29.04.1984 - Müslümanın Kıymeti, Söylediklerini Kendisi Yapmayan

29.04.1984 - Müslümanın Kıymeti, Söylediklerini Kendisi Yapmayan
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Merartü merhaben bi-ke min beytin mâ a'zameke ve a'zame hürmeteke ve le'l-mü'minü 'azamu 'ındallâhi hürmeten minke.
Bu hadis-i şerifi çok iyi hatırınızda tutmaya gayret ederek dinleyin. İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke-i Mükerreme'ye, Kâbe-i Müşerrefe' ye dönmüş, ona hitaben buyuruyor ki;
Merhaben bi-ke min beytin. Evlerin için de senin gibi ev yok ki, "Ev cinsinden olan sana selam olsun."
Ama nasıl ev? Kâbe! Müstesna! Dün akşam bir miktar müstesnalığından bahsetmiştim.
Merhaben bi-ke min beytin. "Ev olarak ey Kâbe sana selam olsun!" Peygamber Efendimiz Kâbe'ye böyle merhaba etmiş, sonra buyurmuş ki;
Mâ a'zameke. "Ne kadar azametlisin!" Buna [Arapça' da] taaccüp yani hayret, hayranlık siğası derler. Mâ a'zameke. Ne kadar azimsin ne kadar muazzamsın ne kadar ulusun ne kadar yükseksin ey Kâbe! Ve a'zame hürmeteke. "Hürmetin ne kadar çoktur!" Muhteremliğin, yani bugünkü tabirle saygıdeğerliğin ne kadar çoktur ne kadar büyüktür! Kendin ne kadar büyüksün, sana gösterilen hürmet saygı ne kadar yüksektir!
Şimdi buraya kadar güzel, Kâbe'nin şerefini anlattı, onu yine anlatırız. Amma bak arkasındaki cümle çok dikkat çekici;
Ve le'l-mü'minü. Bu lam, lâm-ı tekittir, lâm-i tâlil değidir. Ve le'l-mü'minü a'zama 'ındallâhi hürmeten minke. Resûlullah Efendimiz tekit ile söylüyor, "Ant olsun ki Allah indinde Müslümanın hürmeti senden fazladır."
Şimdi birisi gitse Kâbe'ye edepsizce bir harekette bulunsa dayanamıyoruz, ayağını uzatsa kızıyoruz. Bizim hacılar dayanamıyor, hürmete alışmışlar babalardan dedelerden, hemen laf söylüyorlar. Sırtını dönse dayanamıyoruz.
Kâbe burada iken sırtını nereye dönüyorsun mübarek! Dön bu tarafa! Kâbe'nin yüzüne bakmak da ibadet, Kâbe'ye baktın mı ibadet, sevap. Durduğun yerden baktıkça sevap kazanıyorsun. Oraya bakmayana bile kızıyoruz, bir kötülük yapana kızıyoruz. Birisi taşına, duvarına bir şey yapsa çok daha fazla kızarız, yıkmaya kalksa yerimizde duramayız. Ama Müslümanları kıtır kıtır keseriz, çatır çatır ezeriz, patır patır döveriz, değirmenin iki taşı arasındaki buğday tanesi gibi un ederiz. Hiç acımayız, gözünün yaşına bakmayız. Ne akraba deriz ne kardeş deriz ne dost deriz ne Müslüman deriz. Hele hele birazcık da bir parmak tutacak bir bahane bulduk mu cart o tarafa cart bu tarafa çatını budunu ayırırız. Peygamber Efendimiz;
"Vallahi Müslüman Kâbe'den daha hürmetli." diyor, yetmez mi?
Merartü leylete üsriye bî 'alâ kavmin tukradu şifâhuhum bi-mekârîda min nârin. Fe-kultü li-cibrîle: Men hâülâi? Kâle: Hutabâü min-ehli'd-dünyâ mimmen kânû ye'mürûne'n-nâse bi'l birri ve yensevne enfüsehüm ve hüm yetlûne'l-kitâbe efelâ ya'kılûn.
Bu hadis-i şerif de Peygamber Efendimiz' in miracında gördüğü olağanüstü, fevkalade hallerden birisini anlatan bir hadis-i şeriftir. Bu hadis-i şerif de Ahmed b. Hanbel'de, Tayâlîsî'de ve daha başka kaynaklarda Enes b. Malik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiştir. Kaynak olarak çok geniş bir desteği var, sahih hadislerden...
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
Merartü leylete üsriye bî 'alâ kavmin. "Beni Allah-u Teâlâ hazretleri fazl-u kereminden isra mucizesi ile şereflendirdiği gece, Mekkere-i Mükerreme'den alıp Kudüs-ü şerife götürdüğü gece, oradan da miraca çıkarttığı gece bir kavme uğradım."
Nerede uğramış?
Yeryüzünde değil. Miraca çıktıktan sonra Allah-u Teâlâ hazretleri ona cehennem azabı gören kimseleri, cennet-i âlâyı gösterdi, sidretü'l-müntehâya getirdi. Onun kökünden bir rahmet pınarı çıkıyor, bir Kevser pınarı çıkıyor, Allah-u Teâlâ hazretleri rahmet pınarında yudu yıkadı. Ondan sonra Cebrail'in bile, "Artık buradan öteye geçemem, bir parmak daha geçsem muhakkak ki yanarım." dediği yerden Allah-u Teâla hazretleri ötelerin ötesine götürdü. İşte o miraçta Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Ben bir kavme uğradım ki..."
Tukradu şifâhuhum bi-mekârîda min nârin. "Dudakları ateşten makaslarla kıtır kıtır kesiliyor..." Kart kurt kart kurt ateşten makasla dudakları kesilen bir kavme uğradım da sordum;
Fe-kultü li-cibrîle: Men hâülâi? "Ey Cebrail! Sen bilirsin bunlar kimler?" Bunların niye dudakları böyle makaslarla kesiliyor? Niye cehennemde azap görüş şekilleri makaslarla dudaklarının kesilmesi tarzında?"
Cebrail aleyhisselam buyurdu ki;
Hutabâü min-ehli'd-dünyâ. "Dünya ehli hatipler bunlar!" Ehl-i dünya olan hatipler...
Hatip ne demek? İnsanlara hitap eden, vaaz eden, nasihat eden, söz söyleyen kimseler.
Ama nasılmış, bu vaaz-u nasihat nasıl olacak, neden olacak?
Allah rızası için olacak; şahsi menfaat için, para kazanmak için, celb-i menfaat için, mevki sahibi olmak için, gönülleri teshir etmek için olmayacak.
Niçin olacak?
Allah rızası için olacak. Resûlullah böyle buyurmuş, onu nakledecek, dinimizin emri budur, işin içine şahsi bir iş karışmadan Allah rızası için söyleyecek. Ama öyle olmaz da kendi şahsi menfaati için para pul peşinde, mevki makam peşinde, itibar alkış peşinde olursa o ehli dünya olur.
Peygamber Efendimiz, "Kıyamet gününde [gününe yakın] öyle alimler gelecek ki talebelerinin başka alimlerin yanına gitmesini tekenin keçisini kıskandığı gibi kıskanacaklar." diyor.
Ne oluyorsun ya, gitsin ilim öğrensin! Sende olanı almış, öğreneceği kadar öğrenmiş! Peygamber Efendimiz tenkit ediyor. Ötekisinden de öğrensin! Yok ille gitmesin! Sımsıkı tutar, göstermez, göndermez, öyle şey yok! İlim esastır, ilmi öğrenecek. Böyle bozuk fikirli kimseler hakkında Peygamber Efendimiz' in başka hadisleri de var. "Kıyamet [yaklaştığı zaman,] üstleri koyun postları gibi kalpleri kurt kalbi gibidir." "Dilleri tatlıdır ama içleri başka türlüdür."
Allah öyle olmaktan cümleyi hıfz eylesin, öyle olanlardan da hıfz eylesin.
Hocamız, "Onlar ahiret yolunun haramileridir." derdi, kitaplarında da yazıyor. Hani 40 harami, yol keserlermiş de tüccarları soyarlarmış ya, onlar da ahiret yolunun haramileridir. Onlar dünya haramilerinden daha da fenadır. Çünkü dünya haramisi insanın malını alır hadi git bakalım der veyahut çok daha fazla yapacak olsa, yapsa yapsa bir canım var onu da alır, etti iki. Bir malımı aldı, bir de canımı aldı. Ölürsem şehit olurum, bir zarar yok.
Ama ahiretini yağmaladı mı, ahirete yaramayacak işler öğretip de hak yoldan saptırdı mı ne olur o zaman?
Ahirette cehenneme gider, hasire'd-dünyâ ve'l-âhire, iki cihanı berbat olur. Ebedi azaba uğrar, "Sen olmasaydın ben bu duruma düşmeyecektim!" diye cehennemde o şahsın yakasına yapışır.
İnne zâlike le-hakkun tehâsumu ehli'n-nâri. Ehl-i nârın birbirlerinin yakasına yapışıp pençeleşmesi, birbirleriyle cedelleşmesi, sen olmasaydın şöyle olurdu, ben olmasaydım böyle olurdu diye birbirleriyle muhâsama etmeleri haktır, olacak. Cehennemde azabı gördükçe birbirlerine saracaklar, senin yüzenden oldu diyecekler. Sen aklını kullansaydın diyecek filan.
Onun için bir insan bir kimseye tâbi olduğu zaman nereye götürdüğüne bakmalı.
Peygamber Efendimiz' e bile biat ederken şart neydi?
Ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin. "Mârufta sana isyan etmemek üzere sana biat ediyoruz yâ Resûlallah." dediler. Ayet-i kerimede de bu hakikat tescil edildi. Demek ki kötü bir şeye emrolunsa itaat olmaz.
Peygamber Efendimiz bir şahsı bir topluluğun, bir seriyyenin başına komutan tayin etti, yolda giderken münakaşa çıktı. Çıkmasa iyi ama çıktı, [komutan];
"Ateş yakın!" dedi. Çalı çırpı topladılar ateş yaktılar. Komutanın sözü dinlenecek diye Peygamber Efendimiz' in sıkı tavsiyesi var.
"Ateş yakın!" dedi, ateşi yaktılar;
"Girin içine." dedi.
Allah Allah! İyi, dinleyecektik ama, şimdi "Ateşin içine girin!" diyor, girersek yanarız. Dediler ki:
"Biz bu ateşe girmeyiz, biz bu durumu Resûlullah'a sorarız."
Girmediler, bir taraftan da "Resûlullah itaat edin demişti acaba ona âsi olmuş olur muyuz? Yani ne derse desin yapmamız gerekir miydi?" filan diye korkuyorlar. Telaşla, merakla zor ettiler vakitleri Resûlullah'ın yanına geldiler, Peygamber Efendimiz' e durumu sordular. Dedi ki:
"Eğer girseydiniz, cehenneme giderdiniz!"
Demek ki insan ölçecek, biçecek. Demek ki günahta tebeiyyet, ittiba yok.
Bu ehl-i dünyadır, bu hatipler bu dudakları ateşten makaslarla kesilenler ehl-i dünya olan hatiplerdir.
Mimmen kânû ye'mürûne'n-nâse bi'l birri ve yensevne enfüsehüm. "İnsanlara iyiliği tavsiye edip de kendilerini unutanlardan."
Kendisi yapmıyor, yani bizim bugün Türkçemizde kullandığımız bir tabir buraya yakışıyor; "Halka verir talkını kendi yutar salkımı." tarzındaki alimler imiş demek ki.
Ve hüm yetlûne'l-kitâbe. "Halbuki kitabı okuyup durdukları halde..."
Arapça bilir, tefsir bilir, hadis bilir, okur kitabı yine iyiliği başkasını tavsiye eder, kendisi yapmaz.
"Hoca Efendi, hatip efendi bu çocuklar ne, bu kızların hali ne?" Aldırmıyor.
"Sana yakışmıyor bunların hali." Aldırmıyor.
"Ailenin durumu ne?" Aldırmıyor.
"Şu senin halin ne?" Aldırmıyor.
Kitabı okuyup dururken, Kur'an'ı okuyup dururken olur mu?
Efelâ ya'kılûn. "Akıl etmezler mi?" Başlarına gelecek belaları, musibetleri düşünüp akıllarını başlarına devşirmezler mi?
Diğer hadis-i şerifi de okuyuverelim, sonuncu hadis olsun.
Merertü leylete üsriye bî bi'l-melei'l a'lâ ve cibrîlü ke'l-hılsi'l bâlî min-haşyetillâhi teâlâ.
Heysemî, bu hadisin ravileri güvenilir kimselerdir demiş. Câbir b. Abdillah el-Esnarî'den rivayet edilmiş sahih bir hadis-i şerif.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Benim isrâ ve miraç mucizesi olarak o miraç olayının başıma geldiği, miraca çıkarıldığım günde..." Aslında leylete üsriye bî, "Mekke-i Mükerreme'den Kudüs'e götürüldüğüm gece." diyor. Arkasından da miraç olduğu için o kadarını söylemiş, bir de miraç zikretmemiş. "O gecede mele-i âlâya uğradım." diyor.
Mele-i âlâ, Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzurunda bir mübarek mahal, kendisine en yakın meleklerin, en mübarek şahsiyetlerin bulunduğu yer.
Uğradım, orada ne göreyim?
Ve cibrîlü ke'l-hılsi'l bâlî min-haşyetillâhi teâlâ. "Cebrail aleyhisselam'ı kenarda Allah'ın haşyetinden, havfından, korkusundan eski bir kilim gibi gördüm!"
Yani hani eski kilim ne olur?
Buruşturulur bir kenara atılır. Cebrail aleyhisselam Allah korkusundan bir eski kilim gibi bir kenarda büzülmüş kalmış; öyle gördüm. Cebrail aleyhisselam meleklerin en yükseği.
Burada iki mana var. Bir; Allah'tan korkalım. Melekler günahtan muarrâ, müberrâ, günah işlemez, Allah'ın emirlerini tutar kulları, yaratıkları. Öyle olduğu halde Allah korkusundan bir eski kilim gibi buruşup köşede kalırsa bize ne oluyor? Cenneti satın mı aldık, garantisi mi var, imzalı belge mi verildi? Çok mu matah bir ömür sürüyoruz, çok hayırlı işler mi yapıyoruz? Ömrümüzü Cenâb-ı Mevlâ'nın rızası yolunda, güzel mi sarf etmişiz, malımızı öyle mi yapıyoruz? Her anımız gafletten uzak, Cenâb-ı Mevlâ'nın istediği işleri yapmak suretiyle mi geçiyor? Ne oluyor bize?
Biraz korkmamız, tüylerimizin diken diken olması lazım!
Korkmuyoruz, neden?
El-Câhilü cesûrun. "Cahil korkmaz." Cahil korkmaz,
İnnemâ yahşellâhe min-'ıbâdihi'l-ulemâu. "Allah'tan en çok, ancak ve ancak alim kulları korkar."
Küçücük bir çocuk elektrik teline gelir hap yapışır. Nereden bilsin elektriği, cereyanı, cereyanın çarpacağını, çarpınca öldüreceğini?
Teli görürü yapışır. Cahil. Sobanın yanına gider tutmağa kalkar, ütüyü tutmaya kalkar.
Neden?
Bilmiyor, cahil. Cahil cesur olur; alim Allah-u Teâlâ hazretlerini sever, bağlanır. Sevgisinin, onun kendisine ihsanının karşılığında ona kulluk etmesi gerektiğini bilir; kulluk etmediği zaman o ihsanın aksi bir şey olacağını düşünür.
Minhu isyânün ve nisyânün ve sehvün ba'de sehvin.
Minke ihsânün ve fadlün ba'de i'tâil cezîl.
"Yâ Rabbi! biz sabah akşam isyan ediyoruz, unutuyoruz, hata üstüne hata işliyoruz. Sen de lütuf üstüne lütuf, ihsan üstüne ihsanda bulunuyorsun." diyor şair.
O ihsanların karşısında benim böyle yapmam doğru olmaz, diye korkar veyahut azabı şiddetlidir, ikabı elimdir, cehennemi çok fenadır, oraya düşmeyeyim diye korkar. Ya iltifattan mahrum kalacağım diye korkar ya azaba uğrayacağım tokadı yiyeceğim diye korkar, alim aklını başına toplar. Cahil, pervasız yürür yürür cehenneme yuvarlanır gider.
Ve kûdühe'n-nâsü ve'l-hicâretü. "O cehennemin ateşi insanlardır." İnsanlar yanacak orada cayır cayır.
Allah-u Teâla hazretleri bizi Allah-u Teâla hazretlerine kulluğun şerefini idrak edenlerden eylesin, ona has halis salih amellerle ibadet edip rızası yolunda ömür geçirmeyi nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu bir kul olarak varmayı cümlemize ihsan eylesin.
Fâtiha-ı şerîfe mea'l-Besmele.
17.11.1984 -
Güzel Söz, Sıla-i
03.11.1985 -
Niyetin Halis Olması
