İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

17.11.1984 - Rüya, Tokluk, İyilik Yapmak

17.11.1984 - Rüya, Tokluk, İyilik Yapmak
Hadisler Deryası

17.11.1984 - Rüya, Tokluk, İyilik Yapmak

07.06.2026
19 dk 20 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Asdeku'r-rü'yâ mâ kâne nehâran li-ennellâhe Teâlâ azze ve celle hassanîbi'l-vahyi nehârâ.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Cabir hazretlerinden rivayet edilmiştir. Müstedrek'te ve Deylemî'de kaydedilmiş hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki:

"Rüyanın en doğrusu, gündüz olanıdır. Çünkü Aziz ve Celil olan Allah bana vahyetmeyi gündüze tahsis eylemiştir."

Malum, rüya insanın uyuduğu zaman, kendinden geçtiği zaman gördüğü birtakım şeyler ama gözleri kapalı da yine görüyor. Demek ki görmek gözle de değilmiş. Rüyaların çeşitleri vardır; hakkı vardır, batılı vardır, şeytanîsi vardır, rahmânîsi vardır, nefsanîsi vardır. Doğru rüyaların olduğuna Kur'ân-ı Kerîm'de işaretler var. Yusuf aleyhisselam rüyaları tevil etmeyi, tabir etmeyi Allah-u Teâlâ hazretleri kendisine öğretmiş olduğu için bazı rüya tabirleri yapmış, onlar Kur'ân-ı Kerîm'de yer alıyor. Mesela diyor ki;

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yâ ebeti innî raeytü eheda aşere kevkeben ve'ş-şemse ve'l-kamere raeytühüm lîsâcidîn. "Gördüm ki 11 yıldız, güneş ve ay bana secde ediyorlar."

Yakup aleyhisselam rüyanın neye işaret olduğunu anladı, dedi ki:

"Oğlum, rüyanı sakın kardeşlerine aktarma, rüyanı kardeşlerine söyleme."

Fe-yekîdu leke keydâ. "Sana bir zararları dokunur, kıskanırlar da bir hile yaparlar."

Evlatları, Yusuf aleyhisselam ile beraber12 kardeşti. Yusuf aleyhisselam'ın güzelliği, terbiyesi, -Allah tarafından kendisi tabi peygamber olarak seçilmiş- küçükten beri hoş hâli vardı. O hâli ötekiler kıskanıyorlardı. Babası onlara itibar ediyordu, hususi bir muamele ediyordu diye ötekiler onu kıskanıyorlardı.

Burada da bir başka ders çıkıyor ki; insan ne kadar hoş halli, iyi olsa, yine de kızıp da kendisine kötülük yapmak isteyenler çıkabiliyor. Allah'a sığınmaktan gayrı çare yok.

Küllü ni'metin mahsûdun. "Her nimet hasede uğrar, haset celbeder."

Birisinde bir şey gördü mü ötekilerin içi kıvrılır. Hasetçiyi de tedavi mümkün değildir. Ancak senin elindeki nimet gidecek de hasetçinin içi rahatlayacak; başka türlü rahat etmez. Yani sen kıvrım kıvrım kıvrandığın zaman, o zaman memnun olur;

"Tamam, şimdi içim rahat etti."

Ya mübarek! Ne olur, Allah sana da versin, ona da versin. Ondaki nimetin gitmesini ne diye istiyorsun?

Haset, insanının içinde kötü bir duygu, kötü bir istek; karşısındakinin elindeki nimet gitsin diye içi kıvranır, ister. "Benim de olsun." dese, "Allah bana da versin." dese neyse ne; fakat "Onun elindeki gitsin, onun elinden çıksın o, dayanamıyorum onun o nimete mazhar olmasına..."

Böyle durumlar oluyor.

Tabi Yusuf aleyhisselam'ın hayatında uzun macera geçti. Kardeşleri hakikaten onu kıskandılar, öldürmeye kastettiler, kuyuya attılar, kervana sattılar, Mısır'a gitti. Ama bir insanı Allah aziz ederse cümle cihan halkı başına toplaşsa onu zelil edemez. Allah onu yine Mısır'da da aziz etti. Mısır'ın azizi onu satın aldı. Çoluk çocuğu yoktu, hanımına dedi ki:

"Bunu alalım, evladımız yok, bunu evlat edinelim, bize belki bir faydası dokunur."

Yusuf aleyhisselamyine saraylarda büyüdü. Ötekiler istedikleri kadar kıskansınlar, kuyuya tıksınlar, esir olarak satsınlar; yine sarayda büyüdü, yine Allah onu çeşitli nimetlere erdirdi. Sonunda da öteki hasetçiler yaptıklarına pişman oldular da uzun maceradan sonra onları yanlarına çağırdı; onlar ona hürmetlerini ifade etmek için o zamanın usulü üzere secde ettiler.

