İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

07.02.1988 - Kıyamet Alametleri, Aile Yükü Az Olan Hafiftir

07.02.1988 - Kıyamet Alametleri, Aile Yükü Az Olan Hafiftir
Hadisler Deryası

07.02.1988 - Kıyamet Alametleri, Aile Yükü Az Olan Hafiftir

23.02.2025
26 dk 10 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Ye'ti aleyküm zemânün lâ yencû fîhi illâ men deâ duâi'l-ğarîki.

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

''Sizin üzerinize bir zaman gelecek; o zaman ancak boğulmak üzere olan bir insanın yaptığı dua gibi dua eden insan kurtulacak, başkası kurtulamayacak.''

Neden? Çünkü çok acılar, ıstıraplar, zulümler, haksızlıklar, üzüntüler, sıkıntılar olacak.

Biz şimdi nasıl dua ederiz?

Elimizi açarız; gözümüz caminin nakışında, aklımız bakkal hesabında, camiden çıktıktan sonra gideceğimiz yerde, daha önce konuştuğumuz işte. İşte öyle hafif bir dua ederiz. ''Yâ Rabbi! Sen bana şunu ver, bunu ver.'' deriz, önem vermeden.

Halbuki Peygamber Efendimiz; ''Allah-u Teâlâ hazretleri gafil bir kalp ile eğlenen, oyalanan dağınık bir kalp ile yapılan duayı kabul etmez.'' diyor. Dua candan olacak.

Kime dua ediyorsun, kimin huzurundasın?

Bileceksin, öyle dua edeceksin. İmanın zaafından, gevşekliğinden, yaptığı ibadetin önemini anlamamaktan, değerini bilmemekten, duanın ne kadar önemli bir iş olduğunun farkına varamamaktan kaynaklanıyor. ''Azaplar olacak, ikablar olacak; yarım ağızla, gafil kalp ile yapılan dualar kabul olmayacak. Onlar helak olacaklar, kurtulamayacaklar. Ancak boğulmak üzere olan bir insanın can havliyle, korkuyla, gözleri fal taşı gibi açılmışken yaptığı şekilde; ‘Aman yâ Rabbi, kurtar yâ Rabbi!' diye dua eden kurtulacak.' diyor.''

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Müslümanlarla kâfirlerin, müşriklerin yaptığı bir savaşta ellerini öyle kaldırdı, öyle candan dua etti, öyle tazarru ve niyaz etti ki üstünden omzundan elbisesinin üst tarafı sıyrıldı, aşağıya düştü. İnsanın bütün ihtimaller olup, bitip sonuca yaklaştığı sırada yaptığı dua değersizdir. Yumurta kapıya geldiği zaman yapılan dua değersizdir. Asıl değerli dua; insan sıhhatli iken, hali vakti yerinde iken, sıkıntısı yokken, huzuru tamken yapılan duadır.

Allah'ı bilip de ona candan dua ediyor mu?

İşte o vefalı, o iyi Müslüman, o sadık Müslüman! Şu anda durumu iyi olduğu halde bak nasıl tazarru ve niyaz ediyor! Allah onu sever. Sıkıntıya düştüğü zaman yaptığı duasını da kabul eder. Ama geniş zamanında Allah'ın adını hiç anmaz, hiç hatırlamaz. Şairin dediği gibi ayakkabısı vurmazsa ''Allah!'' demez. Ancak ayakkabısı sıktığı için ''Aman Allah!'' der.

Bazen bakıyorum ''İnşaallah mâşaallah'' diyenlerin dinle, imanla ilgisi yok. Sözün gelişi söylüyor.

Rabbimiz kendisine kuvvetli bir şekilde iman etmiş olmayı nasip etsin. İmanımızı kuvvetli eylesin. Dualarımızı candan yapmayı nasip eylesin. Sanki son duamızmış gibi sanki boğulmak üzereymişiz gibi candan dua etmeyi nasip etsin.

Allah böyle duayı sever, duada ısrarı sever, ısrarla yapılan duayı sever; ''Aman yâ Rabbi!'' diye yalvarmayı, gözyaşı dökmeyi sever. O duyguları, o coşkunluğu, o bağlılığı, o sevgiyi, o saygıyı, o haşyeti, o huşûyu Allah cümlemize nasip eylesin. Bu duygu olmayınca olmuyor, olması için de zikir gerekiyor, tesbih gerekiyor. Kulun geceleri Allah'ı yâd etmesi gerekiyor, gözyaşı dökmesi gerekiyor; o zaman olacak. Onu da ''yap'' diyoruz, millet bucak bucak kaçıyor, yapmıyor. Yapmayınca da adı Müslüman ama hâli acayip oluyor, İslâm'a uygun olmuyor; zayıflığımız buradan kaynaklanıyor.

Ye'tî ale'n-nâsi zemânün yetehallekûne fî mesâcidihim leyse himmetühüm ille'd-dünyâ leyse li'l-lâhi fîhim hâcetün felâ tücâlisühüm.

Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş, Müstedrek kitabında kaydedilmiş bu hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

''İnsanların üzerine bir zaman gelip çatacak ki o zaman o insanlar mescitlerde halka halka, dairevî şekilde oturacaklar. Hocanın, cemaatin akılları fikirleri, düşünceleri, gayretleri, hedefleri, niyetleri dünyalık olacak. Tek düşündükleri para pul, kazanç, geçim, dünyada rahat etmek, keyif çatmak, tatil yapmak, huzur içinde olmak olacak. Ne şişi yakıyor ne kebabı. Mescide de geliyor ama aklı fikri dünyalık. Allah'ın o kullara ihtiyacı yoktur. O alimlere, o dinleyicilere, o cemaate ihtiyacı yoktur. Siz onlarla; işleri, akılları, fikirleri dünyalık olan o insanlarla oturmayın.''

Akılları fikirleri dünyalık olan insanlar iki türlü olabilir. Birincisi; camiye geliş nedenleri dünyalık olur. ''Ben bu konuşmayı yaparsam şu kadar para alacağım.'' Veyahut ''Bu mevlidi okutan, bu hatmi yaptıran kimse çok zengin; herkesin cebine para koyuyor, herkese bir ikramda bulunuyor. Veyahut ''Ben onun sohbetine geleyim, onunla ahbaplığı bozmaya gelmez. Keratayı sevmiyorum ama ne yapalım, toplantısına gitmek zorundayız. İşim bozulmasın diye gideceğim.'' der, yani sağlanacak bir menfaatten dolayı olabilir.

İkincisi; konuşmaları dünyalık olabilir, dünya menfaati olabilir. İnsan camide halka halka neden oturur? Zikir için oturur. Zikir halkası olur; ''Allah'' der, salât-u selâm getirir, zikreder, tesbih eder. Ama dünyalık için oturanlar öbek öbek, halka halka kah kah kah, kih kih kih gülüşürler!

Medine-i Münevvere' den Mekke-i Mükerreme'ye gidiyoruz. Yanımızda oralı bir doktor var. Bir camiye, mola yerine geldik. Namaz kılacağız, ondan sonra yolumuza devam edeceğiz. Camiye girdik; cami tıklım tıklım dolu, halka halka olmuşlar. Muhtelif milletlerden insanlar oraya gelmişler, demek ki Hicaz'a gelmiş insanlar. Cami kahvehane gibi durmadan konuşuyorlar. Bizim doktor kibar bir kimseydi; iyi bir insan, gayretli bir kimse. Kendisi Arap; Türkçe de biliyor, Arapça da biliyor. Bunlara yüksek sesle bir bağırdı, bir azarladı;

''Ey insanlar! Ne oluyorsunuz? Burası Allah'ın evi! Şurada namaz kıldık, namazı nasıl kıldığımızı anlamadık. Burası sohbet yeri mi? Niye böyle sesinizi yükseltiyorsunuz? Allah'tan korkmaz mısınız? Günah değil mi? Ayette, hadiste böyle denmiyor mu?''

Çok sert, bağıra bağıra azarladı, kalabalık sus pus oldu, hiç ses kalmadı. Demek ki böyle de olabilir.

Konuşmaları dünya olursa onlarla oturmamak gerekiyor. Veyahut niyetleri dünyalık elde etmek, menfaat sağlamak olursa onlarla oturmamak gerekiyor. Mescitler Allah'ın evleridir. ''Allah'ın evi'' sözü az bir söz değil. Burada insan yaptığı işe, takındığı tavra dikkat edecek.

Sen gidip de bir valinin konağında keyifle, istediğin gibi hareket edebilir misin?

Oturacağın kalkacağın yere, attığın adıma, her şeye dikkat edersin. Hele bir reisicumhura gidecek olsan o zaman daha da dikkat edersin. Adam kirli paslı hâli ile üç gün ayağından çıkarmadığı, bir zamanlar rengi beyaz olan ama pislikten kapkara olmuş, terden sırılsıklam olmuş çorabıyla camiye geliyor. Allah'ın evindesin, öteki kulları kaçırıyorsun! Bastığı yeri arkasından ıslak bezle silmek gerekiyor. Üstü başı perişan!

Her mescide girdiğinizde, her mescidin ihtirama layık bir makam olması dolayısıyla, iclali gerekiyor, hürmet etmek gerekiyor. Güzel, temiz, pak elbiselerini giyecek. Elleri, yüzü, ayakları yıkanmış olacak, güzel kokular sürünmüş olacak. Caminin içine girdiği zaman gürültü patırtı etmeyecek, dünya kelamı ile meşgul olmayacak.

''Ey cemaat-i müslimîn! Benim devem kaybolmuştu, gören var mı?'' Bir kimse eğer böyle derse Peygamber Efendimiz; ''Allah ona devesini buldurtmasın.'' diyor.

Cami deve arama yeri mi?

Devenin araştırmasını yapma yeri mi?

Değil! Orada kaybolmuş olan malını, hayvanını söyleyen kimse için ''Allah buldurtmasın!'' diye beddua ediyor. Cami ibadet yeri; onun için her Müslümanın buna göre tavır takınması gerekiyor.

Bizim Müslümanlıktan nasibimiz çok az. Bir acayip kavim, bir acayip nesil olduk. Allah bize edep nasip etsin. İslâm'ın edepleri çok ince, anlayabilirsek. Mescitte de İslâm'ın adabı son derece ince. İnsan tir tir titrer. Büyüklerimizin hayatlarında okuyoruz, namaza geldikleri zaman limon gibi sararırlarmış.

Ne oldu, hasta mı oldun, bir derdin mi var?

''Hayır, ama biraz sonra Rabbimin huzuruna çıkacağım.''

Korkudan, hürmetten, haşyetten limon gibi sararırlarmış.

Neden?

Çünkü Rabbinin huzuruna namaza çıkıyor. Nerede onların namazı, nerede bizim namazımız? Nerede onların Müslümanlığı nerede bizim Müslümanlığımız? Nerede onların nezaketi, zarafeti, adabı, ahlâkı nerede bizim hâlimiz, kabalığımız, itişmemiz, çekişmemiz, saf için kavga etmemiz.

Efendimiz safların sık olmasını emrediyor. Ön tarafta millet geniş geniş, aralıklı aralıklı, atlamalı atlamalı oturmuş. ''Ben de şuraya gireyim.'' diyorsunuz. Öfkeyle bir bakıyor sanki gözünden çıkan ışınlardan mum gibi eriyeceksiniz, halılara döküleceksiniz. Sen aldırmıyorsun; ''Müslüman kardeşimdir, Peygamber Efendimiz de safları sıkı yapmayı emretmiş, neyse.'' diyorsun, yine safın arasına giriyorsun. Ama bu sefer o, bir hışımla arka safa geçiyor.

''Sen misin ön safa gelen, ben de arka safa geçerim.''

Nereye gidersen git!

Ön safın sevabı daha çok. İşte Allah seni mahrum ediyor. Arkaya gittin mi mahrum oluyorsun. Sabredeceksin! Namazda omuzlarının birbirlerine sürtünmesinden sahabe-i kiramın elbiselerinin omuz başları eskirmiş.

Ne izdiham oluyor ki ne sürtünme oluyor! Elbisenin eskimesi öyle kolay olmaz ki. Bizim saftaki duruşumuz gibi durmakla elbiselerin omuz başları eskimez, arkadaşlar. Sahabenin eskiyormuş. Demek ki nasılmış? Alimallah sımsıkı.

İzmir üzümleri vardır. Gübreyi çok verirsin, salkımın taneleri birbirine girer. Bir tane koparacaksın koparamazsın, birbirine kaynamış gibidir. Demek ki Müslüman öyle olacak.

Bu neden olur?

Sevgiden, sabırdan, tahammülden, birbirine bağlılıktan, hadis-i şerife aşina olmasından, Allah'a saygısından olur. Yok, bizim halimiz böyle değil! İnsanlar arkaya geçiyor. ''Ben, sen arkaya geçesin diye buraya gelmedim. Kurbanın olayım. En arka safa gideyim ben, yeter ki sen yerinde dur. Hadis-i şerifte, ‘Saflar boş olduğu zaman aralarından şeytan geçer.' diye bildiriliyor da ben ondan geldim, yoksa aşıklısı değilim. Sevabın hepsi de senin olsun. Allah seni cennette en yüksek dereceye çıkarsın. Senin mevkiinde makamında gözüm yok. Manevi mevkiini de Allah daha ziyade etsin.''

Ama eksiğiz, âdâb bakımından eksikliyiz. Allah lütfuyla bizi o güzel edeplerle ahlâklarla edeplendirsin.

Bu hadis-i şerifler; ''Bir zaman gelecek, çok kötü haller olacak.'' diye devam edeceği için ben biraz size yükleneceğim, sıkı durun. Kusura bakmayın, bana darılmayın çünkü hadis-i şerif okuyorum.

Ye'tî ale'n-nâsi zemânün efdalü ehli zâlike'z-zamân küllü hafîfi'l-hâz. Kîle. Yâ Resûlallah! Ve mâ hafîfü'l-hâz. Kâle: Kalîlü'l-ıyâl.

Bu hadisten reisicumhur memnun olur, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hadis-i şerifinde şöyle diyor: ''İnsanların üzerine bir zaman gelir ki bu zaman ahalisinin en faziletlisi, hafîfü'l-hâz olanlardır.''

Hâz, ''sırt'' hafîfü'l-hâz ''arkası hafif olan'' demektir. ''O zaman geldiğinde, zamanın en faziletli insanları sırtı hafif olanlardır.''

''Yâ Resûlallah! Sırtı hafiften maksadın ne?'' diyorlar. Şöyle buyuruyor:

Kalîlü'l-iyâl: ''Aile efradı, geçimi ile mükellef olduğu kimseler, az olur.''

Aile yükü az olanlar. O zaman geçim için; ''Harama sapacağım, kazanacağım.'' diye uğraşma olmaz, ibadet yapma imkânı olur diye söylemiş herhalde, Allah-u âlem.

Aslında ben doğum kontrolünün külliyen karşısındayım.

Peygamber Efendimiz ''Ben sizin çokluğunuzla iftihar ederim.'' diyor. Çocuklarımızı bir Müslüman yetiştirdik mi yaşadık. Rusya'yı istila ederiz, biter.

Devlet erkânı Ortak Pazar'la anlaşma yapmış; 12 tane Hristiyan devletin arasına 13. olarak biz de gireceğiz. Onların arasında onda bir nispetine düşeceğiz. 450 kişilik meclislerinde 50 tane üyemiz olacak. Kim ne söyler, kim ne dinler, ayrı.

Biz ''Bu birliğe girelim.'' diye müracaat ediyoruz; Avrupa nazlanıyor. Aslında ''Yan cebime koyun.'' diyor ama biraz da nazlanıyor, almaktan korkuyor.

''Bunlar çok çoğalıyor.'' diyor. Çoğalıyor; binde yirmi beş, çoluk çocuk artıyor.

''Hocam bir kızımız oldu, ismini ne koyalım?''

''Hocam bir oğlumuz oldu.''

Allah ömür versin, analı babalı büyütsün; ''adı Saliha olsun, Edibe olsun'' diye biz de söylüyoruz.

Mâşaallah! Yeğenlerimiz, torunlarımız, kardeşler, bakıyorsun dede olmuş, baba olmuş. Torununun torununu görmeye doğru gidiyoruz. Mâşaallah çoğalıyoruz, çok güzel. Korkuyorlar. Almanya'da nüfus azalıyor. Neden?

Çünkü çocuk yapmıyorlar. ''Kim uğraşacak çocuğun ağlamasıyla, çocuğun altıyla, üstüyle?'' diye düşünüyorlar. Çocuk yapmıyorlar.

Nüfus azalıyor. 70 milyondan 69 milyona, 69 milyondan 68 milyona yavaş yavaş düşüyor. Rahat ediyorlar; çoluk yok, çocuk yok. İstedikleri zaman tatile giderler. Yanına hanımını oturtur, kendisi direksiyona geçer, kayak malzemesini yukarıya alırlar.

''İspanya'ya gidelim, İtalya'ya gidelim, Yunanistan'a gidelim. Sıcak ülkelerde güneş altında kebap olalım. Bir o tarafa bir bu tarafa dönelim.

Kim uğraşır çocukla?

Peygamber Efendimiz; ''Evlenin, çoğalın. Ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere mübâhât edeceğim, iftihar edeceğim.'' buyuruyor.

Ben de onu esas alıyorum. Biz böyle çok çocuk yaptığımız, çoğaldığımız için şimdi 70 milyonuz. Beş-on sene daha geçince 110 milyonuz. Biraz daha geçti mi 150 milyonuz. Adamlar korkuyorlar; ''Bizim bu Türklerle başımız dertte.'' diyorlar.

Korkuyorlar ama aslında biraz da hesap yapıyorlar; ''Bunların nüfusu şu kadar, bizim nüfusumuz şu kadar. Şimdi biz bunların onda biriyiz.

Türkiye'de bu 70 milyonun ne kadarı adam olur? İslâmî bakımdan geçerli notu kaç kişi alabilir? Sınıfta kalmayan kaç tanesi var?

Yüzde beş.

Bizim çocukluk zamanımızda yüzde üç idi, yüzde bir idi. Şimdi yirmide bir oldu. Gerisini ne sen sor ne ben söyleyeyim. Görüyoruz etrafımızda; köylüyü de görüyoruz, şehirliyi de. Zengini de fakiri de. Dünyalıkları tıkırında oldu mu Allah'ın adını anan yok. Camiye gelen, ibadet eden yok. Babası kırk kere söylese caminin kapısına kadar getirse kapıdan kaçıyor. Evinde başını örttürse sokağa çıkınca açıyor. Demek ki onda bir desek oranın da zaten onda biriyiz.

O zaman yüzde bire düşüyoruz; ''Yüzde bir olan bu insanları da biz nasıl olsa kendimize benzetiriz.'' diye heves ediyorlar. ''Biz bunları gâvurlaştırırız. Bu sakallı, bereli, şalvarlı olanlar zor, onları halledemeyiz. Çünkü onlar biraz İslâm'ı duymuş, öğrenmişler. İkinciler Türkçeyi peltek peltek konuşuyorlar. O dili biraz öğrenmiş, orta. Üçüncü nesil evlendi de. Onlar zaten Almanla mı evlenir Türk ile mi evlenir, gönlü kimi beğenir, bilmiyoruz. Onun da çocuğu oldu mu üçüncü nesil third generation. ''Üçüncü nesil bizimdir.'' diyor Almanlar. Babalar, iş yok! Gönder Türkiye'ye. ''Adam olmaz. Namaz kılıyor. Entegrasyon imkânı yok. Bunları eğitip öğütüp hamur etmek, pişirmek yutmak mümkün değil, gönder!''

İkincisi fi'l-menzili beyne'l-menzileteyn. İki cami arasında beynamaz. ''Oraya mı gitsem, buraya mı gitsem, şuraya mı gitsem? Bunu mu yapsam, şunu mu yapsam?'' Türkiye'de rahat edemiyor.

Neydi o Almanya'nın sokakları, halleri? Almanya'ya hasret duyuyor. Almanya'ya gitse babası razı değil. Ne Türkiye'ye tam uyuyor ne Almanya'ya tam uyuyor? Üçüncüde böyle bir bocalama yok. Üçüncü doludizgin. İlkokuldan hatta hastaneden itibaren Alman usulü yetiştiği için Alman cemiyetine tam uyum sağlıyor. Adının Ahmet, Ali, Veli, Hasan, Hüseyin olması fark etmez. Ötekisi ile uyum içinde. El sıkması, selam vermesi, yemek yemesi, oturması kalkması, bira içmesi, filanca yerde domuz etini sol eline çatalı alıp sağ eliyle kesip yemesi zor bir şey değil. Onların hepsi entegre olmuş!

Gazetelerde de okuduk; yalan mı doğru mu bilmiyorum, güvenilmez ama kontenjan doldu mu ötekiler ayakta kalır. ''Üçüncü jenerasyon bizim.'' diyorlar. Türkiye de girerse tamam, biraz sıkıntı çekeriz. Üç nesil geçti mi innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn. ''Bir zamanlar Türk diye bir millet varmış, Müslümanlarmış. Benim dedem onlardanmış.'' diye söylerler artık. Öyle düşünüyorlar. Ama nüfus fazla olunca korkuyorlar. Onun için ben de ''Onların korktuğunu yapalım, çoğalalım, adedimiz artsın.'' diyorum.

Allah her şeyin gerçeğini görüp onu yapmayı cümlemize nasip eylesin.

Araplar Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gelmeden önce geçim korkusundan çocuklarını, kız çocuklarını ''evlenecek, çoluk çocuk olacak, savaşamaz'' diye diri diri toprağa gömerlermiş. Mezarı kazarlar, içine atarlar, üstüne toprağı örterlermiş. Boğulur; aşağıda bir iki bağırır, ölür gider.

Haşyete imlâk. ''Geçimin, gıdalanmanın, yemeğin sağlanamayacağından korktuğu için.'' ''Çocuğu besleyemem.'' diye öldürürlermiş. Yemek mahdut, gıda mahdut, çöl. Hurmalar bir avuç, sütler az, hayvanlar az. ''Fazla boğaz olmasın.'' diye öldürürlermiş.

Allah-u Teâlâ hazretleri; ''Ben sizi ve onları rızıklandırırım. Rızık benden, korkmayın!'' buyuruyor.

Bizim memlekette de doğum planlaması yapılıyor. Hanımlar çok çocuk istemiyor. Bizim hanımlar da keyfine düşkün. Hükümet de çok çocuk istemiyor. Çünkü çok çocuk; çok problem, çok okul, çok iş demek. Yaşayanların yaşamlarına, keyiflerine biraz noksanlık demek.

İnsanlar; ''Nüfusumuz çoğalmasa bu imkânları daha bol yeriz, daha iyi olur.'' diye düşünüyorlar. O zaman zihniyet bakımından çocuğunu kuma gömen Arap'la aynı noktaya geliyor.

Rızkı Allah vermeyecek mi? Allah verecek!

Ne korkuyorsun? Korkma!

Korkuyor. O çocuğunu gömen Arap'la aynı duruma düşüyor.

Allah-u Teâlâ hazretleri her şeyimizi rızasına uygun yapmayı cümlemize nasip eylesin.

Fatiha-i Şerife mea’l besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA