İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

18.03.1984 - Sadaka, Affetmek, Tevazu, Peygamber Efendimiz Zamanında İncil ve Tevrat Ayetlerine İzin Verilmemesi

18.03.1984 - Sadaka, Affetmek, Tevazu, Peygamber Efendimiz Zamanında İncil ve Tevrat Ayetlerine İzin Verilmemesi
Hadisler Deryası

18.03.1984 - Sadaka, Affetmek, Tevazu, Peygamber Efendimiz Zamanında İncil ve Tevrat Ayetlerine İzin Verilmemesi

09.12.2019
21 dk 6 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Mâ nakasat sadakatün min mâlin ve mâ zâde'llâhu abden bi afvin illâ izzen ve mâ tevâda'a ehadün li'llâhi illâ refe'ahu'llâhu.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten İbn Hibbân'ın, Ahmed İbn Hanbel'in, Tirmizî'nin, Müslim'in rivayet ettiği bir hadis-i şeriftir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş;

Mâ nakasat sadakatün min mâlin. "Sadaka vermekle, zekât vermekle mal noksanlaşmaz. O sadaka o malı noksanlaştırmaz. İçinden ayrılıp veriliyor diye azalmaz o mal."

Başka rivayetler hatırlıyorum bu mânaya gelen, Resûlullah Efendimiz yemin ederek söylüyor;

Vellezî nefsî bi yedihî. "Şu canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki azalmaz." diye yeminle söylüyor.

Onun için şu fâni dünyada Müslüman kardeşlerim, sevginizi ispat edin, âşık-ı sadık olduğunuz belli olsun. Sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcamaya alışın! Biraz böyle el sıkılığıyla olmaz.

Cömertlik olacak ki İslâm'ın işleri yürüsün, Müslümanların fakirleri yararlansın, İslâmî hizmetler yürüsün, hayırlar olsun.

Her makama göre söz var, her insana göre tedavinin şekli başka türlü. Sen o cimriliğini yen de Allah'a halis kul olduğun belli olsun. O fakir, fakirliğine sabretsin ki Allah'a halis kul olduğu belli olsun.

Herkesin durumuna göre, dağına göre kar. Şu fâni dünya geldi geçiyor. Ben daha bilmiyorum yolun ortasında mıyım, sonunda mıyım, benim bile burnumda tütmeye başladı, kokuları gelmeye başladı, hayatın sonu ne zaman gelecek bilmiyoruz. Bir şeyler yapıp öyle gidelim. Arkamızda bir eser kalsın.

Garaz nakşîst kez mâ bâz mâned

Ki hestî râ nemî bînem bakâyî.

Öyle diyor Gülistan'ın sahibi Şeyh Sadi:

"Bu eseri niye yazdın; maksat bir nakış bırakmak geride."

Bizden geride kalsın, bir nakış. "İşte bu da benim nakşım" diye.

"Çünkü varlığı bekâlı görmüyorum." diyor.

Varlığın bekâsı yok, gelip geçeceğiz. Bizim de mezar taşımızın başında Fatiha diyecekler. Derlerse ne mutlu! Torunlarımız, çocuklarımız, kardeşlerimiz, geride kalanlarımız dua ederse ne mutlu.

Demezlerse bu camiler dedirtir, bu hayırlar dedirtir. Bir köprü yaparsın, üstünden insanlar geçtikçe, isterse dua etmesinler, istifade edildikçe hayır gelir.

Onun için kardeşlerim cömert olalım biraz.

Hocam benim param yok. Olabilir. Üç çeşit cömertlik sayıyor hocalarımız.

Bir: Mal cömertliği, malın varsa malından verirsin, sana geriye kalanı yetiyor zaten. Aç açık kalmıyorsun, verirsin, bir hayır olur. Ben de vereceğim, sen de vereceksin. Yüz lirası olan bir lirasını verir. Herkes kendisine göre versin, vermeye alışsın.

İki: Ten cömertliği.

Ten ne demek?

Beden. Senin paran yok ama sen de hizmete koş. Hizmet eyle. Sokaklarımız perişan, çamur, kaldırımlar bozuk, pis, pasaklı. Yakışır mı Müslümana! Bizim İstanbul'un hududuna girdin mi burası Müslüman şehri belli olmalı!

Ben Münih'i de gördüm ama İstanbul'un hali başka demeli insan girdi mi... "Evet, Berlin'i gördüm ama İstanbul'un sokağına süt dökülse yalarsın." denmeli.

Nerde! Toz, toprak, çamur, pislik, pasaklık.

Olmaz! Tertemiz olacak. Her şeyimiz muntazam olacak. Peygamber Efendimiz niye safların arasına girip de "sen geriye çekil, sen göğsünü geriye şey yap, sen öne gel" diye düzeltirdi. İntizama alışalım diye. Şekil ruha tesir eder, şekil muntazam olunca ruh da intizama girer diye. Bunlara alışacağız, öğreneceğiz. Şimdiye kadar yapmadıysak yapacağız.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuyor mu;

İmâtâtü'l-ezâ ani't-tarîki sadakatün.

"Yoldan Müslümanlara, gelen geçene zarar veren bir şeyi kenara atmak; o da sadaka." demiyor mu?

Diyor, öyle hadis-i şerif var. Demek ki sadaka parayla olmuyormuş.

El-Kelimetü't-tayyibetü sadakatün.

"Tatlı bir söz de sadakadır." buyurmuyor mu?

Dilin de mi yok!

"Canım kardeşim nasılsın? Çoktandır görmedim, özledim seni." deyiversen, boynuna sarılıversen, birkaç tatlı söz söyleyiversen, gönlü hoş olsa adamın. O da sadaka.

Parası yoksa insanın, ten cömertliği de var. Hizmetini koyarsın ortaya sen de hayırlı bir şey yaparsın. Hocamızın kabrine gidiyorum, bakıyorum, Allah kalkmak istemiyor insan. Çiçekler, mermerleri arkadaşlarımız silmişler, tertemiz, pırıl pırıl. Hoşuna gidiyor insanın. Civardaki kabirler de tertemiz olmuş. Eğri mezar taşlarını düzeltmişler, şâhidiyesini kaldırmışlar, kenarına taş sokmuşlar. İntizam, sevgiden doğan şeyler…

Sevmek güzel şeydir. İnsan sevdi mi çok tatlı bir şey olur. Sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kaşlarımızı çatıyor birbirimize homur homur homurdanıyoruz.

Olmaz ki! Sevmeyi öğreneceğiz.

Evet; ten cömertliği...

Üçüncüsü: Can cömertliği.

Verebiliyor musun canını? Allah yolunda verebiliyor musun?

İşte o da can cömertliği. Onu da yapmışlar yapanlar.

Cânı cânan dilemiş vermemek olmaz ey dil

Ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim.

Ne güzel söylemiş şair. Kendi gönlüne hitap ediyor, diyor ki:

"Ey gönül, bırak kavgayı, çekişmeyi benimle. Canı cânan istemiş, vereceğiz. Ne kavga ediyorsun, benimle ne çekişip duruyorsun. Bu can ne senin ne benim, sahibi istiyor." Güzel, zarif bir dize.

Hadis-i şerifin birinci cümlesi tamamlandı.

Mâ nakasat sadakatün min mâlin. "Sadaka maldan bir şey azaltmaz."

Sadaka verilen mal azalmaz. Evet, bu taraftan gider ama Allah öbür taraftan daha fazla gönderir. Şaşar kalırsın! En aşağı on misli gönderir.

İki: Ve mâ zâde'llâhu abden bi afvin illâ izzen.

"Allah bir kulu affetmesini arttırırsa onu affedici bir insan durumuna sokarsa, onun izzetini artırır."

Affını artırmak ne mânaya gelir?

Başka bir anlama gelmez, izzetini artırmak mânasına gelir. Affedici oldu mu bir insan, merak etme, şanına noksan gelmez, küçülmez. Affettikçe yükselir, aziz, kıymetli, izzetli, şerefli, haysiyetli insan olur. Onun için affedici olacağız.

"Ama hocam filanca arkadaş bana şöyle söylemiş, böyle söylemiş, böyle kötülük yapmış."

Affet yahu! Peygamber Efendimiz;

"Affettin mi izzetin de artar." diyor.

Arif Nihat Asya diye bir şair var. Meşhur şiirleri olan bir kimse, Allah rahmet eylesin. Kendisiyle zaman zaman konuştuğumuz da olmuştu. Bir şiir yazmış Aff-ı Umumî diye. Diyor ki:

"Şunu affettim, bunu affettim, şunu affettim, bunu affettim. Azrail'i bile affettim. Melek olduğuna güçlükle inandığım Azrail'i bile affettim."

Melek deyince insana hep böyle güzel şeyler yapan geliyor ama Allah'ın vazifeli varlığı.

Lâ ya'sûna'llâhe mâ emerahüm ve yef'alûne mâ yu'merûn.

"Melekler Allah'a asi gelmezler, bizim gibi edepsiz değil onlar. Allah ne emretmişse onu yaparlar."

Yap denilirse yapar; yık denilirse yıkarlar. Emir neyse öyle yaparlar. Azrail de Allah'ın bir vazifeli meleği. "Can al" diyor Allah, can almaya vazifeli kılmış Allah, canı alıyor.

"Onu da affettim. Sen benim canıma ne kıyıyorsun ne alıyorsun?" diye, onu da affetmiş. Aff-ı Umumiye diye bir şiir yazmış.

Biz de Aff-ı Umumiye diye bir şey çıkaralım. Affedelim birbirimizi.

Allah kusurlarımızı düzeltmeyi de nasip etsin, kardeşlerimizi affetmeyi de nasip etsin.

"Bir kimse sana karşı bir kusur işlerse, yetmiş tane bahane uydur aklında."

"Herhalde şundan yapmıştır, o mânaya değildir, iyi niyetle yapmıştır, kötü niyetle değildir." şeklinde. Hâlâ için razı olmuyorsa bu sefer lafı kendine döndür.

"Ne katı kalpli adamsın ne ikna olmaz adamsın ne mazeret kabul etmez adamsın, yetmiş tane mazerete hala hayır diyorsun, hâlâ kabul etmiyorsun." diye kendini ayıpla diyor bir büyük. Onun için affedici olalım, bu da ikinci cümle.

Ve mâ tevâda'a ehadün li'llâhi illâ refe'ahu'llâhu.

"Bir kimse Allah rızası için tevazu etmez, ancak Allah onu yükseltir."

Türkçe söyleyecek olursak;

"Bir kimse Allah rızası için tevazu gösterirse Allah onu mütevazı oldu diye alçaltmaz yükseltir, yüksek insan olur."

Onun için tevazu gösterelim, mütevazı olalım.

"Benim mevkiim, rütbem, benim makamım, param, şanım, şerefim var."

Hepsini Allah veriyor, ne var yani!

Sonra "var" diyorsun ama o senin sözün. Bir de bakalım karşıdaki adam seni nasıl değerlendiriyor?

Onun için en uygun olanı kendisini hor bilmek.

Bir kalabalıkta otururken insan, o kalabalığın içinde en hor, en hakir kendisini bilecek. Dervişlik bu;

"Benden aşağısı yok, en aşağısı benim. Şu kardeş cahil ama onun kalbi temiz. Filanca zengin ama benden daha çok hayır yapıyor." diyecek. Hepsine bir kulp takacak, hepsini daha üstün görecek. Kendisini en aşağı görecek, tevazu edecek. Tevazu edince Allah yükseltir.

Allah bize güzel huylar nasip etsin.

Tasavvuf dediğimiz ne?

Kavuk, cübbe, hırka, zembil, seccade, koca tesbih…

Hayır! Hayır! Hayır!

Tarikat, tasavvuf dediğimiz; "Güzel huy, olgunluk, mârifetullah, muhabbetullah, ahlâk-ı hamîde, tezkiye edilmiş güzel bir nefis, ruh sahibi olmak…"

Biz birbirimizle güzel geçinemedikten, huyumuz güzel olmadıktan, birbirimizin yakasını dürüp, toparlayıp yumruk vurduktan sonra olmaz ki!

Bu tesbihin adedi ile değil ki... O tesbihi tesir etsin diye çekiyoruz. İçimiz paklaşsın diye "Allah", "Lâ ilâhe illallah" diyoruz. İçimizde bir düzelme olmazsa; "Demek bir kusurumuz, bir hatamız var" diyeceğiz. Olgunlaşacağız.

Hanımlarımızın hepsi bizden şikâyetçi, olmaz!

Hanımdan iyi diploma almazsa insan, bonservis almazsa iyi derviş olamaz. Hocamız;

"Bir kadını idare edemeyen erkeğe ben erkek mi derim?!" derdi. Kadının gönlünü alacaksın… Akşam eve geç geldin, bağırıyor. Tatlı birkaç söz söylersin, bir hediye götürürsün vesaire. Onun da bir kalbi olduğunu düşünüp de onu da hesaba katacaksın. Komşuya da öyle, falancaya da öyle, filancaya da öyledir. Bizden yaka silkmeyecek âlem.

"Hocam ben kendimi iyi sanıyorum."

İyi sanıyorsun ama ötekiler öyle demiyor ki. Sen kendini iyi sanıyorsun, kendine çalım veriyorsun, kurum satıyorsun, bir şey sanıyorsun kendini. Ama bak herkes şikâyetçi senden. Demek ki iyi derviş olamadın, olmamış...

Bir daha hadis-i şerifi toparlayalım, izahlarla biraz genişledi.

"Sadaka maldan azaltmaz."

Sadakanın mânasını söylemiştim geçen hafta. Sadaka iki mânaya gelir; Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadis-i şerifte.

Bir, zekât mânasına gelir; bir de bağış.

Böyle başka sebeplerle Allah tarafından ecir kazanmak için verilen paraya da "sadaka" denir. Ama "zekât" mânasına da gelir.

Zekât da sadaka da malı azaltmaz. Verdin mi Allah daha çok verir!

İkinci cümlesi; Allah bir kulu affetmek yönünden çok affedici ederse izzetini çok eder. Aziz eder, kıymetli kul eder. Hani;

"Aziz olasın, berhudar olasın evladım." derdi ya dedelerimiz elini öptüğümüz zaman.

Aziz olmak; "kıymetli, itibarlı bir insan olmak" demektir. Allah affedici insanı itibarlı, yüksek, maddî manevi makamı yüksek insan yapar.

Bir insan Allah rızası için tevazu ederse, mütevazı olursa, alçak gönüllülük yaparsa, Allah onu yükseltir. O alçak gönüllülük yapar, boyun büker, "estağfirullah" der; Allah onu yükseltir.

Ben nice bakanlar biliyorum. Kapının eşiğine diz çöküp otururdu; ne güzel. Hiç; "Ben bakanım." demiyor. Bindiği arabanın camını silerdi, hac yolculuğunda. Demek ki tevazu gösterince iyi olur.

Allah cümlemize bu güzel huyları nasip etsin.

Diğer hadis-i şerife geçelim;

Mâ hâzihi'l-kütübü'lletî yebluğunî enneküm tektubûnehâ? E kitâbun me'a Kitâbi'llâhi? Yûşekü en yağdaba'llâhu li kitâbihî. Fe yüsrî aleyhi leylen ve lâ yetrükü fî varakatin ve lâ kalbin minhü harfen illâ zehebe bihî. Men erâda'llâhu bihî hayran ebkâ fî kalbihî lâ ilâhe illallâh.

Ashâb-ı kiramdan bazı kimseler Ehl-i Kitâb'dan, daha önce kendisine kitap inmiş ümmetlerden duydukları şeyleri yazmaya başlamış. "Musa aleyhisselâm şöyle dedi, İsa aleyhisselâm şöyle dedi" gibi bazı şeyleri yazmaya başlayınca Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifi buyurmuş, diyor ki;

Mâ hâzihi'l-kütübü'lletî yebluğunî enneküm tektubûnehâ?

"Nedir şu yazdığınızı duyduğum kitaplar, yazılar? Bana geldi ki siz böyle şeyler yazıyormuşsunuz, bu ne oluyor?" diye azarlama yoluyla soruyor Peygamber Efendimiz. "Yazmayın" demek istiyor.

Nedir bu yazdığınız yazılar, kitaplar?

E kitâbun me'a Kitâbi'llâhi?

"Allah'ın Kur'an'ı yanında bir kitap daha mı, bir yazı daha mı yazmak istiyorsunuz?"

Yûşekü en yağdaba'llâhu li kitâbihî.

"Bu hususta Allah kendi kitabının yanına bir başka kitap yazmanız dolayısıyla mümkündür ki gazap eder."

"Ve bir gecede kaldırır Kur'ân-ı Kerîm'ini."

Fe lâ yetrükü fî varakatin ve lâ kalbin minhü harfen.

"Yazısında, sayfasında bir şey kalmaz, Allah bir gecede götürür o şeyi ve bir harf kalmaz. Hepsini götürür, yazısı kalmaz ve kendisinde hayır murat ettiği kimselerin kalbinde Lâ ilâhe illallâh sözünü bırakıverir."

Peygamber Efendimiz hadislerini bile yazdırmaya izin vermedi bir ara. Kendi ağzından çıkan mübarek sözlerini, hadislerini bile bir ara yazdırmadı.

Neden?

Kur'an nedir; iyice bilinsin, sadece Kur'ân-ı Kerîm'in âyetleri yazılsın, onu insanlar anlasınlar, öğrensinler diye bir müddet;

"Sadece vahiy indiği zaman söylediğim şeyleri yazın, başka şey yazmayın!" dedi, yasakladı. Bir müddet böyle sadece Kur'ân-ı Kerîm'i yazdılar.

Sonra Peygamber Efendimiz ashabı içinde dini öğretiyor, ayet-i kerimeleri açıklıyor, iyice yerleştikten sonra dinimizin ahkâmı, Kur'ân-ı Kerîm nedir, Peygamber Efendimiz' in açıklamaları nedir, hadisler nedir iyice anlaşıldıktan sonra;

"Ben size bir ara yazmayın dedim ama şimdi yazabilirsiniz." diye sonradan müsaade etti.

Onun için ashâb-ı kiram, Efendimiz' in müsaadesinden sonra o hadisleri yazmaya başladılar. Onlardan bize hadisler intikal etti, onlardan ötekilerine intikal etti hem yazı ile hem rivayet olarak intikal etti. Sonra büyük hadis alimleri onları topladılar, bize kadar şu gördüğünüz kitaplar halinde geldi.

Kendi hadislerine bile yazma müsaadesi vermedi Efendimiz, sonra verdi izni.

"Nedir bu böyle yazdığınızı duyduğum yazılar?" diye yasaklamış. Böyle yaparsanız Allah bir gün Kur'ân-ı Kerîm'in yapraklarından yazılarını alır götürür, bir şey kalmaz. Sadece hayır murat ettiği insanların kalbinde Lâ ilâhe illallâh kelimesinin mânası kalır buyurmuş.

Ahir zamanda da böyle olacak;

La yebka mine'l-Kur'âni illâ resmühu.

"Kur'ân-ı Kerîm'den sadece yazısı kalacak."

Hadis-i şerifte   böyle diyor Peygamber Efendimiz.

Ne demek Kur'ân-ı Kerîm'den sadece yazısı kalacak?

İçindeki bilgilere insanlar itibar etmeyecek, emirlerini tutmayacak, yasaklarından kaçmayacak, Kur'ân-ı Kerîm'in sadece yazısı kalacak.

İslâm'dan da sadece bir ad kalacak.

O zaman Kur'ân-ı Kerîm'in sayfalarından ayetler gidecek, açacaklar ve boş sayfalar bulacaklar diye bize büyüklerimiz anlatırlardı. Kıyamet alametlerinden birisi olarak Kur'ân-ı Kerîm'in içi gidecek diye. Onu da burada açıklamış;

Mâ nakza kavmün el-ahde katta illâ kâne'l-katlü beynehüm. Ve lâ zaharati'l-fâhişetü fî kavmin katta illâ sallata'llâhu aleyhümü'l-mevtü. Ve lâ mene'a kavmün ez-zekâte illâ habesa'llâhu anhümü'l-matar.

Bu hadis-i şerif de bir cemiyetin başına gelen belaların nelerden geldiğini anlatıyor. Şimdi dikkatle dinleyelim, ne buyurmuş Peygamber Efendimiz;

Mâ nakza kavmün el-ahde. "Bir kavim, topluluk, ümmet, grup, millet ahdini bozarsa, nakzederse verdiği ahdi tutmazsa, emanı yerine getirmezse, sözünde durmazsa, böyle yaparsa mutlaka aralarında katil artar. Aralarında öldürmece, katillik fazlalaşır, ahit bozmaktan, sözlere riayet olunmamaktan dolayı."

İkincisi;

"Bir kavmin içinde fuhşiyât zahir olursa muhakkak ki Allah onlara ölümü musallat eder." Yani çok ölüm olur. Salgın halinde ölümler olur.

Ve lâ mene'a kavmün ez-zekâte.

"Bir kavim zekâtı menederse, vermezse, tutarsa, zekâtı icra etmezse Allah da onlardan yağmuru esirger."

Peygamber Efendimiz böyle buyuruyor.

Demek ki manevi bakımdan bir topluluğun başına gelen sıkıntılar, felaketler aslında Allah'ın haramlarını işlemekten, emirlerini tutmamaktan oluyormuş.

Hayır, bereket nereden olur?

Hayır ve bereket de Allah'a itaat etmekten olur. Allah'ın emri tutulursa Allah-u Teâlâ hazretleri oraya hayır verir, bereket verir, lütfeder, ihsan eder, yardım eder; iyi olur.

Allah'ın emirleri tutulmazsa felaketler üstüne felaketler yağar. Sözlerde durulmadığı zaman adam öldürmece çoğalır. Fuhşiyat çoğaldığı zaman ölüm salgınları yaygınlaşır. Zekât verilmediği zaman da Allah yağmur yağdırmaz kıtlık verir, hayvanlar insanlar ölür kalır.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA