İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

22.04.1984 - Haramdan Hayır, Fakih Olmayanlar, Müslüman Kardeşi İçin Dertlenmek

22.04.1984 - Haramdan Hayır, Fakih Olmayanlar, Müslüman Kardeşi İçin Dertlenmek
Hadisler Deryası

22.04.1984 - Haramdan Hayır, Fakih Olmayanlar, Müslüman Kardeşi İçin Dertlenmek

09.12.2019
18 dk 56 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Meselü'r-raculi'llezî yusîbü'l-mâle mine'l-harâmi sümme yetesaddeku bihî lem yukbel minhu illâ kemâ yetekabbelu mine'z-zâniyeti'lletî teznî sümme tetesaddeku bihî ale'l-merdâ.

Bir insanın haramdan para kazandığı zaman o haramla gidip hayır yapması bir işe yaramaz. Bu hadis-i şerif onu gösteriyor.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki:

"Bir adam ki haramdan mal elde ediyor, sonra onunla tasaddukta bulunuyor, sağa sola sadaka veriyor, hayır hasenat yapıyor."

Lem yukbel. "Ondan bu kabul olmaz."

Bu neye benzer?

-Affedersiniz- "Kötü bir kadının kötülük yapıp da kazandığı parayı götürüp hastalara bağışlaması gibidir."

Olmaz. Çünkü kendisi mahvoluyor. Kendisinin haysiyeti, şerefi, ırzı pâyümâl oluyor. İnsan harama bir kere elini uzattı mı, harama daldı mı olmaz, mahvolur.

Onun için, harama el uzatmayacağız. Her şeyin helalini isteyeceğiz. Az da olsa helalini isteyeceğiz.

"Bu maaşla geçinilir mi? Elbette rüşveti vereceksin."

Ötekisi;

"Rüşvet haram değil mi?" diyor.

Memur da -masada- diyormuş ki:

"Ya bu maaşla geçinilir mi?"

Sen o masadan çekil; o masada o maaşla geçinmeye razı nice -ortalıkta işsiz dolaşan- insan var şu memlekette... Sen oradan defol, çekil... Orada hem o kadarcık maaşı alıp hem de rüşvet yemeyecek, haram yemeyecek nice hayırlı insan var.

Tabii sen az paraya razı olmazsın, az yiyeceğe razı olmazsın, evinde sekiz dokuz çeşit yiyecek olsa onları azımsarsın, gelsin kebaplar, gitsin köfteler... Öyle bu usulle tabii ona para yetmiyor. Yetmeyince de harama sapıyor.

Meselü'l-âbidi'llezî lâ yetefekkahu ke-meseli'llezî yebnî bi'l-leyli ve yehdimu bi'n-nehâri.

Bu hadis-i şerif Hz. Âişe-i Sıddîka validemizden rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz söylemiş, nakleden Hz. Âişe anamız.

Allah şefaatine nail etsin.

Cahil ibadet ediciler, bilgisiz ibadet eden âbidler hakkında bir hadis-i şerif.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Meselü'l-âbidi'llezî lâ yetefekkahu. "Tefakkuh etmeyen, dinde fıkıh bilgisine sahip olmayan, derinliğine bilgisi olmayan..."

"Haram nedir? Ne yaparsa Allah'ın rızasına uygun olur? Ne yaparsa Allah'ın rızasına aykırı olur?" Bu hususta bir bilgisi olmayan âbid; kalkıyor, oturuyor, namaz kılıyor, tesbih çekiyor, bir şeyler yapıyor... Ama bilgisi yok, tefakkuh etmemiş, fakih olmamış, dinde gerekli bilgileri elde etmemiş; boyuna ibadet yapıyor.

Neye benzer? Peygamber Efendimiz nasıl tasvir eylemiş?

Ke-meseli'llezî yebnî bi'l-leyli ve yehdimu bi'n-nehâri. "Geceleyin yapıp gündüz yıkan adama benzer."

Geceleyin duvarı yapıyor, gündüz paldır küldür yıkıyor; öyle insana benzer.

Âbid de geceleyin geçer, tesbih çeker, namaz kılar... Ama bilmeden yapıyor, yanlış yapıyor, yersiz yapıyor, ters yapıyor veyahut başka bir düşünceyle yapıyor.

Mesela, Allah her namazı kabul etmez. Burada herkes namaz kılıyor ya... Burada veyahut camilerin herhangi birinde herkes namaz kılıyor... Bazısı dışarıya eli hemen hemen boş gibi çıkar, bazısı kucak kucak sevap almış çıkar. İnsan şuur derecesine göre, aklının idrakinin seviyesine göre ecir alır. Herkes aynı derecede ecir almaz. Hele gösteriş için, riya olarak namaz kılmışsa Allah kabul etmez. Allah-u Teâlâ hazretleri ancak ihlaslı ameli kabul eder, riyakârane ameli kabul etmez.

Namaz da böyledir. Oruç da böyledir. Kur'an okumak da böyledir. Sadaka vermek de böyledir. İlim öğrenmek de böyledir. Her amel böyledir.

Gösteriş için; "Utandım, 'O kadar zengin, vermedi.' derler diye verdim." Veyahut; "Yap şu minareyi, yaz benim ismimi kitabesine, ismim namım yürüsün." Olmaz. Başkaları "ne cömert" desinler diye, "aferin" desinler diye, "hiç vermedi" diye ayıplarlar diye... Olmaz.

Süfyan-ı Sevrî diye bir fakih var. Hatta mezhep kurmuş da mezhebi devam etmemiş. Evinde abasını giymiş, dışarı çıkmış. Tanıdıkları demişler ki:

"Ya imam, abayı ters giymişsin."

Bakmış, giydiği aba ters. Demiş ki:

"Ben bu abayı sırtıma Allah rızası için giymiştim, şimdi kul rızası için çıkartmam."

"Allah rızası için giydiğim şeyi kul rızası için çıkartmam. Varsın ters olsun, ayıplayan ayıplasın."

İnsanın her şeyi Allah rızası için yapması lazım geliyor.

Hocası evine gelmiş, Ebû Süleyman ed-Dârânî... Hanıma seslenmiş:

"Ey hatun! Aman, hocamız geldi, yemekleri ikinci hacdan getirdiğimiz güzel tabaklara koy."

Hocası demiş ki:

"Be hey mürai, riyakâr! Senin şimdi iki haccın da bâtıl oldu. Git yeniden haccet. Laf arasında iki hac yaptığını söylemiş oldun."

Eskiler böyle dikkat ederlermiş. Riya olmayacak, niyet kötü olmayacak, her şeyi Allah rızası için yapacak. Pek çok incelikleri var.

Bunları bilmiyor; gece yapıp gündüz yıkana benzer.

Çare?

Çare; dinî bilgileri öğrenmek, Allah'ın rızasının yolları öğrenmektir. Allah neyi sever, neyi sevmez, neyi emretmiş, neyi yasak etmiş, bunların hepsini bilip yaptığı işi Allah rızası için yapacak, yapmadığını Allah rızası için yapmayacak.

Bir insanın dârü'l-harbde düşmana silah satması yasak. Ticaret serbest ama düşmanı kuvvetlendirecek silah satması, mal satması yasak oluyor. Yerine göre iş değişiyor.

Hâtem-i Esam hazretlerine getirmişler, "Al şunu." diye para uzatmışlar. Şöyle bir duraklamış... Paraya ihtiyacı yok. Çok büyük meşâyihten birisi. Ama şöyle bir duraklamış, almış.

"Efendim, sizin huyunuz değildi, parayı niye aldınız?"

Diyor ki:

"Reddetsem nefsim hoşlanacak, ben zengin adamım. Paraya mı ihtiyacım var?.."

Alacak, tabii başka fukaraya verecek, Allah-u âlem... Bak nefsiyle nasıl zıt gidiyor. Nefsine bir pay çıkmasın diye [öyle yapmış.]

Ebû Yezid el-Bestamî, Allah şefaatlerine nail etsin, ikindi vakti olmuş, -oruçlu- nefsi boyuna kendisiyle uğraşıyor. Diyormuş ki; "Hadi bugün yine oruçlusun, epeyce sevap kazandın, Allah'ın yolunda yürüyorsun..." Nefsi içeriden böyle bir şeyler söyleyip duruyor. Gitmiş bir üzüm almış, ağzına atmış, çiğnemeye başlamış. Nafile orucunu bozmuş. Demiş ki:

"Ey nefis! Ne sana olsun ne bana! Ne sana pay çıksın ne bana!"

Nefisleriyle nasıl uğraşmışlar...

İşte bunlar bilgiler... Buna benzer şeyleri Allah'ın rızasını bilen insan yapar.

Mesela kibir, Allah'ın en sevmediği huylardan birisi. Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete girmeyecek. Hadi gel bakalım böbürlen... Gel bakalım dağları deler gibi yerde yürü... Burnun havada dolaş bakalım... Allah sevmiyor! İstersen alim ol. "Benim bu kadar ilmim var..." Kıymeti yok. Mütekebbir oldu mu kıymeti yok. Mütevazı olacak, haddini bilecek. Çünkü Allah tevazuu seviyor.

İşte buna benzer şeyleri, amelleri hangi şeyler bozar, hangi şeyler Allah'ın indinde makbul olur, insan bunları bilmezse kaş yapayım derken göz çıkartır. Onun için, doğrudan doğruya, gelişigüzel, körü körüne, neticesini görmeden ibadet, âbidlik değil de -kulluğu, her yaptığımız işi- şuurla, anlaya anlaya, duya duya, edebine riayet ede ede yapacağız.

Tasadduk ederken öyle... Kur'ân-ı Kerîm'de -tasadduk deyince hatırıma geldi- ayet-i kerimede buyuruyor ki;

Lâ tubtilû sadakâtiküm bi'l-menni ve'l-ezâ. "Ey Müslümanlar! Verdiğiniz zekâtları, sadakaları başa kakmak, ezalı vermek suretiyle iptal etmeyin, bâtıl etmeyin, boş etmeyin."

Demek ki başa kaktı mı, eza verdi mi boşa gidiyormuş. O halde ona dikkat etmesi lazım.

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

"Zenginin vereceği hayrı, sadakayı, zekâtı tehiri zulümdür."

"Tehir etmeyeyim, hemen vereyim."

İşte eskiden bunları öğretirlerdi. Şimdi sadece abdest almanın, namaz kılmanın usulü öğreniliyor da bu amelleri neler iptal eder, o öğretilmiyor. Mesela Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

"Nice oruçlu insan vardır ki akşama elinde aç ve susuz kalmaktan başka kârı yoktur."

Bak ne kadar söylemiş Efendimiz ki tam bugünün ilmine uygun; "Hiçbir şey yoktur." demiyor, "Aç ve susuz kalmaktan başka kârı yoktur." diyor.

Aç ve susuz kalmanın vücuda bir faydası var; perhiz yapmış oluyor. Ama sevabı yok.

Neden?

Gıybet etti, dedikodu yaptı, harama baktı, çalgı dinledi, öteki günahları işledi... Nerede kaldı senin orucun?

Diline oruç tutturmadın. Kulağına oruç tutturmadın. Gözüne oruç tutturmadın. Gözün namahremlere tekrar tekrar bakıp bakıp dururken öyle oruç olur mu?

İşte orucu bozuyor, sevabını beklemesi boşuna oluyor. Evet, "Benim orucum artık bozuldu, ona baktım..." diye insan orucu açmaz; ama öyle yaparsa sevabı gider, diye hadis-i şeriflerde bildirilmiş.

O halde, hangi şeyler insanın amelini boşa çıkartır, bunları öğrenmemiz lazım.

İnsana amel-i kalbîyi öğretir. Kalbin, niyetin, için, yani yaptığın amellerin iç yüzlerinin Allah tarafından kabul olmasının şartlarını öğretir. Kulun Allah tarafından sevilmesi yollarını öğretir.

Bu bilgi olmazsa, bu bilgi hor görülürse, herkes bu bilgiye hücum ederse o zaman amellerin bu tarafı hiç nazar-ı itibara alınmaz, ortada bir sürü yalancı pehlivan dolaşır; içleri harap, dışları müzeyyen, dışı süslü, içi pis... Öyle olur. Halbuki kalbin ameli, kalbin temizliği de aynı derecede önemli.

Onun için, dinde bilgi sahibi olalım. Hem zahirî fıkhı öğrenelim hem kalbin fıkhını, ilmini öğrenelim, amellerin kabul olmasının şartlarını öğrenelim. Aksi takdirde boşuna akıntıya kürek çekmiş oluruz. Yürü yürü yürü; bir arpa boyu yol gitmemiş...

Hocamız açıklamada, şerhte Hz. Ali Efendimiz' in bir sözünü yazmış, o da hoşuma gitti.

An Aliyyi radıyallahu anhu: Kaseme raculâni zahrî.

Hz. Ali Efendimiz diyor ki:

"İki adam bel kemiğimi kırdı, belimi büktü."

İki adam Hz. Ali Efendimiz' i mahvetmiş. Nasıl mahvetmiş?

Arkasından dinleyelim:

Birisi; âlimün mütehettikün. "Bu belimi kıranlardan bir tanesi; alim ama haramlara hücum ediyor, saldırıyor, aldırmıyor, işliyor. Bilgisi var, günahtan korkmadan yapıyor. Beni mahvedenlerdin birisi bu."

İkincisi ve câhilun mütenessikün. "Ötekisi de cahil, yalan yanlış ibadet etmeye çalışıyor..."

"Helvacı babanın etrafında dokuz defa dolaş..."

Ne oluyor dolaşınca?..

"99 tane mum yaktırdım."

Ne olur? Mumların ışığından ona ne fayda?..

Mumları ziyan ettin... Bidat! Bidatten hiçbir fayda, kâr gelir mi?

Demek ki Hz. Ali Efendimiz halifeydi ya, etrafındaki insanlardan böyle sıkıntı çekmiş. "Bu iki insan belimi büktü." diyor. Böyle insanlar çok dert açar. Bilgisi var; tatbik etmiyor. Bilgisi yok; gelişigüzel, yalan yanlış iş yapıyor.

Arkadaşlarla oturuyorduk, söylediler. "Dinde el öpmek yoktur." demişler. Hadis-i şerifleri okuyup duruyoruz. Peygamber Efendimiz' in elini de öpmüşler, ayağını da öpmüşler. Peygamber Efendimiz' in her şeyini ganimet bilmişler. Saçının bir telini bergüzar, yadigâr olarak aldı mı onu canına minnet bilmiş. Abdest aldığı sudan bir parça aldığı mı canına minnet bilmiş. Bilmiyorlar, gürültü patırtı çıkartıyorlar. Büyük alimin eli öpülebilir.

Söz yanlış anlaşılmasın, misal olsun diye söylüyorum. Mesela şahsen "Benim elimi öpün." diye istemem. Hakikaten öpülecek el değil, öpülmesini katiyen istemem. Fakat yanlış şey söylüyorlar, başka başka şey söylüyorlar, kandırıyorlar.

"Cuma kılmak büyük vebal, büyük günah! Sen niye Cuma kıldın? Mahvoldun!"

Cuma vebal olur mu?

Onu söyleyen kardeşlerimiz var. Müslüman [ama] böyle diyorlar. Ben şaşırıyorum.

"Allah Kur'ân-ı Kerîm'in mânasını indirmiştir. Bu sayfaların önemi yok, bunlar kâğıttır!" deyip Kur'an'ın üzerine oturuyormuş.

Duydum. Belki siz de duydunuz, belki de gördünüz. Olmaz böyle şey...

Meselü'l-mü'mini min ehli'l-imâni meselü'r-re'si mine'l-cesedi ye'lemü mimmâ yusîbu ehle'l-imâni kemâ ye'lemü'r-re'sü mimmâ yusîbu'l-cesede.

"Ehli iman olan bir mü'min vücutta başa benzer. Nasıl vücuttaki baş vücudun herhangi bir yerine elem, hastalık geldiği zaman sıkıntıya uğrarsa o mü'min Müslüman da öteki Müslümanlara bir sıkıntı gelince dertlenir."

İyi, has, hâlis Müslüman Müslümanın dertleriyle dertlenir.

"Oh elhamdülillah, bugün karnım tepe gibi doydu. Dokuz saat uyku uyudum. Dükkânda bugünkü kazancımız da Allah bereket versin, fena değil... Gel keyfim gel... Yarın nerede gün etsek? Tatil gününde nereye gitsek? Bahar da geçti, yaz yaklaşıyor, yazlığı nerede yapsak? Ah nerelerde deniz kenarları... Bu yakınlardaki deniz kenarları kirlendi... Ege kıyılarına mı gitsek, Antalya taraflarına mı gitsek, Karadeniz taraflarına mı gitsek?.."

Peki, kardeşim Afganistan'dan haberin var mı? Suriye'den, Mısır'dan, Libya'dan, Afrika'dan, Irak'tan, İran'dan haberin var mı?

"Var ama ne yapalım hocam?"

Kimsenin kimseyle ilgilendiği yok.

Bizim arkadaşlardan birisi Pakistan'a gitmiş gelmiş. Oradaki Müslümanların hâlinden, baktım başka gitti, başka geldi, değişti. Çünkü 100 binlerce aile çadırlarda yaşıyor. Onlara bir şey tevzi edeceksin de yiyecekler.

İnsan bir hafta yıkanmadığı zaman ne oluyor, biliyor musunuz?

Terler üzerinde biriktiği zaman her tarafı kaşınmaya başlıyor. Suyu bulamıyorlar, çadırın neresinde yıkanacak? İhtiyaçlarını nasıl giderecek?

Hacca gittik, yollarda abdest alacağız, yüznumara büyük ihtiyaç... Bizim elhamdülillah yollarımızda, benzin istasyonlarında, gidiyorsun da paralı pullu bahşiş veriyorsun ama hiç olmazsa şakır şakır sular akıyor, abdestini alıyorsun... Allah Allah... Yer yok, benzin istasyonları yok, su yok. Bir hâl olduk. Bizim çocuklar da "Baba, inşaallah büyürsem, zengin olursam bu yollara sıra sıra abdest tazeleme yerleri yapacağım." dedi. Büyük ihtiyaç... Otobüsle gidenler bilirler. Camileri, camilerin abdest alma yerlerini kilitliyorlar.

Neden? Bir otobüs gelir de abdest alır, sular biter diye.

Bir bakıma onlar da haklı... Bizimkiler de çekirge sürüsü gibi geldi mi bir iniyor; helva yiyormuş, yemek yiyormuş... Böyle yapanlar da varmış. Çöplerini bırakıyorlarmış. Adamlar gittikten sonra temizleyeceğiz diye uğraşıyorlarmış. Ama zengin memleket, isterse güzel tedbirler de alabilir.

Hâsılı, Müslüman Müslümanın derdiyle dertlenecek. "Ben Müslüman oldum, kendi rahatım." Kendin rahatsın ama öteki kardeşlerin rahat değil. Sen onlardan birkaç tanesini daha rahat ettirme imkânına sahipsen onların da derdiyle dertleneceksin.

Bir kere buraya gelen kendi memleketini unutmasın. Nereden gelmişse bu memleketin, bu nimetleri [nden faydalandıktan] sonra biraz para biriktirsin, hayır yapsın, gitsin kendi memleketinin ihtiyaçlarını görsün. Memleketimiz çok şeye muhtaç. Her bakımdan çok şeylere muhtaç. Müslümanın dertleriyle dertlensin. Hiç olmazsa kendi memleketimizin içindeki Müslümanlarla dertlensin. Gücü yeterse her çeşit Müslüman ile de [ilgilenip] ne çeşit yardım yapabilirse yapmaya çalışır. İlaçsızlıktan kırılıyorlar, doktorsuzluktan kırılıyorlar. Bir taraftan düşman kırıyor, bir taraftan da imkânsızlıktan kırılıyorlar. Doktor istiyorlar, cerrah istiyorlar, ilaç istiyorlar. Parasıyla istiyorlar; yok...

Bir hadisi daha okuyayım:

Meselü'l-abdi'l-mümîne hîne yusîbühü'l-va'ku evi'l-hummâ ke-meseli hadîdetin tedhulu fi'n-nâri ve yezhebü habesühâ ve yebkâ tayyibuhâ.

"Müslüman kendisine bir titreme, ateşli hastalık, ağrı olduğu zaman..."

Neye benzer?

Bir demire benzer. Demir ateşin içine girer. Paslı demir ateşin içinde kızıp, ısınıp akkor hâline geldikten sonra bütün kiri pası gider, tertemiz demiri kalır.

İşte ateşi olan bir Müslüman da böyle bir hastalığa uğradı mı sonunda böyle olur.

Bu ne demek?

Müslüman hasta olduğu zaman, evet bir sıkıntı çekiyorsun; gam, keder, üzüntü, ağrı, sızı vesaire oluyor, ateşler içinde sayıklıyorsun; ama günahların gidiyor, siliniyor, tertemiz oluyorsun. O bakımdan, hastalık da bir bakıma kârlı oluyor. Hasta oluyorsun ama sonunda bazı faydalar hâsıl oluyor.

Hastalığı temenni etmeyelim.

Allah hastalarımıza şifalar versin. Cümle hastalarımıza Allah şifalar versin. Allah cümlemize, vücutlarımıza âfiyetler versin. Bu sıhhatleri, âfiyetleri, paraları, pulları, zamanları, imkânları hem kendi hayrımıza -dünya ve ahiret hayrımıza- hem de öteki Müslümanların hayrına kullanmak şuurunu ihsan eylesin. Biraz da başka Müslümanlar için yanıp yakılıp da Ümmet-i Muhammed'e faydalı olanlardan olalım.

Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.

Bir Sonraki

07.04.1985 -

Riya

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA