08.05.1984 - Rüya, Suizan

08.05.1984 - Rüya, Suizan
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emma ba'd.
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbu'llâh ve efdale'l hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve selleme teslîmen kesîra ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atün dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Asdaku'r-rü'yâ bi'l-eshâr.
"En doğru rüyalar, seher vaktinde görülenlerdir."
Bunun da kaynakları çok; Tirmizî'de, Hâkim'de, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde var. Ebu Said el Hudrî Hazretlerinden.
İnsan uyuduğu zaman rüya görüyor. Uykuda düş diyoruz. Türkçe'de; düş yormak, rüyayı yorumlamak. Arapçası, rüya.
Rüyanın sebebi nedir? Rüya nasıl bir şeydir?
Ben gözümü kapatıyorum, bir şey görmüyorum. Kapattığım zaman hiçbir şey göremiyorum da uyuduğum zaman gözüm kapalı bir şeyler görüyorum.
"Hayal görüyorsun ya işte hocam."
Hepsi hayal değil.
Rüyanın nefsânîsi var; nefisten geliyor. Şeytânîsi var; şeytan vesvese veriyor. Rahmânîsi var. Çeşitleri var; âşikâresi var, remizlisi var.
Bazıları bana not gönderirler; "Hocam, böyle bir rüya gördüm, bunun mânası ne?" diye sorarlar. Bu da rüyanın yorumu.
Rüyanın yorumu var mı?
Var. Kur'ân-ı Kerîm'de var. Kur'ân-ı Kerîm'de rüyayla ilgili bazı hususlar geçiyor. Mesela; Yusuf aleyhisselam'ın rüyası. Zindanda O’na rüyasını anlatan zindan arkadaşlarının rüyalarına yaptığı yorumlar. Mesela İbrahim aleyhisselam'ın rüyası.
Yâ büneyye innî erâ fi'l-menâmi innî ezbahuke.
"Ey oğulcuğum! Rüyada ben seni kestiğimi gördüm. Ne olacak şimdi?"
İbrahim aleyhisselam oğluna soruyor: "Evladım, yavrucuğum! Rüyamda ben seni kesiyorum, diye gördüm. Bu seni kesmeme dair bir işaret."
Biz olsak ne deriz?
Bir düşünün sonra ben İsmail aleyhisselam'ın ne dediğini size söyleyeyim.
İbrahim aleyhisselam'ın bu rüyası ne?
Peygamberlerin rüyası, bizim rüyamız gibi değildir. Bir de rüyanın çeşitleri içinde "peygamberlerin rüyası" farklıdır, insanların rüyası gibi değildir. Peygamberlerin rüyası vahiy olduğundan "Ben rüyamda seni, kestiğimi görüyorum." demek; "Allah rüyada bana, seni kesmemi emretti." demek.
O peygamber; ileride İsmail aleyhisselam da peygamber olacak. O da peygamber evladı.
Ne cevap veriyor biliyor musunuz?
Yâ ebeti’f’al mâ tü'mer.
Muhterem kardeşlerim;
İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Erkek adam ağlar; dayanamıyor.
"Babacığım!"
Yâ ebeti'f'al mâ tü'mer.
"Allah sana ne emrettiyse onu yap." diyor.
Teslimiyete bak! Daha delikanlı çocuk. İlkokul çağını bitirmiş gibi bir çocuk. Ne yapacak? Ağaç mı kesecek, çukur mu kazıyacak?
Hayır. Kesmek, kurban etmek.
Yâ ebeti'f'al mâ tü'mer.
"Emrolunduğun şeyi yap!"
Se-tecidünî inşâa'llâhu mine's-sâbirîn.
"İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.” Allah nasip ederse sabretmeye çalışırım inşaallah diyor.
Şu hale bak!
"Babacığım, elimi bağla da sana ters bir şey yapmayayım." diyor.
"Efendim işte şöyle olsun, böyle olsun!"
E tabi Allah imtihan ediyor. Kestirdi mi kestirmedi mi?Kurban gönderdi, kestirmedi Allah. Ama şu hale bak! Rüyalar ona gidiyor.
Rüyaların çeşitleri var. Yalan rüya var; hakiki, doğru rüya var.
Asdaku'r-rü'yâ.
"En doğru rüyalar." Görüldüğü zaman gün gibi, ertesi gün şıp diye çıkan rüyalar.
Ne zaman?
Bi'l-eshâr.
"Seher vakitlerinde olandır."
"Seher vakti ne demek hocam?"
Birçok kimse seher vaktini, saat altı-yedi gibi filan sanıyor. Daha güneş görünmemiş ama aydınlık sanıyor; değil. Seher vakti, imsaktan önceki vakittir. Oruçlunun yemek yemek için kalktığı zamana "seher vakti" derler. Gecenin sonu, daha ortalık karanlık olduğu zamanı seher vaktidir. Seher vakti, çok kıymetli bir vakittir. Eskiden yatsıdan sonra uyuyan uyurdu; gecenin üçte biri, üçte ikisi geçerdi. Sonuna doğru uyku alınmış olurdu. O zaman kalkıp abdest alıp teheccüd namazı kılınır İslâm'da. Çok kıymetli bir vakit. Göğün kapılarının açıldığı, Allah'ın duaları kabul ettiği bir zaman. İşte o zamanda görülen rüyalar, en doğru rüyalardır. Gecenin artık ilk yorgunluğu geçmiş. İnsan ilk yattığı zamanlar rüya görmez.
Neden?
Çok derin bir uykuya dalar, uyku en derin seviyesinde cereyan eder. Sonra sathîleşir. Şuur uyanır ama göz daha uyuyor. Ondan sonra bir müddet devam eder; sonra insan, asıl uykudan uyanır. İşte seher vakti; o derin uykudan hafif uykuya geçtiği zaman oluyor. Bir de mânevî bereketin çok olduğu, göğün kapılarının açıldığı zaman oluyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; "O zaman görülen rüyalar en doğru rüyalardır." buyurmuş.
Asdaku't-tayereti'l-fâlü ve lâ terüddü müslimen ve izâ reeytüm mine't-tayri şey'en tekrehûnehû fe-kûlû: Allâhümme lâ ye'tî bi'l-hasenâti illâ ente ve lâ yüzhibü bi's-seyyiâti illâ ente ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
Ukbe b. Âmir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf.
Asdaku't-tıyereti.
Tıyeret ne demek?
"Suizan" demek. Yorumlamak, kötüye yormak veya herhangi bir konuyu yormak demek. Aslında uğursuzluğa yormak demek ama burada genel mânasıyla kullanmış.
Asdaku't-tıyereti. "Yormanın en doğrusu."
El-fâlü "Hayra yormak" demek. İnsan kötü bir şey gördüğü zaman, onu birisine söylediği zaman veya kendisi onun üzerinde düşündüğü zaman ona iyi bir yorum getirmesi. Yorumu güzel yapmaya "fal" deniliyor. Bu tavsiye edilmiş.
Misalle anlatayım: Şu bizim Sultanahmet camiini yaptıran mübarek Sultan Ahmet. Aziz Mahmud-u Hüdâyî hazretlerinin dervişi olan padişah. Derviş Sultan Ahmet! Bir rüya görmüş. Rüyasında Avusturya kralıyla güreşe tutuşmuşlar. Alt alta, üst üste mücadele etmişler, güreşmişler. Avusturya kralı bunun üstüne çıkmış, sırtını yere yapıştırmış.
Biz de sırtın yere yapışması nedir?
Tuş olmaktır. Avusturya kralı, Sultan Ahmed'i rüyada tuşa getirmiş.
Böyle bir rüya görünce insan ne olur?
Allak bullak olur. Kötü bir rüya değil mi? Tayere bu, kötü bir şey gördü, fena bir şey gördü; bu onun misali.
Şeyhi Aziz Mahmud-u Hüdâyî hazretleri ya. Korkuyla O’a gitmiş, telaşla rüyasını anlatmış:
"Efendim, âcizâne, nâçizâne bu gece yattığımda böyle bir rüya gördüm." diyor; titriyor korkuyor.
Acaba neden korkuyor?
Devleti nâmına korkuyor.
"Avusturya'yla harp edeceğiz; Avusturya Osmanlı'yı yenecek mi acaba?"
Korkusu bu. Sultan Ahmed korkuyla rüyayı anlatmış. Aziz Mahmud-u Hüdâyî kaddesallahu sirrahu'l-azîz. Zamanın kutbu olduğu söyleniyor. Allah sevgili kullarının şefaatlerine erdirsin.
"Sultanım, müjde, ne iyi!" demiş.
Hoppala! Neresi iyi?
"Yer, kuvvettir sultanım! Rüyada sizin sırtınız yere geldi ya; sırtınız kuvvetli tarafta olduğu için bu rüya sizin lehinize. Allah'ın lütfuyla siz savaşta Avusturya kralını yeneceksiniz." demiş.
Aman ne sevinmiş Sultan Ahmed, nasıl memnun olmuş. Hakikaten de yapılan savaşta Osmanlılar, Avusturya'yı yenmiş. Yorum da doğru çıkmış.
En güzel yorum, hayra yormaktır. Bizim büyüklerimiz; "Rüya herkese anlatılmaz." derler.
Neden?
Abuk sabuk yorum yaparsa o da fena. Yorumcunun vaziyeti de çok fenadır. Terse yorması iyi olmaz. Onun için şöyle ârif, aklı başında bir kimseye yordurmak lazım. Herkese rüya da anlatılmaz. Allah duaları kabul edicidir; o yorma, o dua, o düşünce bereketiyle Allah o duayı kabul edebilir.
Peygamber Efendimiz Hudeybiye muhâsarasının olduğu zamanda;
"Kureyş'ten gelen adam kimdir?" diye sordu.
"'Süheyl isminde birisi" dediler. Süheyl, sehil kelimesi ile, kolaylık kelimesiyle ilgili.
"Haa demek ki işimiz kolay olacak." dedi Efendimiz, hayra yordu. Bizim Türkçe'de de bir söz vardır ya; "Ağzını hayra aç." derler.
Ya sus ya da hayır söyle. Hayra yormak lazım.
Sonra;
Velâ terüddü müslimen. "Müslüman bir Müslamanı reddetmez, geri bırakmaz."
Ve izâ reeytüm mine't-tayri şey'en tekrehûnehû fe-kûlû. "Hoşunuza gitmeyen bir şey gördüğünüz zaman -bu gibi konularda- şu duayı yapın."
Allâhümme lâ ye'tî bi'l-hasenâti illâ ente. "Kulların başına iyilikleri ancak sen getirirsin, başkası getirmez."
Ve-lâ yüzhibü bi's-seyyiâti illâ ente. "Kötülükleri de senden başkası götürmez."
"İnsanların üzerine iyiliği getiren de sensin, kötülüğü def eden de sensin, yâ Rabbi! Senden başkası değil."
Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh. "Allah'tan başka güç, kuvvet sahibi yoktur." Gücün, kuvvetin sahibi Allah'tır. Allah'ın dediği olur. Allah'a dayanan rahat eder, kurtulur. Allah'a tevekkül edenin yâveri hak olur, işi rast gider. İşte bu çok önemli!
Allah mütevekkil kullarını seviyor. Bu Allah’ın sevgisini kazanmaya da bir vesile oluyor. “Ben Allah’a tevekkül ettim.” Allah kendisine tevekkül edenleri seviyor.
Ben şimdi düşünüyorum; başımıza çeşitli olaylar, arzular, istekler geliyor.
En iyisi ne?
“Ya Rabbi her şey senin elinde. Hayrı da getiren sensin, şerri de def eden sensin. Ben senden isterim.” deyip gözünü kapayıp, elini kaldırıp Allah’tan istemesi lazım. Kuldan ummaması lazım, kuldan korkmaması da lazım. Ne korkması lazım ne de umması lazım. Her şeyi Allah veriyor; dilerse verir, dilemezse vermez.
Nasipse gelir Hind’ten Yemen’den
Nasip değilse düşer gider çenenden.
Lokmayı buraya kadar getirirsin bir şey olur; hoppp çenenden aşağı düşer. Hay Allah...Hadi bakalım yiyemezsin. Nasip değilse çenesinden düşer, nasipse Yemen’den gelir.
Gelmiyor mu?
İstanbul’da, Hindistan’ın hindistan cevizini yemiyor muyuz. Parası olan çarşıya gidiyor, alıyor tak tak tak kırıyor. Veyahut hindistan cevizli lokumların üzerinde hepimiz yiyoruz. Suudi Arabistan’dan hurma geliyor yiyoruz. Hacı kardeşlerimiz zemzem getiriyor içiyoruz, falanca yerden ananas, muz geliyor, Allah rızkı veriyor.
Kâinatın sahibi, işleri olduran, ölenleri öldüren Allah’tır. Öyle değil mi?
Öyle!
Amennâ ve saddeknâ.
Öyle ama işlerimizi O’na göre ayarlamıyoruz. Başka hesaplara göre ayarlıyoruz. “Şöyle yaparsam işimi kaybederim, böyle yaparsam maaşım gider. Şöyle yaparsam atılırım, böyle yaparsam fakir düşerim.”
Hayır! Öyle değil işte!
Sen Allah’ın yolunda yürü, Allah yardım eder. Allah bir kulunu yükseltmek istedi mi, kimse alçaltamaz. Allah bir kuluna fayda vermek istedi mi kimse zarar veremez. Allah bir kulunu yaşatmak istedi mi kimse öldüremez. İbrahim aleyhisselamı ateşe attılar ölmedi, yanmadı. Ateş yakmadı. Ama Firavun’unu da kimse kurtaramadı. Ordusu bile kurtaramadı...
Biz bu dünyaya işte geldik işte gidiyoruz. Kimimiz kırk yaşında, kimimiz elli, kimimiz altmış. Kimisinin yetmiş, işi bitmiş. Geldik gidiyoruz.
Biz neyiz?
Allah’ın aciz naçiz kullarıyız. Aklımız varsa; şu kâinatın sahibine iyi kulluk ederiz, O’nun rızasını kazanmaya çalışırız.
Fatiha-i Şerîfe mea'l-Besmele.
16.06.1985 -
Faziletli Dualar A
15.12.1985 -
Kıyamet Alametleri
