08.11.1987 - Az Konuşmak, İstemek, Helal Kazanç

08.11.1987 - Az Konuşmak, İstemek, Helal Kazanç
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Yâ Hafsa! İyyâkî ve kesrete'l-kelâm fe-inne kesrete'l-kelâmi bi-gayri zikrillâhi tümîtü'l-kalb ve aleyki bi-kesreti'l-kelâm bi-zikrillâhi fe-innehû yuhyi'l-kalb.
Hafsa radıyallahu anhâ'dan rivayet edilmiş
Hadis-i şerif; Hz. Ömer'in -Ömer b. Hattab'ın- kızı Peygamber Efendimiz' in zevce-i salihâtı, ümmü'l-mü'minîn Hz. Hafsa radıyallahu anhâ'dan rivayet edilmiş.
Peygamber Efendimiz Hz. Ömer'in kızı Hz. Hafsa'ya diyor ki;
Yâ Hafsa! İyyâkî ve kesrete'l-kelâm. "Çok konuşmaktan sakın, aman çok konuşma! Lüzumsuz, çok konuşma!" Fe-inne kesrete'l-kelâmi bi-gayri zikrillâhi tümîtü'l-kalb. "Çünkü Allah'ın zikri olmadan çok konuşmak, Allah'ın zikri konusunda olmayan çok konuşma; kalbi, gönlü öldürür, kalp ölür. Fazla gevezelik yapmak kalbi öldürür. " Ve aleyki bi-kesreti'l-kelâm bi-zikrillâhi fe-innehû yuhyi'l-kalb. "Allah'ın zikri konusunda konuşabildiğin kadar konuş. Allah'ın zikri konusunda çalışabildiğin kadar çalış."
Zikret; Lâ ilâhe illallah de, Allah, Subhanallah, Elhamdülillah, yâ Hak de, yâ Rab, yâ Latîf, yâ Kerîm, yâ Ekrame'l-ekremîn de veyahut da Allah'ın emirlerini, ayetlerini, Peygamber Efendimiz' in hadislerini söyle; bunların hepsi zikrullahtır.
Neden?
Allah'ın dini konusunda yapılan konuşma olduğu için! Mü'minlere yapılan bir konuşma zikrulllahtır. Bunları konuşabilirsin ama bunun dışında, Allah'ın zikri bâbında olmayan konuşmayı yapmak kalbi öldürür. Allah'ın zikri konusunda yapılan çalışma ve konuşmalar kalbi diriltir.
"Kalp" sözü, yanlış anlamalara sebep olur. Burada "kalp", gönül demek. Kalpten murat, sol tarafımızda elimizi koyduğumuz zaman tık tık hissettiğimiz et parçası değil. Asıl olan; o et parçası ile manevi ilgisi olan, manevi bir varlık olan gönül.
Gönlü gevezelik, boş yere konuşmak öldürür; Allah'ın zikri ile lisanı çalıştırmak gönlü ihya eder, diriltir. O zaman İnsanın içi dirilir, gevezelikle ölür.
Ekseriya lüzumsuz konuşuyoruz. İleri geri, lüzumlu lüzumsuz konuşmaya küçükten başlanıyor; sonra, büyüyünce de hastalık haline geliyor, devam ediyor. O hale geliyor ki konuşmasa duramıyor.
Hiç unutmuyorum:
Bizim profesörlerden birisi yaşlanmıştı. Sekreter [ona] demiş ki:
"Hocam, ne diye böyle uzun zahmetler çekiyorsun da İstanbul'dan kalkıp Ankara'ya ders vermeye geliyorsun? Emekli ol, evinde rahatına bak!.."
"Ben o zaman kiminle konuşacağım. İyi, evimde durayım ama o zaman kiminle konuşacağım!.." demiş.
Konuşmadan duramayacak duruma gelmiş.
Hâlbuki kâmil bir Müslüman ne yapar?
Tenha yer arar. Tenha bir yer buldu mu oraya çekilir, tesbihini alır; Allah Allah zikirle meşgul olur. Sabahlar olsa, akşamlar, geceler, gündüzler olsa bıkmaz usanmaz. Zikirsiz alışmış, yalnız duramıyor. Allah, bize zikrini sevdirsin, gönlümüzden, dilimizden zikrini eksik etmesin.
Münafıklar az zikrederler, mü'minler çok zikreder.
Ve izâ kâmû ile's-salâti kâmû küsâlâ yurâune'n-nâs ve lâ yezkurûnellâhe illâ kalîlâ. "Namaza kalktılar mı tembel tembel kalkarlar; namazlarını içlerinden geldiği için değil, riya ile halka gösteriş için kılarlar. Kılmasalar olmayacak, onun için kılarlar ve Allah'ı da az zikrederler, az anarlar!"
Kişi sevdiğini sevgiyle anar, çok çok zikreder hatta rüyasında bile anar, sayıklar.
Biz Rabbimizi çok zikredici kullar olalım. Hepiniz, hepimiz Allah'ın zikrine rağbet eyleyelim. Peygamber Efendimiz en yakınına böyle tavsiyede bulunmuş: Konuşulması mubah olan, günah olmayan sözün bile çoğunu yasaklıyor. Günah zaten yasak. Gıybet etse yasak, dedikodu, yalan söylese, laf taşısa yasak! Bunların hepsi yasak da Efendimiz mubah olan sözleri bile çok çok konuşmayı yasaklıyor; dikkatinizi çekerim! Günah olan söz zaten konuşulmayacak. Onun tavsiyesi başka hadislerde yapılıyor. Burada -zevzeklenmek deriz ya- dili boş şeylerle meşgul etmek, boş yere vakit öldürmek gevezelenmek; onları yasaklıyor.
Yâ Hizam yâ Hâkim! Min ehalli'l-kesbi mâ meşet fîhi hâtâni -yu'ni'r-ricleyn-. Ve mâ amile fîhi hatâni -ya'ni'l-yedeyn-. Ve mâ arikat fîhi hâzihî ya'ni'l-cebîn.
Hâkim b. Hizam isimli sahabeden; ki mübarek bir zât, Kureyş'in şereflilerinden eşrafından bir kimse idi. Fil senesinden 13 sene evvel dünyaya gelmiş, yaşlıca bir kimse. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o zata hitaben buyurmuş ki:
"Yâ Hâkim! İnsanın kazancının, çalışıp para kazanmak için yaptığı ve sonunda elde ettiği kârın kazancının en tatlısı, en helâli, şunları kullanarak insanın koşturup terleyerek yaptığı kazançtır."
"Şunları kullanarak…" diyor, elleri kastediyor; "Şunları kullanarak…" diyor, ayakları gösteriyor. "Şurası terlediği zaman elde edilen kazanç…" diyor, alnı gösteriyor.
Buradan anlaşılıyor ki insanın helâl kazancı; ayaklarıyla yürüyerek, eliyle çalışarak, anlıyla terleyerek zahmet çekerek kazanmasıdır. Bu helâl kazançtır, bedavadan kazanç değildir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyurmuş.
Bu zât macerasını, durumunu anlatıyor. Demiş ki;
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den istedim. Demek ki "Yâ Resûlallah, ihtiyacım var!" demiş, bir şey istemiş.
Fe a'ta'nî.
Efendimiz vermiş. O istemiş Efendimiz vermiş...
Sümme seeltühû fe-a'tanî. "Sonra yine istedim, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yine verdi." Sümme seeltühû fe-a'tanî. "Yine istemiş, arkasından yine vermiş."
Fe kâle sallallahu aleyhi ve sellem. "Peygamber Efendimiz sonra da demiş ki;
Üç kere; o istiyor veriyor, o istiyor veriyor, o istiyor veriyor. Her isteyişinde isteyişini bir kere boş çevirmiyor. İnsanın kesp ettiği şeyin en helâli şu ayakları kullanarak, şu elleri kullanarak, şu alın terleyerek yapılan kazançtır!"
"Zahmetsiz istemek yoluyla değil, bu işi yapma. Çalış, çabala; öyle kazan!" diye tavsiye etmiş oluyor. İstemek kötüdür, istememek iyidir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem istemeyi sahabesine yasak etmişti, "İstemeyin!" demişti. Onlar da istememeye çok dikkat ederlerdi. Bizler de istemeyelim. Şahsen de istemeyelim, milletçe de istemeyelim.
Elhamdülillah, hazinelerimiz doldu, silah sanayine yatıracağız; yabancı şirketler "Aman ihaleyi ben kazanayım, ben kazanayım, ben kazanayım…" diye etrafımızda pervane gibi dolaşıyor. Demek ki millette para varmış. Hiç istemeyelim.
Ne Amerika'dan isteyelim!.. Çünkü kaşığıyla veriyor, sapıyla göz çıkartıyor. Kaşığıyla verirken kaşığın ucuyla insanın gözünü çıkartıyor, gözünü oyuyor alimallah. O bakımdan "Senin olsun, hiç istemiyorum!" diyelim. Allah'ın izniyle kendimiz her şeyi yaparız. Hiçbir şey istememeyi esas alırsak her şeyi yaparız.
Tarık b. Ziyad ne yapmış?
Mücahitler Cebelitarık'ı geçtikten sonra İspanya topraklarına ayak basınca "Yakın gemileri!" demiş, gemileri yaktırmış. Gemilerin hepsini yakmışlar; yelkenler, tahta gemiler çatır çatır yanmış gitmiş. Diyor ki:
"Ey askerler! Arkanız düşman gibi deniz, önünüz deniz gibi düşman!"
Ne güzel söylemiş. Arkadaki deniz ama geçilecek gibi bir şey değil ki! İçine girse boğulur.
"Arkanız size düşman gibi deniz, önünüz de deniz gibi çok düşman!"
"Çarpışın!" demiş. Çarpışmışlar, Allah'ın lütfuyla muzaffer olmuşlar. Çünkü ümit yok, geriye dönme imkânı yok. Gemileri yakmasaydı düşmanın kalabalığını, deniz gibi fazla olduğunu görünce, biraz sıkışınca gemiye gideceklerdi; yelkenleri açıp geriye gideceklerdi. Komutan onu başından sezinlemiş. Kendi gemilerini çatır çatır yaktırmış. "Başka çare yok, düşmanla çarpışacaksınız!" demiş. Biz de öyle yaparsak biz de her şeyi elde ederiz.
Amerika'dan alıyoruz.
Ne alıyoruz?
Modası geçmiş, Kore harbine girmiş çıkmış, kurşunlarla delik deşik olmuş cipleri boyayıp bize gönderiyor. Parasız veriyor, yedek parçasından para alıyor; yine yüzü astarından fazlaya geliyor! Kullanılmış arabayı alıyoruz, fazlaya geliyor.
Amerika bir yardım yapacak:
"Yardım yaparım ama Kıbrıs'a şu tavizi ver. Kendi memleketinde şunu yap. Benden şu malı al…" diyor. Bizim ihracatımız, dış borcumuz şu kadar artıyor. Hepsi oyun! Alavere dalavere. Sonunda yine zarar bizim!
Onun için "Senin hiçbir şeyini istemiyorum. Al senin yapacağın yardım sana ait olsun!" deyip kendi işimizi kendimiz helâlinden görmeliyiz. Birbirimizden istemediğimiz gibi kâfirden de hiç istememeliyiz. Peygamber Efendimiz' e birisi bir şey getirip vermek istedi de Efendimiz;
"Biz mü'minler, kâfirlerden bir şey almayız!" dedi.
Almadı! O onur olsaydı şimdiye kadar çoktan uçak da yapmıştık, diğer aletleri de silahları da yapmıştık. O onuru, haysiyeti, o şerefi kaybettiğimiz için bu durumlara geliyoruz. Millet neredeyse turistlerin pabucunun altını yalayacak!
Yâ Hamza! İnne'd-dünyâ hadiretün hulvetün fe-men ehazehâ bi-hakkıhâ bûrike lehû ve rubbe mütehavvıdın fî mâli'llahi ve mâli Resûlihî lehü'n-nâru.
"Hamza" diye hitap ettiği, amcası; Abdulmattalib'in oğlu olan Hamza. Hamza b. Abdulmuttalip. Peygamber Efendimiz Hz. Hamza'ya seyyidü'ş-şühedâ; "Şehitlerin efendisi en üstünü."
Uhud harbinde şehit olunca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona çok üzüldü. Vahşi onu şehit etti, o Vahşi de sonradan Müslüman oldu. Ebu Süfyan'ın karısının kölesiydi. Azatlık alacağım diye o zaman öldürdü. Çünkü Ebu Süfyan'ın karısı "Öldürürsen seni azat edeceğim!" diye vaat etmişti.
O, "Hürriyetimi alayım." diye arkasında pusu kurdu, hançeriyle yaklaştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in o mübarek amcasını arkasından şehit etti.
[Hz. Hamza] kahramanca çarpışıyorken arkasından şehit etti. Ama kaderin cilvesine bak ki bu Vahşi de Müslüman oldu, Süfyan da Müslüman oldu, karısı Hint de Müslüman oldu; radıyallahu anhüm ecmaîn. Allah onları sonradan yine doğru yola döndürdü. Ama o şehit oldu. Peygamber Efendimiz ona hitaben buyurmuş ki;
Yâ Hamza! İnne'd-dünyâ hadiretün hulvetün fe-men ehazehâ bi-hakkıhâ. "Ey Hamza! Dünya tatlıdır,yeşilliktir, hoş görünüşlüdür ama ona gerektiği mevkii vermek lazım ve onu hakkıyla almak lazım."
Hakkı mukabilinde almak, haksız yere almamak lazım ve ona gerektiği kadar değer vermek lazım. Kimseye muhtaç olmayacak kadar dünyalık lazım. "Allah namerde, merde muhtaç etmesin!" diye helâlinden almak lazım.
"Kim böyle yaparsa; helâliyle ve gerektiği kadar alırsa o zaman hayrını görür. Mübarek, helâlinden aldığı zaman aldığı şeyin hayrını görür. " Bu dünyalıktan tatlıdır hoştur o zaman helâlinden alırsa hayrını görür.
Ama kim Allah'ın ve Resûlullah'ın malına dalarsa; ganimet malına, zekâta toplanılmış olanlara kim dalarsa, onları haramdan yağmalamaya kalkarsa o zaman cehenneme düşer.
Lehü'n-nâr. "O zaman ona cehennem olur, gelir başı belaya girer."
Bu ekseriya memurların karşı karşıya bulunduğu tehlikedir.
Memurlar vazifeliler, kendilerinin olmayan birtakım mallara hâkim durumunda bulunurlar, memuriyetleri dolayısıyla kontrolden kaçırıp ellerindeki imkânı kendi lehlerine kullanırlarsa, iç ederlerse, parayı kendi zimmetlerine geçirirlerse o zaman geçirir ama cehenneme düşmeyi göze alıyor. Cehennemde cezasını çeker.
Almayacak! Harama el uzatmayacak! Peygamber Efendimiz;
"Ganimet malından bir ayakkabı bağcığı alsa cehennemden bir ateşten bağ almıştır!" diyor.
"Hakkım olmayan bir bağcık aldım canım, azıcık bir şey aldım…"
Azı çoğu yok; cehennemden bir bağcık almış, demektir! O bakımdan memuriyeti olanlar; eline bir vesileyle başkalarının malları gelmiş olanlar; vakıf, dernek gibi birtakım sebeplerle hayır paraları kendisine verilen kimseler; bir ticarethanede kasada oturan ve sair para işlerinde ambar memurluğunda malların başında veyahut piyasadan satın alınacak şeyleri alma durumunda olan kimseler… Bunlar çok tehlikeyle karşı karşıyadır.
Benim yakınlarım anlatıyor:
Kendisi imalatçı, tornacılık yapıyor. Kendisine bir metal parçası verilirse "Bunun gibi yüz tane istiyorum, bin tane istiyorum..."
"Tamam yaparım. Tanesi 15 lira, 17 lira…"
Fiyat biçilir, yapar.
Adam fabrikadan geliyormuş:
"Bunu Kaça yaparsın?"
"Tanesini 15 liraya yaparım."
"Hayır, biz sana 20 lira verelim!.."
Kendisi 15 istiyor!
"Biz sana 20 lira verelim ama sen faturayı keserken 25 lira yaz. Parçayı 25 liraya yapmış gibi yap!"
Ne olacak?
5 lirasını imalatçı alacak; 5 lirasını ötekiler, şirketin mubayaa memuru alacak! Müdürüyle bilmem neyiyle bölüşecekler, haramı. Bunu da razı etmek için istediği fiyattan 5 lira fazla teklif ediyorlar ki resmî faturayı öyle versin!
Allah'tan korkmayan bir insan "Tamam kardeşim." der düşünür ki; "Bir parçadan 15 lira alacak yerde 20 lira alırsam şu kadar bin adet olduğuna göre şu kadar kârım olur…"
Kâr olmaz! Çünkü bir insanın hainlik yapmasına destek oluyor. Oradan kendisi kâr etmez! Öteki alanlarda manevi bakımdan kâr etmez. Bu dünyada biraz gelişirler ama bir yerden bir patlak verir. Ya karısı kendisine hıyanet eder boynuzlanır, ya çocuğu eğri yola gider yüzü kızarır ya kendisinin hastalığı artar, derman bulunmaz dertlere düşer veyahut da ahirette de nice cezalara uğrar. Böyle yapmamak lazım. Bu bir hıyanet şekli olmuş oluyor.
Veyahut ambarda mal var. O hesabı belli değil. Oraya buraya gönderiyor, onun parasını alıyor. Sonra da bir kibrit çakıyor:
"Yangın oldu!"
Kundaklıyor, kabahati örtülüyor. Buna benzer şeyi gazetelerden okuyoruz.
Yapar ama cehennemden bir avuç ateş almış olur, cehenneme düşmeyi göze almış olur!
Her şeyimiz kale gibi sağlam olacak. Haram yemeyeceğiz, haram yedirmeyeceğiz: Yememek bir hüner, yedirmemek bir ikinci hüner! İnsanın, başkasının oyununa da alet olmaması lazım.
"Ne yapalım, hiç müşteri bulamıyorum…"
Allah helâlinden versin. Varsın bulma, bulmazsan bulma! Öyle müşteri olacağına olmasın!
O arkadaş anlatıyor: "Hangisi gelse böyle teklif yapıyor!
Gazeteler; "Doğru düzgün, ciddi bir müteahhitlik yapmak istediğin zaman, rüşvet vermediğin zaman işin yürümüyor. Bir ihracat ithalat yapacağın zaman işin yürümüyor. Hayalî ihracat oluyor!" diyor, görüyoruz. Allah'tan korkmamaktan kaynaklanan devlet malını yağmalamaya yönelik bir sürü şey! Ama bunların sebebi dine kıymet vermemek olduğundan ettiğini buluyor, ilgililer de ettiğini buluyor. Dine, dindara kıymet vermiyorlar; onları düşman yerine koyuyorlar, sonra kendileri de beladan kurtulmuyorlar! Her yerde hıyanet!
O bakımdan, Allah bize yaptığımız hizmetlerde haktan ayrılmamayı nasip eylesin, harama sapmamayı, helâllerle beslenmeyi, haram yememeyi nasip eylesin. Velev biraz meyledecek gibi olsa bile Allah o şerri nasip etmesin, yapamasın.
Peygamber Efendimiz; küçükken, daha Peygamberlik gelmeden kendisi; "Bu sefer de ben gideyim, şu düğünü seyredeyim." demiş, müşriklerin düğününü seyretmek istemiş. Arkadaşları gitmişler. Yolda bir uyku basmış, düğüne gidememiş. Bir de bakmış ki sabah oldu. Yolda uyumuş kalmış.
Neden?
Allah-u Teâlâ Peygamber Efendimiz' e onu seyrettirtmek istemiyor.
Allah bizim haramlarla ilişkimizi kessin, bizi o tarafa uğratmasın, haram yiyen insanlardan da uzak etsin. Daima helâl yiyen, namuslu, dürüst, mert, kahraman, fedakâr, yiğit arkadaşlarla işleri yapmayı, yürütmeyi nasip eylesin.
Fatiha-i Şerife mea'l-Besmele…
05.10.1986 -
Cüzzam Hastalığı, Ashaba
07.02.1988 -
Öyle Bir Zaman
