İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

30.09.1984 - Allahın Rızası

30.09.1984 - Allahın Rızası
Hadisler Deryası

30.09.1984 - Allahın Rızası

05.04.2026
20 dk 57 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men iltemese rıdallâhi bi-sahati'n-nâsi radıyallâhu anhu ve erdâ anhu'n-nâse ve kefâu mü'nete'n-nâs ve men iltemese rıda'n-nâsi bi-sahati'llâhi sahite'llâhu aleyhi ve eshata aleyhi'n-nâsi.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Metnini okumuş olduğumuz hadis-i şerif, Râmûz'un 409. sayfasında, şerhin 4. cildinin 333. sayfasındadır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Men iltemese rıdallâhi bi-sahati'n-nâsi.

İltemese-iltimas; talep etmek, rica etmek demek.

"Kim Allah'ın rızasını isterse, rica ederse, talep ederse, umarsa."

Nasıl?

Bi-sahati'n-nâs. "İnsanların kızgınlığına uğramak mukabilinde bile olsa." Buna bâ-ı mukabele derler. Yani "İnsanlar varsın kızsın ama Allah sevsin." diye düşünerek insanlar kendisine kızsa bile aldırmadan Allah'ın rızasını iltimas ederse, talep ederse, isterse ne olur neticesi?

Radıyallâhu anhu. "Allah ondan razı olur."

"Bak, insanların kızmasına bile aldırmadı, benim rızamı istedi." der, razı olur.

Sonra ne olur?

Bir de mükâfat daha var. Zaten Allah'ın razı olması insana yeter.

Ve erdâ anhu'n-nâsu. "İnsanları da ondan hoşnut ve razı eder."

İlk önce kızarlar, ondan sonra Allah kalpleri döndürtür, onu insanlara sevdirtir. İnsanlar da hoşnut olurlar, o insanı beğenmeye başlarlar.

Ve men iltemese rıda'n-nâsi bi-sahatillâh. "Bunun aksine hareket edip de insanların rızasını elde etmeye çalışırsa insan, Allah'ın rızası değil de insanlar benden hoşnut olsun, beni sevsin, beğensin, insanların yanında hoş, makbul olayım diye insanların rızasını talep ederse, onu heveslerse..."

Ne mukabilinde?

Bi-sahatillâh.

"Allah'ın kendisine kızmasına bile aldırmadan."

Rızasına uygun olmayan, günahlı bir yoldan, "Varsın Allah kızarsa kızsın, günah olursa olsun...", aldırmıyor, ahirette başına gelecek felaketleri düşünmüyor.

Allah'ın kızgınlığı mukabilinde de olsa insanları memnun etmeye çalışırsa bir kimse, ne olur?

Sahita'llâhu aleyhi. "Allah ona gazap eder, kızar." Ve eshata aleyhi'n-nâsi. "İnsanları da ona kızdırtır; ona düşman olurlar, kızarlar."

Bu hadis-i şerifi Hz. Âişe validemiz rivayet eylemiş.

Arkasından gelen iki hadis-i şerif yine aynı mânayı ifade ediyor.

Men iltemese rıdallâhi (tabii hızlı okununca meni'ltemese diye okunacak, vasıl ile) bi-sahati'n-nâsi. "Kim Allah'ın rızasını insanları kızdırmak pahasına da olsa talep etse." Kefâhu'llâhu mü'nete'n-nâsi. "Allah insanların meşakkatine, şiddetine, sıkıntısına karşı onu korur, himaye eder, kâfi gelir. İnsanlar ona zarar veremez. İnsanların zararına karşı gelir."

Kızdılar ya... O Allah'ın rızasını kazanmak için bir yol tutturdu... İnsanlar kızarlarsa ne yapar? Kuyusunu kazmaya çalışırlar. Dövmek isterler, sövmek isterler, işini engellemek isterler, yaşatmamak isterler, memleketten sürmek isterler.

Peygamber Efendimiz' i ne yaptılar? Dediler ki:

"Gel bu işten vazgeç. Canın para istiyorsa çok para verelim. Hükümdarlık istiyorsan onu da verelim."

Peygamber Efendimiz zaten Mekke'nin hâkimi olan asil bir ailedendi; dedeleri Mekke'nin reisiydi. Peygamber Efendimiz' e;

"Hükümdarlık verelim. En kıymetli asil kızlarımızı seninle evlendirelim. Yeter ki şu bizim işimize karışma. Gel şu işi bozma. Bizim putlarımıza, inancımıza dil uzatma." diye pazarlık [ettiler], bir teklif söylediler.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

"Değil ufak tefek şeyler, bir elime kameri, bir elime şemsi verseniz, yine bu davadan vazgeçmem."

Hakkı söyleyecek. Vazifeli çünkü, Allah'ın peygamberi. Eğer yapması gereken şeyi yapmazsa Allah onu cezalandırır. Allah'ın rızasını düşündü. Bütün Kureyş cemaati kızdılar.

Nasıl kızdılar?

Öldürecek hâle getirdiler. Bir kere etrafındaki Müslümanları sürdüler, dağıttılar. Eza, cefa, işkence yaptılar. Sıcaklarda kumlara yatırdılar. Sığır derilerine, deri kuruyunca sıkıştırsın, ezsin diye ıslak deriye sardılar. Yere ateş yaktılar, sırtını ateşe yapıştırttılar. Müslüman olanlara çeşitli işkenceler yaptılar. "Bunlarla alışveriş yapmayın." dediler. İktisadî bakımdan çembere, ablukaya aldılar. Çeşitli sıkıntılar çektirdiler. Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz için "Mescide gelmesin." dediler, zorluk çıkardılar. O da evinde namaz kıldı. "Evin avlusunda namaz kılacaksın." diye zorladılar. Yine mahallenin meraklıları toplanır onun ibadet edişine bakarlardı. Böyle çeşitli sıkıntılar...

Bütün Kureyş halkı, bütün Mekke halkı kızdı mı? Kızdı.

E o niye o yolda devam etti, bütün ahaliyi kızdıracak yola niye girdi? Allah'ın rızasını kazanmak için.

İnsanlar kızdılar, zarar vermek istediler mi? İstediler.

Verebildiler mi? Veremediler.

Bak burada hadis-i şerifte ne buyuruyor, Peygamber Efendimiz:

"İnsanlar kızsa bile Allah insanların şerlerinden, zulümlerinden, mazarratlarından onu korur, ona kâfi gelir."

Ve men iltemese rıda'n-nâsi bi-sahatillâhi. "Aksine kim insanların hoşnutluğunu kazanmak için Allah'ın gazabına uğramaya, kızgınlığını kazanmaya da aldırmadan hareket ederse..." Vekelehu'llâhu ile'n-nâsi. "Allah onu insanlara bırakıverir, terk ediverir. İnsanlarla yüz yüze bırakıverir. Yardımını keser."

Tabii o da sonunda insanların eline düştü mü, bu insanlar dönektir, bir gün yüzüne gülerler, öbür gün "Kral öldü, yaşasın yeni kral!" diye yeni geleni alkışlarlar, sonunda büyük felaketlere uğrar.

Bu da ikinci hadis-i şerif. Aynı mânada, küçük bir kelime değişiyor. Tirmizî rivayet etmiş. Yine Hz. Âişe validemizden.

Üçüncü hadis de yine bu mevzuda.

Men iltemese mehâmide'n-nâsi bi-meâsillâh.

Mehâmid-mahmedet "övgü" demek.

"Bir insan, insanların övmesini, hamdini, beğenmesini, takdirini, alkışını isterse."

Neyle?

Bi-meâsillâh. "Allah'a isyanlar ederek."

Allah'a isyan yollarında yürüyerek, günahlar işleyerek, isyanlara dalarak insanların kendisini alkışlamasını, beğenmesini, insanların gözünde tutulmasını isterse."

Ne olur?

Âde hâmiduhû mine'n-nâsi lehû zâmmen. "Evvelce onu metheden kimse -Allah'ın cezası bu- döner ona zemmedici olur. Onun aleyhinde konuşucu olmaya başlar."

Çünkü insanların rızasını esas aldı, Allah'ın rızasını esas almadı. Evvelki meddahı bu sefer onu kötüleyici kimse olur.

Bu da Hz. Âişe validemizden rivayet edilmiş. Harâitî ve İbn Lâl rivâyet etmiş.

Üç hadis-i şerif. Ne mâna çıkıyor? Bir insan her hâlükârda, her işinde Allah'ın hoşnutluğunu, rızasını kazanmayı esas alacak. İnsanların alkışını, beğenmesini, hoşnutluğunu, methini düşünmeyecek. Bu kaide, bu esas çıkıyor.

Bu esas bu hadis-i şerifte böyle zikredilmiş, acaba bu hadis sahih mi değil mi?

Bu mâna Kur'ân-ı Kerîm'de de var. Mü'minlerin vasfını anlatırken Allah-u Teâlâ hazretleri buyuyor ki;

Ve lâ yehâfûne levmete lâim. "Mü'minler öyle kimselerdir ki hak yolda kınayanın kınamasından korkmazlar."

"Kınarsa kınasın... Ben hak yolda yürüyorum, Allah'ın emrini tutuyorum." diye kimseye aldırmazlar.

İnsanın bu hâle gelmesi lazım.

Kızına;

"Başını ört."

"Utanırım."

"Namaz kıl."

"Utanırım."

"Şunu yap."

"Utanırım." diyor mesela, duymuşsunuzdur veya çevrenizde görmüşsünüzdür.

Öyle şey yok. Allah'ın rızasını kazanmak için insanlar beğense de beğenmese de hoşlansa da hoşlanmasa da o güzel şeyi yapacak. İsterse beğenmesin! Beğenen beğensin, beğenmeyen beğenmesin. Hak bildiği şeyi "Allah'ın rızası burada var." diye yapacak. Esasımız bu.

Bunu büyüklerimiz nasıl küçük bir cümle haline getirmiş, ne diyorlar?

İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî.

"Yâ Rabbi, sensin benim maksudum. Ben seni kastediyorum. İstediğim sensin."

Gece gündüz döne döne

İstediğim Hak'tır benim, dediği gibi, Hakk'ı, Cenâb-ı Mevlâ'yı istiyoruz.

Ve rıdâke matlûbî. "Maksudum sensin yâ Rabbi, ben senin rızası istiyorum." diyoruz.

Tesbih çekiyoruz, Allah Allah Allah... arada diyoruz ki; bu tesbihten maksadımız keşif, makam, rütbe, gösteriş, insanların beğenmesi, alkışlaması değil; maddî bir hesap yok, art niyet yok, kötü maksat yok; Allah razı olsun diye dememiz lazım diye onu söylüyoruz. Her işimizde bu: İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî.

İnşaallah bundan sonra her işimizde Allah'ın rızasını düşünürüz. İnsanlar ister beğensin ister beğenmesin ister alkışlasın ister kızsın; aldırmayız. İnşaallah o hâle geliriz. İnsan böyle yaparsa, her işini Allah rızası için yapar duruma gelirse imanı kemale ermiş demektir. Yapamıyorsa imanı zayıf demektir.

Kim Allah rızası için alırsa, Allah rızası için verirse, sevdiğini Allah rızası için severse, kızdığına Allah rızası için kızarsa o imanını kemale erdirmiştir.

Öteki?

Öteki daha nakıs; çok fırın ekmek yiyecek, dinî kitapları okuyacak, vaazları dinleyecek, kulağına giren sözleri aklı idrak edecek, gönlüne yerleşecek de eh inşaallah bir Müslüman olur bir zaman gelir; henüz imanı kâmil değil. İmanı kâmil insan öyle yapar.

İbrahim aleyhisselam'ın misali her zaman karşımızda. Yasin suresini her sabah okuyoruz.

Ne dedi?

Ve câe min akse'l-medîneti racülün yes'â. "Şehrin ta öteki ucundan koşarak bir zât-ı muhterem -Habîb-i Neccâr- geldi, dedi ki:"

"Bu insanları niye öldürüyorsunuz? Niye bunlara işkence yapmaya kalkıyorsunuz? 'Rabbimiz Allah.' dediler, Allah'ın varlığını, birliğini [kabul ettiler], onları nasıl inkâr edersiniz?" diye bütün kavim hepsi aleyhine olduğu halde hakkı söyledi. İster beğensinler ister beğenmesinler... Şehit ettiler. Cennetlik olduğunu Kur'ân-ı Kerîm beyan ediyor. Demek ki insan hak bildiğini söyleyecek.

"Kalabalık hepsi aleyhte; en iyisi ben de susayım, söylemeyeyim."

Olmaz! Hakkı söylemesi gerektiği yerde susan dilsiz şeytandır. Herkes hakkı söylese haksızlar fırsat bulamaz.

"Yoo, elini uzatma bakalım o harama!" "Yoo, öyle yapamazsın, olmaz!"

Herkes; "Ya bu adam varken ben haram yemeyeyim, şu haksızlığı yapmayayım." der.

Doğrular hâkim olunca eğrilere meydan, yol kalmaz; o da yavaş yavaş düzelir belki.

"Ya doğruluk da daha iyi be... Bak filanca adam da doğru, ne kadar kâr etti. Ben de doğru olayım." der, düzelir. Ama eğrilere ses çıkartılmazsa, aksine doğrulara ses çıkartılırsa o zaman iş Nasreddin Hoca'nın durumuna döner:

Bir köye gitmiş. Üstüne köpekler saldırmış. Şöyle bir çırpınmış, ne yapayım diye. Yerde bir taş görmüş, yapışmış. Meğer taş da köklüymüş, çıkmamış. Yani taş atacak da köpekleri kaçırtacak. "Allah Allah, ne acayip köy; köpekleri salıvermişler, taşları bağlamışlar." demiş.

Öyle olur. Onun için Allah bizi doğru sözlü, doğru özlü kimseler eylesin. Hakkı tutan, hakka yardımcı olan kimseler eylesin.

Ne güzel sıfattır, haktan yana olmak...

Peygamber Efendimiz nasıl buyurmuş?

Zül mea'l-hakkı haysü zâle.

Çalışma masamıza, yattığımız yere, oturduğumuz yere, misafir odasına yazmamız lazım:

Zül mea'l-hakkı haysü zâle. "Hak neredeyse onun peşinden git." diyor.

Hak nereye zail olursa, ne tarafa doğru kayarsa, giderse sen de hakkın peşinden git.

Ne tarafa doğru gidiyorsun?

"Hak bu tarafa doğru gidiyor, ben de onun peşindeyim."

Yoksa sen bir yol tutturmuşsun, hak şöyle kıvrılsa bu tarafta olsa sen dosdoğru gidiyorsun ama doğru değil ki, hak bu tarafta. Orada hemen bırakıvermek lazım, haktan yana dönmek lazım.

Ebu Bekr-i Sıddık radıyallahu anh ile Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem oturuyorlardı. Müşriklerden birisi geldi, ağzını açtı, gözünü yumdu, Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz' e Peygamber Efendimiz' in yanında bir sürü hareketli söz, kötü kötü sözler söyledi. Sustu, sustu, sustu...

Sonra ne oldu?

Dayanamadı, o da ağzını açtı, başladı cevap vermeye...

"Sen şöyle diyorsun ama işin aslı şöyledir de sen de şöyle yapmadın mı?.."

