İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

26.05.1985 - Amaya Yardım, Faydalı Tesbihler

26.05.1985 - Amaya Yardım, Faydalı Tesbihler
Hadisler Deryası

26.05.1985 - Amaya Yardım, Faydalı Tesbihler

14.12.2024
20 dk 22 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men kâde a'mâ erba'îne hatveten vecebet lehü'l-cennete.

Taberânî, Hulvanî, İbn Hibban; İbn Ömer radıyallahu anh'ten rivayet etmişler. Şirâzî, İbn Abbas'tan rivayet etmiş. Hatib-i Bağdâdî, Enes'ten rivayet etmiş. Daha başka kaynaklar var, onlar Cabir radıyallahu anhum ecmain. Bir tanesi de Ebû Hureyre’den rivayet etmiş. Bu hadîs-i şerîfte bir izahat vereceğim size, önce mânasını söyleyeyim:

Men kâde a'mâ erba'îne hatbeten vecebet lehû'l-cenneh. "Her kim ki bir âmâya kılavuzluk eder, kırk adım götürürse ona cennet vacip olur."

Koluna giriyor, gideceği yere götürüyor. Kıyâdet; ona yol göstermek, tutup da yetmek, yedmek derler. “Kim iki gözü görmeyen bir kimseyi kırk adım yederse, ona kılavuzluk ederse ona cennet vacip olur” deniliyor.

Kaynakları sıralamış; Taberânî'de, İbn Hibban'da var. Daafehû denmiş, İbn Ömer'den daha başka kaynaklar da var. Sahabeden daha başka kaynaklarda var.

Ve evredehû ibnu'l-Cevziyyi fî'l-mevdû'ât fe lem yusib. "İbnü'l-Cevzî bu hadîs-i şerîfi Mevzu Hadisler kitabında, Mevzuatında zikretti ama isabet etmedi."

Râmuzü'l-ehâdîs'i yazan Hocamız Gümüşhaneli Ahmet Ziyaeddin Efendi büyük alimdi, çok eserleri var. Padişahların kendisine hürmet ettiği kimseymiş. Padişah bir vapur tahsis etmiş de "Hocam, istediklerinle beraber hacca buyur!" demiş. Mısır'da üç sene kalmış. Mısır alimlerine de okuduğumuz kitabı takrir etmiş, orada da icazet vermiş. Arapça konuşmaya muktedir, hadis ilminde telifatı olan ve "muhaddislerin son devirlerde yaşayanlarının en büyüklerinden" diye kitaplarda adı geçmiş bir kimsedir.

[Ahmed Ziyâüddin] Hocamız rahmetullahi aleyh burada bazı hadisler alıyor; Allah şefaatlerine erdirsin, biraz zayıf. Yüksek İslâm Enstitüsü'ne yeni giden, İlahiyat Fakültesi'ne, İmam-Hatip'e giden bazı kimseler, "Efendim o zayıf hadisler de almış…" diyor. Bu mübareğin ömrü hadis incelemekle geçmiş. Senin daha yeni okuduğun şeyi o çok önceden okudu, mevzu hadisleri biliyor. O kitapları topladı, kendisi hadis kitapları yazdı. Bunu almasında bir sebebi var, bir hayat tecrübesi var. İnceledi.

Ne diyor? "İbnü'l-Cevzî biraz keskin karakuşî hüküm vermiş ama isabet etmemiş." diyor.

Her ihtisas sahibinin bir ustalığı vardır.

"Usta, bunu nasıl bağlayayım?"

"İşte bu tarzda yaparsan şöyle olur."

Ustayla çırak aynı olmaz. Seneler geçmiştir, onu yapış tarzında bir incelik vardır.

Birisi anlatıyor: Bir resmî binanın tavanının kartonpiyerlerini, alçı süslerini aldık. Alçıyı karıyoruz, yapıncaya kadar donuyor; yapamıyoruz!" diyor. Alçı çabuk donar.

"Yukarıya kartonpiyeri yapıştıramadan, şeklini dökemeden, koca bidonlarla alçıyı donduruyoruz, çaresini bulamadık." diyor.

Püf noktası var. Sonra bir usul ile o püf noktasını anlamışlar, öğrenmişler; rahat rahat çalışmışlar. Her ilmin bir incecik noktası vardır. Onları ustalar yanına saklar, söylemez. Sonra insanın hayat tecrübesi olur.

Falanca yemek yapıyor:

"Kusura bakma ama pek tatlı olmamış." Ötekisi yemek yapıyor, insanın parmaklarını yiyeceği geliyor.

Neden? Onun tecrübesi var. İçine birazcık bir şey katıveriyor: "Tam kaynadığı sırada yarım kaşık toz şekeri katarım." veyahut "Şu kadar bilmem ne yaparım…" diyor. Bir şey yapınca veyahut şu baharattan şu kadar koyuveririm, tadına doyum olmuyor. İkisi de köfte yapıyor; insanın birisini yiyeceği gelmiyor, ötekisine bayılacağı geliyor. İkisi de börek yapıyor; birisi takır takır kuru oluyor, ötekisi yumuşacık sünger gibi oluyor filan.

Hocamızın da ustalığı olduğundan isabetli olmadığını ifade buyurmuş, Hocamız böyle bazı hadisleri bir hikmete mebni almış.

Allah-u Teâlâ hazretleri kuluna bir bahane olsa da ikram etsem, diye bahane arıyor. O âmâya merhamet edip de onu kırk adım götürmeyi de bahane etmeye kâdir. Hiçbir şey yapmadan birisine cenneti verse, sorgu sual mi soracak; birisi çıkıp da "Niye buna cenneti verdin?" mi diyecek?!..

Kimse bir şey diyemez. Fazl-u kereminden verir. Zaten cennete herkes fazl-u keremiyle girecek, yoksa daha dünyaya cennetin parasını biriktirip de oradan parsel alabilmiş insan gelmiş değil. Mümkün değil, cennetin hiçbir şeyini alamayız. Bizim maddî imkânlarımızla cenneti almamız mümkün değil. Yine mânevî imkânlarla alınıyor.

Semenu'l-cenneti lâ ilâhe illâllâh. "Cennetin bedeli lâ ilâhe illallah sözüdür."

Cennet, İçinde Allah sözü olan kelimeyle alınır çünkü onun kıymeti cennetlere değer. Peygamber Efendimiz bu öteki hadîs-i şerîfte buyurmuş ki;

Men kâle lâ ilâhe illâllâh vahdehû lâ şerîke leh lehû'l-mülkü ve lehû'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîrün fî yevmin mi'ete merratin kânet lehû idlu aşri ikâbin ve kutibet lehû mietu hasenetin ve uhiyet anhu mietu seyyietin ve kânet lehû hirzen mine'ş-şeytân yevmehû zâlike hattâ yumsiye ve lem ye'ti ehadün bi efdale min mâ câ'et bihî illâ ehadun amile 'amelen eksera min zâlik.

Bu da Müslim'de, Buharî'de, Ahmed b. Hanbel'de, Tirmizî'de, sahih hadis kitaplarında olan bir hadîs-i şerîf. Burada da Allah ne kadar küçük çalışmalara ne kadar büyük sevaplar veriyor, gör.

Buhârî'de de var, buna da mı itiraz edeceksin? İşte sağlam bir hadîs-i şerîf:

Men kâle lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîkeleh lehül mülkü velehül hamdü ve hüve âlâ kulli şey'in kadîr.

Bildiğimiz şey, tesbihleri çektikten sonra dua etmeden önce söylediğimiz söz. Her kim bir günde bunu yüz defa söylerse ne olur?

Kânet lehû idlu aşere rikâbin. "Bu onun için on köle bağışlamış, azat etmiş gibi sevap kazandırır." Köle bağışlamak kolay bir şey değil, şimdi on tane MAN kamyonu bağışlamak diyelim. Sen MAN kamyonu, otobüsü veyahut Mercedes otobüsü alabilir misin? "Alamam, çok para. Şu kadar milyon, alamam!"

Köle alabilir misin? O devirde de köle pahalıydı, kolay bir şey değil! Çünkü bir insan, bir can; sen oturuyorsun o çalışıyor. Tarlaya git, çalış; al şu sepete kuyudan tarladan hurma doldur, al şu testiyi kuyudan su getir.

Sen ne yapacaksın? Ben bu çardağın altında sefa süreceğim, sen çalışacaksın! O köle, berikisi efendi; o devirde onun namına çalışacak insan, pahalı, kolay bir şey değil. On köle azat etmiş gibi sevap kazanır.

Bitti mi? Bitmedi.

Ve kutibet lehû mietu hasenetin. "Bu söyleyen şahsa yüz hasene verilir."

Hasene: Sevap miktarı, sevap birimi. Her şeyin bir miktarı, bir birimi var; sevap birimi.

Hasene ne kadar? Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Uhud dağı kadardır." Medine'de nasıl anlatsın? Ovanın ortasında koskocaman Uhud dağı, karşında altın gibi duruyor; bir ucu şu tarafta bir ucu şu tarafta, o kadar büyük! Yüz hasene yazılır.

Ve uhiyet anhu mietu seyyietin ve kânet lehû hirzen mine'ş-şeytân yevmehû zâlike. "Onun defterinden yüz tane seyyie, günah silinir. O günü için şeytandan korunmasına vesile olur."

"Hocam istiyorum istiyorum, bir türlü tesbih çekemiyorum…" Ankara'da birisi geldi: Filanca zata intisab etmiş ama feyz alamıyormuş, dersini yapamıyormuş, çekemiyormuş... Şeytan baskı yapıyor, yaptırtmıyor çünkü zikirde çok sevap var, şeytan onu yaptırtmıyor. Bunu söyleyen insan o gün şeytandan mahfuz olur. Şeytan kalenin etrafında kurdun uluyarak dolaştığı gibi dolaşsın dursun. Yüz tane lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh dedi, kalenin içinde; artık şeytan dışarıda ulusun dursun. Musallat olamıyor, zarar veremiyor.

Hattâ yumsiye. "Akşamlayıncaya kadar bu mahfaza içinde olur;" hıfz-ı himayede olur. 

Ve lem ye'ti ehadun bi efdale min mâ câ'e bihî. "Bir kimse onun getirdiği sevabın daha fazlasını getiremez, kazanamaz" İllâ ahadün amile amelen eksera min zâlik. "Ancak şu var ki bunun çektiğinden daha fazla çekmiş olan!" Eğer bir insan yüz elli tane çekmişse o yüz tane çekmişten daha fazla sevap alır. Ama başka türlü bunun sevabını elde etmek mümkün değil.

Kaynakları Malikî mezhebinin imamı İmam Mâlik, Hanbelî mezhebinin imamı Ahmed b. Hanbel, Buharî’miz, Müslim'imiz, Tirmizî'miz, İbn Mâcemiz, İbn Hibban'ımız bu sahih hadisi yazmışlar.

Buyur bakalım, ne diyeceksin? Hiçbir şey diyemez. Hadis ilmini biraz okuyan kimse bu kaynakların karşısında boynunu büker, el pençe divan durur. Demek ki bu sözlerin sevabı böyle çok oluyor.

Lâ ilâhe illallah cennetin bedeli oluyor. Kendi paramızla pulumuzla cennetten bir yaprak alamazken, Lâ ilâhe illallah cennete girmeye sebep oluyor. Bu sözlerin mânasından dolayı sevabı; onun için mânasını bilmek lazım. İnsan bir sözü söyler de senin söylediğini kulağın duyuyor mu, ağzının söylediğini kulağın duyuyor mu, sen ne söyledin farkında mısın deriz ya… Bazen insan söyler de farkına varmaz. İdrakine girmemiş, idrak ede ede söylerse çok çok kıymeti var.

Mânası şöyle kısaca izah ediverelim:

Men kâle lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. "Allah'tan gayrı mâbud yok; tapılacak, bağlanacak, ibadet edilecek başka varlık yok, Ancak Allah var; başkası, gayrısı yok. 'İki' deme, 'üç' deme; tektir, şeriki, nazîri yoktur!

Diyenler çıktığı için arkasından bu sözler geliyor: Vahdedû. "Bir tektir." Lâ şerîke lehû. Hiç ortağı yoktur, hiçbir ortağı yoktur. Teyit ediyor.

Mülkünde Hak tasarruf eder keyfe mâ yeşâ.

Allah-u Teâlâ hazretleri rububiyetini istediği gibi yapar, hiç kimseyi ortak katmamıştır. Ne dilerse öyle yapar. 'Ol!' dedi mi olur, "Olma!" derse mahvolur. Öyle bir azamet, saltanat sahibi; Rabbimizdir, tektir, şerîki de nazîri, benzeri de yoktur.

Lehü'l-mülkü. "Egemenlik onundur."

Mülk ne demek? Biz mülkü başka mânaya kullanırız. "Benim Adapazarı'nda mülküm var, senin Bursa'da mülkün var. Berikisinin İstanbul'da…"

Mülk: "taşınamayan mal" demek; tarla, ev vs.…

Buradaki mülk; hâkimiyet, meliklik, hükümranlık, hüküm sürme mânasına geliyor. Hüküm onundur. O hükmünü icra eder, O ferman okur. Ne dilerse O'nun dediği olur. Hükmünü O yürütür, demek.

Lehü'l-mülk. "Hüküm, egemenlik onundur."

Ve lehü'l-hamdü. "Övgü, metih, sena O'nundur."

Neyi sevsen, neyi övsen hepsi Allah'a gider: "Çiçeği beğendim; gül çok güzel, rengi şahane; manzarası güzel..." Allah yarattı. İstediğin kadar methet. O metihler yaratana, gülü yaratana, hâlıkına gidiyor.

"Sümbülün kokusuna bayıldım, nerdeyse sırt üstü yere düşecektim..." O kokuyu ona Allah-u Teâlâ hazretleri verdi.

"Ufuktaki renklere bak, akşam vakti, sabah vakti… Aman yâ Rabbi! Geceleyin ne latif rüzgâr esiyor, şu tarafta hilal çıkmış, bu tarafta yıldızlar göz kırpıştırıyor, bu tarafı lacivert, güneşin battığı taraf mavimsi renkli... Aman yâ Rabbi, denizin manzarasına bak, ayın ışıkları vurmuş..." Sen Allah-u Teâlâ hazretlerini methediyorsun, çünkü hep onun yaptıklarını övüyorsun.

"Şu meyvenin tadı ne kadar güzel aman rengi…"

"Ne kadar akıllı ne kadar alim…" Allah yarattı, o aklı Allah verdi. Rabbimiz ete kemiğe ne kabiliyet vermiş, ete kemiğe verilen kabiliyete bakın: Et düşünüyor, et bilgileri depo ediyor, içerde hazinesi var, istediği zaman çıkartıyor. Seçme ayırma aracı var, elektronik beyin gibi bilgilerin içinden istediğini çekip çıkartıyor; içerden sana veriyorlar, sen de dilden söylüyorsun. Allah Allah, konuşmak ne kabiliyet! Maymun vs. konuşamıyor, konuşamaz; Allah o kabiliyeti insana verdi.

Allemehu'l-beyân. "İnsanoğluna konuşma kabiliyetini O verdi."

Sen ne sanıyordun? Maymunu oturtmuşlar, yıllar yılı beslemişler, öğretmeye çalışmışlar; öğretememişler.

"Hocam, maymuna öğretememişler ama papağan konuşuyor…" Papağan sesi taklit ediyor.

Eylesen tûtîya ta'lim-i edâ-yı kelimât

Sözü insan olur ammâ özü insan olmaz.

"Tutuya, dudu kuşuna, papağan kuşuna söz öğretsen sözü insan olur, özü insan olmaz." Bilerek söylemiyor, teyp gibi ses taklit ediyor. Ama insana düşünme kabiliyeti vermiş, konuşma kabiliyeti vermiş. Gözünü kapatıyorsun; deryaları, denizleri, dünyaları, yıldızları dolaşıyorsun. Bir gönül vermiş; Rabbim benim içimdeki bu engin gönlü benim bu dışımdaki küçücük cirmime nasıl sığdırmış… Ya Rabbi atomun içine enerjiyi sığdırdığın gibi benim içime gönül denilen engin âlemi nasıl sığdırmışsın?..

Ve lehû'l-hamd. "Hamd onundur." Neyi methedersen et, hepsi dönüp dolaşıp oraya gider.

Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. "Allah-u Teâlâ hazretleri her şeye hakkıyla kâdirdir." Yarım yamalak, azcık zorlamayla filan değil. Kadîr; kudret-i külliye sahibi, kudret-i tâmme sahibi, eksiksiz kudret sahibi, her şeye kâdir.

"Şunu yapar mı, bunu yapar mı?.." Yapar.

Yuhricu'l-hayye mine'l-meyyiti ve yuhricu'l-meyyite mine'l-hayy.

Tu'îzzu men teşâ' ve tuzillu men teşâ'.

"Dilediğini aziz kılar dilediğini zelil kılar, dilediğini diriltir dilediğini öldürtür; ne dilerse öyle yapar."

İnsan bu mânalara ererse evliyâ olur! İnsan, bu sözlerin mânasına erip de içine sindirdiği zaman, Allah'ın velisi olur. Sen ne sanıyorsun, dinin özü bunun içinde!

Lâ ilâhe illallah vahdehu lâ şerîkeleh. "Gayrıya boyun bükmem!" diyor. Gayrıya elinin tersiyle diye vuruyor. Para gitti, mevki, makam, alkış, şöhret gitti; hepsine bir tane vurdu, sırt üstü yuvarlandı gitti.

Neden? Ben Allah'a taparım; şöhrete tapmam, paraya, alkışa tapmam! İnsan beğensin beğenmesin; beğenmeyen küçük kızını vermesin… Aldırmıyor.

Vahdehû. "Allah var, Allah'tan gayrısı yok!"

Lehü'l-mülk. Bu derin bir mesele! Kâinatta egemenlik Allah'ındır. Sen bunu görebiliyor musun? Bunu gördün mü bitiyor. İnsan o zaman tevhid-i ef'al, tevhid-i sıfat, tevhid-i zât; o mertebelerden bir tanesi… Sen her şeyin Allah Teâlâ hazretlerinin yed'-i kudreti ile yapıldığını, onun eseri olduğunu anlayabildin mi tamam; sen bir üst sınıfa, bir üst kura gel, buyur sen o kurdan yükseldin.

Lehü'l-mülk. Egemenliğin onun olduğunu anladı.

Hocam peki o öyle yapıyor, bu böyle yapıyor, haksızlıklar oluyor, şöyle oluyor böyle oluyor… İşte o esrarı çözüp de bu mânaya kavuştuğun zaman iş bitiyor. Orada bir sır var, bıçak sırtı gibi bir atlamalı zorlamalı tarafı var. Allah-u Teâlâ hazretlerinin şerre rızası yok. Her şey ondan;

Hayrihî ve şerrihî mina'llahi teâlâ.

Hepsi Allah'tan ama şerre rızası yok. İmtihan dünyası olduğu için o şerliğe o fırsatı vermiş. Seni de öyle imtihan ediyor, imtihan sorusu! Dilese;

Ve lev şâ'e rabbüke le-âmene men fî'l-ardi küllühüm cemî'â. "Allah-u Teâlâ hazretleri dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi topu birden eksiksiz iman ederlerdi."

Peş peşe söylüyor:

Le âmene, lâm-ı te'kîd ile, men fî'l-'ardi küllühüm, yeryüzündekilerin hepsi, cemîan toplu olarak; öyle te’kidli söylüyor ki! Rabbin dileseydi yeryüzünde kâfirlik yapmaya bir insanın mecali kalmazdı, herkes ister istemez Müslüman olurdu. Serbest bırakmış.

Onun istemesi, meşiyyet-i ilâhîye olmadan bir şey olur mu? Mümkün değil ne kâfir küfrünü yapar ne şeytan şeytanlığını ne nefis melanetini yapar; Hiçbir şey olmaz. Ama hayrı şerri göstermiş, imtihan dünyasında fırsat vermiş de derece alasın diye onlarla seni karşılaştırıyor. Lehü'l-mülk. Mülk onundur; o istemese şeytan şeytanlığını, düşman düşmanlığını yapamaz, İsrail Lübnan'a saldıramaz, filanca şunu yapamaz bunu yapamaz…

"Hocam o zaman ne yapacağız?" Çok kolay; Allah'la, mülkün sahibiyle, egemenlik elinde olanla dost olacaksın! Ümidini, elini gayrıdan keseceksin, Allah'a bağlanacaksın.

Allah bes, bâkî heves.

Pes, gayrıdan ümidi kes.

Tekrâr-ı zikrullah ile

Onun da yolu tasavvuftur. Onun için dervişlerin yaptığı boşuna değil. Sen o tecrübelere ermediğin için onları uzaktan boş sanıyorsun.

Demek ki sabahleyin bunu söyleyebiliriz, zor bir şey değil. Bu kadar mükâfat olduktan sonra… Eminönü'nde tereyağını yüz lira aşağıya veriyorlar deseler gideriz kuyruk oluruz. Zor bir şey değil. Ne kadar tembel insanız!

Yâ Rabbi! Sen nefsimizi yenmeyi, tembelliğimizi yenmeyi nasip eyle. Kötü huyları üzerimizden at. Senin yolunda sana güzel kulluk etme nimetini bizlere ihsan eyle.

Fâtihâ-i şerîfe mea'l-Besmele…

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA