08.04.1984 - Cumanın Önemi, Namazın Önemi, Hayır Yapmak, Zikir

08.04.1984 - Cumanın Önemi, Namazın Önemi, Hayır Yapmak, Zikir
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Meselü'l-mü'mini yevme'l-cumu'ati ke meseli'l -muhrimi hattâ tenkaziye's-salatü.
Cuma günüyle ilgili bir hadis-i şeriftir bu İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
"Müslüman cuma gününde ihrama girmiş hacı gibidir. İhramlı hacı gibidir."
İhramlı hacı ne yapar?
İhramın yasaklarına riayet eder. Bir ihramlı hacı nasıl hareket etmesi gerekiyorsa öyle yapar. İhrama girdi bir hacı, olmadık bir şey yaparsa cezaya uğrar. Biliyorsunuz ya kurban kesmesi gerekiyor ya sadaka vermesi gerekiyor. Veyahut şöyle böyledir. Onlar haccın cinâyeti'l-hacc diye kitaplarda yazılmıştır. Tırnağını kesemez, saçını tıraş edemez, hanımına yaklaşamaz vesaire vesaire...
İhramlı olmanın şartları var. "cuma günü Müslüman" Peygamber Efendimiz öyle buyurmuş; "ihramlı hacı gibidir." Lâ ye'huzu min şa'rihî. "Saçından almaz ve tırnaklarını kesmez namaz kılınıncaya kadar." demiş.
Neden?
Her aza Cuma’nın şerefini tatsın diye. Cuma’yı sen ne sanıyorsun, neden küçük görüyorsun?
Cuma muhteşem bir ibadettir. O muhteşem ibadete, o saçının kılını niye mahrum bırakıyorsun, o tırnağı ne diye mahrum bırakıyorsun? Madem Cuma’ya ermiş; "o ibadette, Allah'ın huzurunda o da bulunsun" diye. Ondan dolayı, o Cuma namazının kadrinden dolayı.
Dediler ki: Kîle: Yâ Resûlallah metâ yüteehhebü li'l-cumu'ati? Kâle: Yevme'l-hamîsi. "O zaman cuma gününe ne zaman hazırlanacağız?" Hani Müslümanın süslenip, güzel kokular sürünüp, temiz elbiseler giyip de gitmesi gerekiyor.
Cuma gününe pabuçların içinden, ayakkabısından çıkarıyor ayaklarını, yün çorap maşaallah, içinde üç gün durmuş, terlemiş ayağı oh dışarı çıkıyor, ayaklarını yıkayıp tekrar o çorabı giyiyor. Giyme ya! Koy bir kâğıda, sar, pabucun içinde dursun, o kadar kirlendikten sonra tekrar giyiyor ayağına, etrafındaki insanları mahvediyor. Öyle olmayacak, tertemiz olacak, en temiz elbiseyi giyecek, en güzel kokuları sürecek, hazırlanacak.
Ne zaman?
"Perşembe gününden hazırlansın." demiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Böyle bir tavsiyesi hatırınızda olsun.
Cuma’ya hazırlanmak gerekiyor. Bu, Cuma’nın nesini gösteriyor?
Bu hadis-i şerif Cuma’ya itibarın yüksekliğini gösteriyor. İtibar etmenin gerektiğini gösteriyor, Cuma ihramlı gibi oluyor insan "fukaranın haccı" demişler zaten cuma günü için; fukaranın haccı ne demek?
Fukara hacca gidemez, o kadar masrafı göze alamaz, fukaranın haccı gibi oluyor. Kıymetli bir ibadet; işte o ne kadar kıymetli ibadet olduğunu gösteriyor.
Peki Cuma kılmayan kardeşlerimize ne diyelim?
Birçok hadis-i şerif var bizim elimizi kolumuzu bağlıyor, onların gönüllerini kırmak istemiyoruz, herkesle iyi geçinmek isteriz ama ne yapalım?!
Bak ne diyor Peygamber Efendimiz; "Cuma muhteşem bir ibadettir. Cuma günü çok mühim bir gündür."
Cuma günü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' e salât ü selâmı fazlalaştırın. Cuma günü Allah rızası için sevabını Allah'tan umarak bir gusül abdesti alın, on günlük günahlarınız bağışlanır. Ne güzel, bir hafta önceki günahlar üç gün fazlasıyla af oluyor. Onun için Cuma’ya böyle hazırlanarak gidersiniz.
Cuma’yı üç gün üst üste mazeretsiz terk eden kimsenin kalbi mühürlenir. Kapatılır, bazen usulsüz hareket eden bir dükkân, bir teftiş görüyor belediye memurları tarafından "pis burası, bu lokanta"; kapatıyorlar, kırmızı bal mumuyla mühürlüyorlar, tamam, şu kadar kalıyor. Böyle olur Allah korusun. Ondan sonra istediği kadar uğraşsın. Onun için Cuma’yı terk etmeyin.
Sonra Peygamber Efendimiz;
Sallû halfe küllü berrin ve fâcirin.
Herkes imamın şeceresini tatbik edemez ki.
Ezan okundu, sen bir yerden bir yere gidiyorsun, gelirsin camiye girersin.
"Dur! Ben imamın tahkikatını yapacağım, bakalım aslı ne nesli ne zihniyeti ne fikri ne?" diyemez ki. Ondan mazur Müslüman, onun için bu Cuma’yı terk etmek meşru bir şey değil. Bir başka aldatmaca oluyor. Sakın Cuma’yı ihmal etmeyin. Bakın burada şerefini gösteren hadis-i şerif de geçti.
Meselü's-salavâti'l-hamsi ke meseli neherin cârin azbin alâ bâb ahadiküm yağtesilu fîhi külle yevmin hamse merrâtin femâ yubkî zâlike mine'd-denesi.
Peygamber Efendimiz' in bu hadis-i şerifi muhtelif sahabeden rivayet edilmiş. Meşhur bir hadis-i şeriftir. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz; sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı beş vakit namazın misali insanın, sizden birinizin evinizin kapısı önünde akan tatlı sulu bir nehre benzer. Nehir gibidir beş vakit namaz.
Neye benzer?
"Sizin evinizin kapısı önünde akan tatlı sulu bir nehre benzer. Tuzlu değil, acı değil, tatlı sulu bir nehre benzer." Yağtesilu fîhi külle yevmin hamse merrâtin. "Kişi bunun içine giriyor sıcakta, toprakta giriyor billur gibi tatlı suyun içinde günde beş defa yıkanıyor." Femâ yubkî zâlike mine'd-denesi. "Bu pislikten bir şey bırakmaz."
Günde beş defa böyle bir tatlı suya girip de yıkanan insanın teri kalır mı, tozu kalır mı, kiri pası kalır mı; kalmaz. İşte beş vakit namaz böyledir. Ona benzetmiş Peygamber Efendimiz.
Bu namazları kadrini bilerek kılalım. Yaptığımız ibadetlerin şuuruna vararak yapalım. Biz alıştığımız için elimizdeki kıymetin şeyini bilmiyoruz.
Küçük bir çocuğa elmas bir gerdanlık, bir yüzük versen, biraz oynar ondan sonra kenara atar. Neden? O zavallıcık nereden bilsin elmasın camdan farkını. Biz de cahilliğimizden bizim ibadetlerimizin kadrini kıymetini bilemez duruma gelmişiz.
Cuma’nın kıymetini bilmiyoruz. Fırlatıp atıyoruz bir kenara. Beş vakit namazın kıymetini bilmiyoruz. Bunlar çok kıymetli ibadetler. Sonra o beş vakit namazın içindeki hareketlerin kıymetini bilmiyoruz. El pençe divan duruyorsun kimin huzurunda Mevlâ'nın huzurunda, seni yaratan, besleyen, huzuruna varacağın Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzurunda; "Buyur yâ Rabbi!" diye divana duruyorsun. Rükûa varıyorsun, saygıyla eğiliyorsun, o mübarek, şerefli alnını topraklara, yerlere koyuyorsun. Hürmetinin çokluğunu ifade ediyorsun. Allah-u Teâlâ hazretlerini her türlü noksandan tenzih ediyorsun.