Bizim şeriatımızda başka bir kimseye secde etmek yok.

“Eğer bir insanın bir insana secde etmesi olaydı, kadına kocasına secde etmesini emrederdim.” buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Demek ki başkasına secde etmek yok. Hatta iki büklüm kıvrılmak da yok.

O rükû olmasa dünyada eğilmez başlar.

Mehmet Akif ne güzel söylüyor. Rükû olmasa, namaz olmasa bu Müslümanın başı dünyada eğilmez, kimseye eğilmez.

Müslümanlığın izzeti var, şerefi var. Müslümanlığın izzetini hiçbir şekilde bir başkası, Müslüman olmayan bir kimse onu geçecek bir başka şeyle telafi edemez.

"Parası var." Olsun.

"Şusu var, busu var, zengin, tahsilli." Hiçbir kıymeti yoktur.

İzzet Allah'ındır, Resûlullah'ındır ve onlara inandıkları için Müslümanlarındır. Münafıklar bunu anlayamazlar.

Bundan ne çıkar?

Müslüman kardeşine izzet etsene. Kendi Müslüman kardeşine niye izzet ve ikram etmezsin? Müslümanların İslâm'ın ruhundan haberi yok.

Yusuf aleyhisselam'a secde ettiler. O zaman dedi ki Yusuf aleyhisselam;

Yâ ebeti hâzâte'vîlüru'yâya minkablü. "İşte daha önce gördüğüm rüya vardı ya, hani 11 tane yıldız, ay ve güneş bana secde etmişti ya; işte 11 yıldız kardeşlerim, işte ay ve güneş sen ve anam. İşte rüyanın tevili."

Ne anlıyoruz?

Kur'ân-ı Kerîm'den sağlam bir delil çıkıyor ki rüyanın aslı var. Rüya denilen şeyin sadece insanın içine depo edilmiş, atılmış duygular, alt şuura itilmiş birtakım hislerden ibaret olmadığı, manevi âlemlerle ilgisi olduğu, birtakım hakikatleri aksettirdiğine Kur'ân-ı Kerîm şahit. Ama rahmânîsi var, şeytanîsi ve nefsanîsi var.

Doğru, bazen öyle.

Peki bunların hangisi doğrudur?

Zamanı da önemlidir. Seher vaktinde görülen doğru rüyadır. Gecenin yarısı geçmiş, üçte ikisi geçmiş, gelmiş sahura kalkma zamanı; işte o zaman görülen rüya doğru. Ondan sonra gündüz görülen rüyalar doğrudur. Çünkü insan dinlenecekse dinlenmiştir. Midesinde hazmedilecek bir şey varsa hazmolmuştur, artık manevi hayatın hakikatleri aksedebiliyor.

Peki insan gündüz yatar mı?

Müslüman gündüz yatar, tabi. Sünnet olan gündüz uykusu var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz öğle civarında uykuya yatardı. Ona "kaylûle uykusu" derler. İstirahat veya uyku. Vücuda çok da faydalıdır. Hele mümkün olsa da sen de mesela öğleden bir saat önce, yarım saat önce veya öğleden biraz sonra şöyle biraz bir uzanıversen, karanlık bir yerde gözünü kapatıp şöyle bir uzansan; öğleden sonra nasıl dinç olursun, nasıl rahat çalışırsın, nasıl dinlenmiş olursun. Gör o zaman, nasıl sıhhat kazanırsın. Avrupa'da, Amerika'da, Rusya'da bunun tecrübeleri yapılmış. Öğleyin dinlenen dinç oluyor. Kendiniz de denerseniz. Peygamber Efendimiz' in tavsiyesidir, öyle yaparsanız iyi olur. İşinizin bir kenarında şöyle bir kenara çekilip de 15-20 dakika "Bu sünnettir." diye onu yaptığınız takdirde günün ortasında tazelenirsiniz.

Niye öğleyin uyuyalım? Ömrümüz uykuyla mı geçecek?

Müslüman zaten gece tam uyumuyor ki. Müslüman sahur vaktinde kalkıyor, teheccüd namazını kılıyor, tevbe istiğfar ediyor, zikr-ü fikirle meşgul oluyor. Ondan sonra sabah namazını kılıyor. Sabah namazından sonra işraka kadar bekliyor. Ondan sonra "Rızkınızı talepte uykuya yatmayınız." denildiği için kalkıyor, işine gidiyor. Artık o öğleye doğru geldi mi adamakıllı yorulmuş demektir. Şöyle bir uzanıverdi mi... İş yerinde de mesela bir saat tatil veriyorlar. İşçi bence namazını kılsın, birazcık yemeğini yesin, şöyle 15-20 dakika bir yerde uzansın. Çok dinç olur.

Gündüz görülen rüya doğru bir rüyadır, "Rüyaların en doğrusudur." buyurmuş Peygamber Efendimiz.

Diğer bir hadis-i şerife geçiyoruz. Bu hadis-i şerifler baldan tatlıdır ve daha şifalıdır. Bunları hatırımızda iyi tutalım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in tavsiyesidir. Peygamber Efendimiz' in sünnetini tutan, sünnetini ihya eden, onu yaşayan kimselere şehit sevapları var.

Aslu küllidâin el-beredetü."

Çok rivayetler gelmiş; Dârekutnî'de Enes b. Mâlik'ten, İbn Sünnî ve Ebû Nuaym Hz. Ali Efendimiz' den, İbn Asâkir Ebû Saîd el-Hudrî'den-rıdvanullahi aleyhim ecmaîn- rivayet etmiş.

Aslı külli dâin el-beredetü."Bütün hastalıkların kökü, aslı, mideyi tıka basa doldurmaktır."

Kalp hastalığı ondan olur, mide hastalığı ondan olur, ülser ondan olur, gastrit ondan olur, şişmanlık ondan olur, şişmanlıktan doğan öbür hastalıklar ondan olur, vs. vs. böyle gider.

Berede mideyi çok doldurup da onu artık dondurmak, hareket edemez hale getirmekten, o kökten; onun için mideyi doldurmaya bu tabir verilmiş. Fazla yemek yemek.

Ne kadar yiyeceğiz? Bir kere önce soralım; ne zaman yiyeceğiz?

Bir hakîm zata;" Ne zaman yemek yiyelim?" diye sormuşlar. Çok zarif bir cevap vermiş, diyor ki:

"Fakir bulduğu zaman yesin. Ama zengin ancak acıkınca yesin."

Acıkmadan, yemek üzerine yemek çok zararlıdır. İyice acıksın, öyle yesin. Zengin, mutfağı dolu, gıdası tamam, bir sıkıntısı yok; acıktığı zaman yesin. Fakir, zavallıcık ne zaman bulursa yesin. Sonra ne kadar, kaç gün, bulacak mı bulmayacak mı belli değil. Böyle cevap vermiş.

Demek ki aslında iyice acıkmadan yememek lazım, acıkarak yemek lazım. Faydalı olması için öyle.

Peki ne miktar yiyelim? Yine bir hakîme sormuşlar:

"Ne kadar yiyelim?" demişler.

"İki yüz dirhem yiyin." demiş.

"Oo, bu kadarcık şey kime yeter?" demişler. Diyor ki;

Hâze'l-miktâru yahmilüke."Bu kadarı seni ayakta tutar, sıhhatli olursun, işini görürsün." Ve mâzidde aleyhi fe-ente hâmilühû."Daha fazla yersen sen onun hamalı olursun."

Neden?

Miden şişer, kilo alırsın, onu taşımak zorunda kalırsın.

Bu da güzel bir tavsiye. Yani az yiyecek.

Peki ne kadar az?

İştahın varken sofraya oturacaksın, henüz daha yemeğe iştahın varken kalkacaksın.

"Şunu da ye."

"Yok artık, tıka basa doldum, hiç yiyecek halim kalmadı, boşuna ısrar etme. Iı, yiyemeyeceğim."

Çok yemiş. O kadar olmayacak. Midesinin üçte birini gıdaya, üçte birini suya, üçte birini de havaya bırakıp böyle yemek yemeyi tavsiye etmişlerdir. Müslümanın iştihası varken daha elini çekebilmesi lazım.

Bütün hastalıklar mideyi çok doldurmaktan başlar, öyle öyle gider bu iş. Az yediği zaman insan hafif olur, vücudu az yorulur, azaları az çalıştığı için, mide vs. tahrip olmaz. Çok kilo almadığı için dizi ağrımaz, kemik sistemi bozulmaz, kalbi yorulmaz vs. vs.

Arkada bir hadis-i şerif daha var, bu da ona benziyor. Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

Aslu külli dâin el-berdü.

[Bir önceki hadis-i şerifte] el-Beredetü dedi, burada el-beredü demiş. Hocamız rahmetullahi aleyh cennet-mekân bu ikisini peş peşe zikrettiğine göre, ikisi arasında bir fark var. Şerhte diyor ki;

Bi-tezkîni'r-râ ey teberrüt kemâ menreânifen. "Mânası bir önceki gibi." diyor ama burada hakiki mânasıyla berd "soğuk" olsa gerek. Yani midenin artık hazmedemeyecek, kıpırdayamayacak gibi dolması mânasına berede değil, berd demiş. O zaman mâna "Her hastalığının kökü soğuktur." demek olur.

Bu da tıbben öyledir. Hakikaten insan üşüyünce her hastalık oradan gelir. Dedelerimiz "Sıcaktan zarar gelmez." der; yün kuşaklar sararlar, yün çoraplar giyerler, abasını çıkartmaz, üstünde durur, kazağını çıkartmaz, öyle gezer. 100 yaşına, 110 yaşına, 120 yaşına kadar sapasağlam dolaşır. Ama delikanlılar, gençler tiril tiril bir atletle dolaşırlar. Bakarsın 30, 35 yaşında, 40 yaşında romatizmaymış, bilmem ne rahatsızlığıymış, bilmem ne rahatsızlığıymış, başlar.

Üşütmek her hastalığı harekete geçiriyor. O bakımdan insanın sıcak durması, sıcak olması, bürünmesi, örtünmesi iyidir.

Isnai'l-ma'rûfe ilâ men hüve ehluhû ve ilâ gayri ehlihî fe-in esabte ehlehû esabte ehlehû ve-in lem tusib ehlehû künte ente ehlehû.

Hz. Ali Efendimiz' den rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki:

"İyiliği yap, ehil olana da ehil olmayana da."

İyilik, maruf; aklın ve şeriatın hoş, uygun gördüğü fiil. Mesela yemek yedirmek, sadaka vermek, güleç yüz göstermek, buna benzer şeyler. Akıl buna "Tamam, iyi." diyor. Yani halkın arasında aklen ve şer'an beğenilen, memduh olan fiiller, işler. Bunu yap.

Kime karşı? "Ehline ve ehil olmayana da yap." diyor Peygamber Efendimiz. Herkese karşı yap.

Anlıyoruz ki;

"Acaba bu adam bu iyiliğe değer mi, liyakatli mi liyakatsiz mi? Yapmayayım yoksa. Herifin kim bilir arka tarafta ne kusuru vardır, bilmem nesi vardır; yapmayayım şu iyiliği, iyice bir araştırayım."

Yok, böyle demiyor Peygamber Efendimiz. O tarafına pek karışma da iyiliği yap.

Eğer sen ehline isabet edersen, iyilik yapılmaya layık olan bir insana iyilik yapmış olursan tamam, hedef, gaye elde edilmiş demektir. İyiliği istediğin tarzda ehil olan bir kimseye yapmışsın; maksat hâsıl oldu. Eğer ehil olmayana yapmışsan, o zaman sen onun ehlisin. Yani sen yine iyiliği yapmış demeksin, sen iyilik sahibi bir insan olarak yaparsın. Sen ondan zarar etmezsin.

Eski ümmetlerden bir zât geceleyin, kimse görmedik bir yerde, karanlıkta birisinin eline tutuşturmuş, bir sadaka vermiş. Ertesi gün yayılmış ki;

"Dün akşam şehirde bir hırsıza sadaka verildi."

O bilmiyor ki hırsız olduğunu, iyilik yapmak için... Daha ertesi gün yine bir şey yapmış;

"Dün gece filanca kötü kimseye iyilik yapıldı."

Böyle hadis-i şerif var. Birkaç gece böyle vermiş, isabet etmemiş, yani başka kimselere yapmış. Ama o şahıs zarar etmiyor çünkü iyi niyetle yapıyor.

Biz de insanların aslını faslını araştırmak zorunda değiliz. Araştırırsak cemiyette fitneler olacağından Allah-u a'lem, karmakarış karıştırır. Sen benim kusurumu araştırırsın, ben senin kusurunu araştırırım. Casuslama hepimiz birbirimizin işinin peşine düşersek, o zaman ne sevgi kalır ne muhabbet kalır ne tat kalır ne birlik kalır ne kardeşlik kalır ne beraberlik kalır. O tarafına aldırmayacaksın. Sen iyiliği yap...

"İyilik yap denize at, balık bilmese de Halik bilir."

Böyle bir söz vardır. Balık bilsin bilmesin, sen balık bilsin diye yapmıyorsun ki; istersen denize at. Kimisi iyilik yapmak için;

"İşte Hoca Efendi, sana al şu kadar şunu getirdim."

Herkesin içinde. Canım hiç kimse bilmeden versen yine Allah biliyor, bir şey değişmeyecek. Kimisi öyle şey yapıyor.

Demek ki iyilik yapmaya gayret edeceğiz ve muhatabımızın layık mı değil mi diye düşünüp de durumundan dolayı bir üzüntüye düşmeyeceğiz. Her halde biz kârdayız; isabet etsek de etmesek de kârdayız.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA