14.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler 1

14.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler 1
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men kâle hîne yumsî "Radiytü billâhi rabben ve bi'l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin resûlen" fekad esâbe hakikate'l-imân.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Ata b. Yesar rahmetullahi aleyh'ten mürselen gelmiş bir hadîs-i şerîftir ki Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte şöyle buyurmuş:
Men kâle hîne yumsî. "Akşama erdiği zaman her kim ki şu sözleri söylerse..."
Nedir o sözler?
Radiytü billâhi rabben. "Allah'tan rab olarak razı oldum, hoşnut oldum, memnun oldum." Ve bi'l-İslâmi dinen. "Ve İslâm'dan din olarak hoşnudum, razıyım, memnunum." Ve bi-Muhammedin resûlen. "Muhammed'den de aleyhi efdalü's-salavât ve ekmelü't-tahiyyât ve't-teslîmât, Allah elçisi olarak razı oldum, hoşnut oldum." derse; Fe-kad esâbe hakikate'l-imân. "İmanın ruhunu, hakikatini yakalamış olur, ona isabet etmiş olur, ona sahip olmuş olur."
Defterinize yazın, böyle dersiniz. Bu sözü yatarken de diyebilirsiniz, yastığınıza başınızı koyduğunuz zaman da diyebilirsiniz. Çünkü meçhule gidiyoruz; yattık, uyuyacağız; kalkacak mıyız, kalkmayacak mıyız? Allah-u Teâlâ hazretleri kimi ruhları salar, uykudan geriye gönderir, kimisini kabz eder, geri gelmez. Uyku o kadar, gitti, ebedî uyku oluverir. Onun için uykudan önceki yatış fevkalâde önemlidir.
Ebu'l-Leys-i Semerkandî hazretleri kitabında bir bahis açmış:
"İnsan nasıl sabahlamalı?"
Tabii insan sabah günün başlangıcı diye merak ediyor, "Bakalım acaba neler tavsiye etmiş bu mübarek alim?" diye okurken, başında diyor ki:
"Sabah kalkış akşam yatışa tâbidir."
Nasıl yatarsan onunla ilgili... Hakikaten de öyle... Akşam yatış sabahın kalkışına çok tesir ediyor. Onun için akşam yatışa dikkat etmek lazım.
Hadisin metnine geçmeden önce kısaca özetlemek gerekirse:
Akşam yatarken abdestinizi tazeleyin, taze bir abdest alın. Tabii yüznumaraya gideceksiniz, rahatlayacaksınız, ortada sıkışık bir durum kalmayacak. Ondan sonra bir güzel itinalı abdest alırsınız ne yorgunluk kalır ne bir şey, ne kir kalır ne pas. Ondan sonra dört rekât bir namaz kılıverirsiniz, sağ yanınıza yatarsınız, eûzübesmele çekersiniz, dualar edersiniz. Çeşitli dualar vardır. Hiçbirini bilmediğinizi kabul edelim; lâ ilâhe illallah dersiniz, Peygamber Efendimiz' e salât-u selâm getirirsiniz, dinî bilgilerinizi zihninizde tazelersiniz, amentü billah'ı okursunuz, kul hüvallâhu ehad'ı okursunuz, kul eûzü bi-rabbil felak'ı okursunuz, kul eûzü bi-rabbi'n-nâs'ı okursunuz, öyle uykuya dalarsınız; "Allah" diye diye, zikir ede ede uykuya dalar gidersiniz...
İnsan abdestli olarak yattı mı, melekler bütün gecesini ibadete yazarlar. Az bir kazanç değil.
Ne demek "az bir kazanç değil"? Çok büyük bir kazanç!
Sen hiçbir gece sabaha kadar geceni ihya ettin mi ibadetle?
Bir Kadir gecesinde, "Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." dendiği için çoluk çocuğunu bahçelerde uyutuyorlar; insanlar Süleymaniye camisinin, Fatih camisinin avlusunda bakıyorsun sabahlamaya gayret ediyor. Bin aydan hayırlı, ömre bedel diye... "Hadi bu gece uyumayayım." diyor ama sabaha perişan... Çünkü zayıfız... Öyle zayıf kullarız ki, öyle bîçareyiz ki neyimize güveniriz bilmiyorum. Bir gece uyumasak perişan oluruz, ayakta sallanmaya başlarız.
Gece ibadet etmek kolay değil. Duyuyoruz, gece kâim gündüz sâim. Yani geceleyin kıyâm-ı leyl; namazda, ibadette, taatte, gündüzleyin de oruçta. Evliyâullah, kıymetli insanlar vakitlerini öyle geçirirlermiş.
Buyur bakalım, sen de bir yap... Dile kolay o şeyleri yapmak. Göreyim seni, sen de yap...
Kolay değil ama işte böyle yapmak kolay. Her zor işin bir kolay tarafı vardır. Âcizlerin de faydalanabileceği bir tarafı vardır.
Hz. Âişe validemiz -Peygamber Efendimiz' in zevcât-ı tâhirâtından Hz. Âişe anamız, radıyallahu teâlâ anhâ- Kâbe-i Müşerrefe'nin kapısını açtırmış, içeriye girmiş. Cemaat, Kâbe-i Müşerrefe'nin kendi iç kapısı -yüksek, hani eşiğine erişilen kapısı- açılıyor, içeri giriyor. Arkasından herkes girmek istemiş. Oraya girmek çok büyük bir şeref, çok zor bir iş. Tabii izdiham olduğu için onlar girdikten sonra kapıyı tekrar kapatmışlar. Dışarıdan birisi bağırmış:
"Ey mü'minlerin anası, ey mü'minlerin anası!.."
Yani "Anne, evladına şefkatli olur." demek istiyor. "Aç kapıyı." demek istiyor.
Açsın ama koca cemaat, kalabalık. Demiş ki:
"Yan taraftaki Hatim'e git, Hicr-i İsmail'e git."
Kâbe-i Müşerrefe'nin yan tarafında bir eğri, yuvarlak, yarım daire şeklinde duvar vardır.
"Oraya git, orası da Kâbe'nin içinden sayılır."
Orada herkes namaz kılar. Âciz, nâçiz, benim gibi bîçare de kılar. Öteki tarafa hükümdarları zor sokarlar. Herkese nasip olmaz. Ama öbür taraf, iki tarafı açık, duvarı var ama bu tarafı da açık öbür tarafı da açık; bir yerinden girersin, izdiham, sıkışıklık, kenarda edeple beklersin, bir vakit bulursun, sen de iki rekât namaz kılarsın, Kâbe'nin içinde namaz kılmış olursun.
Her zorluğun bir kolaylığı oluyor. Parası olmayan, hayr-u hasenât yapamayacak olan tesbih çeker, o da sadaka yerine geçer. Onun gibi.
Geceleyin abdest alarak, dua ederek yatmak da bir geceyi ihya etmenin fukarâya, zuafâya mahsus şeklidir. Bunu elden kaçırmayın. Vaat edilmiş.
Akşam oldu, ne diyeceğiz akşam olduğu zaman? Akşam ezanından sonra tamam, geçerli vakit, yattığımız zaman da diyebiliriz:
‘Radiytü billâhi rabben ve bi'l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin resûlen’ diyeceğiz.
Başka rivayetleri de vardır, tabii şimdi bu rivayeti okuyoruz.
"Böyle derse imanın özünü, hakikatini elde etmiş, onu kavramış, ona tam isabet etmiş olur. Hata yok, şaşırma yanılma yok; tam isabet etmiş olur." buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Şimdi biz neciyiz ki, ne oluyoruz ki radiytü billâhi rabben diyebilelim?
"Ben Allah'tan rab olarak hoşnudum, razıyım."
Ne biçim söz, nasıl deriz biz? O bizim Rabbimiz; biz bir hor, zelil zerreyiz, bir toz zerresi gibiyiz. Ama bizim [teslimiyetimizi] gösteriyor.
"Yâ Rabbi! Sen bana kitap gönderin. Emirler var, yasaklar var, tavsiyeler var... Sen Rabsin, Rabbimsin; beni yarattın, yaşattın, bu hâle getirdin, terbiye ettin, geliştirdin, büyüttün, besledin; her şeyine, her hükmüne eyvallah. Hepsine rızam vardır, hepsine teslim olmuşum, hiç itirazım yok." demek.
De bakalım bu mânada...
Hanımefendi namaz kılıyor, kılıyor, kılıyor; tesbih çekiyor, çekiyor, çekiyor... Kocası latife ediyor, diyor ki:
"Hanım, bir eş daha alayım mı?" diye. Hop, hemen kaşlar çatılıyor...
Ama işte dörde kadar müsaade Kur'ân-ı Kerîm'de geçmiş; sen istesen de istemesen de öyle bir şey geçmiş. Dünyanın bin bir türlü hâli var. Allah'ın hükmü hükümdür, razı geleceksin. Razı gelecek, rızası olacak.
Kimisi:
"Hadi bakalım, malından şu kadarını vereceksin."
"Ya nasıl verilir o kadar para?" diyormuş.
Sana Allah 500 milyonu verdiği zaman, 1 milyarı verdiği zaman, bin tane milyon yani, nasıl verdi sana? Çok mu hak ettin de verdi? O zaman verirken bir şey yok, "Sen de malının kırkta birini zekât olarak ver, sadaka olarak ver." dediğin zaman, "Ya nasıl verilir öyle o kadar para?" diyormuş.
Sen milyarlık adamsın; o para senin tırnağının ucuna dokunmaz. Çıkartıp vereceksin elbet! Senin malında fukaranın hakkı var.
Nasıl hak? Allah'ın koyduğu hak.
Razıysan; radıytü billâhi rabben "Senin rabliğine razıyım yâ Rabbi..."
İşte o zaman itiraz yok. Mülkün sahibi Allah. Senin de sahibin Allah. Senin malının sahibi de Allah. Onu da sana veren Allah.
Radiytü billâhi rabben. "Allah'a rab olarak razıyım." Ama o öyle kuru lafla olmaz; ahkâmına tâbi olmaya da razı olacak.
Dervişin bir tanesini yakalamışlar... İnsan iftiraya uğrar ya, iftiraya uğramış, yakalamışlar.
"Tamam, bu hırsızdır, arsızdır, edepsizdir, casustur..." bir iftira olmuş.
Doğru celladın önüne... Kafasını uçuracaklar. İftiraya uğradı ya, kafası kesilecek, bir suçu var. Celladın önüne gitmiş. Ama biz -bizim gibi kimseler- giderken gözümüz fal taşı gibi açılır;
"Eyvah! Ölüyorum... Kafam kim bilir nasıl kesilecek?" filan, neler düşünür; insanın aklı başından gider. O sanki başkasının kafası kesilecek, hiç oralı değil, kendi nefsine dönmüş, soruyormuş:
"Ey nefis..." Kendisi ile konuşuyor:
"Ey nefsim! Söyle bakalım, eskiden beri 'Allah'ın hükmüne rıza göstermek lazım, teslim olmak lazım, kaderine itiraz etmemek lazım.' diye söyler dururdun. İşte bak şimdi iftiraya uğradın, haksız yere kafan kesilecek. Söyle bakalım, buna da razı mısın, teslim misin? Buna da itirazın yok mu? Ortada haksızlık var."
Nefsine soruyu sormuş. Kulağını da kabartıyor, nefisten ne cevap gelecek bakalım; itiraz var mı, çırpınma var mı, feryat figan var mı?
Ama ârif kimse; nefsini terbiye etmiş, nefsini Müslüman etmiş. Nefisten hiç itiraz gelmemiş. Kafası kesilmeye gidiyor; Allah'ın hükmüne içinden bir itiraz yok! Haksız yere kafası kesilmeye gidiyor; Allah'ın hükmüne içinden bir itiraz taşıp gelmiyor.
"Yâ Rabbi! Başıma bu da mı gelecekti?!"
Adamın ayakkabısının bağcığı kopsa böyle der...
"Ne yapalım, demek vademiz burada yetti, ömür burada bitecek..."
Başını koyacak taşa, kafası kesilecek. Bir haber gelmiş:
"Haksızlık oluyor. O adam suçlu değil. Onu serbest bırakın!"
Ellerini çözmüşler, kafası kesilecekken "Hadi git, bir yanlışlık oluyormuş, neyse hadi kurtuldun, git..." demişler. Adam kurtulmuş.
Biz ne yaparız? Mektepten çıkıp karnesini almış, pekiyi karne almış bir çocuk mektepten çıkıp da evine çantasını havada sallaya sallaya, koşa koşa, bağıra çağıra, sevine sevine gider. Biz olsak öyle gideriz.
O şahıs diyor ki:
"Vallâhi billâhi kafamın kesilmesinden kurtulduğuma sevinmiyorum, o andaki ihlâsıma seviniyorum!"
Kafa kesilirdi kesilmezdi... Nefsinin ihlâsı var ya teslimiyeti var ya Allah'a bağlı ya kafası kesilse de hak yoldan ayrılmıyor ya itirazı yok ya işte radiytü billâhi rabben o.
Yapabilirsen yap. Hükmüne itiraz etme. Kaderine itiraz etme. Kur'ân-ı Kerîm'in, şer'i şerîfin ahkâmına itiraz etme.
Herkeste itiraz dolu... Kur'ân-ı Kerîm'in, şeriatin her ahkâmına her yerden bir itiraz sesi, her yerden bir kıvırttırma, yani kaçamak noktası arama...
"Efendim bira alkollü içki değilmiş de şu şöyleymiş de bu böyleymiş de..."
Ya içen sarhoş oluyor mu olmuyor mu? İlkokul çocuğuna içiriyor musun, ortaokul çocuğuna içiriyor musun? İçtiğin zaman direksiyonda, kanını muayene ettiğin zaman alkol çıkıyor mu? Alıp da mahkûm ediyor musun? Ne diye kaçamak, kıvırttırıp duruyorsun?
İnsanlarda İslâm'ın emirlerine itiraz tümen tümen, çeşit çeşit.
Radiytü billâhi rabben. "Yâ Rabbi! Ben senin rabliğinden hoşnudum, razıyım; her hükmün güzeldir, her fiilin güzeldir, her sıfatın güzeldir. Tamam yâ Rabbi; senin kulunum, senin bendenim, sana teslimim."
Radiytü billâhi rabben.
Ve bi'l-İslâmi dînen. "Din olarak da İslâm'dan memnunum."
Dünya üzerinde binlerce din var, Hindistan'da yüzlerce akide var. Birçok mezhep var, birçok grup var, birçok kavil var, birçok kanaat var, birçok fikir var... Dünya üzerinde ne kadar insan varsa o kadar fikir var. O kadar kafa, o kadar ayrı düşünce... Beğen, beğendiğini al.
En güzeli İslâm.
Allah-u Teâlâ hazretleri âyet-i kerîmede buyuruyor:
El-Yevme ekmeltü leküm dîneküm ve etmemtü aleyküm ni'metî ve radıytü lekümü'l-İslâme dînen. "Bugün size dininizi tamamladım; nimetimi tamamladım, nimetimi üzerinizde itmam eyledim ve sizin ancak din olarak Müslüman olmanıza razı geliyorum."
Allah'ın bizden istediği dine biz itiraz eder miyiz? Rabbimiz bizden o dini istiyor, biz de Rabbimiz' in bizden istediği İslâm'dan hoşnuduz, razıyız. Emriyle, yasağıyla, haramıyla, mekruhuyla, helaliyle her şeyine razıyız. Hiçbir şeyine itirazımız yok. "Şurası şöyle olsaydı..." diyecek [durumumuz] yok. Her şey güzel.
Şer-'i şerîfin en küçük ahkâmı bile başımızın tâcıdır. Küçüğü büyüğü olmaz. Çünkü şeriat bir bütündür. Şeriat bir saray gibi, bir makine gibi, bir bina gibi her şeyiyle bir bütündür. Bir yeri eksik olsa, "O duvarı eksik kaldı, bu binanın şurasında bir eksiklik var." deriz, "Şu makinenin şu parçası eksik, çalışmıyor." deriz. Öyle değil; her şey tamam.
Ve bi-Muhammedin resûlen. "Peygamber olarak, elçi olarak da Hz. Muhammed'den hoşnudum, razıyım."
Hepsine sevgisini belli ediyor. "Yâ Rabbi! Sana kulum, senin benim Rabbim olmandan hoşnudum. İçimden sevinç taşıyor. İslâm'ın hak din olmasından hoşnudum. Hz. Muhammed'den de peygamber olarak hoşnut ve razıyım."
Bu, akşamüstü diyeceğiniz bir duaydı:
Radiytü billâhi rabben ve bi'l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin resûlen.
Men kâle 'Sübhanallâhi ve bi-hamdihî estağfirullâhe ve etûbu ileyh' kütibet kemâ kâlehâ sümme ullikat bi'l-arşi lâ yemhûhâ zenbün amilehû sâhibuhâ hattâ yelka'llâhe ve hiye mahtûmetün kemâ kâlehâ.
İbn Abbas radıyallahu anhümâ'den. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki:
"Her kim ki şu sözleri söylerse..."
Nedir o sözler? Sübhanallâhi ve bi-hamdihî estağfirullâhe ve etûbu ileyh.
Sübhanallâhi ve bi-hamdihî, hatırınızda kalır. Estağfirullâhe ve etûbu ileyh de hatırınız kalır.
"Kim böyle derse..."
Kütibet kemâ kalehâ. "O onun dediği şekil ile aynen yazılır."
Kim yazar? Melekler yazar.
Nasıl yazar? Mânevî, nurânî bir yazı ile yazarlar. Mâneviyat âleminde yazılır.
Sümme ullikat bi'l-arş. "Sonra Arş-ı Rahman'a asılır." Bu söylediği sözün yazılmış şekli Arş-ı Rahman'a asılır.
Lâ yemhûhâ zenbün amilehû sâhibuhâ. "Bu sözü söyleyen kimsenin ileride yaptığı bir başka günah onu sildirmez." Yazılır, Arş'ın altına asılır.
Hattâ yelka'llâhe. "Ta o kul ölüp Rabbine mülâki oluncaya kadar, Allah'a kavuşuncaya kadar o orada öyle asılı durur."
Ve hiye mahtûmetün kemâ kâlehâ. "Onun öyle söylediği şekilde muhafaza edilmiş, bir de mühürlenmiş olarak..."
Bir şeyi güzelce paketledikleri zaman, "Kimse açmasın, ambalajı bozulmasın." diye üstüne kırmızı mumla bir de mühür koyarlar, mühür basarlar. Açıldı mı belli olur, onun için kimse açmaz. Kıymetli şeyler, padişahın fermanı, giden hediyeler, bohça, torba eskiden böyle yapılırdı.
Onun gibi bu yazı yazılır, mühürlü, mahfuz bir şekilde Arş'a asılır. Sahibi oraya kavuşuncaya kadar orada durur. Tabii oraya kavuşunca da sahibi onu alır, muhakkak onun hayrını görür.
Sübhanallah. "Yâ Rabbi! Sen her türlü noksandan paksın, münezzehsin, berîsin; her türlü kemâlat ile muttasıfsın."
"Her güzellik sende yâ Rabbi!" demek.
Sübhanallah sözü, sevgi ve hayranlık alâmetidir.
İnsan neden sübhanallah der? Sevgisinden ve hayranlığından. Allah'ın işlerine, sıfatlarına hayranlığından der. Sübhanallah, güzellik duygusu ve güzelliğin karşısında hayran olma ifade eder.
Ve bi-hamdihî. "Yâ Rabbi! Senin hamdin ile meşgul olurum." demek. Yani "Seni överim." demek. Çünkü güzel olan şeyler beğenilir; beğenilince övülür. Her güzel şey övülür.
Estağfirullah. "Yâ Rabbi! Senden benim kusurlarımı, suçlarımı avf-u mağfiret etmeni dilerim." demek.
Ve etûbu ileyh. -Tabii gâib siygasıyla olduğu için- "Allah'a tevbe ederim." demek.
Tevbe etmek ne demek? "Dönerim" demek.
Tevbenin mânasını iyi bilin.
Tevbe nedir? Dönmek.
Falanca adam sarhoştu, ayyaştı, serseriydi, berduştu, derbederdi, günahkârdı, namazdan niyazdan, ibadetten anlamazdı, fena bir ömür sürüyordu; zamanı geldi, birisinin sözü tesir etti, hak yola döndü, ondan sonra iyi kul oldu. Tevbe... O kul tevbe etmiş, yani dönmüş. Yanlış yolu bırakmış, hak yola girmiş. Tevbe bu.
"Tevbe" dediği zaman insan "Yâ Rabbi! Ben sana dönerim." diyor. "Yanlış yolu bırakıyorum, sana dönüyorum."
Kul Allah'a dönünce;
"Yâ Rabbi! Hatamı, kusurumu, günahımı, edepsizliğimi, hiçliğimi anladım, şimdi sana dönüyorum. Yâ Rabbi! Boynum bükük, fermanına mün'kâdım, neylersen eylersin artık. Sana teslimim, sana döndüm..."
Kul Hakk'a dönünce Hakk da kuluna döner. Onun için Allah'ın bir adı da tevvâb'dır, "çok dönücü" demek. Kul Hakk'a dönünce Allah da kuluna teveccühü çok eder. Tevbesini kabul eder. O da onun o dönüşünü karşılıksız bırakmaz, rahmetiyle onu karşılar. Tevbenin mânası bu.
Tevbe ederken bu manayı düşünün de "Tevbe yâ Rabbi! Tevbe yâ Rabbi!.." dilin ucundan dökülüveren birkaç kelimeden ibaret sanmayın.
Hayatınızın şekli dönecek! Günaha devam, plaja devam, kumara devam, içkiye devam; "Tevbe yâ Rabbi!" Yalan! "Döndüm yâ Rabbi!" diyorsun, dönmüyorsun, aynı yola gidiyorsun. Alay mı ediyorsun?
Döneceksin. Günahı bırakacaksın, iyiye döneceksin.
Tevbe bu. Estağfirullah ve etûbu ileyh.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
15.09.1985 -
Allahın Affı
07.10.1984 -
Emr-i Maruf, Evladını
