07.06.1987 - Ahlak

07.06.1987 - Ahlak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ yedhulu'l-cennete'l-cevvâzü'l-ca'zariyyü ve'l-utullü'z-zenîmü. Hüve'ş-şedîdü'l-hulukı'l-musahhahu, el-ekûlü, eş-şerûbü, el-vâcidü li't-taâmi ve'ş-şerâbi, ez-zalûmü li'n-nâsi, er-rahîbü'l-cevfi.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Birtakım kötü huyları sayarak bu kötü huyları üzerinde bulunduran kimselerin bu haliyle cennete girmeyeceklerini ifade ediyor.
İnsanları ekseriyetle cennete güzel huylulukları sokacak. Cehenneme girmelerinin ekseriyetle sebebi de kötü huy olacak. O bakımdan İslâm'da ahlâk fevkalade önemli bir şey hatta Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için peygamber gönderildim." buyurmuş.
Demek ki peygamberlik vazifesinin ana hedeflerinden birisi insanların güzel huylu olması, güzel huylu insanlar haline gelmesi… Güzel huyları öğrenip kendilerini terbiye edip kâmil, olgun, salih kimseler haline gelmesi...
"Filanca adam şu kadar kitap okumuş. Falanca adamın bu kadar rütbesi var. Filanca adamın şöyle bir makamı var…"
Var ama huyu nasıl? Acaba o öğrendiği ilimler, o sahip olduğu rütbe, o elde bulundurduğu imkânlar onu başka insanlara güzel davranacak şekilde terbiye edebilmiş mi? Yontabilmiş mi? İnceltebilmiş mi? Kibarlaştırabilmiş mi? Hassaslaştırabilmiş mi? Kalbini yumuşatabilmiş mi?
Öyleyse o kimse iyi insandır. Yoksa hangi unvana, hangi diplomalara sahip olursa olsun, hangi okullarda okumuş, mezun olmuş olursa olsun bir diploma sahibi olur ama Allah indinde makbul bir insan olmaz. Çünkü Allah başka insanlara zararı dokunmayan, faydalı olan kimseler olmamızı istiyor.
Herkesin kulağında olan bir hadis-i şeriftir ki;
"İnsanların en hayırlısı öteki insanlara faydası en çok dokunanıdır."
Bir insan namaz kılabilir, kendi başına tesbihler çekebilir, kendi zatına, kendi adına birtakım ibadetler ve taatler yapabilir.
Bunların yanında başka insanlara fayda sağlayan işler de vardır. Mesela yemek yedirmek, açları doyurmak, çıplakları giydirmek, birisinin hizmetine koşmak... Bu ikinci tip hayırlar yani sırf insanın kendisine mahsus değil de başkalarına faydası dokunan hayırlar, işler sevapça daha yüksektir. Çünkü İslâm insanların başkasına yaptıkları iyilikler nispetinde onun derecesini yüksek sayıyor. İşin doğrusu da odur.
Bir insan istediği kadar çok Kur'an okumuş olsun, istediği kadar geceleyin namaz kılıyor olsun, ben yanına gittiğim zaman beni kırıyorsa, beni üzüyorsa, komşularına "illallah" dediriyorsa, iş hayatı muntazam değilse, herkes kendisinden yaka silkiyorsa demek ki onun şahsen yaptıkları yani ilaçlar fayda vermemiş. Onların hepsi birer ilaç idi ya usulü ile içmedi ya bir şey oldu, ilaç kendisine fayda vermedi demek.
Bizim dindarlığımızın, ibadetlerimizin kabul olmasının alameti ahlâkımızda görülecek. Ahlâkımız düzeldiği ve iyi huylu olduğumuz zaman demek ki ibadetlerimiz bize fayda vermiş, kabul olmuş da biz böyle güzel şeyleri yapabilecek duruma gelmişiz diye meseleyi biraz oradan ölçmemiz lazım.
Çünkü bu hadis-i şerif gibi daha başka hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki bir insanın huyu güzel olmadığı zaman öteki işler de pek kâr etmiyor, fayda sağlayamıyor hatta zarara uğruyor. Bu hadis-i şerifte de mesela Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Cennete girmeyecek!"
Kim?
Kalbi katı, içi dışı kötü, hasis, adi, pespaye tabiatlı, sert ahlâklı, pisboğaz, çok yemek yiyor, midesini [düşünüyor], gamsız… Çok içiyor, çok yiyor, göbeği büyük, karnı geniş, zulmü yapmaktan çekinmiyor, karşısındaki insana yani onun çektiği ıstıraba aldırmıyor... "Böyle bir insan cennete girmeyecek." diyor.
Bu insan isterse Müslüman olsun, lâ ilâhe illallah desin; isterse namaz kılsın, oruç tutsun; isterse hacca gitsin, umre yapsın…
Arkasından deseydi ki:
"Namaz kılanlar müstesna… Hacca gidenler müstesna… Ramazan'da oruç tutanlar müstesna... Onlarda bu kötü huylar olsa da onlar yine cennete girecektir."
Öyle demiyor!
"Şu huylar insanın üzerinde oldu mu o cennete giremez." Katı kalpli, gamsız, hep kendisini düşünüyor, midesini doldurmaya bakıyor, hasis, başkalarına hayrı faydası yok… Bu sıfatların hepsi, vardığı nokta itibarıyla; etrafına faydası yok, sırf kendi nefsi için çalışıyor! "Rabbena, hep bana" usulü ile gidiyor. İşte böyle bir kimsenin, böyle bir katı kalpli, zalim, merhametsiz, taş yürekli kimsenin cennete girmeyeceğini bildiriyor.
Başka hadis-i şeriflerden biliyoruz ki Allah-u Teâlâ hazretleri bizi merhametli olmaya teşvik ediyor. Başka kardeşlerimize yardım ve hizmet etmeye, ihtiyaçlarını görmek için koşuşturmaya, kesemizin ağzını açmaya teşvik ediyor. Yol, köprü, han yaptırmayı, bağışlarda bulunmayı, yoksullara yardım etmeyi, dulları yetimleri gözetmeyi, diğerbîn olmayı yani bencil olmayıp başkalarına hayır yapıcı kimse olmayı teşvik ediyor. Bencil olup üstelik başkalarına da zararı dokunan kimseler cennete girmeyecek. O halde güzel huylu olalım.
Üzerimizde kötü huylar var mıdır?
Vardır. Herkeste kötü huylar bulunur, bulunabilir, bulunuyordur. İnsanın kâmil huylu, iyi bir insan olması kolay bir şey değildir. İyi bir eğitim görmesi lazım ama bu eğitim değil. İlkokula gitti, diploma aldı mı, "ahlâkı güzel olur" diyemiyorsunuz. Ortaokula gitti, mezun oldu mu, "ahlâkı daha güzel olur" diyemiyorsunuz. Liseye gitti, diplomasını aldı mı, "tamam, pırıl pırıl ahlâklı olur" diyemiyorsunuz. Üniversiteye gittikten sonra, "artık evliya gibi olur" diyemiyorsunuz.
Bilakis ve maalesef tahsil gördükçe berbatlaştığını görüyorsunuz. Bakıyorsunuz sokakta yürüyüşü küstahlaşmış, büyüğüne saygısı, küçüğüne sevgisi kalmamış, anasına babasına bakış tarzı değişmiş. İslâm ahlâkını bırakmış, eski töremizi terk etmiş, onların hepsiyle alay ediyor. Sırf kendi nefsine, kendi zevkine kapılmış… Görüyoruz.
Neden?
Çünkü batı dili öğreniyorlar, belki batı üniversitelerine gidiyorlar, batı ülkelerini görüyorlar... Oranın insanı bunalımda…
Kime gideceksin?
Sorulur mu? Sen Allah'ın Kur'an'ını tanımıyor musun? Tanıyorsun! Varlığını, birliğini bilmiyor musun? Biliyorsun! "Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın elçisi" diyor musun? Diyorsun! Ona uyacak, onun emrini tutacaksın. O ne emrettiyse öyle yapacaksın. Namus telakkisi, ahlâk telakkisi, alışveriş, ticaret, aile ahlâkı böyle… Hepsi kitaplarımızda yazılı...
Bizim dinimizde bir adam bir kadına mahremi değilse bakamaz. Yolda karşılaştığı zaman bir bakarsa tesadüfen göz takılmıştır, affolur. İkinci bakış şeytandandır, günah olur.
"Allah Allah! Entarisi de ne güzel! Belinin de ölçüsü bu! Kalçası da şu!" dediği zaman günah başlıyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
"Gözler de zina eder."
Göz de zina eder; başka bir dinde böyle bir şey yok. Onlar günahlarına bir de kulp takmışlar; "Güzele bakmak sevap." diyorlar. Güzele bakmak günah kardeşim! Helalin değilse bakamazsın! İslâm böyle diyor. "Elin kızına, karısına bakma." diyor. Biz bu ahlâk ile asırlar boyu yaşamışız, yücelmişiz, mutlu olmuşuz, cümle cihan halkı da bizi takdir etmiş.
Eski Osmanlıları beğendiği için Pakistanlı adam, "Büyük mücahit insanlar, temiz ahlâklı insanlar, Allah'ın veli kulları…" vs. diye Osmanlılara kaside yazmış. "Osmanlılar şöyle efendi, böyle ahlâklı insanlardır." diye çocuklarına tavsiye etmiş.
Pakistanlı adam da eline para geçirmiş, "Dur bakalım, babamın methettiği Osmanlıları bir göreyim." diye kalkıp da İstanbul'a gelmemiş mi? Keşke gelmeseydi, küçük dilini yutmuş, ondan sonra yine bitmiş! Ne yapacağını şaşırmış.
Bizim bir arkadaş; "Türkler şöyle Müslümandır, böyle Müslümandır." deyince acı acı güldü; "Ben İstanbul'u gördüm." dedi. Yani, "Boşuna konuşma!" demek istedi.
Dedelerimiz öyleymiş. Biz onların mirasını har vurup harman savurup memleketin canına okumuşuz. Batırmışız, çıkarmışız, benzetmişiz. Saati açmışız, orasını burasını, her tarafını kurcalamışız, zembereğini, vidalarını çıkartmışız.
"Tamam, buyur saat."
Saat ne oldu? Canı çıktı! Saatliği kalmadı ki!
Arabayı almışız, bir yere vurmuşuz, tekeri patlamış, motoru gitmiş neyse… "Buyur, araba tamam."
Arabanın arabalığı kalmamış. Bu benzetmelerden, misallerden şunu demek istiyorum, İslâm'ın bir ahlâk sistemi var. Dünyada başka sistemler de var. Hazreti Âdem zamanından beri, Peygamber Efendimiz'in zamanından beri bir İslâm var, bir küfür var. Bir iman var, bir küfür var.
Peygamber Efendimiz'in zamanında da müşrikler, imansızlar vardı. O zaman da kötü insanlar vardı. O zaman da hırsızlar, arsızlar, edepsizler vardı ama İslâm onları yendi. Birçok ülkede kendi ahlâkını asırlar boyu hâkim kıldı.
İsveç kralı İslâm diyarına genç insanlar gönderiyor. Mektup da yazmış, İslâm diyarındaki sultana diyor ki:
"Muhterem efendim! Size şu talebelerimizi gönderiyorum. Bunları güzel ahlâkınızla, mekteplerinizle, medreselerinizle güzelce yetiştirin. Size yalvarıyorum."
O zaman öyle olmuş. Şimdi işler değişmiş, aksine gitmiş. Biz "Müslümanız" diyebilir miyiz? Dışarıda bir İngiliz'le bir İstanbullu yan yana yürüse nereden anlayacaksın? "Çıkart bakalım hüviyetini." demedikten sonra İngiliz, Fransız, Bulgar, Yugoslavya'dan akrabasını ziyarete gelmiş Yugoslav, Boşnak veya İspanyol, İtalyan… Onlar biraz da esmer olarak bize benzerler. İngilizler biraz sarışın olur, oradan biraz anlayabilirsin de İtalyan, İspanyol falan oldu mu anlayamazsın da… Giyimler aynı, tavırlar aynı, edepsizlik aynı, seviyesizlik, yüzsüzlük aynı… Namus telakkisi, ar telakkisi, haram helal telakkisi yok; bitmiş.
Bizim kendi ahlâkımız, kendi kültürümüz, kendi medeniyetimiz, kendi yolumuz var. Bir de küfür yolu var. Biz kendi yolumuzda yürür, Allah'ın emirlerini tutar, Peygamber Efendimiz' in sünnet-i seniyyesine sarılırsak cennete gideriz.
Yoksa Allah'ın bize, bizim ibadetimize ihtiyacı yok. Allah'ın bizim adedimizin Müslüman kalmasına ihtiyacı yok. Allah'ın Türkiye'nin Müslüman kalmasına ihtiyacı yok. Cümle cihanın halkı silme kâfir olsalar azametinden bir zerre eksilmez. Hepsi Müslüman olsalar azametine bir zerre ilave olmaz. Ne olacak!..
Kün fe yekûn.
İsterse "ol" der, bir başka dünya halk eder; tepeden tırnağa hepsi Allah'ın sevgili kulları, veli, evliyadan ibaret bir ülke halk eder. Dilerse bir ülkenin ahalisinin hepsini Müslüman yapar, dilerse kâfir yapar. Bizim O'na, Allah'ın rızasına ihtiyacımız var. Bizim cennete girmek için çalışmamız, cehenneme düşmemek için gözümüzü açmamız lazım!
Yolu nedir?
Cennetin yoluna Peygamber Efendimiz'in arkasından gittiğin zaman varılır. Peygamber Efendimiz'in yoludur. Cehennemin yolu da şeytanın emrettiği, nefsin, günahların olduğu yoldur. İç içkiyi, koş kızların peşinde, al haram parayı, harca, zulmet, her türlü edepsizliği yap; dosdoğru cehennemin orta yerine düşersin. Oradan da dibe gidersin. İnsan, Gayya kuyusuna kadar gider.
Cennetin yolu zordur.
Biz ne yapacağız?
Biz aklımız varsa cenneti kazanmak için çalışacağız, cehenneme düşmemek için çırpınacağız. Çırpınır da kurtarırsak, biz kurtuluruz. Allah cehenneme soracak;
Heli'mtele'ti. "Ey cehennem! Ey benim kahrımın yurdu olan, çeşitli azaplarımın toplanmış olduğu ve kâfirlerin atıldığı azap yurdu! Doldun mu? Tamam mı? İçin doldu mu? Yer sıkışıklığı var mı?" Ve tekûlu hel min mezîd. "Yâ Rabbi, daha var mı? Daha varsa, daha gelse hepsini alırım."
Biz ondan kaçmalıyız. Cehenneme bölük bölük atılacaklar, atılacaklar, gelecekler. Cehenneme düştüğün zaman cehennemdeki vazifeliler soracaklar;
E lem ye'tiküm nezîr. Kâlû belâ, kad câenâ nezîrün fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in.
Ve kâlû lev künnâ nesmeu ev nağkılu mâ künnâ fî ashâbi's-saîr.
Allah Allah! Yâ siz ne biçim varlıklarsınız! Size hiç bu tehlikeleri önceden haber veren bir nezir, bir münzir, bir korkutucu, bir ihtar edici, bir ikaz edici, bir hakikati söyleyici, bir ihbarcı gelmedi mi?"
"Hayır, geldi! Geldi ama biz onu tekzip ettik, 'yalan söylüyorsun' dedik, inanmadık. 'Allah bir şey indirmemiştir' dedik. Ah! Keşke kulağımıza girseydi, keşke akletseydik de şu cehennem ehlinden olmasaydık." diyecekler.
O zaman diyecekler. Allah onların böyle diyeceğini dünyada şimdiden bildiriyor, Kur'ân-ı Kerîm yazıyor. Bunu duyarsın; doğru mu yanlış mı, gerçek mi yalan mı? Gerçek! Doğru! Bu, böyle olacak! Allah önceden bildirmiş. İnanırsın, kendini ona göre ayarlarsın.
Peki, bir insan kendini ona göre ayarladığı ve iyi Müslüman olduğu zaman ne oluyor?
Karşılıklı konuşalım. Bizim sesimizi de bantlara alıyorlar; herkes duysun. İçimizde saçı sakalı ağaran, beli bükülenler, bunca yıl Müslüman yaşayanlar var. Müslüman yaşadık da Allah'ın nimetlerinden bir mahrumiyete mi uğradık? Müslümanlıktan bir zarar mı gördük, bir eksikliğe mi uğradık?
Hayır! Elhamdülillah, eşşükrülillah. Allah-u Teâlâ hazretlerinin verdiği nimetlere hamd-ü senalar olsun. Çeşitli nimetler elimizde. Memleketimiz gül gülistan; güneşlik, meyvelik, bolluk... Dışarıda diyorlar ki, "Türkiye'ye gidin. Bolluk, ucuzluk, cennet gibi bir memleket..."
Öyle diyorlar. Çünkü Almanya'ya gidiyorsun, adam karpuzu dilimle satıyor. İki tane patlıcanı yan yana koymuş, üstüne bir naylon geçirmiş, iki patlıcan satıyor. Bizde bakkala, kasaba, manava gitsen; "İki patlıcan ver." desen adama gülerler. Zaten biz de tatmin olmayız. Pazara gittiğimiz zaman oradaki küfeciye, "Yanımdan gel." diyor, küfeciyi yanımıza alıyor, küfeyi dolduruyoruz, elhamdülillah.
Neden?
Bolluk memleket! Üzümü kasayla alırız. Meyveyi üç kilo, beş kilo… "Üç kilosu beş yüz lira" diyor, "Bin liralık doldur" diyoruz. Altı kiloyu nasılsa adam taşıyacak, küfenin arkasına dolduruyor.
Neden?
Bolluk! Bizim yakamızı silktiğimiz bu güneşi, "Allah Allah" diye İsveç'te, Norveç'te, Danimarka'da, İngiltere'de, İrlanda'da, Kanada'da arıyorlar. "Ah bir güneş çıksa da güneşin cemalini görsek." diye kıvranıyorlar. Allah bize bu güneşi vermiş.
Diyar diyar geziyorsun, bir güzel içme suyu yok. Allah bize iki adımda bir çeşme vermiş. Kayaların altından güldür güldür, şıldır şıldır akıyor; elini sokuyorsun elin donuyor, abdest alıncaya kadar bileklerin, ayakların sızlıyor. Uludağ'a çıkıyorsun bir başka tatlı, Bursa'ya gidiyorsun bir başka güzel. Nereye gitsen güzel!
Neden?
Allah nimet vermiş. Bir kere güzel bir memleket vermiş. Ondan sonra, komşum bana karşı iyi davranır, ben komşuma karşı iyi davranırım; kimse kimsenin hakkını yemez.
Kötü huylular cennete girmeyecek, iyi huylular cennete girecek. Allah-u Teâlâ hepimize kötü huyları tasviye etmemizi nasip eylesin. Güzel huylar ile müzeyyen olmamızı yakın zamanda nasip eylesin.
Muhterem kardeşlerim!
Kötü huylar hep kâfirlerin anlattığımız açık saçıklık, hırsızlık, arsızlık tarzındaki huylar değildir. B izim kitaplarımızda yazılmış daha başka kötü huylar da var. Mesela kibir, mesala ucûb; onlar hiç bilmezler. Onların akılları, fikirleri kibir ve ucûba göre hareket etmektir. Güzel giyinecek, kravatı ütülü, yakası bilmem nesi; kibir! Herkes kendisini alkışlayacak, beğenilecek, meşhur olacak.
Bizim dinimiz, bizim felsefemiz; eş-şöhretü âfetün, "Tanınmış olmak, meşhur olmak afettir." diyor. Onların ömürleri şöhret kazanmak için geçer. Biz "tevazu iyidir" deriz, onlar kibir için koştururlar. Onların [mantıkları] tamamen ters…
Biz "haset kötüdür" deriz, onların işi gücü birbirlerine karşı haset… Bizde insanın dış görünüşüyle içindeki duygular farklı olursa buna "riya" derler, doğru değil diye ondan kurtulmaya çalışırız. Onlar tepeden tırnağa riyakârlıkla doludur. Adamlar riya torbasıdır, tulumudur; insanın yüzüne gülerler kuyusunu kazarlar.
Gelirler, burada bizim devlet adamlarıyla anlaşma yaparlar. Amerika'ya giderler, tutmazlar. Bizimkiler de saf saf onlara inanırlar. Anlatamazsın, onun kravatına aldanırlar, "Herhalde bu sefer dediğini yapacak." derler, yine aldatır. İşleri odur.
Allah bizi görünmeyen, kalbin afeti olan gizli, çirkin huylardan da görünen, zahir kötü fiillerden, huylardan da korusun. Bizi içi dışı mamur, aydın, temiz, pak, asil, zarif, kâmil, edip, yüksek, has, halis Müslümanlar eylesin.
Günah işledikçe boynumuzu bükeriz;
"Yâ Rabbi! Bizi affet. Yâ Rabbi! Bizi affet. Yâ Rabbi! Bizi sana karşı günah işlemeyecek bir duruma getir. Bizi edepli kul eyle, yâ Rabbi! Sen bize sabahtan akşama, küçüklükten büyüklüğe, yazdan kışa nimetler ihsan ediyorsun, ihsan ediyorsun, ihsan ediyorsun; biz de sana edepsizliğimizden, yüzsüzlüğümüzden, saygısızlığımızdan isyan ediyoruz, isyan ediyoruz, isyan ediyoruz… Bizi bu durumdan kurtar, yâ Rabbi! Bizi edepli kul eyle, yâ Rabbi!"
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
04.12.1986 -
Ashabın Mahşerdeki Durumu,
06.02.1988 -
Alimler, Görüldüğü Zaman
