona vacib olur, mutlaka cennete girer."

Men hâfeza alâ şuf'ati'd-duhâ ğufiret lehû zunûbuhû ve in kânet misle zebedi'l-bahri.

Duhâ namazıyla ilgili bir hadis-i şeriftir:

"Her kim duhânın iki rekâtına devam ederse, iki rekât duhâ namazı kılmaya devam ederse, onun günahları denizin dalgalarının köpükleri kadar olsa bile gene afv-u mağfiret olur."

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi ibadetlerimizi tadına vara vara, güzel güzel yapanlardan eylesin. Rızasına erenlerden eylesin. Cennetini, cemalini görenlerden eylesin.

Bi-hürmeti esmâike'l hüsna ve resûlike'l mücteba ve bi-hürmeti hatme-i tehlil ve bi-hürmeti hatmi'l Kur'ani'l âzîm ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA