17.02.1985 - Müslümanı Hoş Etmek, İnşikak, Tevekkül, Allah Sevgisi

17.02.1985 - Müslümanı Hoş Etmek, İnşikak, Tevekkül, Allah Sevgisi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men serre müslimen ba'dî fe-kad serrenî fî kabrî ve men serrenî fî kabrî serrahu'llâhu teâlâ yevme'l-kıyâmeti.
İbn Mes'ud radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Benden sonra kim bir müslümanı sevindirirse -ben vefat ettim; benim hayatımda kardeş olursunuz, 'peygamberdir' diye etrafımda halkalanırsınız ama benden sonra gevşemeyin- şad ederse sanki kabrimde beni sevindirmiş olur."
Ve men serrenî fî kabrî. "Kim de beni kabrimde, vefat ettikten sonra sevindirirse." Serrahu'llâhu teâlâ yevme'l-kıyâmeh. "Kıyamet gününde de Allah onu sevindirir."
"Sen Peygamberimin gönlünü hoş etmiştin, gel bakalım kulum." der.
Buradan ne anlıyoruz? Müslüman kardeşlerimizin gönlünü hoş etmeye bahane arayacağız. Tilki gibi kulak kabartacağız, etrafımıza gözcü gibi bakacağız. "Acaba hangi müslüman kardeşime nasıl bir fırsat bulurum da nasıl bir şey yaparım da gönlünü hoş ederim? 'Allah razı olsun!' dedirtip bir duasını alırım? Nasıl sevindiririm?" Onun çaresine bakacağız.
Biz Erenköy'de oturuyoruz Bir sakallı amca vardı; o anlattı:
Filanca aileden vefat etmiş bir kimse için diyor ki; "Allah rahmet eylesin! Kurban bayramında camiden çıktık. Bana "gel bakalım" dedi. Ben fakirim. Tuttu elimden sürünün başına gitti; 'Bir koyun seç bakalım.' dedi." Hık mık... Tabi bir güzel koyun seçmiş. "Hadi al götür bakalım evine." demiş. O fukaracık kurban kesecek durumda değil. Boynu bükük kalacaktı. Koçu çekmiş, götürmüş. Bak vefat ettikten sonra hâlâ candan yad ediyor. Sevindirmeye bahane aramak lazım. Müslümanlık bu.
Müzelerde, şu eski kitapların içinde, -yeni kitaplarda da yok- tarihte.
Bizim medeniyetimiz, dünyanın en olgun medeniyetidir. Buna yüzde yüz inanın.
"Fransa çok medeniyetin beşiği!"
O Fransa, o Cezayir'e gittiği zaman; "Ben onlara medeniyet götürüyorum." diye nüfusun üçte birini kesti.
Ne medeniyeti götürüyorsun?
Senin Cezayir'de ne işin var?
Senin diyarın mı?
Niye gittin, niye kestin?
İtalya. Libya'ya geldi, nüfusun yüzde ellisini kesti, her iki kişiden bir kişiyi kesti. Niye kesiyorsun? Dur bakalım, anlayalım. Buğday ektin de orağı aldın da onu mu kesiyorsun? İnsan kesiyor. Nerede medeniyet? Bunun neresi medeniyet?
Allah insanın gönlüne iman versin, vicdan versin, merhamet versin. İnsan o zaman insan olur. Gerisi lâf...
"Kendim rahat edeceğim." diye öteki insanların başlarına basar, çatır çatır kafataslarını kırar, oturur keyfine bakar o. İnsanı İslâm'dan ayırmak kadar büyük zulüm olmaz. En büyük zulüm odur.
Neden? İnsanlıktan ayırıyorsun, merhametten ayırıyorsun. İlerideki bütün cinayetlerin vasatını hazırlıyorsun. Bütün gaddarlıkların, bütün zalimliklerin, bütün hainliklerin, bütün fecî sahnelerin tohumu, başlangıcı oluyor.
Bak insan olduğu zaman, müslüman olduğu zaman kardeşini sevindirmeye, kardeşinin işini görmeye, kardeşinin ayıbını örtmeye koşuyor. İslâm'dan ayrıldığı zaman dünyaya bakın. Haberleri zengin bir gazeteyi açın. Orta Amerika kaynıyor. Korkunç! O onu kesiyor, bu bunu kesiyor. Bilmem ne, bilmem ne! Hindistan'a, Güneydoğu Asya'ya, Filipinler'e bakıyorsun perişan. Afrika haberlerinin gelmesinden bıktık artık. Ölenin haddi hesabı yok. Bunlar ne biçim insanlar! Bu ne biçim insanlık! Bunlar aynı ananın babanın evlatları değil mi? Bunu neden yapıyorlar ve bunun çaresi ne?
Çare Allah'tan. İslâm!
"İşte ona razı değilim!"
Razı değilsen çekersin.
Ona razı olamıyor; neden? wDüşünüyor, taşınıyor: "Müslümanlık gelse ben içki içemeyeceğim, zina edemeyeceğim, çalışıp alnımın teriyle kazanacağım, başkasını istismar etmek yok!"
O kötü gibi geliyor. Ama asıl kötülük; İslâm'dan uzaklaşıldığı zaman oluyor.
Adam "Silah fabrikası çalışsın." diye iki taraf arasında harp çıkarıyor. Biliyoruz artık, gözümüz açıldı. Silahlar birikmeye başladı mı iki devleti birbirine düşürüyor. Bir ona gidiyor bir ona gidiyor; "Bende silah var, alır mısın?" diyor, alıyor tabi, adam harbe başlamış. Öbür tarafa da gidiyor; "Bak öbür taraf silah aldı, bundan alır mısın?" diyor, o da alıyor.
İsrail'in İran'a silah sattığını biliyor musunuz?
Para gelsin de nereden gelirse gelsin. İster kanlı ister irinli ister gözyaşlı olsun. Para gelsin, para!
Niye? Parayla her türlü sefa var, zevk var, eğlence var. Parayı cebine koyan, eğlenir.
Hey insanlık hey!
Peygamber Efendimiz, Âdem atamızı şöyle görmüş; sağına bakıyor gülüyor, soluna bakıyor hüngür hüngür ağlıyor.
Neden? Sağındaki cennetlik evlatlarını görüp gülermiş mübarek. Solundaki cehennemlikleri, asileri, zalimleri görür ağlarmış. Hepsi onun evladı değil mi? Hepsi Âdemoğlu. Onları görünce de ağlarmış.
Baba kalbi dayanır mı?
İşte böyle.
Din iman gitti mi insanın insanlıktan nasibi kalmıyor; hayvanlardan aşağı oluyor, kalleş oluyor, yalancı oluyor, gaddar oluyor. Ahdine riayet yok, merhamet yok, insaf yok.
O paranın hayrını görür mü acaba?
Su testisi su yolunda kırılır hocam. O parayı yiyemeden başka zalim gelip onun başına konuyor; o da öyle gidiyor.
O zaman ne yapalım hocam? Bir kere sen müslüman ol; bir. Sonra İslâm'ı öğretmeye çalış, başkalarına İslâm'ı anlat; iki. İslâm düşmanları ıslah olmaz, iflah olmaz. Ondan sonra da onlara karşı da güçlü kuvvetli ol, hazırlık yap, sağlam ol.
"Türkiye'yi bir punduna getirsek de Balkanlar'ı, Tuna vilayetini, Mora vilayetini, Kırım'ı, Kafkasya'yı ve Afganistan'ı aldığımız gibi alsak!"
"Alamaz!"
Niye alamaz? Niye alamasın? Öbür tarafları nasıl aldı?
Belgrad bizim değil miydi? Viyana'ya kadar gitmemiş miydik? Kafkaslar bizim değil miydi? Kırım bizim değil miydi? Karadeniz Türk gölü değil miydi? Bakü bizim değil miydi? Orta Asya bizim değil miydi? Nasıl aldı?
"Onları aldı ama bizi alamaz."
Ne garantin var?
Düşman gülle yağdırır. İlla taş mı yağacak sanıyorsun? Müslüman ol, adam ol, evladını iyi yetiştir, İslâm'ı koru kolla, karşı tarafa hazırlan; "Kırk beş milyon tane şehit olmaya can atan, eli silahlı, pırıl pırıl, cıvıl cıvıl insan var. Ben Türkiye'ye yan bile bakamam." desin.
O ona düşman o ona düşman; ırkçılık, bölgecilik, menfaatler, çeteler, mafyalar. Bunların hepsini düzeltmemiz lazım. Bunların hepsi düşmanın işine yarar. Allah uyanıklık versin. Müslüman; "uyanık insan" demektir. Müslüman; "uyumayan insan" demektir.
Bu memleketi dedelerimiz aldılar. Ondan sonra da "Al evladım, sana güzel bir emanet, buyur bak. " İstanbul! 27 km. boğazı var. 7 km. Haliç'i var, Marmara Denizi var, Çamlıca Tepesi var, Yuşa tepesi var. Peygamberler diyarı, Peygamberler dolaşmış. Güzel; mübarek bir yer. Sahabe diyarı, yirmi yedi sahabe biliyoruz burada. "Allah senden razı olsun dedeciğim. Aldın bize verdin. Şimdi sıra bize geldi, biz koruyacağız."
Gavur bazen camdan bazen kapıdan bazen bacadan gelir. Belli olmaz ki. Her tarafı kollayacaksın. Ön tarafı sımsıkı kapatırsın, arka kapıdan gelir. Gözünü açacaksın.
"Hocam, onların ne yaptığını ben biliyorum ama cebime çok para koydular, cebim şişti. Onun için görmezlikten geliyorum. Nasıl olsa ben bu parayı alırım, filanca yerde mülk alırım, rahat ederim. Varsın düşman arkadan gelsin. Nasılsa memleketini seven insanlar var. Onlar onunla baş ederler. Ben parasızlıktan, pulsuzluktan çok sıkıntı çektim hocam. Rüşvet cebimde; şununla bir günümü gün edeceğim."
Geçtiğimiz günlerde bazı sermayedarlara sormuşlar:
"Yahu bu komünistleri niye besliyorsun? Bak komünistler şöyle yapıyor, böyle yapıyor."
"Ya ben aptal mıyım, bunlarla dalaşıp da fabrikamı mı yağma ettireyim, talan ettireyim? Nasılsa milliyetçiler var. Onlar nasılsa korurlar memleketi." diye cevap vermiş. "Nasılsa ötekiler korur." diye para yardımı yapıyor. Akla bak! Bunlar yüzde yüz doğruluğuna inandığım sözler. Hatası varsa kardeşlerimiz söylesin, ben de düzelteyim.
Men serrehu en yestecîballâhu lehû inde'ş-şedâidi ve'l-kürebi fe'l-yüksirü'd-duâe fi'r-rahâi.
Sadaka resûlüllâh. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men serrehû en yesteciba'llâhu lehû inde'ş-şedâidi ve'l-kürebi. "Belalarda, sıkıntılı zamanlarda Allah-u Teâlâ hazretlerinin kendisinin duasının kabul etmesinden memnun olacak olan, onu isteyen insanlar."
Ne yapsın? Fe'l-yüksirü'd-duâe fi'r-rahâi. "Genişlik, bolluk zamanında duayı çok etsin."
Zenginlik, sulh, hoşluk, asudelik zamanında duasını çok etsin. Başı sıkıştığı zaman el kaldırmasın. Geniş zamanda etsin; Allah-u Teâlâ da sıkıntıya düştüğünde onun imdadına yetişir. Genişlik zamanında hiç Allah'ın adını anmaz.
Şair diyor ki;
Nasırı vurmasaydı Allah'ın adını anmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye. diye şiir yazmış.
Şairin Süleyman Efendi'si Allah'ın adını ne zaman anarmış? Pabucu nasırına değip canı yanınca "Allah Allah!" der, o zaman anarmış.
Hadisi iyi anladınız değil mi? "Sıkıştığınız zaman Allah sizin duanızı kabul etsin istiyorsanız genişlik, rahatlık, bolluk zamanında duanızı, ibadetinizi taatinizi yapın."
Genişlik zamanında Allah'ın adını hiç anmıyor. Ama bir tehlike baş gösterdiği zaman dua edecek. Öyle şey yok! Öyle yağma yok! Bak Allah razı gelmiyor. Benim gönlüm razı gelmiyordu; hadîs-i şerîf çıktı karşıma. "Böyle sahtekarlık olmaz!" diyordu benim gönlüm. Hadîs-i şerîf çıktı. Sadaka Resûlullah. Allah şefaatine erdirsin. Dinimiz ne güzel ölçü koymuş. Öyle sahtekarlık yok.
Edebiyat Fakültesinde okuyoruz. Talebeler masanın etrafında toplanmışız. Hocalar orada. Zelzele başladı. Koca beton bina, Edebiyat Fakültesi binası sallanıyor; her şey gelip gidiyor. "Ne oluyor?" diye şöyle göz ucuyla ona baktım, buna baktım. Baktım hepsi mum gibi oldu. Be herifler, daha önce aklınız neredeydi?
Dudaklar kıpırdamaya başladı. Başladılar duaya.
Sarsılmaya başlayınca nereye kaçacak?
Beton bina çatırdadı mı altı katı kitap sayfaları gibi üst üste biniveriyor. Adapazarı'nda zelzele oldu. Koca bina, -beton binaları bir şey sanırdık- bütün katları, kitap sayfası gibi üst üste biniverdi.
Men serrehû en lâ yecide'ş-şeytânü indehû taâmen ve lâ makîlen ve lâ mebîten fe'l-yüsellim izâ dehale'l-beytehû ve'l-yüsemmi alâ taâmih. "Her kim ki şeytan onun yanında yemek bulamasın, yatacak yer bulamasın, geceleyecek yer bulamasın isterse evine girdiği zaman selam versin. O zaman şeytan orada yemek yiyemez, şeytan orada geceleyemez, sabahlayamaz, istirahat edemez. Def olup gider, içeriye giremez. "Bismillâhirrahmânirrahîm" diye evine girsin ve yemeğine besmele ile başlasın"
Yemekte besmele ile, eve girerken besmele ile, her hayırlı işimizi besmele ile yapacağız. O zaman şeytanın [etkisi] olmaz. Yoksa şeytan insanın yemeğine ortak olur, hatta evladına ortak olur, hanımına ortak olur; Allah korusun! Onun için Allah'ı unutmayacağız. Allah'ın adını anacağız, şeytanı yanımıza sokmayacağız.
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm diyeceğiz, Sağ ayağımızı atacağız, evimize gireceğiz ondan sonra yemeği yerken "Bismillâhirrahmânirrahîm." diyeceğiz. "Yâ Rabbi! Nur olsun, ibadete kuvvet olsun" diye başlayacağız öyle olacak.
Taam "yiyecek" makîl kaylule kelimesinden geliyor ki "öğleden önce veya öğle vakti olan uykuya" denir. "İstirahat" mânasına geliyor. O vakitte uyku uyumak iyidir. Peygamber Efendimiz o vakitte uyurdu. Mübarek gece uyanıktı da ondan. Gece teheccüd namazı kılardı, ibadet ederdi, sabah namazını kılardı, işrakı beklerdi. Ondan sonra öğle vakti yaklaştığında güneş tepeye çıkmışken istirahat ederdi.
Çok kıymetli bir uykudur. İnsan çok sıhhat kazanır, çok dinçleşir. Günün ortasında iş yerinde kendine bir yer ayarla. Sünnet-i seniyyedir. Namazdan evvel yirmi dakika bir uzan veya namazdan sonra. Perdeleri kapat, karanlıkta gözlerini şöyle bir kapat; uyumasan bile bir uzan. O istirahat insanın zehrini, yorgunluğunu süzer alır gider, ondan sonra tekrar dinçleşir.
İslâm'ın her şeyi güzeldir. Müslüman olan insan sıhhatli olur, dinç olur, akıllı olur, her şeyi güzel olur. Şeytan istirahat yeri bulamaz, yemek bulamaz.
Mebit de "gecelemek, geceleme yeri" demek beytûtet kelimesinden geliyor, "geceleyin yatmak, bir evin içine sığınmak, barınmak" demek.
Şeytanın istirahat, barınma, geceleme yeri yemek imkânı bulamamasını istiyorsan eve girerken besmele ile gireceksin. Besmelesiz girdin. Daha kapıda hanımla çatıştınız. İçeri geldiniz, çocuğunuz sizi kızdırdı, bağırdınız çağırdınız, tabaklar havada uçtu, şangır şungur kırıldı.
Neden? Şeytan orada rolünü oynuyor.
Men serrehû en yenzura ileyye yevme'l-kıyâmeti ke-ennehû re'ye aynin fe'l-yekra' ize'ş-şemsü küvvirat ve ize's-semâü'n-fetarat ve ize's-semâü'n-şakkat
İbn Ömer radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz üç Kur'an sûresini methetmiş. Bir dahaki haftaya ezberleyeceksiniz, imtihan edeceğim.
Men serrehû en yenzura ileyye. "Kim bana bakmaktan sevinç duyarsa, memnun olursa, bana bakması kendisini sevindirirse"
Nasıl bakmak? Re'ye aynin "göz bakışıyla" hayal olarak, tahayyül olarak değil, hakiki olarak benim yüzüme, cemalime bakmaktan memnun olursa.
Ne yapsın? Fe'l-yekra' "Okusun."
İze'ş-şemsü küvvirat."Tekvir sûresini okusun."
Ve ize's-semâü'n-fetarat. "İnfitar sûresini okusun."
Ve ize's-semâü'n-şakkat. "İnşikak sûresini okusun." diye Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu üç sûreyi tavsiye buyurmuş.
Size bir haftalık vakit. Amme cüzünü açın, ezberleyin. Bir dahaki haftaya Resûlullah'ın cemalini görmeye hak kazanın.
Men serrehû en yekûne akve'n-nâs fe'l-yetevekkel ale'llâhi azze ve celle. "Kim ki insanların en kuvvetlisi olmaktan sevinç duyar. İnsanların en kuvvetlisi olmayı isteyen, ondan sevinç duyan bir kimse, öyle olmak kendisi sevindirecek bir kimse ne yapsın? Aziz ve Celîl olan Allah'a tevekkül etsin."
Tevekkültü ala'llah. "Bu işe girişiyorum."
En kuvvetli insan o.
Neden? Rabbi var. Rabbine tevekkül etti.
İnna'llâhe yuhibbü'l-mütevekkilîn. "Allah tevekkül edenleri sever." Onu koruyacak, kollayacak. Hadi bakalım bir zarar ver de göreyim!
Musa aleyhisselam'ın kavmi Firavun'un zulmünden beraberce kaçtı, deniz kenarına geldiler. Arkadan düşman kovalıyor.
Kâle ashâbu Mûsâ innâ le-müdrekûn. "Musa aleyhisselam'ın ashabı 'Eyvah, yakalanacağız!" dedi." Önü deniz, arkadan atlı kuvvetler geliyor, hepsini kesecek. Deniz kenarında kıstırdılar.
Kale kellâ inne maiye rabbî seyehdîn. "Hz. Musa; 'Hayır! Asla! Rabbim bizim yanımızda, benim yanımda. O bize yol gösterecek.' diye cevap veriyor."
Daha yol yok ortada, imkân yok. Önü deniz, arkası düşman! "Hayır" diyor. "Asla!"
Kâle kellâ inne maiye rabbî seyehdîn. "Benim yanımda Rabbim var. O bana yolumu gösterecek."
Allah-u Teâlâ hazretleri; "Vur asanı denize." dedi. Denize vurdu, on iki tane yol açıldı; hepsi bulvar gibi. Musa aleyhisselam ve ashabı geçti. Firavun ve ordusu suya gark oldu. Halbuki zâhiren bakarsan Firavun ve ordusu daha kuvvetli gibiydi. Ama Allah diğerlerini korudu, kurtardı. Kim tevekkül ederse böyle olur. Hatta;
İnnehû leyse lehû sultânün ale'llezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn. "Şu şeytan var ya bu şeytanın iman edip de Allah'a tevekkül edenlere tesiri yok. Zarar veremiyor, yanına sokulamıyor."
Leyse lehû sultanün. "Şeytanın tasallutu, gücü kuvveti yoktur."
Kime? Ale'llezîne âmenû. "İman edenlere." Ve alâ rabbihim yetevekkelûn. "Rablerine tevekkül edenlere."
Tevekkül çok güzel şeydir. Tevekkülü öğrenmemiz lazım.
Mektep açmışız. Ticaret hukuku öğreteceğiz, muhasebe öğreteceğiz. Sağlık koleji filan. Hep mektep açmışız. Biz de bir mektep açalım. Burada tevekkül dersi, müslümanları sevme dersi, teslimiyet dersi olsun. O dersleri gösterelim. Bunlara çok ihtiyacımız var.
Men serrehû en ya'leme mâ lehû inda'llâhi fe'l-ya'lem mâ lehû indehû.
Resullullah sallallahu aleyhi ve sellem bir ölçü daha verdi. Hadi bakalım vur bu kantara kendini, ne kadar tartacak seni, ağırlığın neymiş?
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"'Allah indinde kendisine ne gibi nimetler var? Allah indinde mevkii, mertebesi nedir?' Bunları bilmek kimi sevindirecekse, kim bunları öğrenmek istiyorsa kendisinin yanında Rabbinin kadr-u kıymeti nedir, onu bilsin."
"Acaba Rabbim beni seviyor mu sevmiyor mu? Rabbimin yanında mertebem ne?" diye merak etmez mi insan? Bilmek istemez mi? Bilmekten memnuniyet duymaz mı? Duyar.
Çare? Sen kendine bir bakıver bakalım. Rabbinin makamı, mevkii, hâli, sevgisi, hürmeti senin kalbinde ne mertebede?
Hiç aldırmıyor, hiç bilmiyor, hiç düşünmemiş, hiç o tarakta bezi yok. Öbür tarafta senin durumun sıfıra yakın.
"Bayılırım. Bir emrine canım kurban. Bin tane canım olsa hepsi feda!"
Sen Rabbinin indinde kıymetlisin. Rabbinin ahkâmı, sevgisi, sevdiği şeylerin değeri senin yanında neyse senin değerin de Rabbinin katında o. Ne güzel ölçü! Kendimizi ölçeceğiz, şöyle içimize bakacağız. Ona göre mevkiimizi tayin edeceğiz.
Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.
09.12.1984 -
Kibir, Hıyanetle Mal
08.07.1984 -
Hadis Nakletmek, Zekat,