Ne dediyse bir şeyler demeye başladı.

Peygamber Efendimiz hemen oradan kalktı. Hızlı hızlı uzaklaşmaya başlayınca Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz cevabı bıraktı, hemen o da Resûlullah'ın peşinden gitti.

Neden?

Hak Resûlullah'ın yanında. Resûlullah'ın peşinden gitti. Dedi ki:

"Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın resulü, bir edepsizlik mi yaptım? Kalbinizi kıracak bir şey mi yaptım? Niçin böyle bırakıp aniden kalkıp gitmeye kalkıştınız?"

"Ey Ebû Bekir, sen susarken bir melek senin namına o haksız adama cevap veriyordu. Sen kendin kendini müdafaa etmek için konuşmaya başlayınca melek çekildi, şeytan aleyhillâne geldi, yerleşti araya. Şeytanın olduğu yerde de ben peygamber olarak duramayacağım için ondan ayrıldım."

Ama Ebu Bekr-i Sıddık’ın hareketi ne kadar güzel... İnsan başladı mı işe "Şu lafımı bir tamamlayayım." der. Resûlullah kalkınca hemen peşine takıldı, bıraktı yani, hiçbir şeyi gözü görmedi.

Haktan yana olmak lazım. Hakkın peşinde olmak lazım.

Allah bize bu kaideyi hayatımıza sindirip ona göre yaşamak nimetini ihsan etsin.

Belki dilim iyi dönmedi, belki iyi anlatamadım. Belki ehemmiyeti hususunda sizi tam ikaz edemedim. Çok mühim bir kaidedir. Bırakın insanlar ister beğensin ister beğenmesin. Zaten bu insanlar kimseyi beğenmez. İnsanları beğendirmeye kalkarsan, yine Nasreddin Hoca'nın hikayesindeki gibi olur:

Eşeğini almış, çocuğunu almış; hayvanın üstüne kendisi binmiş, arka tarafına çocuğunu bindirmiş, köyden pazara gidiyormuş. Yanından geçen köylüler demişler ki:

"Hoca, utanmıyor musun? Kendin zaten şişmansın, çıkmışsın hayvanın üstüne oturmuşsun, çocuğu da arkaya almışsın; havyacağızın bacakları titriyor."

"Peki kardeşler." demiş, hemen inmiş oradan. Eşeği çekerek götürmeye başlamış. Biraz sonra birkaç köylü daha gelmiş;

"Hoca, bari sen yapma!" demişler.

"Ne yaptım?" demiş.

"Ya bu çocukların terbiyesi böyle mi olur? Sen yürüyorsun, koca sakallı adam, muhterem hoca efendi, çocuğu bindirmişsin, o da ağalar gibi kurulmuş; o atın üstünde, merkebin üstünde sefa sürüyor, sen yürüyorsun. Böyle çocuk terbiyesi mi olur, edep mi olur?

"Doğrusunuz." demiş.

"İn aşağı!" demiş çocuğa. İndirmiş aşağıya, kendisi binmiş. "Ben Hoca efendiyim madem" demiş.

Biraz giderken oradan bir grup köylü daha geçiyormuş;

"Hoca, yahu şu çocukcağızın hâline acımıyor musun? Zayıf, küçücük çocuk. Sen kurulmuşsun hayvanının üstüne, göbeğini gere gere oturmuşsun, sefa ile gidiyorsun. Bu çocukcağız sana yetişeceğim diye peşinden gidiyor."

Düşünmüş; doğru. Kendisi de inmiş aşağıya. Eşek boş, kendileri yürüyorlar. Böyle giderlerken oradan geçen birkaç kişi demiş ki:

"Ya Hoca, bu eşeği sen mostralık mı aldın; madem üstüne binmeyeceksin, ne diye çekip götürüyorsun?"

"O da doğru." demiş.

Yanlış mı? Hepsi doğru. Artık işin şaka tarafı; eşeği sırtlamışlar da kasabaya öyle girmişler. Başka çare kalmadı çünkü...

Onun için bu insanlara ne yapsan kendini beğendiremezsin. Beğenmezler, bir şey derler. Allah beğensin. Allah'ın rızasını düşün. Allah'ın emirlerini düşün, yürü. Beğenen beğenir. Zaten beğense ne olacak, beğenmese ne olacak... Mülkün sahibi Allah. İster beğensin ister beğenmesin. Ne yapabilir ki?

Eğer Allah bir insanın hayrını murat ederse, cümle cihan halkı peşine takılsa ona zarar veremez.

Resûlullah'a verebildiler mi? Veremediler.

Allah bir insanın şerrini murat ederse, cümle cihan halkı onu korumaya kalksa fayda veremez.

Firavun' un ordusu, sarayı, ahalisi, tebaası yok muydu? Elinde güç kuvvet varken erkek çocukları öldürüp kız çocukları sağ bırakmıyor muydu?

Hiç fayda vermedi.

Onun için, mülk Allah'ındır. Hüküm O'nundur. Güç kuvvet O'nunladır, O'ndandır. Lütuf, kerem, kahır, hepsi O'ndandır. Neylerse güzel eyler. O'na teslim olmak lazım.

Eğer bize lütfeylese lütfudur, keremidir, lütfetmiştir; çok şükür yâ Rabbi! Ne verse layıktır. Ne yapsa layıktır. Ama lütfu keremi çoktur. Allah-u Ekber ya, büyüklerin büyüğü.

Biz olsak, birisi biraz bize yan baktı mı, beğenmedi mi kalbimiz kırılır, biz de ondan yana bakmayız. "Ben sana merhaba dedim, sen bana merhaba demedin, senin yüzünü bilmem kim görsün; darıldım, küstüm sana!" deriz, darılırız. Öyle yapıyoruz. Ben de öyle yapıyorum yani. Allah affetsin. Allah kötü huylarımızı atmak, düzeltmek nasip etsin.

Ama Allah sabahtan akşama kendisine âsi olana da yine imkânı veriyor. Bazısına tevbe de nasip ediyor. Adam âsi, zamanı geliyor tevbe de ediyor. Tevbe de Allah'ın en büyük ikramı. Nasip oluyor da yine yoluna döndürtüyor.

Bak, Peygamber Efendimiz Taif ahalisine beddua etmedi. Ama Peygamber Efendimiz' i taşladılar. Peygamber Efendimiz oraya peygamberliğini yapmaya, Allah'ın emirlerini bildirmeye gitti.

Ne yaptı Taifliler?

Hiç gözünüzün önüne getirtebiliyor musunuz?

Çocukları karşısına diktiler; taşları ata ata, vücudunu yaralaya yaralaya Taif'ten dışarı çıkarttılar.

Sahneyi göz önüne getirebiliyor musunuz? Siz bir yere gidiyorsunuz, sizi oradan taş atarak, yaralayarak çıkartıyorlar.

Ne yapmış?

Allah'ın emrini tebliğ etmeye gitmiş. Ta Taif'in dışına kadar, bağlarının yanına kadar taşladılar Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i.

Beddua etmedi. "Bunların neslinden Müslümanlar gelecek yâ Rabbi." dedi. Beddua etseydi, o Resulünün sevgisine, aşkına Allah-u Teâlâ hazretleri Taif'i Lut kavmine yaptığı gibi yerin altını üstüne getirir, helak ederdi. Bir beddua ediverseydi... Üstüne yıldırımlar yağdırırdı...

Onun için Allah'ın rızasını düşünelim. Hepimizi Allah ıslah etsin, düzelelim de Allah'ın rızasını düşünelim, Allah yolunda yürüyelim. Cümlemizi aktif Müslüman eylesin.

Fâtiha-i şerîfe meâ'l-besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA