İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

06.04.1986 - Cennetlikler

06.04.1986 - Cennetlikler
Hadisler Deryası

06.04.1986 - Cennetlikler

27.10.2025
18 dk 45 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Vellezî nefsü Muhammedin bi-yedihî innî le-ercû en tekûnû nısfe ehli'l-cenneti ve zâlike enne'l-cennete lâ yedhulühâ illâ nefsün müslimetün ve mâ entüm fî ehli'ş-şirki illâ ke'ş-şa'rati'l-beyzâi fî cildi's-sevri'l-esvedi ev ke'ş-şa'rati's-sevdâi fî cildi's-sevri'l-ahmeri.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' den Abdullah İbn Mes'ud radıyallahu anh rivayet eylemiş. Buhâri ve Müslim sahih kitaplarına bunları kaydetmişler. Bu hadîs-i şerîfi oralarda buluyoruz. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Vellezî nefsü Muhammedin bi yedihî. "Muhammed'in canı elinde olan Zât'a yemin ederim ki…" Yaşaması, ölmesi, hayatı, mematı, yükselmesi, alçalması, her şeyi Allah-u Teâlâ hazretlerinin elinde; o bakımdan Allah'a böyle yemin ediyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Vallâhi demiyor. Vellezî nefsü Muhammedin bi yedihî. "Muhammed'in canı, kudret-i elinde olan Allah'a yemin olsun ki." İnnî le-ercû en tekûnû nısfe ehli'l-cenneti. "Muhakkak umuyorum ki, kuvvetle ümit ediyorum ki siz cennet ehli, ahalisinin yarısı olursunuz. Bütün cennet ahalisinin miktar olarak yarısı siz Ümmet-i Muhammed olursunuz, ben bunu kuvvetle ümit ediyorum." buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Bu büyük lütuf! Diğer ümmetler tâ Hz. Âdem atamızdan beri bu zamana gelip geçmiş bir sürü milyonlarca, milyarlarca insan bir tarafa; bizim ümmetimiz, âhir zaman ümmeti ama cennetin yarısı oluyoruz. O kadar milyarların içinde bize bu kadar büyük bir hisse…

Bu neden? Ve zâlike enne'l-cennete lâ yedhulühâ illâ nefsün müslimetün.

İnsanların adedi çok çok fazla miktarda olduğu halde niye böyle?

"Çünkü cennete ancak Müslüman bir can, Müslüman bir kişi girebilecek, Müslüman olmadıktan sonra cennete girmek yok."

Bu kat'î bir nas, kat'î bir delil, kat'î bir hükümdür ki cennete girmenin şartı Müslüman olmaktır; Müslüman olmadı mı giremez. Bu cennet ehlinin miktarı az ve bu az miktarın yarısı bizim ümmetimiz olacak. Ötekiler…

Nasıl?

Ve mâ entüm fî ehli'ş-şirki illâ ke'ş-şa'rati'l-beyzâi fî cildi's-sevri'l-esvedi ev ke'ş-şa'rati's-sevdâi fî cildi's-sevri'l-ahmeri. "Siz ehl-i şirkin, müşriklerin, gayrimüslimlerin yanında kara bir öküzün derisinin üstündeki bir beyaz kıl gibisiniz."

Başka bir şey değil, o kadar miktarınız. Öküzü kestin, kapkara bir öküz, derisini ortaya yaydın, binlerce kıl var, o derinin üzerinde bir tanecik beyaz kıl ne kadar azsa işte o kadarsınız. Veyahut da kırmızı bir öküzün cildi üzerinde siyah bir kıl kadar. Müslümanlar az.

Neden? Ve mâ ekserü'n-nâsi ve lev haraste bi mü'minîn. Çok kimse imana gelmiyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Miraç'ta Âdem atamız aleyhisselâm'ı gördü. Şöyle sağına baktığı zaman gülüyordu dedemiz, soluna baktığı zaman ağlıyordu. Sağına baktığı zaman cennetlikleri görüyordu, evlatlarım cennete giren evlatlarım diye seviniyordu; soluna baktığı zaman cehennem ehli bir sürü benî Âdem, onları görünce de gözyaşı döküyordu.

Acı bir şey aslında! Büyük bir ekseriyetin cehenneme gitmesi acı bir şey. Bunların doğru yola gelmesine çalışalım kardeşlerim, bunlar bizim kardeşlerimiz. Bunların da bizim gibi canı var, bunlar da cehennem ateşini gördüler mi ciyak ciyak bağırırlar, feryâd-ü figânı basarlar. Çok pişman olacaklar o zaman. Bizim bildiklerimizi bilmiyorlar. Çok pişman olacaklar ama en kötü pişmanlık âhir zamandaki pişmanlık, kıyametteki pişmanlık; o zaman fayda etmeyecek. Biz şimdiden onlara anlatmalıyız.

Eskişehir'e uğradım. Eskişehir'de dediler ki:

"Hocam, kapı kapı -bilhassa zenginlerin kapısını- Hristiyanlar dolaşıyorlar, kendi batıl mezheplerine çağırıyorlar."

Kapı kapı; "Bizim dinimize gel, daha iyidir, daha hoştur, sana istersen şu avantajı da sağlarız, bu avantajı da sağlarız…"

İşçilerimize de öyle Almanya'da; "Sen bizim dinimize gel, sana şu kadar mark maaş."

Zayıfsa paradan yakalıyor veyahut başka şeylerden yakalıyor. Onlar öyle çalışıyorlar; biz Allah'ın doğru yolda yürüyen vazifeli kulları, biz de çalışalım. Şu cehenneme düşecek kardeşlerimizden ne kadarını kurtarabilirsek, yangından ne kadar kaçırabilirsek o kadar sevap kazanırız, o kadar iyi olur.

Ya bir de bu yanacaklar evlatlarımız olursa?

Ya bu yanacaklar bizim kardeşlerimiz olursa?

Ya bu yanacaklar bizim babamız anamız olursa?

Ya bu yanacaklar bizim karımız kocamız, neyse durumumuza göre olursa?

Yani çok yakından tanıdığımız, yüreğimiz ağzımıza gelen kimse olursa ne yapacağız?

Çok çalışmamız lazım; bir. İkinci bir şey var ki o da bizim sırtımızı terletip ürpertmeli. Demek ki çok büyük bir ekseriyet bir postun üzerinde bir tanecik kıl Müslüman; onlar cennete giriyor, ötekilerin hepsi cehennemlik.

"Acaba ben o bir tanecik kıl gibi miktarı azın arasına girebilecek miyim?" diye oradan korkalım. Oradan korkalım da cennetlik olmak için daha ciddi çalışalım.

Yarım yamalak çalışmayla, eften püften tedbirlerle, bu gidişle olmaz. Bayağı aklını başına devşirip, ciddi ciddi düşünüp, kötülüklere candan tevbe edip, hayırları yapmaya ciddi olarak yönelip bu cenneti kazanmaya çalışmak lazım.

Görüyorsunuz, bir kıl kadar koca bir postun üzerinde, öküz postunun üstünde bir kıl kadar insan girecek cennete. Gayret edelim de cennete giremeyenlerden olmayalım, cennete girenlerden olalım. Bir de işin o tarafı var.

Rabbimiz bize yardım eylesin, tevfîkini refik eylesin. Şu mübarek günler geceler hürmetine, şu güzel aylar, tevbe ayları hürmetine bizi hakikî bir dönüşle yoluna dönenlerden eylesin. Bundan sonra sapasağlam bu yol üzere yürüyenlerden eylesin ve cennetini Cemâli'ni kazanan, o nimetlere erenlerden eylesin.

Muhterem kardeşlerim! İnsanın başına gelebilecek en acı şey ölümdür. Ölüm nasıl olsa gelecek! Herkese gelecek!

İnsan Müslüman olduğu zaman aç ve açık kalmıyor. Müslüman yaşa, helalinden ye, Allah çok mükâfatlar veriyor Müslümanlara.

Şu iki paralık ömür için basit küçük şeylerden dolayı cenneti kaçırmaya değmez! Küçük hesaplarla uğraşmayalım, asıl hedefe ulaşmaya gayret edelim.

İkinci hadîs-i şerîf biraz yüreğimizi yakacak bir hadîs-i şerîf. Efendimiz bu ikinci hadîs-i şerîfte buyuruyor ki;

Vellezî nefsî bi yedihî lâ tezhebü'd-dünyâ hattâ yemurre'r-raculü ale'l-kabri fe yetemerregu aleyhi ve yekûlü: Yâ leytenî küntü mekâne sâhibi hâza'l-kabri ve leyse bihi'd-dînü ille'l-belâe.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten. Müslim ve İbn Mâce'nin kitaplarında var. Sıhah-ı Sitte'den iki kitapta olan bir hadîs-i şerîf ki bizim yüreğimizi biraz yakacak bir mâna taşıyor. Efendimiz buyurmuş ki:

"Canım kudreti elinde olan o Zât'a, Allah'a yemin olsun ki! Dünya bozulmayacak; ancak şu iş olacak, ondan sonra bozulacak."

Yani şu hadise tahakkuk etmeden, bu hal yaşanmadan, insanların başına bu durum gelmeden dünya yok olmayacak, ille bu hal başına gelecek insanların.

Neymiş o hal?

Hattâ yemurre'r-raculü ale'l-kabri. "Adam bir kabrin yanından geçecek de- daha önce ölmüş birisinin bir kabri- onun yanından geçecek de." Fe yetemerregu aleyhi. "Üstüne yatıp -affedersiniz, ne derler ona- yere yatıp toprakta yuvarlanacak ve diyecek ki; 'Keşke şu kabrin sahibinin yerinde ben olaydım.' diye oralara yatıp topraklara böyle, oraya buraya yuvarlanacak. Bu hal olmadan dünya bozulmayacak." Durum; yaşayanların, ölülerin yerinde olmayı temenni edeceği kadar bir kötü duruma gelecek.

Ve leyse bihi'd-dînü ille'l-belâe.

Neden? "Çünkü onun dini beladan başka bir şey getirmeyecek kendisine. İnancı, imanı dolayısıyla çok sıkıntılara düşecek."

O sıkıntıdan dolayı… Başka bir hadisten de duymuşsunuzdur ya, hatırımızda kalmıştır.

"Âhir zamanda insanın Müslüman olması; avucunda ateş, kor tutmak kadar acı olacak."

Müslüman, sanki avucuna, çıplak avucuna mangaldan veya sobadan kor ateş almış gibi… Nasıl yanar cayır cayır eli; ateş tutmak gibi zor olacak Müslüman olmak.

Allah bize kötü günler göstermesin. Dünya ve âhiretin hayırlarına erdirsin.

Eski ümmetler dinlerinden dolayı imtihanlar çektiler, çok sıkıntılar çektiler. Eski zalimlerden bir tanesi o devrin Müslümanlarını öldürmek için hendekler kazdırmış, hendeklerin içine odunlar attırmış, bayağı kızgın ateş; inananları, mü'minleri atıyor içine. Kadıncağızın birisi de mü'minlerden, onu da yakalamış, onu da ite kaka hendeğin başına getirmişler, ateşe atacaklar;

"Söyle bakalım mü'min misin, değil misin?"

Kâfir olmasını, imanından dönmesini teklif ediyorlar. Dönse atmayacaklar, dönmezse atacaklar. Mü'minse atacaklar; "Allah'a inanıyorum." derse...

Atacak kendisini de kucağında da yavrusu varmış, kucağındaki yavrusuna merhametinden, annelik damarı kabardığından şefkati;

"Acaba çocuğumu kurtarmam daha mı uygun olur? Şunların dediğini deyiversem de acaba ateşe atılmasam mı?.." diye çocuğu için düşünürken kucağındaki o çocuk, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize bildiriyor ki dile geldi; "Ey anacığım, dönme dininden!" dedi.

Üç kişi konuşmuştur: Hz. İsa aleyhisselâm beşikteyken konuştu. "Bu kadıncağızın kucağındaki bu kişi konuştu." diyor Peygamber Efendimiz. Bir de bir rahip, bir ibadet ehli âbide iftira ettiler; bir çocuk doğdu bir kötü kadından "Bu rahipten. O âbidden." dedi, iftira ettiler, kadın öyle dedi. Sonradan o çocuk dile geldi; "Ben filanca çobanın çocuğuyum." diye. O âbid kulunu kurtarmak için Allah onu konuşturttu.

Eski ümmetlerde sıkıntı çekilmiş. Bu bizden sonra gelecek ümmetlerde böyle sıkıntılar olacak, kabrin başına geçecek de kabrin toprağı üstünde yatacak da;

"Keşke şu kabrin içinde yatan yerine ben olsaydım." diyecek.

Bizim bugün halimiz ne? Bizim bugün halimiz baklava börek, kaymak gibi. Yediğimiz önümüzde yemediğimiz yanımızda. Evimizin içinden sıcak sular, soğuk sular… Memleketimiz gül gülistan; güneşi, denizi, deresi, dağı, ovası, mahsulü var…

Umreye gitmiş bir arkadaşım anlatıyor. Bir elmaya bilmem kaç yüz lira para veriyorlarmış Irak'ta. Bizim otobüsten giden hacılarımızdan elma istiyormuş da bir elma bilmem yedi yüz lira mı, bin iki yüz lira mı? Tek bir elma...

Neden? Harp darp var, kıtlık… Bizim memleket bolluk; biz elmayı çürütürüz, dallarından toplamayız. Başka yerlerde böyle sıkıntı var.

Bize yakışan; Allah bize bu kadar nimetler, bu kadar güzellikler vermişken dağ başı, deniz kenarı gördüğümüz zaman içki meclisleri kurmak, günahlara dalmak mıdır?

Allah'ı unutmak mıdır?

Âhireti unutmak mıdır?

Bu nimetlere şükretmek midir?

Bize hangisi düşüyor?

Eski ümmetler dininden dolayı çekmişler, gelecek ümmetler bu kadar sıkıntılar çekecekler. Biz bunca nimet içindeyiz. Bizim namaz kılmamıza ne mâni? Oruç tutmamıza ne mâni? Allah yolunda yürümemize ne mâni? Kur'an'ı öğrenmemize ne mâni?

Yok bir mâni! Bizim sırf şeytana uyduğumuzdan dolayı bu ahali yanlış yola giriyor. Ahalinin gözü dönmüş. Aklı fikri belden aşağısında, zevkte, sefada, eğlencede. Biz bir güzel manzaralı bir yer görsek;

"Maşaallah, tebarekallah; Rabbimiz ne güzel yaratmış. Hadi şurada, şu soğuk suyun başında abdest alalım da iki rekât namaz kılalım." deriz. Arkadaşlarla bazı seyahatlerimiz oluyor;

"Aman ne güzel çeşme başı, çayır çimen; hadi şurada iki rekât namaz kılıverelim."

Abdest alıp namaza duruyor Müslüman. Ötekisi de böyle bir çayır çimen gördü mü;

"Getir biraları, rakıları, mezeleri, bilmem neleri…" Günaha dalıyor, Allah'a âsi geliyor. Allah'ın nimetlerini yiyip âsi geliyor.

Bu hadîs-i şerîften benim anladığım, içime gelen azim ve karar şu ki; biz gece gündüz Rabbimizin şu nimetlerine şükretmenin çarelerini arayıp şu dinimizin emirlerini tutmaya çalışmalıyız. Çünkü çok bolluk içindeyiz, çok rahatlık içindeyiz. Dünyada bizim kadar rahat insan belki az bulunur.

Ben Avrupa'yı, Almanya'yı filan gördüm. Daha müreffeh ülkeler ama rahat değil. Bizim kadar rahat değil. Bizim memleketimizdeki, evet, yolları biraz çamurluca, intizamsızlık var, şöyledir böyledir ama bizim memleketimizdeki sıcak hava, tatlılık, rahatlık, insanın kolay yaşaması yok.

Orada hayat sert, hayatın kanunları sert. Çalışmayan ayaklar altında ezilip gidiyor... Cemiyette kimse kimseye merhamet etmiyor, bakmıyor. Oralarda yaşayanlar bilirler ne demek istediğimi, anlarlar. Üç ay durdu mu patlayacağı geliyor insanın.

"Aman eksik olsun sizin kaloriferiniz, sıcak soğuk suyunuz, tramvayınız, otobüsünüz, tayyareniz; nerede benim çamurlu, topraklı memleketim…" diye insanın burnunda buram buram tütüyor şu memleket.

Allah buranın kadrini kıymetini bilip güzel kulluk etmeyi şu güzel günler hürmetine bizlere nasip eylesin.

Azminizi berkitin, kuvvetlendirin. Rabbimize, bundan sonra, bu hadîs-i şerîfi hiç unutmayıp güzel kulluk etmeye gayrete gelin.

Rabbimiz kötü günler göstermesin. Bizlere de çoluk çocuğumuza da daha sonraki nesillerimize de dünya ve âhiretin sevabını, hayrını ihsan eylesin.

Bu temennimiz. Biz kuluz; boynumuzu bükeriz, elimizi açar isteriz.

Ama muhterem kardeşlerim, çok ciddi günlerde yaşıyoruz. Bu hayat denilen şey, çok ciddidir. Bir olmadık hata işler de o hal üzere yakalanırsak ölüme; ne fenâ!

Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Yâ eyyühellezîne âmenu't-tekû'llâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtünne illâ ve entüm müslimûn. "Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkun. Takvaya sımsıkı sarılın, ancak Müslüman olarak ölün, başka türlü ölüp de benim karşıma gelmeyin." diyor Allah-u Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmede. Onun için Müslüman gelmeye dikkat edeceğiz.

İşte; "Filanca yerden maaş alacağım da filanca yerden ikramiye alacağım da falancayı aldatacağım da…"

Kendini aldatıyorsun, başkasını aldatmıyorsun. Bu dünyaya daldı mı insan kendi kendini aldatıyor. Biliyor musunuz bizim dinimiz insanın günah işlemesine ne diyor kitabımızda, hadislerimizde?

"Nefsine zulmetti." diyor.

Nefsine zulmetmek ne demek? Kendi kolunu kıvırıp kendi parmağını kırmak, jiletle göğsünü çizmek filan mı?

Hayır! Günah işledi mi insan, kendine zulmetmiş oluyor. Başkasına değil, kendisine zulmetmiş oluyor. Onun için gelin şu kendi canımıza acıyalım da kendimize zulmetmeyelim. Kendimize işkence etmeyelim. Kendi elimizle kendimizi ateşe atmayalım. Cehenneme kendimiz koşa koşa gitmeyelim.

Rabbimiz bize uyanıklık versin. İyi kul olmayı nasip etsin. Cennetini Cemâli'ni nasip eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA