İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

06.01.1985 - Rıfk, Yumuşak Huyluluk, Kabir Kazmak, 40 Hadis, Alim Abid Karşılaştırması, Kibir

06.01.1985 - Rıfk, Yumuşak Huyluluk, Kabir Kazmak, 40 Hadis, Alim Abid Karşılaştırması, Kibir
Hadisler Deryası

06.01.1985 - Rıfk, Yumuşak Huyluluk, Kabir Kazmak, 40 Hadis, Alim Abid Karşılaştırması, Kibir

22.10.2026
20 dk 51 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn.Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men hurime hazzahû mine'r-rıfkı fe-kad harramallâhu hazzahû min hayri'd-dünyâ ve'l-âhireti ve men u'tiye hazzahû mine'r-rıfkı fe-kad a'tâ hazzahû mine'd-dünyâ ve'l-âhireti.

Hz. Aişe-i Sıddîka validemiz, Efendimiz'den naklederek buyurmuş. Bu hadîs-i şerîf, rıfk denilen güzel huyla ilgili. Rıfk ne demek?

Türkçe "mülayimlik" demek. Yumuşak olmak, demek.

"Bir kimsenin nasibi rıfktan mahrum edilmişse…" Bir kimsenin yumuşaklıktan nasibi yoksa…

Fe-kad harramallâhu hazzahû min hayri'd-dünyâ ve'l-âhireti. "Allah demek ki onun nasibini dünyanın ve âhiretin hayırlarından mahrum etmiş demektir."

Bir adam yumuşak değil, tatlı dilli değil, halim selim değil, boynu bükük değil, insanın sevdiği sokulgan bir halde değil… Haşin, şiddet ile muttasıf bir kimse, barut gibi… Peygamber Efendimiz, "O dünyanın ve âhiretin hayırlarından yana nasipsiz kılınmış, çok mahrumiyetli bir kimse demektir." diyor. Bundan ne anlıyoruz? Bu sözün altında yatan mâna şu ki:

"Ey Müslümanlar! Rıfktan yani yumuşaklıkta, halim selimlikte dünyanın ve âhiretin hayırları vardır, rıfk sahibi olun. Yumuşak olun, sert olmayın, haşin olmayın." Devamı;

Ve men u'tiye hazzahû mine'r-rıfkı. "Kime de Allah rıfktan, yumuşaklıktan nasibini vermişse…"

"Al, senin bu güzel huydan kısmetin budur. Bu da senin olsun." diye kendisi halim selim olmuşsa…

U'tiye'nin nâib ani'l-fâili men zamirine râci hüve'dir. Onun için haz kelimesi mef'ul olarak, mansub okunacak.

Ve men u'tiye hazzahû mine'r-rıfkı. "Kimin yumuşaklıktan nasibi Allah tarafından kendisine ihsan buyrulmuşsa…" Fe-kad a'tâ hazzahû mine'd-dünyâ ve'l-âhireti. "Allah ona demek ki dünyadan ve âhiretten nasibini vermiş."

Çünkü yumuşak, tatlı dilli… İşte böyle, bu tarzda olmamız lazım! Müslüman budur!

Hadîs-i şerîfte gördüğümüz gibi müslüman kardeşlerimize sevgili, şefkatli, fedakâr olacağız. Öyle olamıyoruz, küçücük bir şeyden kavga çıkartıyoruz. Diyelim ki camide Kur'an okutmak hayır değil mi?

Tamam, çocuklarımızı toplayalım; Kur'an okutalım, dinimizin bahislerini açalım, kitaptan okuyalım. Onlar da öğrensinler… İki kadın saç saça baş başa giriyor, birbirleriyle kavga ediyor, vücutlarını yara bere içinde bırakıyorlar. Neden yaptınız bunu?

"Kur'an'ı sen okutacaksın, ben okutacağım."

Allah size akıl fikir versin. Allah size akıl fikir versin. Hiç yumuşaklık diye bir şey duymadınız mı? Rıfk denilen bir şey duymadınız mı? Halim selimlik, mülayimlik, şiddetli olmamak…

Yapacağın şey ne?

Kur'an öğreteceksin. Kur'an öğretmek için "sen öğreteceksin ben öğreteceğim" diye insan kavga eder mi?

"Eder hocam!"

Şeytan insanın tepesine biner, ondan sonra kamçısını eline alır da bacaklarına bacaklarına kırbacı şaklatırsa… "Yürü bakalım, deh!" diye karnını da mahmuzlayıverirse o zaman insanın şeytanın idaresi altında nereye saldıracağı hiç belli olmaz. Şeytan tepesine binmiş, kamçılıyor; nereye götüreceği belli olmaz. Ne yapacak o zaman?

Eûzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

Allah'a sığınacak, "Aman yâ Rabbi!" diyecek, rıfk ve güzel huy sahibi olacak… Allah güzel huy sahibine çok hayırlar veriyor. Kavga, gürültü, bağırma çağırma, azar vs.

"Yahu sen çok mu matah bir adamdın?"

"Hocam! Hiç kimse duymasın, ben benim ne olduğumu bilirim, çok berbat bir insanım."

Ha şunu bileydin. Ben senden daha berbatım. Herkes kusurludur. Biz kuluz, bizim işimiz şaşmak, biz beşeriz, şaşarız. Aklımız bir gelir bir gider. Bir namaz kılarız, bir günah işleriz. Allah bizi affetsin! Bizim bir tutulacak yanımız yoktur. Bir kağıdı temiz bir ucundan tutuyorsun ya, bizim tutulacak yanımız yoktur. Bizim halimiz Rabbimizin rahmetine kalmıştır. Rahmet yağmuru şakır şakır yağacak, bizim pisliklerimiz üstümüzden gidecek de tutulacak bir hale gelecek.

Bizim övünecek halimiz var mı?

Sen kendini bilirsin, ben de kendimi bilirim. Hz. Âdem aleyhisselam'dan beri insanoğlunun yapısı da belli. Âdem aleyhisselam'ın bir oğlu kurban etmiş, bir oğlu da bir başka kurban etmiş; birisininki kabul olmuş, ötekisininki kabul olmamış. Kabul olmayan kabul olana diyor ki;

Kâle le-aktülenneke. "Seni muhakkak ve muhakkak öldüreceğim."

"Ben sana ne yaptım, bir şey yapmadım ki! Sen de bir kurban ettin, ben de bir kurban kestim. Benimkini Mevlâ kabul etti, seninkini kabul etmemiş. Mevlâ'ya yalvar, ben ne yapayım?"

"Seni öldüreceğim."

Le-in basatte ileyye yedeke li-taktülenî mâ ene bi-bâsitın yediye ileyke li-aktüleke. "Bak kardeşim! Sen beni öldürmek için bana elini uzatsan, ben sana karşı koymak için elimi uzatmam. Ne yaparsan yap."

Güzel huya bak; kötü huya bak! "Ben kardeşe el kaldırmam." diyor, ötekisi de "Ben seni öldüreceğim." diyor. Öldürdü de.

Miraçta Peygamber Efendimiz anlatıyor:

Hz. Âdem atamız sağına bakıyor, bir kalabalık; gülüyor. Soluna bakıyor, bir büyük kalabalık; ağlıyor. Âdem atamız, dedemiz hüngür hüngür ağlıyor.

"Buraya bakınca niye güldün? Buraya bakınca niye ağladın?"

"Bunlar cennetlik evlatlarım, bunlar da cehennemlik…"

Baba kalbi dayanır mı? Allah bize yumuşak kalplilik ve güzel huylar nasip etsin, yolundan ayırmasın.

Men hafere kabren ihtisâben kâne lehû mine'l-ecri ke-ennemâ eskene miskînen fî beytin ilâ yevmi'l-kıyâmeti.

Hz. Âişe validemizden, mezar kazmakla ilgili bir hadîs-i şerîf.

"Yok hocam! Ben mezar kazmam. Mezarı mezarcı kazsın, bana ne. Ben kravatlı, ütülü pantolonlu, arabası, köşkü, sarayı olan bir insanım; ben kazmam."

Sen ister kaz ister kazma! Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

Men hafere kabren. "Kim bir kabir kazıverirse…"

Kime? Neden?

İhtisâben. "Allah'tan sevabını bekleyerek…"

Allah'tan sevabını bekleyerek kabir kazıveriyor. Sonra?

Kâne lehû mine'l-ecri. "Bundan bir ecir kazanır ki…" Ke-ennemâ eskene miskînen fî beytin ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Sanki kıyamete kadar bir miskin fukarâcağı bir evde misafir etmiş gibi." O kadar sevap kazanır.

Biz her işi ücrete dökmüşüz. Ver mezarcıya iki bin lira, beş bin lira; ne kadarsa kazsın kabri…

Bak, Peygamber Efendimiz ne diyor? Demek ki müslümancık fırsat bulursa gidecek, kardeşinin kabrini kazıverecek ki oraya yatsın. Kardeşinin yatacağı bir yer için Allah, sanki bir miskini eve almışsın, oturtmuşsun, "al bu evceğizi de sen otur" diye kıyamete kadar onu misafir etmişsin, ağırlamışsın gibi ecir veriyor. Çünkü o kazdığın kabre bir kardeş yatırılacak. Senin o arkadaşın kıyamete, insanlar kabirden ba's oluncaya kadar orada kalacak.

Bu da hatırınızda olsun. Bir kardeş için böyle yaparsanız iyi olur.

İnsan bir hadisi duyunca hiç olmazsa ömründe birkaç defa, üç defa yapmalı.

Men hafiza alâ ümmetî erbaîne hadîsen fîmâ yenfeuhum min emri dînihim buise yevme'l-kıyâmeti mine'l-ulemâi ve fadlu'l-âlimi ale'l-âbidi seb'îne dereceten. Allâhu a'lemu beyne külli dereceteyni.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

Men hafiza. "Kim ezberlerse, muhafaza ederse, hatırında tutarsa…" Alâ ümmetî. "Benim ümmetime nakletmek üzere hafızasında ezberler, hatırında tutarsa…" Erbaîne hadîsen. "Kırk tane hadis!"

Bir kimse ümmetime nakledivermek için kırk tane hadis ezberinde tutarsa…

Fîmâ yenfeuhum min emri dînihim. "Ümmetimden nakledilen kimselerin dinleri hususunda onlara fayda verecek kırk hadis naklederse…"

Yani bir kimse, "Öğrensinler, dinlerini doğrultsunlar, güzel müslüman olsunlar." diye onların dinî hususta işine yarayacak kırk hadis ezberler, nakleder, muhafaza ederse…

Buise. "Ba's olunur, kalkar." Yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde." Mine'l-ulemâi. "Alimlerden olarak."

Buhârî rahmetullahi aleyh rahmeten vasiaten bir milyonun üstünde hadis biliyormuş; kırk tane hadisin lafı mı olur. İşte müjde bu! Peygamber Efendimiz, "Kırk tane hadisi ümmetime dinleri düzelsin diye kim naklediverirse Allah onu alimler zümresinden haşreder." diyor. Ve devamında buyurmuş ki:

Ve fadlu'l-âlimi ale'l-âbidi. "Alimin âbid üzerine üstünlüğü, fazileti…" Seb'îne dereceten. "Yetmiş derecedir."

Birisi alim; dinini, Allah'ı, takvâyı, ihlâsı, Allah yolunda ibadet etmenin ehemmiyetini, Kur'an'ı, hadisi, edebini, Rabbine nasıl kulluk edeceğini biliyor. Ötekisi de âbid; bilgisi yok, habire namaz kılıyor, oruç tutuyor, tesbih çekiyor vs… Tabii, o da sevap kazanıyor.

"Alimin âbid üzerine üstünlüğü yetmiş derece daha fazladır."

Alim daha kıymetli!

Allâhu a'lemu beyne külli dereceteyni. "Her iki derecenin arasında ne kadar büyük bir mesafe olduğunu Allah bilir."

Yani yetmiş derece ama araları birer santim mi, birer metre mi; o kadar çok ki tariflere sığmaz. İki derece arasındaki farkı Allah bilir. İkisi arasında muazzam farklı yetmiş derece farkı var. Buna benzer hadîs-i şerîfler çoktur. Bunların hepsinden çıkan bir netice var; zamanımızın bir kısmını âhiretin çok hayrına olan, kazançlı olan ilme sarf edeceğiz. Başka çare yok!

Sabah kaçta gidersin evden?

"07:00'de çıkarım. Durakta yarım saat, 45 dakika beklerim. Dolmuşlar, otobüsler hep dolu geçer. Ondan sonra işime giderim, öğlene kadar çalışırım. Biraz yoruluruz, öğleyin yemek molası verilir. Zar zor yemeği yer, apar topar öğle namazımı kılarım. İkindi olur; bir ara namazımı kılar, yine çalışmaya devam ederim. Hocam! 18:00'de çıkarım ama turşu gibi..."

Sabah 07:00'de evden çıktı, tabi kaçta kalktığı mâlum. 19:00'da eve geldi, yorgun argın… Ondan sonra yemeğini yediği zaman çocuk bir şey sorsa:

"Oğlum, biraz kenarda dur, bugün çok yoruldum. Başım biraz dinlensin."

Hanım bir şey söylese:

"Hanım, şimdi konuşma, dur." der.

Uzanır, uyur, kalır…

"Kalk efendi! Yatsı namazını kılmamıştın, haydi kalk bakalım, çok yorulmuşsun bugün…"

Kalkar, yatsı namazını kılar, sonra yine yatar.

Niçin yapıyor insan bunu?

Her gün bu sahne üç aşağı beş yukarı böyle. Senin için biraz farklı, benim için biraz farklı... İnsanlar böyle harıl harıl koşuyor, gidiyor, geliyor filan…

Neden yapıyor?

"Neden yapacağız hocam? Şu ölümlü dünyada dosta düşmana muhtaç olmamak için çalışıyoruz. Dilenelim mi yani? Çalışıyoruz…"

Çalış canım, dilen demiyorum da yalnız bir şeycik söyleyeyim. Dünya için bu kadar deli dolu, freni patlamış araba gibi hızlı hızlı çalışıyorsun. Âhirete?..

"Hocam! Emekli olacağım, emekli olduktan sonra hacca gideceğim, sakal bırakacağım. Döndükten sonra güzel bir tesbih, güzel bir takke, güzel bir pardesü… Hep namaza geleceğim, gideceğim. Bütün günahlarımı o zaman çıkartacağım."

Sen Allahu Teâlâ hazretleriyle ahid mi eyledin? Emekli olacağına kadar yaşayacaksın diye sana garanti belgesi mi verdiler? Bozulursan o vakte kadar illa düzeltecekler mi? Yok öyle bir şey! Peki, hiçbir şey yapamadan gidersen? Ne dünyadan eline bir şey geçti, ne ahiretten; ne olacak?

"Hocam! Çok fena olur."

Fena olur ya... Fena olduğu için gel sen bu programı bırak. Böyle program olmaz.

"Helal lokma kazanayım, çoluk çocuğa yemek getireyim, rahat yaşayayım." diye dünyana da çalış, dosta düşmana muhtaç olma; âhiretin için de hayırlı, kârlı olan şeyleri biraz düşün. Onların peşinde de koş, onları da elde etmek için biraz gözünü aç.

Nasıl olacak? İlim öğren! Mesela her gün üç tane âyet ezberle. Yaz bir kağıda, mânasını da okursun, sabah veya akşam üç tane âyet ezberle.

"Bugün en aşağı bu okuduğum âyetleri on kişiye söyleyeceğim." de.

Bir kişiye, Ahmet Efendi'ye söyledin mi, "Dokuz kaldı." de. Veli Efendi'ye de söyledin mi, "Sekiz kaldı." de. Tebliğ olsun, emr-i mâruf nehy-i münker olsun diye…

Ondan sonra, "Namazlarımı camide cemaatle kılayım, 27 kat, sevabı çok." de.

"Vazifemi yaparken dilim de 'Allah' deyiversin, kalbim de 'Allah' deyiversin." de.

Ölümlü dünyada ne zaman öleceği belli değil. Biraz da onu yapmaya çalış. Ne olur yani elinde çekiç "tak tak" vururken, kalbin de "Allah Allah Allah Allah" dese...

Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmi kaddesallahu sırrahu kuyumcular çarşısına girmiş. Kuyumcular bilezikleri takka tıkı tıkı, takka tıkı tıkı, takka tıkı tıkı dövüyorlar. O ahenkten bir ahenk kapmış, kendisini kaybetmiş, kendinden geçmiş, dönmeye başlamış. Diyor ki;

Yekî gencî pedîd âmet berin dükkân-ı zerkûbi

Zehî sûreh zehî mâna zehî hûbi zehi hûbi.

"Şu kuyumcu dükkânından bir hazine görünüyor. Ne güzel yüz, ne güzel iç âlemi, ne hoş hâl, ne güzellik, ne güzellik."

Yani insan Allah ehli olunca bir tıkırtıdan kalbi nelere gidiyor. O çekicin takka tıkısından bir kaptırmış, lâ ilâhe illallah mı dedi, Allah mı dedi ne dediyse, kendinden geçmiş, gitmiş.

Ne olur sen de çekiç vururken Allah desen? Kâr olur, sevap olur. Ondan sonra birisine bir iyilik yapıverirsin. Bak hadîs-i şerîfte geçti, hadisleri okursan o zaman bileceksin.

el-Kelimetü't-tayyibetü sadakatun. "Güzel, hoş bir söz sadakadır."

Evet, güzel bir söz sadakadır hatta senin kardeşinin yüzüne tebessüm ederek bakman sadakadır. Hadîs-i şerîf öyle; kardeşinin yüzüne gülersin, sadaka olur. Hatta Peygamber Efendimiz, "Senin kovandaki suyunu 'Ben bir daha doldururum, al sen git.' diye kardeşinin kovasına boşaltıvermen de sadakadır." diyor.

İslâm böyle işte. Fırsatlardan istifade et, şu ölümlü dünyada biraz âhiretini de kazanmaya çalış.

Hep dünyaya çalışıyoruz, bu dünyanın içinde olacak bu. Yoksa, "Bu dünyanın işini bitireyim de ondan sonra âhirete çalışayım, emekli olunca çalışayım." derse, olmaz.

Şeytan insana ilk önce şerri yaptırmak ister. Ondan sonra hayrı tehir ettirmekte bulur aldatmanın çaresini. Sana diyor ki:

"Gece yaparsın."

Geceleyin de bir uyku bastıracak, göz kapaklarına binecek, sen namazı kılmayacaksın. Daha yemeği yer yemez gözün kapanmaya başlayacak, "cup" gideceksin, ne namazı ne tesbihi… Hepsi kalır. Onun için eskiler bu işi çok denemişler de diyorlar ki;

Mâ mada fâte. "Geçen geçti, elden kaçtı." Ve'l-müemmelü gaybün. "Gelecek zaman belli değil, ya gelir ya gelmez." Fe-leke's-sâe sülleti ente fîha. "Elinde bir şu içinde yaşadığın an var."

Geçen geçti, gelecek belli değil, bir içinde bulunduğun an var.

"Kolay o zaman. Ne kadar basitmiş. Hay Allah, ben de bu işi çapraşık bir şey sanıyordum. İçinde bulunduğum anda Allah rızasını düşünürüm, hep ona göre yaşamaya çalışırım."

İşte o kadar! Müslümanlık zor olsaydı sadece profesörler müslüman olurdu. Zor bir şey değil ki! Köylüsü de, işçisi de, çobanı da müslüman olur, cenneti kazanır. Kadını da kazanır, erkeği de kazanır. Bu basit bir şey! Ama bu basit şeyi çok münevverler anlamıyor.

Men halebe şâtehû. "Kim koyununu kendisi sağarsa…"

Sonra…

Ve rekaa kamîsahû. "Ve gömleğini yamarsa…" Ve hasafe na'lehû. "Pabucunu dikerse, tamir ederse…" Ve vâkele hâdimehû. "Hizmetçisiyle oturur, yemek yemeye tenezzül buyurursa, yerse…" Ve hamele min sûkihî. "Çarşısından da aldığı erzakı, yükünü kendisi taşıyıverirse…" Fe-kad berie mine'l-kibri. "Kibirden berî olmuş olur."

İslâm'da en büyük kabahatlerden, kötü huylardan bir tanesi kibirdir. İnsanın kendisini beğenmesi çok büyük günahtır. Hatta Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

"Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete girmeyecek."

Kibirden beri olmak nasıl olur? Kibirden kurtulmak, beraat etmek, paçayı kurtarmak, yakayı kurtarmak nasıl olur?

İnsanın bazı alametleri vardır, onlardan kibirden uzak olduğu anlaşılır. Kuzusunu kendisi sağıyor, "Canım, ben koyun sağacak adam mıyım? Gitsin filanca sağsın." demiyor. Mütevazı, koyunu kendisi sağıyor. Elbisesine yamayı kendisi dikiyor veyahut yamalı bir elbiseyi giymekten çekinmiyor, "Ben yamalı elbise giymem." demiyor. Ne olacak, giyiveriyor… Sonra, pabucunu dikiveriyor. Kenarı, meshi yırtılmış, dikiveriyor; öyle giyiyor. "Bu artık eskimiş, ben bunu atarım." filan demiyor da öyle tamirli giyiyor. Sonra…

Ve vâkele hâdimehû. "Hizmetçisiyle beraber oturuyor."

"Gel sen de otur, beraber yiyelim."

"Efendiler hizmetçisiyle beraber oturur mu? O gitsin mutfakta yesin, burası efendilere mahsus masa." filan denir ya… Batı'da âdet öyle ya… Öyle yapmıyor, beraber oturuyor, yiyor.

Ve çarşıdan filesine gıdasını doldurup getirdiği zaman kendisi getiriyor.

İşte bunlar tevazu, kibirli olmama alametidir. Peygamber Efendimiz, "Böyle yapan kibirden berî olmuş olur." diyor. Bizim bugünkü halimize bakarsak kibirli olup olmadığımız buna benzer başka şeylerden belli olur. Giyinişimizden, kuşanışımızdan, söylediğimiz sözden vesaireden anlaşılır.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi kibirden berî eylesin. Sevdiği güzel huylarla muttasıf eylesin. Gafletten, cehaletten kurtarsın. Dünyasını, âhiretini kazananlardan eylesin. Âhiretini dünyasına satanlardan eylemesin. Yolunda daim, zikrinde kaim eylesin.

Fâtiha-i şerîfe meâl besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA