İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

10.04.1986 - Riyakar Alimler, Kalpler Allahın Elinde, Yanlış Sevgiler

10.04.1986 - Riyakar Alimler, Kalpler Allahın Elinde, Yanlış Sevgiler
Hadisler Deryası

10.04.1986 - Riyakar Alimler, Kalpler Allahın Elinde, Yanlış Sevgiler

17.07.2026
20 dk 12 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İnne fî cehenneme vâdiyen. “Muhakkak ki cehennemde bir vadi vardır.”

Nasıl dağların arasında dere yatakları, vadiler oluyor; cehennemde de öyle, daha çukur. Cehennem dağları arasında ateşin daha çok toplandığı, azabın daha fazla olduğu öyle bir vadi vardır ki azabı çok müthiş olduğundan testeîzü minhü külle yevmin seb’îne merreten, “Cehennem her gün içindeki o azap vadisinden yetmiş kere Allah’a sığınır. Öyle müthiş azap olan bir deredir, bir vadidir.

Eaddehû bi’l-kurrâi’l-mürâîn. “Allah-u Teâlâ hazretleri bu vadiyi mürâî kurrâ için hazırlamıştır.”

Riyakâr Kur’an okuyucular hakkında hazırlamıştır.

Mürâîne bi-a’mâlihim. “Amelleriyle mürailik yapan, güzel amellerini başkalarına gösteriş için arz edip de mürailik yapanlar için hazırlamıştır.” Ve inne ebğade halkı ila’llâhi âlimi’s-sultâni. “Hiç şüphe yok ki insanların Allah’a en çok menfuru, en kötüsü, Allah’ın en çok buğz ettiği insan, sultanın peşi sıra gezen alimdir, sultanın alimidir. Allah’ın en buğz ettiği alim odur.”

Bunu biraz anlamışsınızdır ama yine açıklayalım.

Kıraat farklarını da bilen Kur’ân-ı Kerîm’i iyice ezberlemiş kuvvetli hafızlara; “kurrâ hâfız” diyoruz. “Kıraati, aşrı biliyor.” demek oluyor.

Kurrâ. “Kur’an-ı Kerim okuyanlar.”

Kur’ân-ı Kerîm’i biliyor, mânasını biliyor, okuyor. Ama el-mürâîne bi-amalihim, “Amelleriyle gösteriş yapıyor, gösteriş için okuyor.”

Allah rızası için değil başka insanlara âlimlik taslamak için veyahut kendisinin çok takva ehli bir insan olduğunu göstermek için veyahut mevki makam, para pul toplamak gibi bir sebeple riyakârca yapıyor. İhlasla yapmıyor, riyakârlıkla yapıyor.

İşte bunlar; cehennemin, o cehennemin bile sığındığı vadisine atılacaklar, orada azap görecekler.

Niye?

Bir insan bir suçu bilmeyebilir, bilmediği için yapar. Kardeşimiz diyor ki “Üç senedir ben aklım başıma geldi.” Koca adam ama “Üç senedir doğru yolu buldum.” diyor.

İnsanın doğru sandığı yollar eğri çıkabiliyor, koştura koştura ömür geçirdiği yerler yanlış yol olabiliyor. Doğrusunu anladığı zaman doğruya geliyor, eskisinden pişman oluyor, tevbe ediyor. Fakat doğruyu bilip de yapmazsa işte en büyük felaket o oluyor. Kur’ân-ı Kerîm’i okuyor, dinin ahkâmını biliyor fakat Allah’ın emrini bildiği halde onu yaşamıyor. Onu içine sindirmemiş, Allah’tan korkmuyor, bildiği halde böyle olduğu için onun cezası çok oluyor.

Allah’ın en çok buğz ettiği kimse; sultanın gölgesine sığınan, onun mevkiinden makamından istifade etmek için yanına sokulan alimdir.

Âlimi’s-sultan. “Sultanın alimi.”

Onun yanına sokuluyor mevki var, makam var, para var. Sarayı güzel, ikramlar güzel. Oh kaymaklar, meşrubatlar, tatlılar, itibar, izzet ömrü öyle geçiyor. Hayır, Allah’tan korkan alim hakkı söyleyecek, ilmi ehline öğretecek, naehle söylemeyecek. İlmi ehline öğretmeyen mesul olur, naehline öğreten de mesul olur. Naehil insana ilim öğreten de mesul olur.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir başka hadis-i şerifinde buyurmuş ki:

“İlmi ehliyetli kimselerden esirgemeyin, kabiliyetli kimselerden esirgemeyin.”

Zavallıcıklara zulmetmiş olursunuz. İlim öğrenmek istiyorlar, öğretmiyorsunuz, nazlanıyorsunuz.

“Yok, şimdi olmaz. Yarın gel, öbür gün gel, seni okutamam, bilmem ne.”

Bu onlara zulüm! Naehil insanlara da ilmi vermeyin, yazık olur. İlme zulmetmiş olursunuz. Bu sefer ilme yazık.

Domuzun boynuna gerdanlık takılır mı?

Hz. İsa aleyhisselam da ona benzetmiş. Naehil olan insana dini bilgi vermek, domuzun boynuna gerdanlık asmak gibi oluyor. Bu bunu alacak, insanların parasını pulunu çarçur etmekte kullanacak. Mürailik yapacak, dinini satacak, dünyalık değiştirecek.

Onun için Hz. İsa aleyhisselam o devirdeki böyle âlimleri domuza benzetmiş. “Onlara, o tipten insanlara da ilmi öğretmek sanki domuzun boynuna gerdanlık takmaktır.” diye bildirilmiş.

O bakımdan bu ilmin inceliklerine herkesin riayet etmesi lazım. Bilen bildiğini Allah rızası için öğretecek, kendisi tatbik edecek. Gösterişten kaçınacak, mürailikten kaçınacak. Riyakârlıktan kaçınacak, ihlâssızlıktan kaçınacak, ihlâsı elde etmeye çalışacak. Bilmeyecek ki acaba Rabbi ona ne muamele eder? Ahirette yüreği tir tir titreyecek. Acaba Rabbim benim günahlarımı affeder mi, affetmez mi?

Tabiînin büyük âlimlerinden Hasan-ı Basri hazretleri, bir Berat gecesinde evinden çıktı ki yüzü limon gibi sararmış, sapsarı kesilmiş. Dediler ki:

“Hayrola efendim? Nedir bu böyle, yüzünüz çok sararmış, hasta mısınız?” Dedi ki:

“Günahlarımı biliyorum, gençliğimden bu vakte kadar şu hatayı, şu günahı işledim. İnsan kabahatini bilir; günahlarımı biliyorum ama affedildiğimi bilmiyorum. Günahlarım belli, ortada ama affedildiğim belli değil. Evet, namaz kıldım, oruç tuttum, ibadet ettim ama onun da kabul edildiği belli değil. İyi amellerimin kabul edildiği belli değil.”

Kötü amellerimin bağışlandığına dair bana yukarıdan kâğıt gelmedi ki; “Hadi, senin bütün günahlarını bağışladım. Mühür, imza, tamam. Korkma!”

Öyle bir şey yok ki!

O halde alim hazer üzere, korku üzere, ihtiyat üzere olacak. Herkes, her Müslüman, korku ile ümit arasında olacak. Eğer “Bütün insanların hepsi cennete gidecek, Allah bir tanesini cehenneme atacak.” Deseler; “Acaba o cehenneme düşecek tek kişi ben miyim?” diye korkup titreyecek. Ama bu korkup titremesi de onun hayatını salih ameller işlemekten, muntazaman yaşamaktan, üzerine düşen vazifeleri yapmaktan alıkoymayacak.

Bir de şöyle ümit besleyecek ki; “Allah bütün insanların hepsini toptan cehenneme atacak, bir tanesini cennete sokacak. Acaba o cennete giren ben olabilir miyim?” diye heveslenecek. “Umarım ki Rabbim belki beni sokar.” diye heveslenecek.

Hayat boyunca korku ile ümit arasında bekleyecek. Ömrünün sonuna doğru, Allah-u Teâlâ hazretlerine hüsn-ü zannını arttıracak.

“Rabbimin lütfunu umarım. İnşallah beni cehenneminden azat eder. Umarım ki cennetine beni de dâhil eder.” diye ömrünün sonuna doğru o tarafını galip getirecek.

Ama ilk başta beyne’l-havfi ve’r-recâ korku ile ümit arasında titreyecek. Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri bir günahtan yakalar, bir günah üzerine ölür, insan mahvolur, gider. Dünyası da mahvolur, ahireti de mahvolur.

Ölüm nerede gelecek, nasıl gelecek, nasıl bir hal üzereyken gelecek? Abdestli mi olacağız, namazda mı olacağız, oruçlu mu olacağız, gafil mi olacağız, cahil mi olacağız? Bilmiyoruz ki!

Gece yatarken mi gelecek, gündüz mü gelecek? Allah saklasın, Allah etmesin abdestsiz mi gelecek, cünüp mü gelecek, içkili mi gelecek, sarhoş mu gelecek, meyhanede mi gelecek? Allah etmesin! Camide mi gelecek?

Ecelin nerede geleceği, ne zaman geleceği belli değil. Yüreğimizi tutacağız, edebimizi takınacağız. Allah-u Teâlâ hazretlerine güzel kulluk etmeye çalışacağız. Daima uyanık, daima gayretli, daima dikkatli olacağız.

İnsanlardan mükâfat beklemeyeceğiz. Mükâfatı Allah’tan bekleyeceğiz.

“Cümle cihan halkı bana düşman olsa Rabbimin yolundan ayrılmam. Cümle cihanı bana verseler Rabbimin rızası yolunu terk etmem. Menfaatlere bakmam.” diyeceğiz. İnsanın böyle demesi lazım.

Peygamber Efendimiz’ e ne dediler?

“Sen bu davadan vazgeç. Biz sana en güzel, en asil kızlarımızdan istediğini verelim, evlen. Çok para verelim, seni başımıza hükümdar yapalım. Etme eyleme, şu bizim dinimize dokunma, putlarımıza dokunma. Kâbe’nin orasına burasına diktiğimiz şeylere sataşma, bizim bu dinimizi tenkit etme!”

“Para vereceğiz, pul vereceğiz ne istersen yapacağız!” Efendimiz dedi ki:

“Bir elime güneşi verseniz, bir elime de kameri verseniz. Bir elimde ay, bir elimde güneş olsa davamdan vazgeçmem!” dedi; biz de öyle olacağız.

İbrahim aleyhisselam’ı ateşe attılar.

Allah-u Teâlâ hazretleri, İbrahim aleyhisselam’ın ateşe atıldığını neden anlatıyor? “Siz de öyle olun.” diye anlatıyor.

Ateşe attılar, yoldan dönmedi. Allah-u Teâlâ hazretlerinin yolundan dönmedi, putlara tapmadı, kavmine uymadı, cahillere “eyvallah” demedi. Hakkı söylemekten geri durmadı. Hak için çalışmaktan geri durmadı ama Allah da onu Halîlullah yaptı.

Halil ne demek? “Samimi dost, sırdaş dost” demek.

Ve’ttehaza’llâhu İbrâhîme halîlâ. “Allah İbrahim’i kendisine dost edindi.”

Allah’ın dostu olmak, sevgili dostu olmak…

Allah cümlemize güzel haller nasip eylesin. O güzel büyüklerimizin yolundan yürümeyi nasip etsin. Öyle dünyaya meyledip de üç buçuk günlük dünya için iki paralık menfaat için ahireti satmaktan cümlemizi hıfz eylesin.

Ekseriya insanlar “para verir” diye zenginlerin yanına sokulur; bir de nüfuzundan istifade etmek için makam sahibinin yanına sokulurlar. Mevki makam sahibiyse, idareciyse yanına sokulurlar ama doğruyu söylemezler. “Eyvallah efendim!” derler. “Allah ömürler versin efendim!” derler. El etek öperler, önünde iki kat eğilirler.

Bizim büyüklerimizden Ebû Ali el-Faremedî kaddesallahu sırrahû Sultan Sencer’in yanına girermiş, Selçuklu sultanı büyük imparator Sencer’in yanına girermiş; sultan ayağa kalkarmış. O da ciddiyetle gelirmiş. “Efendim, şöyle buyurun.” dermiş, tahtına oturturmuş. Ve Sultan Sencer’i çocuk azarlar gibi azarlarmış; “Evladım, Allah’ın emrini tut, şunu şöyle yap bunu böyle yap!” diye nasihatini yaparmış.

O dönemin başka âlimleri de var. Kitaplar yazmış kimseler var. Bir tanesi, adını vermeyeceğim, o da meşhur bir alim. Diyor ki, “Efendimiz, bizim ondan aşağı kalır bir yanımız yok; bize hiç itibar edilmiyor, biz geldiğimiz zaman ayağa kalkılmıyor. Biz öyle itibarlara mazhar olmuyoruz.” Sultan demiş ki:

“Siz hep bana ‘eyvallah’ diyorsunuz. ‘Tamam efendim, münasiptir efendim’ diyorsunuz. Bu şahıs benden korkmuyor, benim ayıplarımı söylüyor. Ahiretimin düzgün olması için bana nasihat ediyor. Onun için ona hürmet ediyorum.”

Biz de böyle olacağız.

Karşımızdaki adamın mevki makamı -Allah bize o ruh kuvvetini versin, o kalp sağlamlığını versin- her ne olursa olsun hakkı söylemekten bizi alıkoymamalı. Hakkı söylemeliyiz.

“Bu yaptığın yanlış. Şöyle yaparsan doğru olur. Ben seni severim aslında, iyiliğini isterim, maksadım kötülük değildir. Bunu yaparsan şu şu zararlar olur; sonra sen de pişman olursun. Hak yola gel, bu yanlış yolu bırak!” diyebilmeliyiz.

Herkes böyle derse zalimlerin yanında dalkavukluk olmazsa zalimler zulmünü yapamaz. Dalkavuklar yüzünden oluyor, onların etrafındaki yardımcıları yüzünden oluyor.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi sevdiği kullarla beraber eylesin, sevdiği kullardan eylesin.

İnne kulûbe benî Âdeme küllehâ beyne isbeayni min esâbii’r-rahmâni kekalbin vâhidin yusarrifühû haysü yeşâü; “Allâhümme musarrife’l-kulûbi sarrif kulûbenâ alâ tâatik.”

Bu, Daru’l-Kudri’de, Müslim’de, Ahmed b. Hanbel’de olan bir hadîs-i şerîf’tir. Abdullah b. Amr b. Âs’dan rivayet edilmiştir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

“Âdem aleyhisselam’ın evlatlarının hepsinin gönülleri, bütün insanların tek tek gönülleri Rahman olan Allah-u Teâlâ hazretlerinin iki parmağı arasındadır.”

Kekalbin vâhidin. “Bir tek kalp gibidir.”

Milyonlarca insan olması Allah-u Teâlâ hazretlerine güç gelmez. Sübhânehû ve Teâlâ. Asla ve kat’a güç gelmez. Bir adamın kalbi gibi Rahman’ın iki parmağı arasındadır. Şöyle yaparsa kalp böyle olur, böyle yaparsa şöyle olur. İnsanoğullarının gönüllerini ne tarafa akıtırsa oraya akıtır. Ne tarafa meylettirirse o tarafa meylettirir.

Allah-u Teâlâ hazretleri her şeye kâdirdir. Mülkünde hak tasarruf eder.

Keyfe mâ yeşâ’. “Allah-u Teâlâ hazretleri mülkünde nasıl dilerse öyle tasarruf eder, ne isterse onu yapar.”

Lâ yüs’elü ammâ yef’alü ve hüm yüs’elûn.

Kimse de O’na sorgu sual soracak değil ya, insanlar sorgu suale uğrarlar, hesaba çekilirler ama Allah-u Teâlâ hazretleri Kâdir-i Mutlak’ tır. Ne dilerse öyle yapar. Dilerse yaşatır, dilerse öldürür. Dilerse yükseltir, dilerse alçaltır.

Dilerse bir anda bir padişahı yoksul bir fakirden daha perişan duruma düşürür. Dilerse bir âciz, naçiz kulu âlâların âlâsına, yükseklere çıkarır. Bir yoksula cennetin en yüksek derecesini verir; bir Karun gibi zengin insanı, cehennemin en aşağı çukuruna indirir. Bir kalbi idare etmek gibi nasıl dilerse öyle idare eder. Rabbimiz Teâlâ ademoğullarının hepsinin gönüllerini öyle idare eder.

Yusarrifühû haysü yeşâ’. “Gönüllerini ne tarafa isterse o tarafa çevirir.”

Böyle dedikten sonra Efendimiz dua ediyor:

Allâhümme. “Ey Allah’ım, ey Rabbim!” Musarrife’l-kulûbi. “Ey gönülleri oradan oraya dilediği gibi çeviren, istediğini gönüllere ilham eden, istediğini yaptıran Rabbim!” Sarrif kulûbenâ alâ tâatik. “Bizim gönüllerimizi senin kulluğuna, sana güzel ibadete, taate sevk et.”

“Gönüllerimizi o tarafa akıt. Sana kulluğu sevelim.” diyor Peygamber Efendimiz.

Muhterem kardeşlerim! İnsanın dünya ve ahiret saadetinin çok basit bir kaidesi varmış. Bir tanecik; herkesin aklına yer edebilir. Hiç de zor değil! Allah ile dost olursan tamam bitti. Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevgili kulu olursan bitti.

Fe izâ ahbebtühû küntüm sem’ahu’llezî yesmeu bihî, dediği gibi.

“Allah bir kulu sevdi mi gören gözü olur, işiten kulağı olur, söyleyen dili olur, tutan eli olur, yürüyen ayağı olur, dünya ve ahirette onu ihya eder, onu her türlü hayırlara erdirir.”

Onun için gelin hepimiz Rabbimize tazarru edelim, boyun bükelim, yalvaralım, yakaralım, bizi sevmediği hallerden kurtarsın. Bu çamurlardan, bu bataklıklardan çıkarsın. Rahmetinin, mağfiretinin içinde yıkasın, pak eylesin. Sevdiği kullar zümresine dâhil eylesin. Gönüllerimize taatini sevdirsin, yolunu sevdirsin. Ölsek de yolundan ayrılmayacak bir aşk, bir muhabbet, bir sevgi versin bize. Çünkü o aşk, o muhabbet olmadan bu işler olmaz.

Her şey onun iki parmağı arasındadır. Nasıl dilerse öyle yapar, O’nun rızasını kazanmaya çalışalım. Bunun da kestirme yolunu büyüklerimiz düşünmüşler. Bu işlerin inceliklerini çok iyi biliyorlar. Bunun da yolu Rabbimizi zikretmektir. Sen onu zikrettikçe O da seni zikreder. Sen onu zikrettikçe O senin yanında yer alır. Ve bu iş böyle gider.

Onun için Rabbimizin zikrinden, şükründen gafil olmayalım. Dilimiz tesbihli olsun, kalbimiz zikirli, şükürlü olsun. O dilediği gibi yapar. Teslim olursak Allah tevekkül edenleri sever.

İnna’llâhe yuhibbü’l-mütevekkilîn.

Rabbimiz kendisine dayanan, güvenen tevekkül edenleri ortada bırakmaz ki sever, ihya eder. O bakımdan Rabbimize dayanalım, O’na güvenelim, Rabbimizden isteyelim.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA