İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

20.11.1988 - Peygamber Efendimizin Yemek Yemesi, Günah İşlemek, Güneş ve Ay Tutulması Namazı

20.11.1988 - Peygamber Efendimizin Yemek Yemesi, Günah İşlemek, Güneş ve Ay Tutulması Namazı
Hadisler Deryası

20.11.1988 - Peygamber Efendimizin Yemek Yemesi, Günah İşlemek, Güneş ve Ay Tutulması Namazı

21.11.2024
24 dk 32 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Kâne izâ ekele taâmen laika esâbiahü's-selâse. ''Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yemek yediği zaman yemekte kullandığı üç parmağını yalardı.''

Enes radıyallahu anh'ten bir rivayet. Ahmed b. Hanbel'de, Müslim'de, Tirmizî'de, Ebû Dâvud'da var.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yemek yerken üç parmağını kullanırdı. Şehadet parmağı, baş parmağı ve orta parmağı kullanarak yerdi.

Biz iki parmağımızı kullanıyoruz ya, o yemeğini yerken üçüncü parmağını da yardımcı olarak kullanır, üç parmağıyla yerdi. Sonra da üzerinde bir şey kalmasın diye onları yalardı.

İslâmî töreye göre sofraya oturmadan önce eller güzelce yıkanır. Yakın zamana kadar böyleydi. Peygamber Efendimiz' in bazı kereler çubuk kullandığı da rivayet ediliyor. Ona dayanarak; ''Çatal da kullanılabilir.'' diye çıkarmışlar. Batırılarak kullanılan yemek malzemesi olarak çubuk çatal birbirine benziyor, kaşık da meşrubat cinsinden sıvı, sulu yemekleri yemekte kullanılır. Ama sair yemekleri eliyle yediği zaman, üç parmağını güzelce yalardı. Yere bir şey düşse; ''Onu şeytana bırakmayın.'' derdi; ''Artık onu yemeyin.'' demezdi.

Kâne izâ ekele lem ta'dü esâbi'uhû beyne yedeyhi. ''Yemek yediği zaman, tabağın kendisinin önündeki kısmından başlayarak yerdi, parmakları başkasının önüne, tabağın ortasına uzanmazdı.''

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yemek yediği zaman kendi önünden yerdi. Başka tarafa elini uzatmazdı. Fakat meyve getirildiği zaman tabaktan seçerdi. Halka olunup sofraya oturulduğu zaman sadece kendi önünden yerdi; kendi önünden yemeyi, başkasının önüne uzanmamayı tavsiye ederdi.

Kâne izâ ekele ev şeribe, kâl: el-Hamdü li'l-lâhi'l-lezî et'ame ve segâ ve sevveğahû ve ceale lehû mahrecâ. ''Peygamber Efendimiz; bir şeyi yediği, içtiği zaman ''Nimet-i taâmı veren, meşrubatı, şu içecek şeyi verip bizi susuzluğa kandıran; yediren, içiren Allah'a hamdolsun. Bunların vücuda girişini kolaylaştıran, kolayca insanın yiyiverdiği, boğazından kayıverdiği bir şekilde yapan ve ona bir çıkış yeri de yaratan Allah'a hamdolsun.'' diye hamd ederdi.

İleriye doğru okudukça da anlayacaksınız, geriden okuduklarınızı dinleyince de anlayacaksınız; Peygamber Efendimiz' in her adımı duadır. Oturması dua, kalkması dua, yemesi dua, yemek yemeyi bitirmesi dua, yeni elbise giymesi dua, elbiseyi çıkarması dua, tuvalete girerken söylediği sözler dua, çıktıktan sonra söylediği sözler dua; hamd, sena, övme, Allah-u Teâlâ hazretlerine şükür, her haliyle, her an.

Zihni her an Allah-u Teâlâ hazretleriyle meşgul. Her an Allah-u Teâlâ hazretleriyle beraber. Her anında aklı onda. İşte bizim de olmamız gereken hal budur.

Bir hadis-i şerifte diyor ki; ''Bir insan günah işlerse; namazı, orucu ve sair ibadetleri çok bile olsa, zikri az yapmış olur, zikretmemiş olur. Bir insan Allah'ın emirlerini tutar, itaatli olursa; namazı, orucu mütevazıâne olsa, çok miktarda olmasa bile zikir ehli olmuş olur.''

Zikir demek, Allah'ı anmak demek. Demek ki bir insanın cebinde binlik tesbih olsa; ''Günde 25 bin defa Lafza-i Celal, 10 bin defa kelime-i tevhid çekiyorum. Daima lâ havle velâ kuvvete illâ billâh diyorum.'' dese bile, Allah'a isyan ediyorsa zikir erbabından sayılmıyor.

O halde biz de şuura önem verelim.

Bakın bizim yolumuzda birinci prensip; hûş der dem prensibidir. Her nefes alışverişte şuurlu olmak, aklı başında olmak, gafil olmamak, gaflette olmamak.

Daima Allah'ın varlığından, birliğinden, lütfundan, kereminden haberdar ve uyanık olalım. Yolumuzun ana prensiplerinden birisi budur.

Telin üstündeki cambaz bir an dikkatini bırakır mı, başka yere bakar mı? Dar bir yolda süratle araba kullanan bir insan, sağa sola bakabilir mi?

İşte onun gibi, büyüklerimiz mü'minin de her anında şuurlu olmasını esas almış; ''Her nefes alışverişte gafil olma; uyanık, şuurlu ol.'' demişler.

Peygamber Efendimiz' in günlük yaşantısının anlatıldığı bu rivayetlerde görüyoruz ki Efendimiz' in şuuru her zaman uyanık. O her zaman Rabbine bağlı, her zaman Rabbine şükredici, her zaman O'na hamd edici, O'na sığınıcı. Her şeyin O'ndan geldiğini bilen bir insanın şuuru ve uyanıklığı. Numunemiz bu. Bizim de böyle olmamız lazım.

Kâne ize'lteka'l-hitânâni'ğtesele.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ne zaman gusül abdesti alırdı?

Hitânân, yani erkeğin ve kadının uzuvları, sünnet mahalleri birbirine iltika ettiği zaman ister inzal vaki olsun ister olmasın, yıkanırdı. Âdet-i senîyyesi böyleydi.

Kâne ize'ntesebe lem yücâviz fî nisbetihî Meadde'bne Adnâne'bni Üdede sümme yümsikü ve yekûlü: Kezebe'n-nessâbûne. Kâle'l-lâhu teâlâ ''ve kurûnen beyne zâlike kesîrâ.''

İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan.

Peygamber Efendimiz kendi soyunu sopunu söylerken, Hz. Adnan b. Üdet'e kadar sayardı. Babası, dedesi, dedesinin babası, dedesinin dedesi, onun babası, onun dedesi, geriye doğru böyle sayarken, ''Ben filancanın oğlu, falancanın oğlu, şunun oğlu, şunun oğlu, şunun oğlu.'' diye oraya kadar sayardı. Hz. İsmail'e kadar getirirdi. İsmi söylenen ceddine kadar getirirdi, ondan sonrasını getirmezdi. Halbuki Araplarda nesebi Hz. Âdem'e kadar götürürler. Sanki Âdem atasından kendisine gelinceye kadar bütün dedelerinin ismini biliyormuş gibi sayarlar.

Halbuki Allah-u Teâlâ hazretleri, Kur'ân-ı Kerîm'de; ''Bunların arasında daha nice nice zamanlar geçmiştir.'' diye uzun fasılalar olduğunu bildiriyor. Demek ki neseb söyleyici kişiler yalan söylüyorlar. Efendimiz; ''Öbür tarafı uydurmadır.'' diye, öbür tarafı söylemezdi, daha ileriye gitmezdi.

Çünkü o, bütün sözü doğru, her işi doğru olan peygamberdi. Hz. İbrahim'e, Hz. İsmail'e, Hz. Adnan'a kadar soyunu sayardı, daha fazlasını saymazdı. ''Nesebciler buradan öteye yalan söylüyorlar, uyduruyorlar.'' demek istiyor.

Kâne izâ nezele aleyhi'l-vahyü nekese re'sehû ve nekese ashâbühû ruûsehüm fe izâ uklia anhü rafea re'sehû. ''Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' e vahiy geldiği zaman başını eğerdi. Ashabı da başlarını eğerlerdi. Vahiy kesildiği zaman başını kaldırırdı.''

Peygamber Efendimiz' e vahyin geliş çeşitleri çoktur, çeşitli şekillerde vahiy gelmiştir. Bazen kendisine melek görünür ve o tarzda Allah'ın emrini bildirirdi, Cebrail aleyhisselâm vahiy getirirdi. Bazen daha başka şekillerde olurdu. Kendisinde olağanüstü bir durum görülürdü. Vahiy hali olduğu zaman başını öne eğerdi. Öyle olağanüstü bir durum. Sahabe-i kiram da başlarını eğerlerdi.

O zaman Peygamber Efendimiz' de müthiş bir ağırlaşma hadisesi olurdu. Hatta bir keresinde bir kimse ile kalabalıkta yan yana otururken, diz dizelermiş. O esnada Peygamber Efendimiz' e vahiy geliyor; ''Dizim kırılacak sandım.'' diyor. O kadar bir ağırlık. Vahiy geldiği zaman Peygamber Efendimiz devenin üstünde olsa, deve dayanamaz çökerdi.

Kâne izâ nezele aleyhi'l-vahyü keribe li-zâlike ve terabbede vechühû. ''Kendisine vahiy indiği zaman Peygamber Efendimiz zorlanırdı, sıkışırdı ve yüzünün rengi değişirdi.'' Vahiy zor bir hal, öyle kolayca oluveren bir şey değil.

Kâne izâ nezele aleyhi'l-vahyü sümia inde vechihî ke-deviyyi'n-nahli. ''Vahiy geldiği zaman yüzünün yakınında arı vızıltısı gibi bir ses duyulurdu.''

Kâne ize'n-sarafe min salâtihî isteğfera selâsen sümme kâl: Allâhümme ente's-selâmü ve minke's-selâm, tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm. ''Namazdan fâriğ olduğu, çıktığı zaman Peygamber Efendimiz üç defa estağfirullah el-azîm diye istiğfar ederdi. Ondan sonra da Allahümme ente's-selâmü ve minke's-selâm, tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm derdi.''

Allah razı olsun dedelerimizden, babalarımızdan; miras yoluyla kulağımıza geldiği için biz de diyoruz. Dedelerimiz bu hadisleri okumuşlar, hayatlarını ona göre tanzim etmişler. Oturmalarını kalkmalarını, yemelerini içmelerini, giyimlerini kuşamlarını Peygamber Efendimiz' in sünnetine uygun hale getirmişler. Biz de onlardan göre göre, müezzinlerden duya duya öğrendik ki namazdan sonra öyle yapıyoruz. Ama anlıyoruz ki Peygamber Efendimiz' in âdet-i seniyyesiymiş. Şimdi kaynağını öğrendik, yaptığımız işin sebebini anladık.

Peygamber Efendimiz; üç defa estağfirullah derdi.

Ne demek?

''Yâ Rabbi! Ben senden afv-u mağfiret istiyorum.'' mânasına. Bazı arifler demişler ki:

''İnsan ibadet ediyor ama Allah'ın verdiği nimetlerin, imkânların yanında bu ibadetin ne kıymeti vardır? Bizim tüm ömrümüz ibadetle geçse de hangi lütfunu ödeyebiliriz ki? Kıymeti yok. Kendi ibadetini görmek ve onu bir şey sanmaktan istiğfardır.''

''‘Namaz kıldım, Allah'a ibadet ettim. Var mı bana yan bakan?' gibi bir duygu gelmesin diye. Gelmişse, kendi ibadetini üstün görmek gibi bir durum olmuşsa ondan istiğfardır.'' diyorlar. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de bize talim olsun diye böyle yapmış.

Belki namazın içinde kusurlarımız olmuştur. ''Yâ Rabbi! Ben senin huzuruna geldim, dört rekât namaz kıldım ama ya aklımı iyi toplayamamışımdır ya kendimi iyi verememişimdir ya rükûumda eksiklik vardır ya secdemde eksiklik vardır ya tilavetimde kusur vardır. Ben nerede; senin huzuruna girmek, o senin dergâh-ı izzetine, huzur-u aline varmak, kabul olmak şerefine ermek nerede? Kim bilir senin huzuruna geldiğim zaman nice hatalar etmişimdir, affet. Günahlarımı bağışla yâ Rabbi!'' mânasına olabilir. Çünkü yüce makamdır; o makamda nice âdâb vardır, biz onlardan gafilizdir, haberdar değilizdir.

Veyahut da namaz kıldın, elhamdülillah vazifeni yaptın. İnsanın Allah'a en yakın olduğu zaman secde halidir; kulluğun en güzel sembolize olduğu, en kıymetli zamandır. Artık her şey tam tavına gelmişken insan; ''Affet beni Allah'ım!'' demiş oluyor. Allah'ın istediği namaz ibadetini yaptı, tamam. Galiba şimdi af isteme zamanı geldi. Hani bir insan fırsat kollar ya. Gidecek birisinden borç para alacak, içeri girer;

''Selamün aleyküm.''

''Aleyküm selam.'' Elini ovuşturur;

''Nasılsınız?'' der,

''Ne var ne yok?'' Ama işin iç yüzü; arkasından fırsatı kolluyor, sözünü söyleyecek, meramını belirtecek, isteğini isteyecek. İşte o vakitte bizim için tam isteme zamanı oluyor. Es-Selamü aleyküm ve rahmetullah. ''Affet Allah'ım!'' Bunlar olabilir, bilmediğimiz başka noktalar olabilir.

Peygamber Efendimiz, üç defa estağfirullah derdi Sonra derdi ki;

Allahümme ente's-selâm. Selam mastardır. Bir şey selamet mânasına mastarla tavsif edilirse mübalağa mânası ifade eder. ''Yâ Rabbi! Sen Selam'sın. Tepeden tırnağa, bütünüyle, hiç eksiksiz, her türlü noksandan münezzeh, her türlü kemâlâta sahip bir yüce varlıksın. Her türlü noksanlıktan, kusurdan, eksiklikten salimsin, yâ Rabbi!'' demek oluyor. Ve minke's-selâm. ''Selamet, salimlik, her türlü noksanlıktan uzak olmak senin bağışındır, ikramındır. Biz kullara senden gelir ve selam yurdu olan cennete girmek de senin kullarına ikramındır. Onlara dünyada, ahirette selameti ancak sen verirsin.'' mânasına geliyor. Tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm. ''Yâ Rabbi! Mübareksin ve yücesin, ey celâl ve ikram sahibi Rabbim!'' demiş oluyor.

İnsan bu sözlerin mânalarını bile bile namaz kılsa kim bilir ne kadar tatlı olacak! Allah hepimize sözün mânasını bilmeyi ve tadını duya duya ibadet etmeyi nasip eylesin. Bunun için de biraz Arapçaya çalışmak lazım, mürekkep yalamak lazım, biraz nasara-yensuru ezberlemek lazım. Ona da çalışalım ki söylediği sözlerden biraz mânalar sezinleyip ürperelim, ibadetimizi tatlı yapalım.

Kâne ize'n-sarafe'nharafe. ''Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz namazı bitirdi mi ya sağına ya soluna dönerdi.'' Namazda iken kıbleye dönük, arkası cemaate dönük. Namazı bitirdi mi yarım bir şekilde ya sağ tarafına ya sol tarafına dönerdi, cemaate yönelirdi.

Kâne ize'n-kesefeti'ş-şemsü ve'l-kameru sallâ hattâ yenceliye. ''Güneş veya ay tutulduğu zaman Efendimiz namaza dururdu. Tutulma hadisesi geçinceye kadar namaz kılardı. '' Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in oğlu İbrahim vefat ettiği zaman güneş tutulması oldu. Sahabe rıdvanullahi aleyhim ecmain; ''Peygamber Efendimiz' in çocuğu öldüğü için, mübarek varlık olarak o vefat ettiğinden güneş böyle tutuluyor.'' deyince Efendimiz hutbe îrâd etti.

''Güneş ve Ay, Allah'ın varlığına delalet eden büyük varlıklardır. Onlar bir kişinin ölmesiyle, yaşamasıyla ilgili olarak tutulmazlar.'' diyerek o zamandan insanların yanlış düşüncelere saplanmaması için uyardı.

Güneş tutulması heyecan veren bir hadisedir. Halen gazetelerde bile; ''Bugün güneş tutulacak, şu saatten şu saate kadar görülecek.'' diye yazar ve herkes de camları islerle biraz karartıp öyle seyrederler. Güneş'in resmi çekilir, ertesi gün gazetelerde çıkar. Mühim bir hadise, böyle bir önemi var.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, böyle önemli hadiselerde en önemli iş olan namaz kılmayı tercih ederdi, Rabbinin huzuruna dururdu. Onu yaratan Allah, onu döndüren Allah. Güneş niye tutuluyor, Güneş tutulması dediğimiz hadise ne?

Ay, Dünya'nın etrafında fıldır fıldır dönerken Güneşle Dünya'nın arasına geliyor; o oraya geldiği zaman yani Ay'ın kapatmasıyla biz Güneş'in önünü biraz karanlık veya gölge olarak görüyoruz. Güneş tutulması bu.

Ay tutulması hadisesi nedir?

Mehtap, dolunay olduğu zaman Güneş Dünya'nın arkasında olduğundan, aşağı taraftan Ay'ın yüzünü dolunay yapıyor, parlatıyor, aydınlatıyor. Ama bu taraftan da biraz böyle kayıp eğer Dünya gölge yapmışsa o zaman da ''dolunaydı ama birden karardı'' deriz. 15-20 dakika sonra bakıyorsun yine dolunay oluyor. Demek ki Güneş tutulması, Ay'ın Güneş'in önüne gelmesinden dolayı; Ay tutulması da Dünya'nın gölgesinin Ay'ın üstüne düşmesinden dolayı oluyor.

Bunlar iki gök hadisesi. Allah'ın yeri göğü, Güneş'i ve Ay'ı yaratmasında sonsuz hikmetler var. Dünya'nın etrafında Ay'ı döndürmesinde, Ay'ı ve Dünya'yı Güneş'in etrafında döndürmesinde, Dünya'yı kendi etrafında topaç gibi döndürmesinde nice nice büyük kudretler, ibretler, hikmetler var; insan alim olduğu zaman anlar.

Fe-tebâreka'l-lâhü ahsenü'l-hâlikîn. ''Yâ Rabbi! Sen ne yüce yaratıcısın ne kudret sahibisin ne mübareksin!'' diye hayranlığını ifade eder. Dünya Güneş'in etrafında dönüyor, mevsimler meydana geliyor; yaz oluyor, havalar ısınıyor, sıcak oluyor; kış oluyor, havalar soğuyor, mikroplar kırılıyor, tohumlar soğukluyor; bahar geliyor, yeniden bir neşe, yeni bir tazelik ile her taraf şenleniyor.

Yaz geliyor, tohumlar olgunlaşıyor, her varlık kendisinin devamını hazırlıyor. Allah her varlığa tohumuyla kendisinin devamını sağlattırıyor. Her varlık biliyor ki ölecek ama benim arkamdan neslimi yaşatsın diye tohumunu bırakıyor. Meyveler tohum haline geliyor, buğdaylar başak veriyor, başaklar sararıyor, o otlar gidecek, saman olacak, kuruyacak, ölecek ama tohumda yaşıyor. Tohumunda, buğdayında, arpasında, ağacın çekirdeğinde, meyvesinin içinde Allah onun devamını sağlıyor.

Bütün varlıklar devamını, bekasını sağlamak için harıl harıl çalışıp dururken, kendisinin öleceğini bildiği halde arkasından geleceği hazırlarken, biz Müslümanlar niye öldükten sonra arkamızdan gelecekleri hazırlamayız? Bu ağaçlar kadar bizim hissimiz yok mu? Neden İslam'ın evlatlarımızda da devamını istemeyiz? Niye onların da Müslüman olması için gayret sarf etmeyiz?

Eğer her şeyden ibret almayı bilseydik, tohumdan bile nice ibretler alırdık. Küçücük bir tohum, toprağa ekiyorsun, kocaman bir ağaç çıkıyor. Allah'ın büyük bir delili, büyük bir mucize.

Tohumun küçüklüğü ile de ilgili değil; incirin çekirdeği toplu iğnenin başı kadar küçük, incirin ağacı kocaman. Çamın tohumu, kozalağın içindeki toz, rüzgârda uçuşan şeyler, çam fıstığı dediğimiz şeyi kanat yapmış, fıldır fıldır dönüyor. Onun tozu ötekisine gidiyor, onu aşılıyor, o tohum olgunlaşıyor yere düşüyor, büyük bir çam ağacının dibinde küçük bir çam ağacı; bakıyorsun taptaze.

Herkes çocuklarını yetiştiriyor. Allah bize de evlatlarımızı Müslüman olarak yetiştirmeyi nasip etsin.

Kâne izehtemme eksere min messi lihyetihî. ''Efendimiz; üzüldüğü, sıkıldığı zaman elini sakalına çok sürmeye başlardı. Tutup sakalının ucuna bakardı.''

Kâne izâ ehemmehü'l-emrü refea re'sehû ile's-semâi ve kâle: Sübhânallâhi'l-azîm ve ize'ctehede fi'd-duâi kâle: Yâ Hayyu yâ Kayyûm. ''Bir iş kendisini sıkıştırırsa, üzerse o zaman başını göğe kaldırır; sübhânallâhi'l-azîm ‘Azamet sahibi olan Allah'ım! Sen her türlü noksandan münezzehsin.' derdi. Duada da ısrarlı olurdu. İleri derecede dua etmek istediği zaman; Yâ Hayyu yâ Kayyum ‘Ey Hayy ve Kayyum olan Allah!' derdi.'' Hayy demek, can sahibi, zî-şuur, akıllı demek; kör kuvvet değil.

Allah bizi iman-ı kâmilden ayırmasın.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA