10.11.1985 - Harama Bakmamak, Ayıp Örtmek

10.11.1985 - Harama Bakmamak, Ayıp Örtmek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men nesiye salâten felem yezkürhâ illâ ve hüve mea'l-imâmi fe'l-yusalli mea'l-imâmi fe-izâ ferağa min salâtihî fe'l-yuidi's-salât elletî nesiye sümme yuîdu's-salât elletî sallâhâ mea'l-imâmi.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Hadîs-i şerîf Râmûzü'l-ehâdîs'in 445. sayfasının sonlarındadır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Men nesiye salâten felem yezkürhâ. "Kim bir namaz kılmayı unutursa, hatırlamazsa..." İllâ ve hüve mea'l-imâm. "Ancak öteki namazı, müteakip namazı imamla kılarken hatırına gelirse..."
"Ya ben bir önceki namazı kılmamıştım, hay Allah!.." diye o zaman hatırlarsa...
"İmamla namazını kılsın. O namazdan fâriğ olduktan sonra o unutmuş olduğu namazı iade etsin, onu kılsın."
Sümme yuîdu's-salât elletî sallâhâ mea'l-imâmi. "Ondan sonra da imamla beraber kıldığı namazı iade etsin." buyurmuş Efendimiz. Bunlar sâhib-i tertip olan kimseler hakkında. Tertibe riâyet etme mecburiyetinden olan bir tavsiye.
Diğer hadîs-i şerîf:
Men nazara ilâ avreti ahîhi müteammiden lem yakbeli'llâhu lehû salâte erbaîne leyletin.
İbn Asâkir'in Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten naklen kaydettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyorlar ki:
"Kim kardeşinin avret yerine bakarsa..." Müteammiden. "Tesadüfen, kazâra değil de kasten bakarsa..."
"Allah-u Teâlâ hazretleri onun kırk gecelik namazını kabul etmez."
Avret yerinin görülmesi, o devirlerin biraz şartlarıyla ilgili. Kıyafetler, dikiş imkânları yok, terzi, kumaş yok, imkânları mahdut. Kendilerini hamamdaki gibi bir peştamalla koruyabilirlerse o bile bir kâr oluyor.
Mâlum, hacca giden insanlar bilirler. Hacda alt tarafa bir ihram, bir parça, üst tarafa bir parça örtünülür. İnsanın kendisini koruması lazım. Kimisi de pek dikkat etmiyor, oturmasına kalkmasına itina etmiyor. Hâlbuki dikkat etmek lazım. Gerek o gibi durumlarda gerek sâir zamanlarda dikkat etmesi lazım, etmiyorlar.
Şer'an örtülmesi gereken yeri açılırsa, ötekisi de ona bilerek bakarsa -Gözü takılmak suretiyle, kazâra, istemeye istemeye oluverdi, öyle değil de bilerek bakarsa- Allah onun kırk gece namazını kabul etmez. Demek ki bu gözün bize çok zararları dokunabilir.
Bu hadîs-i şerîf her ne kadar Müslüman kardeşi önünde namaz kılan insan gibi "kardeşinin avreti" diyorsa da bizim için bu devirde bu göze çok dikkat etmek gerektiğinin de bir işareti oluyor.
Bu devirde eskisinden farklı olarak bazı insanlar adeta kendilerini göstermek hevesinde oluyorlar. İşin zor tarafı orasıdır. Çok dikkat etmemiz lazım. Gözümüze hâkim olmamız lazım.
Peygamber Efendimiz arefe gününde İbn Abbas radıyallahu anhümâ'ya dönüp demiş ki:
"Ey oğul, yapma. -Gözü bir tarafa baktığı zaman- Bakma çünkü bugün kim gözüne ve diline sahip olursa Allah onun günahlarını afv-u mağfiret eder."
Demek ki bu göz çok dikkat etmemiz gereken, üzerine ciddiyetle eğilmemiz gereken, günahlara insanı bulaştırabilecek bir uzuvdur. Gözümüze sahip olalım! Büyüklerimiz bu işin çaresini şu prensibi koymakta bulmuşlar:
Nazar ber kadem. "Müslümanın bakışı ayağının üzerine olacak." Pabucunun ucuna bakarak yürüyecek, başı yerde, gözü yerde yürüyecek. Nazar ber kadem; bakışı ayağı üzerinde. Etrafa bakarsa gözü takılır. İsteyerek istemeyerek takılır. Peygamber Efendimiz;
"Tesadüfen takılmanın, ilk görünmenin bir mahzuru yoktur. İkinci bakış şeytandandır." diyor. Bitip bir daha dönüp baktı, bir daha gözünü kaldırdı baktı, o şeytandandır.
Onun için bu devirde insanlar gözden çok şeyler kaybediyor. Kış mevsiminde kapatıyorlar soğuğun zoruyla, yazın daha zor oluyor. Allah akıl fikir versin. Bizlere de sağlam irade nasip eylesin.
446. sayfanın ilk hadîs-i şerîfi:
Men neffese an mü'minin kürbeten neffesa'llâhu anhu kürbete yevmi'l-kıyâmeti ve men setere alâ mü'minin avreten setera'llâhu aleyhi avretehû ve men ferrece an mü'minin kürbeten ferreca'llâhu anhu kürbetehû.
Bu hadîs-i şerîf Müslümanın Müslümana hizmeti, yardımı, el uzatması hususuna işaret eden bir hadîs-i şerîftir. Buyurmuş ki Efendimiz:
Men neffese an mü'minin kürbeten. "Kim bir Müslümanı uğradığı bir sıkıntıdan nefes alacak bir rahatlığa kavuşturursa..." Başına bir sıkıntı gelmiş; malî, bedenî, sosyal, herhangi bir şekilde bir derde uğramış, o da onun imdadına yetişiyor bir rahat nefes aldırtıyor, rahatlattırıyor. "Böyle yapan bir kimseye Allah-u Teâlâ hazretleri kıyamet gününün sıkıntısını giderir, o günde ona rahatlık verir."
"Sen mü'min kuluma kardeşliğinin gereği olarak böyle bir güzel davranışta bulundun." diye kıyamet günü Allah da onun sıkıntısını giderir.
Ve men setere alâ mü'minin avreten. "Kim bir Müslümanın avretini kapatıverirse, örtüverirse" Setera'llâhu aleyhi avretehû. "Allah da onun avretini kapatıverir." Şimdi bu avretten maksat, yani insanın avret yerleri dediğimiz yerler mesela nedir?
Kimseye göstermediği, giyinip örttüğü yerlerdir. İnsanların başkasına anlatmak istemediği, duyurmak istemediği, duysalar utanacağı hâlleri de avrettir.
Bir Müslüman böyle bir başka Müslümanın öyle bir ayıbını, öyle bir kusurunu, öyle bir hâlini yani yayılmasını istemez ama yapıvermiş işte, bir hata, bir hata olarak, beşer hâlidir, insanoğlu aynı kuvvette duramıyor, ya şeytana yeniliyor ya nefse yeniliyor. Bir hata işlemiş ama pişman, işte onun ayıbını örterse...
Yatmış olsa mesela bir insan, yatarken ayağını oraya buraya atarken örtüsü açılsa sen de onun örtüsünü örtüversen... Uyuyor çünkü farkında değil ne olduğunun, örtüversen; bu maddî bir örtme. Bir de mânevî örtme vardır ki, arkadaşın kusurlu bir hâli vardır, söylemiyorsun kimseye. Bir kabahat işlemiş, kimseye duyurmuyorsun. Çünkü duyurulursa çok üzülecek, zaten yaptığından pişman, örtüveriyorsun, tamam…
İşte böyle maddî bir durumu veya mânevî bir hâlini ona acıdığından, merhametinden, sevginden dolayı başkalarından örtüverirsen... "Sen kusursuz musun?" Allah da senin kusurunu kıyamet gününde örter, senin ayıbını başkasına göstermez.
Malum pek çok kimse rûz-ı mahşerde çok çok utançlara düşecekler; hesaplar açıldığı zaman, defterler açıldığı zaman ki karşılarında böyle amel defterlerini yazılı görünce insanlar diyecek ki:
Bismillâhirrahmânirrahîm. Mâ li hâze'l-kitâb. "Allah Allah, bu kitap nasıl bir kitap ki amel defteri..." Lâ yugâdiru sağîraten ve lâ kebîraten illâ ahsâhâ. "Ne küçük ne büyük hiçbir şey bırakmamış, hepsini buraya sıralamış saymış." Ve vecedû mâ amilû hâzırâ. "Dünyada ne işlemişlerse karşılarında onları hazır görürler, hiç unutulmamış görürler."
O ayıplar faş olunca mahşer halkına rezil rüsva olurlar. İyi biliniyordu; mahşer halkı ayıpları görünce rezil rüsva olur.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin Settâr ismi; kullarının ayıplarını örtücüdür, başkasına duyurmaz.
Bir hadîs-i şerîfte "Mü'min kuluna Allah-u Teâlâ hazretleri yanaşır." diyor, "Fısıl fısıl ona:
'Sen dünyada şu kabahati işlemedin mi, bu kabahati işlemedin mi, şunu işlemedin mi?' diye söyler. Kul o yaptığı kabahatlerden dolayı kıpkırmızı olur. Allah-u Teâlâ hazretleri;
'Ben onu dünyada örttüm, burada açacak değilim, meraklanma.' der." diyor.
Allah bizi bir kere edepli kul eylesin, edepsiz etmesin, ârif eylesin, kâmil eylesin, güzel huylu eylesin. Ama ne kadar uğraşsak yine bir hatadan kurtulamayız; ayıplarımızı da setreylesin, günahlarımızı da mağfiret eylesin.
Ve men ferrece an mü'minin kürbeten ferreca'llâhu anhu kürbetehû. "Kim Müslümanın sıkıntısında üzüntüsünü sevince çevirtirse -teselli verip, mükâfat verip, para verip, destek olup onu sevindirirse- Allah da onu onun sıkıntılı zamanında sevindirir." Karşılıklı...
Peygamber Efendimiz bir başka hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki:
Karada veya denizde Müslümanın bir malı telef oldu, gemisi battı, arabası çarptı, yangın çıktı, dolu geldi, meyvelere hastalık düştü, ağaçlara kurt sardı...
"Karada veya denizde Müslümanın malına bir telef gelmişse bu ancak zekâtın verilmemesindendir."
Onun için mallarınızı zekât vermek suretiyle teleften koruyun. Zekât vermek suretiyle mallarınızı koruyun. Hastalarınızı sadaka vererek tedavi edin. Hastanın tedavisi normal olarak doktora gitmektir, ilaç almaktır, istirahâttir ama bu da mânevî bir çare. Çünkü şifayı Allah veriyor. Şifa ilaçta değil, doktorda değil; şifayı Allah veriyor, dilerse verir dilemezse vermez. Sadaka verdiğin zaman o sadakanın hürmetine sıhhat verebilir. Peygamber Efendimiz "Sadakayla hastalarınızı tedavi ediniz." buyuruyor.
"İnen, başınıza gelip musallat olmuş olan veya henüz gelmemiş de size gelmekte olan belalara karşı dua ile kendinizi müdafaa edin. Çünkü dua hem başa geleni hem de gelmekte olanı, henüz gelmemiş de yolda olanı çevirir. Geleni kaldırır, gelmekte olanı yoldan çevirir." diyor.
Bunlar mânevî tedbirlerdir. Bu mânevî tedbirlerin en kıymetlilerinden bir serisi de Müslümana hizmettir. Sen Müslümanın derdine çare olursun, Allah senin derdine çare olur. Sen Müslümanın üzüntüsünü feraha çevirtirsin, Allah senin üzüntünü feraha çevirttirir. Sen Müslümanın ayıbını örtersin, Allah senin ayıbını örter. Sen Müslümanın imdadına koşarsın, Allah senin imdadına koşar. Bu böyle. Bu imtihan dünyasında Müslümanların yapacakları en kurnazca, en akıllıca, en basiretlice iş; Müslüman kardeşlerinin hizmetinde olmaktır. Hizmet ehli olmak kadar kârlı, faydalı, kestirme bir yol yoktur.
Hastalık da geçer, sıkıntı da geçer, üzüntü de geçer. Sen ona merhamet edince, sen onun yardımına koşunca aynı muameleyi Allah sana yapar. Sana nasıl muamele yapılmasını istiyorsan sen etrafındakilere öyle yap.
Bir arkadaş anlatıyordu;
Hindistan'da gezmiş. Bir adamın serkeş bir oğlu var, babası salih kimse, oğlu berbat. "Oğlum, etme eyleme, yakışmaz." Söz dinlemiyor. "Namaz kıl." kılmıyor; "Yola gel." gelmiyor. Babası bir arkadaş grubuyla başka bir beldeye va'z-u nasihat etmeye gitmiş, İslâm'ı tebliğ edelim, nasihat edelim diye gitmiş. Memleketten haber geliyor: "Çocuğun ıslah oldu." diye. Söyleye söyleye, bağıra çağıra yaptıramadığı şey, kendisi hak yolda hizmete gidince öbür başka beldeye, oradan haber geliyor ki çocuk kendiliğinden ıslah oldu.
Kendiliğinden ıslah olmadı; Allah o babanın Allah'ın dinini yaymak için, İslâm'ı tebliğ etmek için, başka insanları ıslah etmek için yaptığı seyahatten razı oldu da onun ailesine o iyiliği ihsan eyledi. Onun için Allah yolunda çalışmaya, Müslümanlara hizmet etmeye büyük gayret edin. Öyle olalım, gayretli olalım inşaallah.
Arkasındaki hadîs-i şerîf de bu vadide, bu mânayı takviye eden bir hadîs-i şerîf. Enes radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre, Beyhakî'de yazılmış, Efendimiz buyurmuş ki;
Men nasara ehâhu bi-zahri'l-ğaybi nasarahu'llâhu fi'd-dünyâ ve'l-âhireti.
"Kim bir Müslüman kardeşine o yokken, arkasından, gıyabında, mevcut değilken yardım ederse Allah-u Teâlâ hazretleri de ona dünyada âhirette yardım eyler."
Arkadaş yokken ben ona nasıl yardım ederim?
Gıybeti yapılıyorsa yanında, "Yapmayın, iyi insandır." derim, karşısına çıkarım, müdafaa ederim. Bu ona bir yardımdır. Veyahut birisi ona zulmediyorsa o zulmedene giderim; "Bana bak, o arkadaşa zulmetme. Bak ben de senin âmirinim, senden üstünüm, sonra senin canına okurum, bırak bu edepsizliği!" Onun zulmünü engelledim, tamam. Bu da bir yardımdır. Yani böyle haysiyetine tecavüz, malına tecavüz, canına tecavüz... Mesela adam bırakmış evini gitmiş seyahate; başkası onun malını evini yağmalamak istiyor, tarlasının mahsulünü almak istiyor, onu bir zarara uğratmak istiyor; komşusu karşı çıkıyor, yaptırtmıyor. Böyle olur. Mala karşı, mal hususunda olabilir, haysiyet, şeref, ırz, namus hususunda olur, daha başka hususlarda olur.
"Kardeşine o yokken kim yardım ederse Allah da ona hem dünyada hem âhirette yardım eder."
Onun için etrafa dikkatli dikkatli bakacağız; "Acaba elime bir yardım fırsatı geçer mi, bir hizmet imkânı olur mu?" diye hizmeti vesile edineceğiz, hizmete vesileler arayacağız. Bu tarzda hareket ede ede Allah-u Teâlâ hazretlerinin lütuflarına ereceğiz inşaallah.
İbn Abbas radıyallahu anhümâ -babası da sahabe kendisi de- rivayet etmiş ve İbn Cerîr "sahih bir hadistir" diye rivayet eylemiş, tavsif eylemiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Men vecedtümûhu ya'melu amele kavmi Lûtin faktulu'l-fâile ve'l-mef'ûle bihî.
"Her kim ki siz onu Lût kavminin o edepsizliğini yaparken görürseniz, bulursanız hem o yapanı hem yapılanı öldürün."
Lût kavmi helak olan kavimlerden, edepsizliğinden dolayı yerin dibine geçirilen kavimlerden birisidir. Bu kavmin içinde, Allah uzak eylesin, "homoseksüellik" denilen almış yürümüş. Kitaplar yazmışlar, o kitapları Türkçe’ ye tercüme etmişler. Büyük tanınan filozofların edepsizlikleri var. Avrupa'ya geçmiştir. Lût diyarı tabii Suriye'de, o civarda ama oralara da gelmiş çünkü Akdeniz havzası. Oralara da gelmiş.
Oranın ahâlisi bu işte azıtmışlar, adamakıllı edepsizlikte ilerlemişler. Şehirlerini Allah-u Teâlâ hazretleri Lût gölünün içine batırmış. Şehirlerini bütünüyle Lût gölünün içine batırmış, o kavmi helak eylemiş.
Bu insanoğullarının bir özel hayatı, cinsel hayatı denilen bir hayatı var. Perdeli, evinin içinde, gizli olan bir hayat. Herkesin gözü önünde değil. Fakat burada çok kuvvetli duygular hâkim oluyor. Şeytan insanları parmağında oynatıyor. Bu duyguları kullanıp insanları parmağında oynatıyor, Allah'a âsi ediyor. Bu kuvvetli duygudan faydalanarak Allah'a âsi ettiriyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri insanın mayasına bu arzuyu koymuş, neden?
Bu arzuyu başka mahluklarına da koymuş; nesiller devam etsin diye. İnsanoğlunun nesli devam etsin, ağaçların, hayvanların, balıkların, kuşların nesli devam etsin diye Allah-u Teâlâ hazretlerinin bu kâinatta koyduğu bir nizam. Nizam olduğuna göre normal, tabiî. Ama normal yollarla, Allah'ın müsaade ettiği yollarla olunca normal. Onun dışında olduğu zaman insanları çok perişan ediyor, çok rezil rüsva ediyor.
Cihan halkı perişan, yerlerin içinde solucan gibi sürünüyorlar... Çok perişan... Dikkat edin ki bu duygu sizi de perişan etmesin!
Kuvvetli bir duygudur. Allah evlatlarına baksın diye analara babalara bu duyguyu kuvvetli vermiştir. Bu duyguyu iyi kontrol etmek lazım.
Meşru yoldan, nikâh yoluyla evlenirsiniz. Hatta sevaptır. Peygamber Efendimiz;
"Benim sünnetime uymayan benden değildir." buyuruyor, nikâha teşvik ediyor. Kendisi de evlenmiş ki "Bak, peygamber de evlenir." diye insanlar çekinmesin, numune olarak görsünler diye.
Evlilik insanın sevaplarını artırır, dinini kurtarır. Hatta Peygamber Efendimiz bu evlilik münasebetlerine Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevap ve mükâfat verdiğini bildirmiş. Demişler ki:
"Ya Resûlallah, Allah Allah, böyle şey olur mu? İnsan hem şehvetini teskin ediyor hem de sevapmış."
"Gayrimeşru yolda sarf etseydi günah olacaktı ya, meşru yolda olunca sevap oluyor." diyor. Bunun böyle olduğunu bilin ve bu duygunun çok kuvvetli bir duygu olduğunu bilin. Bu duygu sizi yerden yere çalmasın, dikkat edin! İnsanlar perişan oluyor.
Çocuklarınızı çabuk evlendirin. Sokakta haylaz haylaz gezmesin. Çünkü evlilik çağına gelen bir çocuğu anası babası evlendirmez ise, o çocuk da bir cahillik yaparsa vebali evlendirmeyen babasının annesinindir. Burada hadisi okuduk, evvelki derslerde geçti. Çocukları evlendirin. Tamam, genç yaşta bak işte genç bir gelin, genç bir güvey. Bir güzel küçük ev verin, tamam. "Bak evladım, ev bark sahibi oldun, ciddiyetini takın." dersininiz, o da günahtan kurtulur, Allah'ın yoluna güzel hizmet eder.
Kırk yaşına geliyor, elli yaşına geliyor, hâlâ evlenmiyor! Evlenmiyor da bu coşkun duygu ne oluyor?
"Hocam orayı ne sen sor ne ben söyleyeyim..." Orada insanlar ne günahlara giriyor...
Kırk yaşına kadar evlenmezse olur mu? Ya içine ata ata, bastıra bastıra ruh hastası oluyor; ya da içine atmayıp da gayrimeşru yollardan tatmin edince boyundan büyük veballere, günahlara düşüyor.
Onun için evlilik ictimâî nizamı, dinî nizamı sağlayan çok kıymetli, kuvvetli bir müessesedir. Çocuklarınızı erkence evlendirin, bu tür günahlara fırsat vermeyin.
Çok acayip şeyler oluyor. Bir gazetede okudum ki, birisi demiş, söylemeye de dilim varmıyor, öyle aşırı şeyler söylemiş ki...
"Şu şöyle olsa ne olurmuş, bu böyle olsa ne olurmuş, şu şöyle olsa ne olurmuş, bu böyle olsa ne olurmuş?.." Söylemeye bak utanıyorum, biliyorum, size söyleyemiyorum.
Ne olacak? Zina ettiler, frengi hastalığı oldu. İşte öyle oldu. Lût kavminin işini yaptılar, AIDS hastalığı oldu, öyle oldu. Öteki şeyleri de yaparsa daha ne belalar gelir ne belalar gelir...
Yol, Allah'ın koyduğu yoldur. En güzel nizam, İslâm nizamıdır. İnsanların ictimaî nizamı, bedenî nizamı, cinsî nizamı, ırkî nizamı; her şeyi İslâm güzel tanzim etmiştir. Çünkü bizi yaratanımız Allah-u Teâlâ, bizim her şeyimizi en iyi O biliyor. Nasıl olursa iyi olacağımızı O biliyor.
Bu söylenmeyen, gizli kapaklı, perde arkasındaki hayatınıza çok dikkat edin ki nefis ve şeytan Allah'ın yolundan ayırıp da sizi cehennemlere düşürmesin.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
04.11.1984 -
Mescid Yaptırmak, İftira
03.06.1984 -
Kız Evlat Yetiştirmek,
