27.10.1985 - Müslümanların Birbirine Yardım Etmesi

27.10.1985 - Müslümanların Birbirine Yardım Etmesi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men meşâ fî hâceti ahîhi ve beleğa fîhâ kâne hayren min i'tikâfi ışrîne sinîn ve men i'tekefe yevmen ibtiğâe vechillâhi azze ve cele ceala'llâhu beynehû ve beyne'n-nâri selâse hanâdıka eb'ade mimmâ beyne'l-hâfikayni.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Müslüman kişinin diğer Müslüman kardeşine yardımı hususunda buyurmuş ki;
Men meşâ fî hâceti ahîhi. "Her kim ki Müslüman kardeşinin ihtiyacını görmek için harekete geçerse..." Ve beleğa fîhâ. "Ve işi de başarırsa, o kardeşin işini hallediverirse." Kâne hayren min i'tikâfi ışrîne sinîn. "20 yıl itikâf etmekten daha hayırlı bir sevap kazanmış olur."
Ve men i'tekefe yevmen. Efendimiz arkasındaki cümlede itikâf denilen [ibadeti] izah ediyor: "Her kim ki bir güncük itikâf eylese." İbtiğâe vechillâhi azze ve celle. "Aziz ve celil olan Allah-u Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanmak için bir gün, bir camide bir itikâf ediverse..." Ceala'llâhu beynehû ve beyne'n-nâri selâse hanâdıka. "Allah-u Teâlâ hazretleri o itikâf eden kulun cehennemle arasında üç tane mânia, çukur, geçilmesi imkânsız hendek meydana getirir." Eb'ade mimmâ beyne'l-hâfikayni. "Maşrık ile mağrip arasındaki mesafeden daha geniş olmak şartıyla" üç hendek meydana getirir."
İbn Abbas radıyallahu anh rivayet etmiş. Tayâlisî'de, Hatîb-i Bağdadî'de, İbn Hibban'da nakledilmiş bir hadîs-i şerîf ki zaten daha başka hadîs-i şerîflerle mânası teyid olunmuştur.
Bu hadîs-i şerîften Müslümanın Müslüman kardeşinin yardımına koşması gerektiği delili var. Ortaya o çıkıyor. Ve bunun sevabı var. Umumiyetle insan, İslâm'ı iyi bilmezse, şekle bakar. Zaten insanların akıl seviyesi, kültür seviyesi itibariyle şekilden öze doğru yükselmek daha yüksek insanların işidir. Basit insanlar şekille uğraşır. Öze inmek, daha yükseklere çıkmak gelişmiş insanların işidir.
Müslümanlık nedir? Namaz kılmak mı, oruç tutmak mı, hacca gitmek mi?
Evet, İslâm'ın, Allah'ın emirleri arasında bunlar var. Hemen hatıra gelen şeyler... Üstelik bunların hatıra gelmesi yanlış da değil. Hakikaten bunlar hakkında, bunların sevaplarının çokluğu hakkında rivayetler de var; namaz kılmanın sevabı hakkında çok rivayetler var, hacca gitmenin, oruç tutmanın hakkında çok rivayetler var. Ramazan'da itikâf etmenin, Allah rızası için bir Allah-u Ekber, bir sübhanallah, bir lâ ilâhe illallah demenin sevabı hakkında hadîs-i şerîfler var ki okuduk. Bir lâ ilâhe illallah insanın cennete girmesine vesîle oluyor. Bir sübhanallah mizanının ağır bastırmasına sebep oluyor. Bunlar hakkında rivayetler var. Bunlar şeklen, ilk önce hemen karşımıza gelen ibadetlerdir. Ama bunların ötesinde daha başka şeyler var ki bunlar insanın kalbine, iç âlemine, niyetine, gönlüne taâlluk ediyor. İşte işin aslı oradadır.
İnsanın kalbi pâk olmazsa, gönlü temiz olmazsa, iç âlemi intizamlı olmazsa, içi güzel olmazsa dış güzelliğinin kıymeti kalmayıverir. İç güzelliği dış güzelliğinden kat kat daha üstündür. Nice insan vardır ki zâhiri mâmurdur, içi haraptır. Bir ev ki dışı pırıl pırıl boyanmış ama içinde merdivenleri yıkık, her tarafından hava geliyor, kaloriferi yok, suyu yok, böcekler, fareler dolaşıyor... Kıymeti yok. İç haraplığı daha fenadır. İçi mâmur oldu mu varsın dışı... Dış da önemli ama o ikinci planda gelir.
Hatıra gelen kıymetli ibadetlerden birisi, Ramazan gelince yine söyleyeceğiz; "Aman Ramazan'ın son on gününde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem itikâf eylemiştir, on gününü camide geçirmiştir, kendini ibadete vakfetmiştir. Kadir gecesinde evde ibadet etmek imkânı da vardır. Ama ey Müslümanlar; durumu müsait olan kardeşlerim! Aman etmeyin eylemeyin, gelin bu çok kazançlı on günü camide itikâf ederek geçirin." diyeceğiz. Bu muhakkak, hakikaten sevaplı.
Ama bakın bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz ne buyuruyor, İbn Abbas radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre:
"Bir Müslümanın bir Müslüman kardeşinin ihtiyacı peşinde koşup onu bitirivermesi 20 yıl itikâf etmekten daha hayırlıdır."
İşte her zaman söylediğim bir noktaya bu hadîs-i şerîf işaret ediyor:
Bizi birbirimize muhabbetle bağlayan İslâm'dır, imandır, bu hadîs-i şerîflerdir.
Bunlar alınırsa ne olur? Tesbihin ipi alınmış gibi olur. Tesbihin ipini çekip aldığın zaman, o 99 tane, her birisi 99 yere gider. Hatta toplamak istesen bazısını da bulamazsın; kimisi sedirin altına gider, kimisi koltuğun altına gider. Artık toplayamazsın da bir dağıldı mı bir daha toplayamazsın... Milletin fertleri de ümmetin fertleri de böyledir.
İslâm gelmiş, birbirlerine düşman olan, ezelî ebedî birbirleriyle çekişip duran insanları kardeş etmiş; insanlara edebi, ahlâkı öğretmiş, birbirine sevgiyle saygıyla muamele etmeyi öğretmiş. Allah rızası için fedakârlık yapmayı öğretmiş. Malından bağışta bulunmayı öğretmiş. Canını arkadaşları için ortaya koymayı, cihat etmeyi, vatanı milleti için hayır yapmayı, canından bile icabında vazgeçmeyi öğretmiş.
Şimdi biz milleti bundan vazgeçirmeye çalışıyoruz.
İyilik mi? Vallâhi de billâhi de iyilik değil. Tesbihin tane ipini koparmak gibi bir şey.
İşte o gittiği için, bu eğitim eksik kaldığı için, "Bu imanın özü, esâsı, dinin aslı Müslümanın Müslümanı sevmesidir." diye o nokta ihmal edildiği için sosyal problemler çıkıyor. Onun için insanlar sınıf sınıf, grup grup ayrılıyor, birbirlerini boğazlamaya kalkışıyor.
Bunu başka şeyle sağlayabilir misiniz? Sağlayamazsınız, sağlayamazsınız, sağlayamazsınız! Sağlanmaz!
Bu nizamı, bu kâideyi Allah-u Teâlâ hazretleri koymuştur, Yaratanımız, her şeyi bilen Rabbü'l-âlemîn koymuştur.
"Bir şeyi bir bilene soralım." demiyor muyuz? İnsaf edin, bir hukuk meselesini bir hukukçuya sormuyor musunuz? Hastalandığın zaman bir doktora sormuyor musun?
Bu kâideleri bilenlerin en iyi bileni Allah-u Teâlâ hazretleri koymuştur.
Şimdi istiyoruz ki bunları kaldıralım. Niye kaldıralım? İçki içeceğiz, İslâm mâni; flört edeceğiz, İslâm mâni; rüşvet alacağız, İslâm mâni; başkasının hakkını çiğneyeceğiz, İslâm mâni… İslâm'ı bütün nefsânî arzularımızın karşısına çekilmiş bir kocaman duvar gibi görüyoruz, kızıyoruz.
"Kardeşim, sen kendine kız, ne diye İslâm'a kızıyorsun? Sen de ötekisi gibi rüşvet almayan, hırsızlık etmeyen, arsızlık etmeyen insan olsana!"
"Hayır, ben öyle olmakta devam edeceğim. İslâm yıkılsın, bu duvar yıkılsın önümden yahu, istediğimi yapayım, istediğim edepsizliği yapayım." İstediğin edepsizliği yaparsan bu gemi batar.
Hani farz-ı muhâl; imkânsız bir farz, "Hadi yap istersen..." diye desek... Diyemeyiz, dememiz mümkün değil de... "Yap, tamam rüşvet yiyen rüşvet yesin, cehenneme kadar yolu var. Hırsızlık yapan buyursun yapsın. Arsızlık eden etsin..."
Ama bu nizam, bu cemiyet durmaz ki; gemi batar. Geminin alt tarafını deldiğin zaman, içine su geldiği zaman gemi durmaz ki, batar.
"Efendim bir deneyelim." Ama sen batmaya başladıktan sonra gemiyi kurtaramazsın ki...
"Bırakalım, bir deneyelim hocam. Sen dokunma, bırak, herkes istediği edepsizliği yapsın." Yok, öyle şey yok. Millet tecrübe tahtası mı? Bir batarsa koca denizin ortasında...
"Şunu bir deneyelim bakalım. Deldiğimiz zaman batacak mı şu gemi?" Batar. Bu, iki kere iki dört eden bir şey. Gemi batar. Gemi misalini Peygamber Efendimiz veriyor. Efendimiz:
"Sizden biriniz bir gemide olsanız, bir kısmı üst güvertede olsa, bir kısmı ambarda olsa... Ambardakiler su almak için yukarıya çıkıyorlar iniyorlar, çıkıyorlar iniyorlar, çıkıyorlar iniyorlar... Merdivenden inip çıkmak zor geliyor, 'Şuradan bir delik açayım, suyu kestirmeden alayım.' dese olur mu?" diyor. Olmaz, gemi batar.
Onun için bize kızsalar da kızmasalar da...
Küçük çocuk, şurubu içmek istiyor mu? İstemez ama ağzını tutarız, elini tutarız, "Sus bakalım." deriz, biraz bağırırız, "Bu şifa olacak, bak sen bunu [içmezsen] zatürre olursun, ölürsün." diye biz ona zorla [içiririz]. Çocuk bağırır çağırır...
Çocuk iğne yaptırmayı ister mi? İstemez, doktoru gördüğü zaman annesinin kucağına sarılır. Annesi onun [elini] tutuverir, yine o iğne yapılır. Neden? Şifa var. Acı da olsa şifa var.
Şimdi biz yüzyılların denenmiş sosyal kâidelerini değiştirmeye çalışanların karşısında bigâne olarak duramayız. Çünkü o geminin içinde biz de varız. Sadece o yansa, o zaman bir şey değil ama biz de yanarız. Onun için bu cemiyeti sıhhatli tutmak zorundayız. Bu cemiyetin yolu bizimle ilgilidir, suyu bizimle ilgilidir, çocukların eğitimi bizimle ilgilidir, her şeyiyle ilgileniriz. Çünkü biziz, çünkü bize dedelerimizin emanetidir. İşte İslâm da bize dedelerimizin emaneti...
Benim bu anlattıklarım, bir bakıma utanarak anlatıyorum, faydacı nokta-ı nazardan, faydası var diye anlatıyorum. Hâlbuki biz mü'miniz, faydayı zararı düşünecek insan değiliz ki; Rabbimiz böyle emretmiş, Resûl-ü Edîb'i Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyurmuş; biter.
Resûlullah bir şey söyledikten sonra bize ikinci bir sözle karşısına çıkmak yakışır mı? Olmaz!
"Efendimiz böyle buyurmuş, bitti kardeşim, tamam, boşuna artık çırpınma, debelenme. Tamam, bu böyledir." deriz.
Ama biz bir de işin fayda tarafını anlatıyoruz. Neden? İnanmayanlara anlatıyoruz kardeşim, inanmayanlara anlatıyoruz. Bilsinler diye…
"Bak bir sosyoloji diye ilim vardır. Bak bir milletin yükselmesi alçalması neyle olur, tarih bunu kaydetmiş. Tarih ilmi var, tarihten çıkarılacak ibretler var..." Biz inat edenlere anlatıyoruz; "Etmeyin eylemeyin" diye onlara anlatıyoruz, yoksa sözümüz size değil.
Biz "hadis" dedik mi tamam, akan sular durur. Efendimiz böyle buyurmuş, bitti. Ama başkasına da anlatmak zorunda kalıyoruz ki o da edepsizlik etmesin diye.
İslâm geldi mi, Müslüman kardeşinin işine koşmak için çalışacak. Bu hadisi duyan insan durur mu? Şimdi ben yarın bir Müslüman kardeşimin bir işi olsa, sabahtan akşama ona koştururum...
"E tatil..." Olsun, sevap kazanacağım. "20 yıllık itikâf etmiş gibi sevap kazanacağım." diye koştururum. Bu güzel bir kâide, kaçırılır bir şey değil ki.
Hatırlıyorum, [Mehmed Zahid] Hocamız rahmetullahi aleyh sağdı, arkadaşlarımız itikâfa girdi. Teşvik ediyor çünkü sünnet...
Bir beldede hiç kimse itikâfa girmese…
İtikâf ne demek? Bir camiye geleceksin, orada kalacaksın, ibadet edeceksin, gece de orada yatacaksın. İtikâf bu.
Tabii on gün itikâfa yatınca, camide ibadet edince, onun da kendine göre problemleri var. İtikâfın da problemleri var.
İtikâf eden insan ne der? Der ki:
"Ooh, var mı benim gibisi? On gün itikâf etmişim, hem de itikâf etmenin bu kadar sevabı var. Günah işlemedim, tesbih çektim, Kur'an okudum, ibadet ettim, namaz kıldım, oruç tuttum..." Bu iş biraz hoşuna gider. Böbürlenir, koltukları kabarır.
Arkadaşlar da herhâlde, biraz öyle heveslendiler. Hocamız rahmetullahi aleyh bu İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan bu mânada bir hadise nakletti, şöyle:
Bir gün, İbn Abbas radıyallahu anhümâ ki sahâbe-i kirâm içinde ilmiyle tanınmış, müstesna güzellikte olan bir kimseydi. Güzelliğinden görenlerin gözleri kamaşırdı. Kureyş kabilesinden, Efendimiz' in amcazâdesi, o güzellikten o da pay almış, çok güzel bir delikanlı idi. Efendimiz' in sağlığında gençti. Çok da alimdi, çok da edepliydi. Genç olduğu halde Hz. Ömer radıyallahu anh onu meclisinde müstesna bir mevkiye oturturdu. Herkes onun yanında konuşamazdı ama İbn Abbas radıyallahu anhümâ'ya çok itibar ederdi.
İbn Abbas itikâfa girmiş. Namazda. Tabii dışarıdan gelenler oluyor ya... İtikâfın Cuma namazı kılınan bir mescitte yapılması efdâl. Bakmış, Müslümanlardan birisi camiye gelmiş ama hâli perişan. İnsan baktı mı görür ya...
"Yahu senin benzin sararmış, seni üzüntülü görüyorum. Niye böyle üzüntülüsün, bir derdin mi var?" diye sormuş.
"Evet ey Abbas'ın oğlu, benim bir sıkıntım var."
"Nedir derdin?" diyor.
"Filanca kimseden borç almıştım, vakti geldi, ödeyecek imkânım yok. Söz de vermiştim, çok sıkıştım, borcumu ödeyemediğim için çok utanıyorum. Üzüntüm odur."
"Ha, ben o şahsı tanırım. İster misin gideyim senin nâmına ricada bulunsam? İster misin?"
"Çok makbûle geçer." diyor, "lütfedersiniz" demek istiyor.
İbn Abbas radıyallahu anh mescitten çıkmış, başlamış onunla beraber yürümeye... Adamcağız hemen fark etmiş, demiş ki:
"Ey Abbas'ın oğlu! İtikâftaydınız. İtikâftan dışarı çıkınca itikâfınız bozulacak." Diyor ki:
"Şurada yatan zâttan bizzat işittim ki; -Peygamber Efendimiz' in türbe-i saadetini gösteriyor- 'Bir Müslüman kardeşinin işini görmek 20 yıllık itikâftan daha hayırlıdır.' buyurdu. Ben o fırsatı kaçırmayayım." O yardım etmeye koşuyor. Herhâlde rica ediyor, ya affettirir, bağışlattırır veyahut tecil ettirtir. Neyse, bir işini görmek...
İşte böyle olacağız.
Bir günlük itikâf da cehennemle insanın arasında üç tane ulu hendek meydana getirir ki her bir hendeğin mesafesi doğu ile batı arası kadardır. "Cehenneme girme ihtimali çok azalır, tehlikelerden emniyette olur." demek.
İşte böyle... Müslümanlar birbirlerini sevsin, birbirlerinin yardımına koşsun, imdadına yetişsin, her hususta hizmet imkânı arasın.
Gümüşhâneli Hocamız -ki şu hadis kitabını yazmış olan mübarektir, Allah şefaatlerine nâil etsin- bir kitap yazmıştır Tarikatlarda Usul diye, yeni harflerle de Arapçadan tercüme edilip neşredildi. Orada diyor ki:
"Şazelî tarikatı şöyledir, Kadirî tarikatı böyledir, Bedevî tarikatı şöyledir, Desûkî tarikati şöyledir. Ama hepsinin müşterek bir hususiyeti, müşterek olan bir esâsı vardır; hepsinde hizmet şarttır, hizmet."
Derviş hizmet ehli olacak, hizmete koşacak, yardıma koşacak. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi, yapabileceği tarzda hizmete koşacak.
İşte bizim cemiyetimiz böyle bir cemiyetti; tepeden tırnağa, binası, camisi, medresesi, şusu busu, hepsi hayırdır. Herkes millete hizmet için koşuşmuştur, neler yapmışlardır, iyilik için fırsat aramışlardır...
Allah bize de imanın o lezzetini, o şuurunu, İslâm'ın bu derinliğini kavramak nimetini ihsân eylesin.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
27.10.1985 -
Zalimin Yanında Olmak,
26.05.1985 -
Amaya Yardım, Faydalı