Erir insan, mânasını düşünse her kelimesinin; Allah-u Ekber'in, Sübhanallah'ın, Elhamdüllillah'ın, hareketlerinin mânasını düşünse erir insan. Her gün, günde beş vakit namaz kılıyorsun, ediyor kırk rekât en aşağı beş vakite beş vakit katıyorsan ayrı… Her seferinde es-selâmu aleyküm ve rahmetullah diyorsun sağ tarafına. Kime? Eğer cemaatle kılıyorsan hem sağındaki meleğe hem de cemaate ama yalnız kılıyorsan meleğe es-selâmu aleyküm ve rahmetullah diyorsun sağındaki meleğe.
Peki, senin omzunda melek olduğunu biliyorsun da o edepsizlikleri niye yapıyorsun yalnız başına?
"Hocam hiç düşünmedim ben bu işin böyle olduğunu."
Melek var yanında, bir kimse olduğu zaman yapmıyorsun da yalnız kaldığın zaman nasıl yapıyorsun?
Selam verme o zaman! Namazı kıldığın zaman selam verme! Eğer "selam veremem selam vermem gerekiyor" dersen. O meleğe saygı göster, o var. Ha Ali, Veli; ha o melek. Bak ne kadar mühim şeyleri kaçırıyoruz gözümüzden. Ne kadar kıymetli şeyler, motifler, bilgiler var. Onları alışkanlık belasından gözümüzden kaçırıyoruz. Haccın kıymeti, Cuma’nın kıymeti, zekâtın kıymeti kaçıyor.
Elimizde emsalsiz, bahâsız hazine var. Topkapı Sarayı'nın hazinesi var hepimizin elinde. Topkapı Sarayı'nın hazine dairesi var, Kaşıkçı Elması, yakutlar, zebercetler, zümrütler var hazinelere sahibiz; farkında değiliz.
Meselü'llezî yu'tiku ev yetesaddaku inde'l-mevti ke-meseli'llezî yühdî izâ şebi'a.
Bu hadis-i şerif de sahih bir hadis-i şeriftir. İsnâdı hakkında güzel izahta bulunmuş Hocamız rahmetullahi aleyh kitabın müellifi.
Burada Peygamber Efendimiz bir insanın tam ölümü ânında köle azat etmesinden bahsediyor, bunu ayıplıyor. Bu doğru değildir. Adam yatağa yatmış hayattan ümidini kesmiş, ölmesi yakın, belli, mecali yok kolunu kaldırmaya, gitmiş, yüzünün feri kaçmış, dizi titriyor, belli artık, ölecek, aklı kesti ölecek.
"Hadi filanca tarlayı tasadduk eyledim, şunu böyle yaptım."
Olmaz!
O vakte bırakma, o vakte bıraktın mı sen öyle dersin de ötekiler ya yapar ya yapmaz. Geride kalanlar ya yapar ya yapmaz, zaten yapmazsa da insanın kendi malının üçte birine hakkı var. Ölüm hak, miras helal; üçte ikisini isterse tutar, istemezse tutmaz. Sen onu mirasçının keyfine bıraktın mı olmaz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
"Sizler hanginiz vardır ki başkasının malını kendinizin malından daha çok seviyorsunuz. Hepimiz böyle, olmayan hanginiz var."
Diyorlar ki:
"Yâ Resûlallah nasıl olur, herkes kendi malını daha çok sever. Başkasının malından daha çok sever, kendi malına titrer. Kendi arabasını kollamaya çalışır, kendi tarlasını imar etmeye, dikmeye çalışır. Kendi evine bakar, boyar, badana yapar…"
"Siz başkasının malını kendi malınızdan daha çok seviyorsunuz."
Misali nedir? Bu sözün altında yatan mâna;
"Sen kendin malınla hayatında hayr-ü hasenât yapmıyorsun. Parayı esirgiyorsun, tutuyorsun elinde, harcamıyorsun, hayra sarf etmiyorsun, sevap kazanamıyorsun, ahirette bir sermayen olmuyor. Bu kazandığın parayı kime bırakıyorsun? Mirasçıya bırakıyorsun."
O halde onun malını daha çok seviyorsun kendine bir fayda sağlamasını istiyorsan harca. Hayr-ü hasenât yap, defterine yazılsın ahirete transfer olsun, ahirete hayır olarak geçsin;
"Tamam, şu kulum cami yaptırdı, han, hamam yaptırdı, köprü, çeşme yaptırdı, sadaka verdi, fakir doyurdu, çıplak giydirdi…" diye yazılsın sana.
Bekliyorsun, harcamıyorsun, harcamıyorsun, elin sımsıkı, başkasının malının bekçiliğini yapıyorsun. Mirasçının mal bekçiliği yapıyorsun.
Vebali sana, sefası ona. O ölüp gidiyor o sefasını sürüyor, sen de hesabını vereceğim diye uğraş. "Niye bundan vazifelerini yapmadın?" diye. Bunun için işi o tarafa bırakmadan aklın başında iken ölç biç sadaka-i câriye yap. Hayır ve hasenâtını yapıp bir insan, bir köle azat eylerse ne olur bir insan? Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş ki:
"Sizden biriniz, bir para biriktirip de bir köle alıp da azat edecek paraya sahip olursa hemen bu işi yapsın. Hemen bu işi yapsın onun her azası o köleyi azat eden insanın o azasına fidye olur, cehennemden kurtulmasına sebep olur."
Yani bir köle azat ettin mi insanın cehennemden azatlığına vesile oluyor. O kadar kıymetli!
İşte onun için iş işten geçmeden fırsat elden kaçmadan biraz Allah yolunda çalışın. Namaz kılmaya kılıyor, herkes orucu daha çok tutuyorlar, maşaallah namaz Müslümanından oruç Müslümanı daha çok bizim memlekette. Biliyorsunuz bayram Müslümanı daha çoktur. Bayramları senede iki defa camiye gelenler, bu böyle gider, ibadet yapıyorlar da;
"Şu kadar tesbih çek."
"Baş üstüne hocam."
"Şu kadar namaz kıl, beş vaktine beş vakit kat."
"Baş üstüne hocam."
"Para?"
"Canımı al, parama dokunma!"
Böyle bir mantık içinde gidiyor. Parayla belli olacak, ne yapalım. Hayırları yapın iş işten geçmeden, fırsat elden gitmeden, hayır yapın!
Avrupa'ya gittim, görseniz, kiliselerin içini; çiçek gibi bakıyorlar. Adamlar çok zengin, kiliseye yardım ediyorlar, orada biraz mecburiymiş, herkesin maaşından kiliseye yardım vergisi kesilirmiş yüzde on civarı, çiçek gibi ibadethaneleri ama içinde insan yok. İçinde insan yok çünkü binadan önce fikir, duygu, gönlü doyurmak gerekiyor; gönül doymayınca olmaz.
Onun için bir de hatırama geliyor ki birkaç defa arkadaşlarıma söyledim, mesela bir müessese kuralım yardım edin, kesenizi açın "Hadis-i Şerif Enstitüsü"; hadis-i şerifleri incelesin. Hadis-i şerif kitaplarını tercüme etsin. Hadis-i şerif eğitimi, araştırması yapsın. Bu hadis-i şeriflerin tasnifini yapsın. Bu çalışmaları yapsın. Peygamber Efendimiz' in sünnetinin ihyasına vesile olsun.
Bir "Kur'ân-ı Kerîm Enstitüsü" kuralım. Kur'ân-ı Kerîm'in tefsirlerini neşretsin, cilt, güzel güzel bir ortaokul talebesi seviyesinde, bir lise talebesi seviyesinde, üniversite hocası seviyesinde, ilim adamları seviyesinde, kademe kademe şeyler yapalım. Araştırmalar yapalım isteyenlere, orada dershaneler açalım. Buyurun esnaf mısın, saat altıdan on bire kadar Kur'an dersi; talebe misin, işte cumartesi, pazar Kur'an dersi…
Hocalar tutalım, devletten memur olarak maaş istiyorsun, parası yetmeyebiliyor, kadro yok diyebiliyor. Yapalım, dinimize, Kur'an'ımıza, irfanımıza hizmet edelim. Bir "Fıkıh Enstitüsü" kuralım, bir "Tarih Enstitüsü" kuralım. Bunlar ışıl ışıl dünyanın her tarafına neşriyatı yayılan, çalışması fayda sağlayan çalışmalar olsun. Yalnız cami yapmak değil, çok hizmet şekilleri var. Bunlar da hep parayla oluyor, işi en son noktaya bırakmayın, tam can hulkuma gelip gargara başladığı zaman "malımın şu kadarını şuna verdim" demeyin. Aklınız başında, şuurlu iken ne yapacaksanız yapın!
Meselü'l-beyti'llezî yüzkerullâhu fîhi ve'l-beyti'llezi lâ yüzkerullâhu fîhi meselü'l-hayyi ve'l-meyyiti.
Bu hadis-i şerif de zikirle ilgili geldi. Buhâri'de, Müslim'de, İbni Hibbân'da var; Ebu Mûsâ el-Eş'arî hazretlerinden rivayet edilmiş bu sağlam kaynaklarda, hiç kimsenin itiraza mecali olmaz, kıpırdayamaz. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"İçinde Allah'ın zikredildiği ev ile içinde Allah'ın adı anılmayan ev diri ile ölüye benzer."
Kur'ân-ı Kerîm'de seksen küsur yerde Allah'ın adını zikretmek geçiyor. Hadis-i şeriflerde beş yüz küsur hadis-i şerif topladım, bir fırsat bulsam da tercüme etsem, neşretsem diye düşünüyorum. Allah-u Teâlâ hazretlerinin zikrine dair. İçinde zikredilmeyen, Allah anılmayan, zikrullah yapılmayan ev ölü gibidir; zikredilen ev diri gibidir.
Kalp de öyledir. Allah'ı zikreden gönül canlıdır, Allah'ı zikretmeyen gönül ölüdür.
"Hocam geziyor."
Canlı cenaze, istediği kadar gezsin hayır gelmez, manevi bakımdan ölü. Kalbi nasıl toprağı suladığın zaman yeşerten su ise marifetullah, zikrullah yeşertir kalbi. Onun için gelin bundan bucak bucak kaçmayın.
Yâ eyyühe'llezîne âmenû'zkürullâhe zikran kesîran. Ve sebbihûhu bükreten ve esîlan.
"Ey iman edenler Allah'ı çok zikredin. Sabahleyin akşamleyin Allah-u Teâlâ hazretlerini tesbih eyleyin."
Bu da emirlerden bir emir, çünkü siz zikrederseniz Allah da sizi zikredir. "Kulum beni anıyor" diye. Siz yalnız zikredersiniz o kendisi zikreder. Toplulukla zikrederseniz Allah daha hayırlı bir toplulukla zikreder. Allah-u Teâlâ hazretleri tarafından zikredilmek ne kadar büyük bir şeref. Hatta insanın Allah'ı zikretmesi bile büyük bir şereftir!
Sen ne hakla onun adını ağzına alabilirdin izin vermeseydi, sen kim oluyorsun?
Lütfetmiş de adını anmayı müsaade etmiş bize, vazife eylemiş ne mutlu ne güzel... Sonra zikrede zikrede insanın gönlü dirilir, gönlünün pası gider. Gözünün perdeleri kalkar, hakkı görür, hayrı görür, yüzüne nur gelir. İçine dışına nur gelir, Allah-u Teâlâ hazretlerinin istediği, sevdiği has kâmil kul olur. Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna sevdiği razı olduğu bir kul olarak varır.
Allah cümlemizi gafletten ikaz eylesin.
Fâtiha-i şerîfe me'al besmele.
08.04.1984 -
Müslüman ve Münafığın
15.09.1985 -
Allahın Affı
