İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

07.04.1985 - Riya

07.04.1985 - Riya
Hadisler Deryası

07.04.1985 - Riya

09.09.2026
17 dk 2 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn.Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men sallâ ve hüve yurâ'î fe-kad eşrake ve men sâme ve hüve yurâ'î fe-kad eşrake ve men tesaddaka ve hüve yurâ'î fe-kad eşrake.

Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev ke-mâ kâl.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Şeddad b. Evs radıyallahu anh'ten [rivayet edilen ve] Ahmed b. Hanbel, Taberânî ve Müstedrek'te kaydedildiğine göre buyurmuşlar ki;

Men sallâ ve hüve yurâ'î fe-kad eşrake. "Her kim namaz kılar ama riyâ ile kılarsa, riyâkarlık ederek kılarsa, mürâîce kılarsa şirk koşmuş olur." Ve men sâme ve hüve yurâ'î fe-kad eşrake. "Her kim oruç tutar ama riyâ ile tutarsa, mürâîce tutarsa şirk koşmuş olur." Ve men tesaddaka ve hüve yurâ'î fe-kad eşrake. "Her kim malından bağışta bulunur, tasadduk ederse ama mürâîce, riyâ ile yaparsa bu verdiği şeyi, şirk koşmuş olur."

Biliyorsunuz bir vücudun yaptığı işler var, onlara zâhir ameller diyoruz; namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, abdest alıyoruz, dışa dair, dışta olan, gözle görülebilen işlerimiz var. Bir de iç dünyamız, kalbimiz ve niyetlerimiz var. Bu kalbe ait niyette hadîs-i şerîflerde çok büyük tavsiyeler ve îkazlar gelmiştir. Biz müslümanlar bir güzel işi sadece dış görünüşünün güzelliği ile değerlendirilmeyecek diye biliyoruz. Büyüklerimiz, Peygamber Efendimiz bize öğretmiş. Niyet güzel olacak; ameller niyetlere göredir, bunu her zaman söylüyoruz.

Bir hırsız çocuğu dolandırmak, kandırmak için ilk başta bir şeyler veriyorsa bu verdiği şeyden sevap kazanır mı? Kazanmaz. Çünkü maksadı onu sonunda kandırmaktır.

Bir başka adam bir güzel işi, namaz kılma işini mesela, bir adama şirin görünüp de ondan bir menfaat koparmak için yapıyorsa sevap kazanır mı? Kazanmaz. Çünkü riyâ olur, gösteriş olur, âhiret amelini insanlar görsün beğensinler, alkışlasınlar, bana avantaj sağlasınlar diye yapmaz müslüman. Bunu çok iyi biliyoruz.

Âhiret amelini dünyada insanlar görsün beğensinler, alkışlasınlar da ben de birtakım şeylerden faydalanayım, sebepleneyim diye, faydalanmak için ince, hasis, menfaat duygularıyla hesap yapan bir kimseye mürâî derler, yaptığı işe riyâ derler, "Sus mürâî, çekil." derler. Yani makbul bir şey değil, amelleri makbul olmaz. Allah-u Teâlâ hazretleri riyâkarlıkla yapılan ameli sevmez. Riyâ müşriklik gibidir. Ona şirk-i hafî demişler, gizli şirktir.

Neden gizli şirk? Öteki adam puta tapıyor, Allah'ı bırakmış Allah'ın yanında puta tapıyor, müşrik. Bu da dünyadaki bir insanın menfaatini celbetmek için âdeta onun hatırını Allah'ın hatırana ortak koşmuş oluyor.

Olur mu hiç?

Bir şey Allah rızası için yapılırsa yapılır, filanca adam beğensin, filanca adam hoş görsün diye yapılır mı? O, o bakımdan sanki Allah'ın varlığının yanında bir başka güç kuvvet varmış da kendisine fayda zarar sağlayacakmış da ondan menfaat gelecekmiş de diye düşündüğünden bir çeşit şirk içindedir ama bu şirk, yaptığı mürâîlik gizli olduğundan gizli bir şirktir.

Mürâîlik gizli, herkes anlayamaz, ancak basîret sahibi bir insan bakar, ciğerinin köşesini okur; "Seni mürâî seni." der ama ötekisi onun tatlı sözüne aldanabilir, aldatmasına aldanabilir. Herkes anlayamadığından gizli bir şeydir bu mürâîlik, kalbe ait bir ameldir, amel-i kalbîdir. İşte tasavvufun yani ilm-i ahlâk'ın, tezkiye-i bâtın'ın ilk başta düzeltmeyi, tedavi etmeyi esas aldığı hastalıklardan birisidir riyâ.

Derviş, yani has, halis, hakiki müslüman, yani işi lafta bırakmayıp da tatbikatını da yapan, İslâm'ı yaşayan insan ilk önce neye dikkat edecek? Amelinin Allah rızası için olmasına dikkat edecek. Amelini gösteriş için başkası görsün beğensin diye riyâ ile yapmayacak. Riyâ ile yaparsa gizli şirke düşmüş olur. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

"Bundan sonra artık şeytan ümidi kesmiştir, Suudi Arabistan yarımadasında artık puta tapılmaz, geçti o Lat'ın, Uzza'nın zamanı, devri, artık ona tapılmaz. Şeytan ümidi kesmiştir, bir daha burada puta taptıramayacağını biliyor, bu Müslümanlık geldikten sonra insanların puta tapmayacağına, puta tapmaya geri dönmeyeceğine kani ama ben ümmetim hakkında şirk-i hafîye düşmelerinden, riyâkarlığa düşmelerinden korkarım." demiş.

O halde kalbimiz pâk olacak. Şöyle hür olacağız, dini bakımdan, niyet bakımından efe olacağız. "Cümle cihan halkı karşıma yığılsa, dikilse Allah istemedi mi onların hiçbirisi bana zarar veremez, kılıma dokunamaz! Cümle cihan haklı önüme himaye için gerilseler Allah bana bir zarar vermek murad ettiği zaman da hiçbir faydası olmaz, Allah'ın darbesi, zararı gelir beni bulur da beni kahreder." diyebilecek insan. Zulmü, hayrı şerri Allah'tan bilip, Allah'a sımsıkı bağlanacak, biraz şöyle efe olacak, müstağni olacak. "İstemez sizin dünyalık menfaatleriniz, ben Rabbimin rızasını isterim, her işimi ona göre yaparım." diyecek. Böyle derse kurtarır. Yoksa ince ince hesaplar yapar da dünya menfaati devşirmek için dinini istismar eder, kullanırsa hali harap olur.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi hâlis müslüman etsin, riyâkar etmesin, âhiret amelini dünya için yapanlardan eylemesin, dünya için dinini satanlardan eylemesin.

Onun için değmez! Yani iki paralık dünya menfaati için insanın âhiretini harap etmesine lüzum yoktur, bu hesap akıllıca bir hesap değildir. İnsan Allah-u Teâlâ hazretlerinin yoluna sarılmalı, rızasının eteğine yapışmalı, rızasını gözetmeli. Allah-u Teâlâ hazretleri böyle yapanın dünyasını da âhiretini de mamur eder.

Kendi hayatımdan yaşadığım misallere dayanarak söylüyorum ki: "Yahu sen bunu böyle yaptın binaenaleyh artık başına şöyle gelir böyle gelir, işte o elde edeceğin şeyi elde edemezsin." filan dediler bana çok şeyleri. Mevla’m nasip etti elde ettim, hiç kimse mâni olamadı. Ama kuldan beklediğim zaman da her zaman mahrum oldum, kendi hayatımdan biliyorum.

Dağın başında arabam bozuldu, Ramazan gününde, sıcağın altında yokuş aşağı yokuş yukarı arabayı iterek kakarak, neyse, bir şehre yakın bir yere [geldik.] Düşündüm ki:

"O şehirde filanca ahbabım var ona giderim, o bana yardım eder."

O yardımların bütün kanalları kurudu, hiçbir yerden yardım gelmedi. Perişan olayazdım, ama bir ders oldu bana, iyi oldu. Allah'tan gayriden ne zaman bir yerden bir şey ummuşsam bütün umduğum dağlara kar yağmıştır, bütün tutunacağım dallar kurumuştur, dayanacağım duvarlar yıkılmıştır. Benden size tecrübeye dayanan şey [nasihat]; Allah'a dayan, Allah'a tevekkül et, Allah'tan iste. Olmayacak şey olur.

Ve men yetevekkel 'alalellahi fe-hüve hasbühû.

Âyet var, delil! İşte o tevekkülü, Allah'a dayanmayı, bağlanmayı öğrensek, "hakkıyla tevekkül etsek Allah bizi kuşların yuvasında beslediği gibi besler." Hadîs-i şerîfte böyle geçiyor ben demiyorum. İfade Resûlullah Efendimiz'in! Kuşa nasıl anası geliyor yiyeceği ağzına tutu-tutuveriyor, öyle besler Allah-u Teâlâ hazretleri. Onun için; bu beslenme için maaş için geçim için, riyâ yok, değmez; değmez ve çirkin, ayıp. Bu kadar nimeti Rabbimiz veriyor ondan sonra biz ona öyle mi muamele etmeliyiz, öyle mi kulluk etmeliyiz? Çok ayıp, çok çirkin bir şeydir. Yakışmaz yani, erkek adama yakışmaz, mert kadına da yakışmaz, kadına da yakışmaz erkeğe de yakışmaz; halis, dürüst insan, dobra dobra, pâk gönüllü olur.

Biz gittik, Ankara'da mahallemizde camimiz yok. Bir arkadaşımız vaat etti:

"Şu kadarının ben parasını veririm." ötekisi vaat etti:

"Bu kadarını da ben veririm."

Ölçüyoruz, biçiyoruz, topluyoruz; yapacağımız işin onda biri bile etmiyor. Dediler ki:

"Filanca yerde bir hacı teyze var, Ankara'ya yakın bir köyde, tarlalarını filan çok sattı, çok para geçti eline, hayırsever bir kadınmış, ona gidelim."

Güçlü, kuvvetli vâizlerden bir grup teşkil ettik, gittik kadına. Böyle sakallı, güçlü, ağzı söz yapan insanlar filan.

"Hacı teyze bizim camimiz yapılacak mahallemizde, bize yardım et." diyeceğiz ama şimdi vâiz efendi söz aldı:

"Hacı teyze, cami yapmak çok iyidir." dedi, aldı böyle konuşuyor.

"İşte, biz camiye sizin isminizi veririz." bilmem ne filan deyince hacı teyze hemen:

"Dur dur dur evladım! Yok, ben isim misim istemem." dedi. Köylü kadın! "İsim filan istemem, Allah bilsin, Allah sevsin razıyım. Yardım edeceğim, isme filan lüzum yok." dedi. Köylü kadın vâiz efendiye ders verdi. İşte o ihlâs!

Ötekisi? Ötekisi gösteriş. Allah bilsin!

Allah her şeyimizi hâlis temiz kalple rızası için yapmayı nasip etsin, rızasına aykırı şeylerde de erkekçe, mertçe, hâlisâne, istiğna göstermeyi; "İstemem eksik olsun, Rabbim razı olmadıktan sonra bana dünyayı verseniz istemem." diyecek bir olgunluğa eriştirsin cümlemizi.

Men sallâ rek'ateyni fî-halâin lâ yerâhu illâllahu ve'l-melâ'iketu kütibe le-hû berâetün mine'n-nâri.

Bu ikinci hadîs-i şerîf. Bu da yine yukarıdaki hadîs-i şerîf gibi riyâ, gösteriş ile ibadet meselesine gelen bir hadîs-i şerîftir. Câbir b. Abdullah radıyallahu anh'tan rivayet edilmiş. Efendimiz buyuruyor ki;

Men sallâ rek'ateyni fî-halâin. "Her kim ki tenha bir yerde iki rekât namaz kılarsa…"

Niye tenhalığı zikretti? Yani kimsenin görmediği bir yerde, kimsenin görmesine, bakmasına aldırmadan, namaz kılmayı sevmiş gönlü, Rabbine ibadet etmeye iştiyak duymuş da tenha bir yerde iki rekât namaz kılıyor. Kim iki rekât böyle namaz kılarsa;

Lâ yerâhu illâllahu ve'l-melâiketü. "Onu Allah'tan ve meleklerden gayrısı görmüyor, insanlar görmüyor…"

Melekler nasıl görür? Vücudumuzda müvekkel melekler var, Kirâmen Kâtibîn, amellerimizi yazanlar var, onlar görüyorlar ama insanlar görmüyor. Öyle Allah'ın ve meleklerin gayrısının görmediği bir tenha yerde bir kimse iki rekât namaz kılarsa;

Kütibe le-hû berâetün mine'n-nâri. "Ona cehennemden bir berat kâğıdı verilir, yazılır."

"Sen riyâkar kul değilsin, tenhada yaptın bu işi, insanlar görsün diye yapmadın, buyur." diye, cennetlik olacağının garantisi cehenneme düşmeyeceğinin bir garantisi olmuş oluyor.

Bu da nereye çıkıyor? Gösteriş yapmamaya, riyâkarlık etmemeye çıkıyor.

Yukarıdaki hadîs-i şerîfle bir bakıma uygun düşmüş oldu. Demek ki biz yapacağımız ibadeti, böyle hâlisen yapacağız, başkalarının görmesine aldırmayacağız.

Yalnız şeytanın bir oyunu, insanı kandırmak için şeytanın oyunları çoktur da bir oyunu da şöyledir ki; her güzel tavsiyenin arkasından yine yanına yanaşır fıs fıs fıs vesvese verir, o güzel nasihati bir başka tarafa saptırmaya çalışır.

Mesela Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Namazı cemaatle kılın."

"İşte kılma, evinde kıl." filan, camiye gelmesin diye insana bin bir tane vesvese verir.

"Yok, Peygamber Efendimiz 'Namazı cemaatle kılın.' buyurdu, o sünneti tutacağım, çekil önümden." dedi geldi namaza, o zaman der ki:

"Bak, sen iyi bir müslümansın, sen şöyle herkesin önünde bir anlı şanlı ölçülü, güzel, okkalı bir güzel namaz kıl, herkese ibret-i âlem olsun, numune olsun, 'İşte namaz böyle kılınır.' desinler. Şöyle bir boynunu bük, gözünü hafif kapat, böyle bir el pençe divan dur, bütün herkes beğensin." Camiye gelmekten alıkoyamadı bu sefer de mürâîlik yaptırtmak istiyor. O zaman da diyecek ki:

"Mel’un, benim başka insanlarla işim yok, ben Rabbimin divanında durur, namazı O'nun için kılarım, öyle başkası beğensin beğenmesin o benim aklıma bile gelmez." Böyle derse o zaman da şeytan der ki:

"Aferin ya, sen benim umduğumdan daha da iyiymişsin, gel buyur, riyâ hakikaten de kötü bir şeydir, hiç kimsenin görmediği bir yerde, evin köşesinde kıl, camiye gitme, orada herkes görüyor." O zaman da öyle aldatır. O zaman da diyeceksin ki:

"Allah-u Teâlâ hazretlerinin Resûlü'nün 'Camide kılın.' dediği namazı camide kılarım, ondan sonra da 'Gizli kılın.' dediği namazı da şeyde kılarım. Emir onun, senin değil. Senin dediğini yapmak değil maksat. Farz camide kılınacak, ona tâbi sünnetler de orada kılınır, orada riya olmaz. Ama evimde de nafile ibadetlerimi yaparım." diyeceksin.

Her şeyde bir ters taraftan alıp da saptırmaya çalışır, şeytanın oyununa gelmemek lazım. Farz ibadetler aleni olur, aleni olmasında riyâ olmaz ve aleni olmasında faydalar vardır. Sen:

"Benim namaz vaktim geldi, bir dakika bana müsaade, şu namazımı eda edeyim geleyim." dersin. Ötekisi de düşünür kara kara:

"Yahu benim anam babam da namaz kılan insanlardı, küçükken bana ne kadar tavsiye ederlerdi, hatta öğretmişlerdi, ben ne insanım ki bak bu kardeşim işi gücü arada bıraktı camiye gidiyor da ben namaz kılmıyorum, hadi bende kılayım." der, utanır, ibret alır o da gelir.

"Al kardeşim şu zekâtımı." diye verirsin yanında, düşünür adam:

"Ya bu zengin zekât veriyor, ben de zenginim, ben niye zekât vermiyorum? Ben müslüman değil miyim?" o da verir.

Farz ibadetler âşikâre yapılır, nafile ibadetler gizli yapılır. Sevap kazanmak için boynumuza borç olmayan yazılı olmayan şeyleri, onları gizli yaparsın, söylemezsen iyi olur, saklarsan iyi olur. Herkesin seni, şey bilmesine böyle, gösterişe kaçmamak gerekiyor.

Burada da yine şeytanın bir oyunu vardır. O oyun vardır demiştim de bir misal hatırıma geldi. Bazı insanlar da demişler ki:

"Yahu bir ibadet yaptığımız zaman başkalarının yanında konuşmaktan zevk duyuyoruz." İşte:

"Allah kabul eylesin, dün gece nasip oldu da kalktım da teheccüde, Allah nasip ettiği miktarda namaz kılıverdim, biraz da oturdum tesbih vazifemi çekiverdim, biraz da Kur'ân'ı Kerîm'den bir miktar okudum derken gözlerimi kapadım, şöyle gördüm böyle gördüm filan."

Öyle gördün ama gördüklerini hep kaybettin sen. O gizli ibadetlerini açtın.

Niye söyledin? Başkaları beğensin diye. Sen farkında değilsin ama için beğenmekten hoşlandığı için söyledin.  Ha demek başkalarının ibadetlerini görmesini, beğenmesini insanoğlunun içi istiyormuş, nefsinin hoşuna gidiyormuş.

Bazı insanlar, "Vay! Seni nefis seni! Ben de senin kabahatlerini de insanlara söylerim. Yaptığın kabahatleri de insanlara söylerim, sen ibadeti söylemekten hoşlanıyorsun ha, ben de kabahatlerini de ortaya yayayım da gör." demişler. Bu sefer kabahatlerini yaymaya, söylemeye başlamışlar veyahut saklamamaya başlamışlar. O da doğru değil, çünkü Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde bildiriyor ki; "Bir insan gizlide bir kusur işlese, sonra tevbe etse Allah affeder, ama yayıp söylediği zaman artık âşikâre oldu, affolmaz!" Onun yapılmasından sonra kanunî işlem başlar, bu da yanlış.

Kimisi de meyhaneye gidermiş, yani içki içmiyor da halkın nazarından düşeyim diye filan böyle, melâmî diyorlar, kötü durumda gösterirmiş kendini, kötü yerde gösterirmiş.

Canım ne ona lüzum var ne buna lüzum var. Çizginin ne bu tarafına sapmaya lüzum var ne bu tarafına sapmaya lüzum var. Hadîs-i şerîflerin gösterdiği hudutları çiğnemeden, yolunca dümdüz gitmesi lazım, o taraf da bu taraf da doğru değil. Cadde-i kübrâyı bırakmamak gerekiyor.

Demek ki kötülüklerde aslında zarar var, elem var, iyiliklerde meşakkat bile olsa sonunda tat ve lezzet var. O lezzetlerin peşine gitmemiz lazım. Ama işin en kestirmesi Allah'ın emrettiğini yaparım yasak ettiğinden kaçarım; Resûlullah'ın tavsiye ettiğini tutarım, yasak ettiğinin yanına, semtine uğramam. Kolay işte, bu kadar basit!

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA